// Arşiv

ENSTRÜMANLAR

This category contains 22 posts

Miskal veya Musikar

miskal Organolojinin «çok borulu flütler» arasında incelediği çalgılardandır. İnsanoğlunun icat ettiği en eski çalgılardan olan çok borulu flütler, bir zamanlar yeryüzünün hemen hemen bütün bölgelerinde kullanılmıştır. Organologların Pan flütü diye de adlandırdığı çok borulu flütlerin büyük çoğunluğunda boruların alt tarafı kapalıdır. Günümüzde Romanya’da, Kore’de ve Güney Amerika ülkelerinde farklı biçimleri yaygındır.

Osmanlıca mıskal sözcüğünün, Farsça musikar’ın bozulmuş biçimi olduğu sanılıyor. Birçok başka çalgı gibi mıskal de Osmanlılara İran’dan gelmiştir. Yapı bakımından Rumen nai’sinden farksız olan mıskal, Türk müziğinde XVIII. yüzyılın ortalarına kadar büyük rağbetle kullanılmış, sonra terk edilmiştir.

Mıskalin iki boyu vardı. Büyük olana şah mansur, küçük olana ise küçük mansur denirdi. Daha çok dindışı müzikte kullanılan mıskal, kapalı mekânlarda tek üflemeli çalgı olarak veya ney ile bir arada çalındığı gibi açık hava şenliklerinde zurnanın yanında da yer almıştır.

Türk Kültür Vakfı web sitesinden alınmıştır.

Paylaş ve Keyfine Bak:
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • Twitter
  • email

Lavta

Lavta Yeryüzünde bu cinsten en az bir çalgısı olmayan kültür çevresi yok gibidir. Tarihin en eski lavtaları Eski Mısır veya Mezopotamya uygarlıklarına aittir. (Terimin kökeni, Arapça el ud’un değişime uğramış biçimi olan Yunanca lauta’dır. XIX. yüzyıl sonlarında veya XX. yüzyıl başlarında yazılmış bazı Türkçe metinlerde lağuta biçimine de rastlanabilir.)

Lavtayı uddan ayıran en önemli fark, sapında tanburunkilere benzer perdelerin bulunmasıdır. Eskiden bağırsak kirişten bağlanan perdeler için günümüzde misina kullanılmaktadır.

Tanburda olduğu gibi, perde sayısı, günümüzde artmıştır. Gövdesi, udunki gibi ince ahşap dilimlerin yan yana yapıştırılmasıyla oluşturulan lavtanın düzgün ve sıkça elyaflı ladinden yapılan göğsünde yuvarlak, büyük tek bir delik vardır.

Yapısal bakımdan olduğu gibi tını bakımından da ud ile tanbur arasında yer alan lavta, XIX. yüzyıldan önce kemençe ve tef ile birlikte köçekçe takımı kaba saz’ı oluşturuyor ve melodiyi çalan kemençeye ritmik bir eşlik sağlıyordu. XIX. yüzyılın sonlarına doğru tanbur, keman, ud, kanun, ney gibi çalgılardan oluşan ince saz’a girdi. Belli usuller (ritm kalıpları) için belli mızrap vuruşları geliştirildi. Özellikle gazinolardaki ve çalgılı kahvelerdeki fasılların aranan çalgısı durumuna gelen lavtayı, daha çok Rum müzisyenler çalardı.

Son büyük lavta virtüozlarından olan Tanburî Cemil Bey (1873-1916), daha çok bir ritm çalgısı olarak kullanılmış olan lavtanın melodi çalgısına dönüşmesinde önemli rol oynadı. Udîlerin de kullandığı, lavtacılara özgü mızrap vuruşları, bu geleneğin son temsilcisi olan udî Yorgo Bacanos’tan (1900-1977) sonra unutuldu. 1980’lerin ortalarında bazı radyo veya televizyon programlarında lavtaya yeniden yer verilmeye başlandı.

Türk Kültür Vakfı web sitesinden alınmıştır.

Paylaş ve Keyfine Bak:
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • Twitter
  • email

Kora

Kora Kora, yarım kesilmiş su kabağı ile üstüne inek derisi gerilmiş olan çoktelli bir Batı Afrika çalgısı.

Sahip olduğu 21 tel gövdeden dışarı uzanan çubuğun bir tarafında onbir, diğer tarafında da on tane bulunmak üzere ayarlanmış. Çalgı çalınırken gövdenin iç kısmı müzisyene dönük. Korayı çalmak için her iki elinde baş parmak ve işaret parmakları kullanılır. Yaygın olarak Gambia, Mali, Senegal ve Gine’de çalınır.

Paylaş ve Keyfine Bak:
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • Twitter
  • email

Arşiv

Slideshow

Get the Flash Player to see the slideshow.

Zekeriya S. Şen Foto

    http://zekeriyassen.tumblr.com/post/879736728http://zekeriyassen.tumblr.com/post/875433366http://zekeriyassen.tumblr.com/post/861167031http://zekeriyassen.tumblr.com/post/844720913

Better Tag Cloud