Pek çok müziksever bilinçli veya bilinçsiz mutlaka evdeki arşivinde bir Bob Marley CD’si bulundurur. Elbette herkesin Bob Marley’i seveceğine dair bir iddia yok ancak çok sevildiğini de söylemekte fayda var. Eğer ilk defa Bob Marley ile tanışıyorsanız nereden başlayabileceğinize dair bir sıkıntı yaşamanız söz konusu. Aslında pek çok Bob Marley CD’si sizi üzmeyecektir ancak eğer bir yerden başlamak isterseniz aşağıdaki 10 CD size yardımcı olacaktır.
1. Simmer Down at Studio One (1963-1966)
Wailers ekibinin ilk üretimlerinin en iyi parçalarının toparlandığı bir çalışma bu. Reggae müzik tanımı daha yokken grubun ne çaldığına dair sizlere çok güzel örnek verecek bir albüm.
2. Soul Rebels (1970)
Karşımızda Wailers’ın ilk uluslararası çalışması var. Yapımcı koltuğunda ise efsanevi Lee “Scratch” Perry oturmakta.
3. African Herbsman (1973)
Bob Marley’in adının albüm kapağına yazıldığı ilk çalışmalardan biri “African Herbsman”. Wailers’ın o döneme kadar ki en köklerine indiği çalışma. Bol Jamaika ritimleri ve büyüleyici armonik vokaller.
4. Catch A Fire (1973)
“African Herbsman” yerel pazara hitap ederken aynı yıl çıkan bu çalışma tamamıyla farklı bir dinleyici kitlesini hedef alması amaçlandı. Jamaika müziğine aşina olmayan yabancı kulaklar için üretilen söz konusu albüm beklenen ilgiyi yaratmayı başardı.
5. Burnin’ (1973)
“Catch a Fire”, adlı albümden kısa bir süre sonra yaklaşık altı ay sonra piyasaya çıkan bu albüm Bob Marley tarihçilerine göre sanatçının yıldızının parlamaya başladığı ilk ışıltı.
6. Natty Dread (1974)
“Natty Dread” ile birlikte Bob Marley müzik yoldaşları Bunny Wailer ve Peter Tosh’tan ayrıldığı albüm. Her ne kadar Marley devam ettiği ekibine hala The Wailers demiş olsa bile asıl ekip başka müzik patikalarına bu albüm ile birlikte yol aldı. Bu albümün bir diğer özelliği ise Bob Marley’in ilk defa Billboard ilk 10 albüm listesine girmesini ve burada dört hafta boyunca kalmasını sağlaması.
7. Exodus (1977)
The Times dergisi tarafından kısa bir süreliğine de olsa yüzyılın albümü olarak gösterilen “Exodus” aslında bu konumu hak ediyor zira inanılmaz bir müzik patlaması yaşatabilen bir çalışma. İlk nota vuruşundan son ritmine kadar cidden nefis olarak sınıflandırılabilecek olan b albüm Bob Marley’in en beğenilen üretimlerinin başında hakkıyla yer alıyor.
8. Babylon By Bus (1978)
Bob Marley’i tanımak isteyip de canlı performansları ile ilgilenebilecek olanlar için bu albümü fazlasıyla önerebilirim. 1978’e kadar ekibin Avrupa boyunca verdiği konserlerden alınan canlı kayıtlardan oluşan albüm ekibin sahne performansının da güzel bir yansıması.
9. Uprising (1980)
Evet, karşımızda Bob Marley’in en son resmi stüdyo albümü. Ölümünden bir yıl önce piyasaya çıkan bu albüm öncekileri kadar satış başarısı göstermemiş olsa bile Bob Marley’in iç dünyasını yansıtan en samimi çalışma. Sanatçının yoğun dinsel açılımını yoğun bir şekilde lanse eden çalışma dinleyeni müzisyenin ruhuna direk taşıyan bir aracı.
10. Legend (1984)
Bu albüm benim için kolaya kaçanlar için önere bileceğim bir çalışma. Beğenmeme olasılığınız çok düşük zira burada sanatçının en iyileri bir araya getirilmiş. Ben her zaman toplama albümlerden kaçınıp sanatçının gerçek çalışmasını almayı tercih edenlerdenim. Ama dediğim gibi buna vakti olmayanlar için bu albüm kaçmaz bir fırsat.
Originally posted 2010-12-31 08:33:40. Republished by Blog Post Promoter
Müzisyenlerin hepimizden daha fazla sorumluluğu var, bizleri yaptıkları müzik ile etkilemek, bizlere bir şey aktarmak ve her zaman yaratıcı olmak. Her meslekte olduğu üzere, işini doğru yapanlar ve yapmayanlar var. Bu unsur düz bir grafikte ise aynı düzeyde sanatçının severleri tarafından karşılanmakta. Bazıları ileriye adım atmaya kucak açarken, bazıları ise şiddetle karşı çıkmakta. Onlar için sağlam toprağa adım basmak, sığ sularda yüzmek her zaman daha önemli. Derinleşmenin durup dururken ne anlamı var, alan mutlu satan mutlu. Bunu kabullenmeyenler ise mutsuz, kimin umurunda. Eski köye yeni adet getirmek ne oluyor!
Geçen gün adı önemli olmayan bir Türkçe müzik yayın yapan kanalı uzun bir süre izledim. Zaman geçtikçe hayretim kat kat arttı. Karşıma çıkan her parça sanki aynı fabrikadan çıkan seri üretimdi, aynı yapı, aynı sunum, aynı basmakalıplık, benzer kimya ve karbon kâğıt. Tek değişken faktör ise parçaları icra edenler idi. Kliplerin büyük yüzdesi aynı kalıpta, hepsinde şarkıcının veya grubun kendisi rol almakta ve hep aynı alt yapı, cıştak cıştak, yaratıcılıktan çok uzakta. Bir de artık kliplerde kendileri oynayacağına başkaları oynasa ciddi bir senaryo ile. Yoksa yatakta yılan gibi kıvrılmalar, süzüle süzüle bakışlar, kirli sakallı erkeklerin göğüs kılları, denizde dalgalardan tokat yiyip serilmeler yetmedi mi? Sıkılmadınız mı?
