1938’den önce plak satın almak, kasvetli bir olaydı. Plak satan dükkânlar çok nadir olmakla birlikte, satıldıklarında plaklar beyaz eşya mağazalarında yer alan buzdolabı, bulaşık makinesi yanında satılırdı. Unutulmuş birer eski kitap gibi, öylece rafta durup alıcı bekleyen birer gereç olarak bakılırdı plaklara. Genellikle sadece sanatçının ve albümün adı yazan silip bir kapağı olurdu. Her şey o zamanların pek fazla bilinmeyen mesleği olan grafik tasarımcı Alex Steinweiss sayesinde değişti. Süslü olan mezar taşlarından ilham alan sanatçı, bu cazibeyi albüm kapaklarına uygulamayı planladı.
O dönemlerde Steinweiss, Columbia Records tarafından işe alındı. Görevi müzik firması için tüm reklam, tasarım, ayırmaç, katalog ve sunum işlerini yapmaktı. O zaman 23 yaşında olan tasarımcı, harıl harıl albüm kapakları üzerine çalışıp kendi yarattığı görselleri patronlarına sunmaya başladı. Columbia Records bu fikri çok beğendi ve yeni üretimlerinin hepsini görsel bir şölen içerisinde piyasaya ürmeye karar verdi. Ve böylece müzik tarihinde bir yeni dönem başladı.
O günden beri her albümün kitapçığı özel bir tasarım ile tüketiciye sunuldu. Hatta bazı albümlerim kapakçıkları içerdiği müziği bile geçti. Kısacası 23 yaşındaki Steinweiss, bir mucize yarattı ve hala her müziksever bu mucizeyi yaşıyor. Sanatçının en önemli çalışmaları ise 422 sayfalık “Alex Steinweiss Inventor Of Modern Album Cover” adlı kitapta Taschen yayıncılık tarafından toparlandı.
Alex Steinweiss’ın şaheser üretimlerini görmek için: www.alexsteinweiss.com
Originally posted 2011-07-10 15:17:03. Republished by Blog Post Promoter
Gelişen iletişim araçları ve teknolojinin dizginlenemez hızı ile artık sınırlar her yönde değişiyor, kayıyor ve birbirine geçiyor. Sadece politik veya coğrafik olarak değil aynı zamanda kültürel, sosyal ve dinsel anlamda bu kaymalara şahit oluyoruz. Tüm var olan kötümserliklere rağmen bu çağda yaşamak oldukça heyecan verici zira birey olarak bizden toplumumuza karşı yükümlülük bekleniyor. Bir festival ise hizmet ettiği toplumun yaratıcı arzusunun yansıması, bireysel ve toplumsal meydan okumaların sosyal yönden ele alındığı, genellikle problemli görünen diğer sınırlardan gelen sanatçıların yerel halk ile birlikte birbirlerini mest ettiği bir aktivite.
Bu sene “Şehrin caz hali” sloganı ile on sekizinci yaşını kutlayacak olan Akbank Caz Festivali butikselliğini koruyan ancak yukarıda ifade ettiğimiz festival tanımını İstanbul’a yaşatan en prestijli etkinliklerden biri. Her sene bir önceki seneye kıyasla kalite çıtasını yükseltmeyi başaran Akbank Caz Festivali, İstanbul’un etkinlik patlaması yaşadığı güz ve kış aylarına açılan ilk doyurucu pencere. İstanbul’un katmer katmer işlenmiş zengin kültürel mirasını, katılan sanatçıların derin dışavurumculuğu ile birleştiren Festival, bir müzik paylaşımından öte farklı kültürleri birbirleri ile yüzleştiren ortak etkileşim fanusu. Geçtiğimiz on yedi yıl boyunca içerdiği derin ve heyecan verici canlı konserler ile cazın müzikal mirasını koruyup bu tarzın 21. yüz yılda ilerlediği farklı kolları sergileyen festival, bu yıl 9 – 19 Ekim tarihleri arasında gerçekleşecek. On gün boyunca Aya İrini Müzesi, Cemal Reşit Rey Konser Salonu, Akbank Sanat, Babylon, Talimhane Tiyatrosu ve Ghetto gibi yediden yetmişe müzikseverlerin uğrak mekânlarından akan şifalı müzik melodileri ile İstanbul baştan sona yıkanacak.
