Konser salonuna girerken havalimanı güvenliğinden geçer gibi hissetmek oldukça rahatsız edici. Söz konusu mekana girerken kapısında yüzlerce insanın dikilip yeni gelenlere bakması ise daha da bir garip, özellikle içerisi boşken. Hayır dışarıdakiler sigara içen topluluğu değildi.
Sempatiklikten yoksun. Aksine soğuk ve itici. Belli ki Red Bull bu gecenin para babası zira en ufacık köşede onun logosu ve motosu. Özel kioskler ve özel reklamlar. Anlayacağınız konser mekanından daha çok sergi alanı. Zaten gelen kitle de hiç yüz simasına aşina olmadığımız bir kitle. Eskilerde bıraktığımız bir kitle. Müzik mi yoksa piyasa mı yapmaya geldiği anlaşılmayan bir kitle.
Peki, demek Garajistanbul böyle bir yer olup çıkmış… Kişiliksiz… Oysa tiyatrocular yönetimdeyken ne kadar nezih bir yer idi. Ne güzel etkinlikler ve konserler izlemiştik. Tord Gustavsen’in nefis konseri hala kulaklarımda çınlamakta.
Biz de Bugge Wesseltoft ve Henrik Schwartz’ı izlemek için konserin başlamasından 20 dakika önce boş mekanda yerlerimizi aldık. Tam 21.40’da. Ayakta dikilmiş sohbet ederken Red Bull veya garajistanbul veya kimin kiraladığı belli olmayan eline makina alınca fotoğrafçı olduğunu sanan biri tarafından karelendiğimizi farkettik. Bizden izin alıp almadığını sorunca, ‘Allah Allah bir de izin mi alacaktık’ cümlesi ile sallandık. Oysa Biletix biletlerinin arkasında konsere gelen herkesin fotoğrafı izin alınmadan çekilebilirmiş, fotoğrafçı velet öyle dedi. Nasıl yalan… Evet, üşenmeyip her köşesini okudum…
Bu stres ile oldu saat 22.40, ortada en ufacık bir hareket, açıklama yok. Kötü müzikte bekleşen, hayatından mutlu olan insanlarlar. Konser 22.00’de başlayacaktı ama 40 dakika geçti, kimin umurunda. Bizim! Ama sadece bizim.
Aklıma birkaç yıl önceki Babylon geldi, süresinde başlamayan konserlerde yitip giden zamanlar. Ama sonra eleştirince dinleyenlerine kulak verip konserlerini zamanında başlatma politikası güden emektar Babylon. Sonra Saloniksv girdi hayatımıza, zamana saygı mutlak politikasıyla. Biz bize saygı gösterilen yere saygı gösteririz nakaratıyla bilet başına verdiğimiz 50 TL’yi umursamadan, arkamıza bakmadan terk ettik, köhne, saygısız, personeli insan olmayan Garajistanbul’u. Uğurlar olsun sana zira zannetmiyorum kapından bir daha içeri gireceğimizi…
Cazdan dünya müziğine, klasikten pop müziğe geniş bir yelpazeyi kapsayan farklı tarzıyla dünya müzik sahnelerinde ön plana çıkan Fas`lı sintir (üç telli bas ud) ustası ve şarkıcı Hassan Hakmoun, 6 Mayıs’ta CRR’de İstanbullularla buluşacak.
Geleneksel Gnawa müziğinin dünyadaki en önemli temsilcisi Hassan Hakmoun’un dünya sahnelerine çıkışı 1992 yılında yayımladığı “Trance” adlı albümüyle oldu.
Yedi yaşında Gnawa sanatını öğrenen Hakmoun, davul ve sintir’e de hakim olunca, akşam saat onda başlayarak ertesi güne kadar devam edebilen Derdeba’da (Gnawa töreni) çalmaya başladı. Arap ve Berberi melodilerini de Gnawa üslubunda icra eden Hakmoun Gnawa eğlence şarkılarının repertuarını genişletti.
Hakmoun geleneksel müziğin yanı sıra, Don Cherry ve Adam Rudolph gibi caz müzisyenleriyle, Peter Gabriel ve Paula Cole gibi pop yıldızlarıyla ve daha pek çok sanatçıyla müzik ve albümler yaptı.
Peter Gabriel, Hassan Hakmoun`un büyüsünün sırrını “Dünyadaki en içe işleyen seslerden biri. Faslı kökenlerini batı ve Afrika tarzlarıyla birleştirmesi, müziğini taze, modern ama aynı zamanda da bizden yapıyor” diyerek özetliyor.
Konserin bilet fiyatları 19 ve 15 TL. Biletler CRR Konser Salonu Gişesi ve Biletix’te!
Originally posted 2010-05-04 16:36:34. Republished by Blog Post Promoter
5 Şubat 2012, Pazar günü 94,9 Açık Radyo’da Yayınlanan Dünyayı Dinliyorum Programının kaydı…