Evet, belki ilk defa piyasaya çıkıp bu havuzun içerisinde kendine köşe kapmak isteyen arkadaşlar genel akıma uymak zorunluluğunda olabilir ancak yıllardan beri aşina olduğumuz kişilerin hala aynı şeyi yapıyor olması çok acı. Üzerine bir de ahkâm kesmeleri adeta biz bilinçli dinleyenleri salak yerine koymaktan farksız. Dünya değişiyor, müzik ise her an çağ atlıyor, teknoloji ile sürdürdüğü aşk çılgın boyutlara ulaşıyor. Sanki bunların hiçbiri gerçek değilmiş gibi davranmak ise o müzisyenlerin ve onları çevreleyen aç kurtların sığlığından başka bir şey değil.
Yerinde sayıyor ifadesini bu kadar doğru yerde kullanmamıştım herhalde. Benzer durum Batı’da da var mutlaka, ancak orada kendini aşan, içine sığmayan ve hep yeniliği arayan sayısız sanatçı var. Biz de ise, sıfır denecek kadar az bu sayı. Bunun sosyolojik, kültürel ve ticari açıklamaları elbette var. Zaten her şeye bir bahanemiz var, öyle değil mi! Bu girdabın içerisine girersek çıkmamız imkânsız. Ancak benim için mutlak olan bir unsur var, eğer bir müzisyensen (bu kişilere sanatçı demek yanlış olur) yaratıcı olmalısın, ben senden onu beklerim, sen de bunu bana vermekle yükümlüsün. Yoksa dünyanın en kolay şeyi basmakalıplık, tek düzelik ve sığlık, ben bu akıma copy-paste-modify (kopyalama-yapıştır-düzenle) diyorum.
Ülkemdeki çok müzisyene sanatçı diyemiyorum, hatta müzisyen bile demek zor gerçek kelime herhalde icracı olabilir zira bunu gerçekten hak edenlere haksızlık olur ve kendime ihanet etmiş olurum. Sanatçı benim için yaratıcı, iki melodiyi bir ucundan yakalayıp bir birine bağlayan bir terzi, görmediğimizi yakalayıp işledikten sonra bizlere sunabilen bir virtüözdür. Bunu yapamayanlar ise sadece sahne de birer dekordan ibarettir. Ne yazık ki izlediğim söz konusu kanalda gördüğüm pek çok kişi bu çerçevenin içerisinde sıkışıp kalmış.
Müzik ile uğraşan kaç kişi kendi bestesini yapıyor? Yine maalesef verilecek cevap çok az. Biraz Türk müziği çalan televizyonlara bakın; şuna beste ısmarladım, şu bana bunu yazdı, gittim okudum bana uydu, satın aldık vb gibi ifadeler sebil gibi. Ama çok azı bunu ben yazdım diyor, çok azı dimdik ayakta durup ben yaptım diyebiliyor ve bu bence çok acı. Üretkenlik, kişisel yaratım ve derinlik ile var olur. Evet, belki doğal bir yetenek olabilir ama olmaya da bilir. Ben şu an Türk müziğini daha çok bir figüranlık sahnesi olarak görüyorum. Güzel yüzlü insanlar çıkıyor bir şeyler yapıyor ama üstünü kaşıyınca içi boş. Bu da bu tarzı sıradan ve vasat kılıyor. Kimse bana “emek var ama” kartını oynamasın, elbette olacak daha neler, yaratıcı olmamanın bile bir emeği vardır. Ama bu bir mazeret, bir sığınma olamaz.
Nasıl bazı gruplarımız emeğini eti ve tırnağı ile kazanıyor! Nasıl arkasında bir kanal, kurum veya ünlü bir abisi/ablası olmadan art arda farklı kültürlere, ülkelere ve toplumlara konser verebiliyor! Demek ki bu yapılabiliniyor ama yok, sığ suları bulandırmaya ne gerek var. Kabul göreni kabullenmek işin basiretsizliği, ne gerek var yaratıcı olmaya, kalıpları yıkmaya, farkındalık yaratmaya. Neden bizim de dünya çapında süper yıldızlarımız olmasın, neden Türkçe müzik kendi halinde başka kültürlere hitap etmesin! Bunlar imkânsız mı, hayır değil yeter ki inanç olsun ve at gözlülükten arınılsın. Bir müzisyenin ülkemizde Mega-yıldız olması inanın bana bir şey ifade etmiyor. Bu müzisyeni hele hele aynı dans hareketleri ile aynı ritimler ile izledikçe kahroluyorum. Onun için de izlemiyorum ve inanın her gün umudum da yok oluyor. Yakılamayan bir ateşin sönmesi gibi, takatimde kalmadı.
Ben, bana meydan okuyabilecek ritimleri bir araya getiren müzisyene sonsuz saygı duyarım, hele hele bunu farklı kültürlere taşıyabilene, sorumlu bir şekilde hareket edene ve kültürüne sahip çıkanı baş tacı yaparım. Ama kime yazıyorum, konuşuyorum…
Not: bu yazıya normalde video vs koyabilirdim ama pek eleştiriye açık bir toplum olmadığımızdan koymadım.
Originally posted 2011-07-27 09:31:57. Republished by Blog Post Promoter