Adını, “tahta sesi” anlamına gelen, Yunanca ksylon “tahta” ve phone “ses” sözcüklerinden alan vurma çalgı. Güney Asya’dan çıktığı sanılır. 16. yüzyılda Avrupa’da görülmeye başlandı. Küçükten büyüğe doğru yanyana sıralanan tahta plakalardan oluşur. Ses dizisi plaka boylarıyla ayarlanır. Demir ya da sert ağaç çubuklarla çalınır. Saint-Saens, İskeletlerin Dansı (Danse Macabre) adlı senfonik şiirinde, Çaykovski, Fındıkkıran süitinde bu çalgıyı da kullandı. Günümüzde madeni plakalardan ve üç oktav ses genişliğinde yapılan ksilofonlar, daha çok hafif müzik ve yerel dünya müziği topluluklarında yer alır.
Xylophone! from mtv staying alive on Vimeo.
Originally posted 2010-04-10 15:14:22. Republished by Blog Post Promoter
Yeryüzünde bu cinsten en az bir çalgısı olmayan kültür çevresi yok gibidir. Tarihin en eski lavtaları Eski Mısır veya Mezopotamya uygarlıklarına aittir. (Terimin kökeni, Arapça el ud’un değişime uğramış biçimi olan Yunanca lauta’dır. XIX. yüzyıl sonlarında veya XX. yüzyıl başlarında yazılmış bazı Türkçe metinlerde lağuta biçimine de rastlanabilir.)
Lavtayı uddan ayıran en önemli fark, sapında tanburunkilere benzer perdelerin bulunmasıdır. Eskiden bağırsak kirişten bağlanan perdeler için günümüzde misina kullanılmaktadır.
Tanburda olduğu gibi, perde sayısı, günümüzde artmıştır. Gövdesi, udunki gibi ince ahşap dilimlerin yan yana yapıştırılmasıyla oluşturulan lavtanın düzgün ve sıkça elyaflı ladinden yapılan göğsünde yuvarlak, büyük tek bir delik vardır.
Yapısal bakımdan olduğu gibi tını bakımından da ud ile tanbur arasında yer alan lavta, XIX. yüzyıldan önce kemençe ve tef ile birlikte köçekçe takımı kaba saz’ı oluşturuyor ve melodiyi çalan kemençeye ritmik bir eşlik sağlıyordu. XIX. yüzyılın sonlarına doğru tanbur, keman, ud, kanun, ney gibi çalgılardan oluşan ince saz’a girdi. Belli usuller (ritm kalıpları) için belli mızrap vuruşları geliştirildi. Özellikle gazinolardaki ve çalgılı kahvelerdeki fasılların aranan çalgısı durumuna gelen lavtayı, daha çok Rum müzisyenler çalardı.
Son büyük lavta virtüozlarından olan Tanburî Cemil Bey (1873-1916), daha çok bir ritm çalgısı olarak kullanılmış olan lavtanın melodi çalgısına dönüşmesinde önemli rol oynadı. Udîlerin de kullandığı, lavtacılara özgü mızrap vuruşları, bu geleneğin son temsilcisi olan udî Yorgo Bacanos’tan (1900-1977) sonra unutuldu. 1980’lerin ortalarında bazı radyo veya televizyon programlarında lavtaya yeniden yer verilmeye başlandı.
Türk Kültür Vakfı web sitesinden alınmıştır.
Originally posted 2010-01-12 07:35:49. Republished by Blog Post Promoter
Banço Amerikan halk müziğinde ve caz topluluklarında kullanılan, yuvarlak gövdeli, kısa saplı, telli çalgı. Mandolin gibi mızrapla çalınır. Bançonun 17. yüzyılda, Batı Afrikalıköleler tarafından Amerika’ya getirildiği, adını İspanya ve Portekiz’in bandore, Afrika’nın benzer çalgıları olan bania ya da banju’dan aldığı sanılır. Göğsü, gerginliği mandallarla ayarlanabilen bir kasnağa gerilmiş ince deriden (tef, cümbüş gibi) yapılır. Önceleri parşömen cinsi dayanıklı bir malzemeden de yapılırdı. Şimdi plastik de kullanılıyor. Metal beş teli orta sekizlinin do (sol, do, sol, si, re) ya da sol (sol, re, sol, si, re) perdelerine göre akort edilir.
Buckley’s Jig – ‘guitar’ style from Stroke Man on Vimeo.
Originally posted 2010-04-09 15:04:51. Republished by Blog Post Promoter