// Arşiv

ENSTRÜMANLAR

This category contains 26 posts

Kemençe

Kemençe Günümüzde biri klasik Türk müziğinde, diğeri Kuzey Anadolu halk müziğinde kullanılan iki ayrı yaylı çalgının ortak adı. Klasik Türk müziği kemençesi için yüzyılımızın ortalarına kadar kullanılan “armudî kemençe”, “fasıl kemençesi” gibi adlar yerini artık “klasik kemençe” adına bırakmış görünüyor.

YAPI: Klasik kemençe, 40-41 cm boyunda, 14-15 cm genişliğinde küçük bir çalgıdır.. Bütün teller bağırsaktandır. Yalnız yegâh telinin üzerinde gümüş sargı bulunur. Günümüzde sentetik raket telleri, alüminyum sargılı bağırsak veya suni ipek teller veya krom sargılı çelik keman telleri kullanan müzisyenler de vardır. Tellerin titreşimini çalgının sırtına ileten candireği, –neva telinin altına gelecek biçimde– eşik ile sırt arasına yerleştirilir. Sırtta, tam eşiğin altına rastlayacak yerde 3-4 mm çapında bir delik açılır.

Denebilir ki, en fazla süslenmiş Türk çalgısı kemençedir.

TARİH: Kemençe teriminin kökeni olan ve Farsça’da “küçük yay” veya “küçük yaylı çalgı” anlamına gelen kemânçe kelimesi, XIX. yüzyıldan önce, bugün rebab denilen ayaklı kemane için kullanılıyordu. Kemân da denilen kemânçe, XVIII. yy’ın sonlarına kadar klasik Türk müziğinde kullanılan tek yaylı çalgıydı. Kemânçenin yerini, önce sinekemanı daha sonra da Avrupa kemanı aldı. Armudî kemençe, fasıl topluluğuna XIX. yüzyılın ortasına doğru girmiştir.

Armudî kemençenin fasıl topluluğuna girmeden önceki adı lira idi (nitekim, son yıllarda çok rağbet görmeye başladığı Yunanistan’da, “Şehir lirası” veya “İstanbul lirası” anlamında lira politiki adıyla anılmaktadır).

Vasil’den kemençe öğrenen ve kısa zamanda virtüozluk düzeyine erişen Tanburî Cemil Bey (1873-1916), bu çalgıyı, fasıl müziğinin vazgeçilmez bir unsuru durumuna getirdi. Öyle ki, daha yüz yıl kadar önce meyhanelerde, tavernalarda kullanılan kemençe, XX. yy’ın ortasına gelmeden, tanbur ve ney ile birlikte Türk müziğinin en “asil” çalgılarından biri sayılır oldu. Bunda, hiç şüphe yok, kemençe sesinin, XX. yy’ın başlarında büsbütün duygusal ve hüzünlü hale gelen Türk müziğine kemanınkinden daha uygun olması rol oynamıştır.

Reformist Hüseyin Sadettin Arel (1880-1955), tasarladığı çoksesli Türk müziğini icra edecek orkestrada ağırlığı, “kemençe beşlemesi”ne verecekti. Soprano, alto, tenor, bariton ve bas olmak üzere beş ayrı boyda, dörder telli, tel boyları eşitlenmiş beş kemençenin prototiplerini 1933’te yaptırdı. Bunlar için özel parçalar besteledi, besteletti. Ama çok geçmeden bu çalgılar terkedildi. 1976’da açılan İstanbul Türk Müziği Devlet Konservatuvarı’nın kemençe hocaları arasında yer alan Cüneyt Orhon, Arel’in –keman gibi akortlanan– soprano kemençesini öğretmeyi tercih etti. Bugün bu okulda, üç telli geleneksel kemençe ile dört telli Arel kemençesi ayrı ayrı öğretilmektedir..

Türk Kültür Vakfı web sitesinden alınmıştır.

Originally posted 2010-01-12 07:27:37. Republished by Blog Post Promoter

Dünyada En Fazla Satılan Enstrüman

Mızıka

Mızıka

Her müziğe meraklı olan ilgi alanına giren bir enstrümana sahip olur öyle yada böyle. Ancak dünyada en çok ilgi gören ve buna karşılık satılan enstrüman söz konusu olunca durum değişiyor. Zira hem bir oyuncak mantalitesinden hem de ciddi bir müzik enstrümanı olan mızıka dünyada en çok sevilen, satın alınan ve çalınmaya çalışılan enstrüman. Hatta şöyle güzel bir anekdot daha ekleyelim: Belçika’da kanunlara göre her çocuk ilk okulda mızıka dersi almak zorunda. Ne güzel bir zorunluluk…

Originally posted 2011-01-11 07:12:56. Republished by Blog Post Promoter

Santur

Santur Organolojinin «vurmalı kitharalar» arasında incelediği çalgılardandır. Eski Yunanca’dan alınan kithara terimi, her biri skalanın belli bir sesini veren çok sayıdaki teli, ses tablasına (göğüs) paralel bir düzlem oluşturan telli çalgıların ortak adıdır. Kitharaların rezonatörü genellikle, göğsü ve sırtı birbirine paralel olan bir kasa biçimindedir. Sözgelimi kanun, bir mızraplı kitharadır.

Eski Asurluların ve Eski Mısırlıların, arp türünden çalgılarını, kimi zaman yatay konumda tutup, tellerine çubuklarla vurarak çaldıkları biliniyor. Bu, santurun değilse bile, santur fikrinin atasıdır. Mızraplı kitharalar, kronolojik olarak vurmalı kitharalardan öncedir. İlk santurların, mızrap yerine vurma çubuklarıyla çalınan ve kanunun atası olan antik Mezopotamya çalgıları olduğu sanılıyor. Santur türünden çalgılarda teller, üçlü, dörtlü veya beşli gruplar halinde akortlanır.

Eski İran ve eski Osmanlı santurunun yapısal özellikleri hakkında kesin bilgilere sahip değiliz. Bugünkü İran santuru, XIX. yüzyıl Osmanlı santurundan bir hayli farklıdır.

XIX. yüzyıl Osmanlı santurunun günümüze ulaşmış hiçbir örneği bu santura benzemez. Günümüze ulaşabilmiş az sayıdaki XIX. yüzyıl Osmanlı santurlarının hiçbiri, boyutlar ve tel sayısı bakımından diğerine benzemez.

Türk Kültür Vakfı web sitesinden alınmıştır.

Originally posted 2010-01-12 07:51:45. Republished by Blog Post Promoter

Photos on flickr

Tikabasamuzik Tumblr

    http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17109213760http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17087773585http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/16923390130http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/16857634203

Better Tag Cloud