Büyüklerin bıraktığı patikalardan takip eden küçüklerin elinden cazın güncel hallerini dinleme imkanı yakalayacağınız bu festivalde konserlerin yanı sıra bol bol atölyeler ve paneller de yer alacak. Bu açıkçası d iğer yıllara kıyasla bu yılki festivalin istinasız en büyük ve alkışlanacak özelliği. Çocukların ve meraklıların caza karşı olabilecek algılamalarını geliştirmeye yönelik bu çalışmalar umarım ileriki yıllarda katlanarak artar. Böylece Akbank Caz Festivali bir müziksel şölenin haricinde eğitimsel etkileşim platformuna ulaşıp iz bırakacak. Bu sene festival programında yer alan “Çocuklarla Müzikal Kaynaşma” ve “ Etiketler dışında Duyma Biçimleri” konulu atölye çalışmalarında çocuklara yönelik caz etkileşimi festivalin gençleşme konseptinin en güzel örneklerinden sadece bir kaçı. Bu tür etkinliklerin herkese açık ve ücretsiz olması ise festivalin sosyal sorumluluk bilincinde olduğunun bir kanıtı.
İstanbul’da caz müziğine olan ilginin artmasında önemli bir rol oynayan festival, hem ciddiyet hem de bir şölen özelliğine sahip. Adı her ne kadar “caz festivali” olsa da sadece caz ile sınırlı kalmayan festival, füzyon caz’dan, funk’a, dünya müziğinden klasik müziğe, punk’tan elektronik müziğe çok geniş bir yetenek yelpazesi içeriyor. Her farklı müziksel zevke göre tasarlanmış olan festival, 9 Ekim akşamı müzik seyyahı, geleneksel enstrümanları, kendine özgü stili ile yorumlayıp dinleyenleri klasikleşmiş ezgi kalıpların dışına savuran S tephan Micus’un Aya İrini Müzesi’nde vereceği konser ile açılıyor. Program boyunca karşımıza her köşede bir caz efsanesi çıkıyor. Bunlar arasında ilk dikkat çekenler: Afrika-Amerika hard bop ve soul caz tarzının usta Hammond orgcusu Rhoda Scott veya çıplak ayakları ile mucizeler yaratan namı değer “Çıplak Ayaklı Kontes”; dünya çapında bir saksafoncu olan James Carter ve beşlisi; Miles Davis ve Chet Baker’ın uçuk ve gizemli müziksel serüvenini farklı bir paralellikle takip eden 1942 doğumlu Polonyalı trompetçi Tomasz Stanko ve ekibi sadece bu zengin yelpazenin ufak bir kesiti. Son olarak 2.500 albümden fazla çalışmada fiilen yer alan Tommy Flanagan’dan, Dexter Gordon’a kadar çok geniş ünlü isimlerle çalışan günümüzün yaşayan efsanesi olan basçı Ron Carter.
Efsane isimlerin yanı sıra bu yıl caz dünyasında farklı üsluplar, normlar ve temalarla ön plana çıkan sanatçı ve gruplarla tanışma imkânı yaratan Festival böylece geçmiş ve gelecek arasında da başarılı bir cazsal köprü kuruyor. Her şey bir yana, kişisel hâkimiyet ve şefkat sağlayan şiirsel bir çalgı aleti olan müzik gibi bir dili kullanan festival, hem sanatçılar hem de seyirciler arasında derin bir iletişim serüveni yaratıyor. O an konser salonunda olan her bireyi adeta birbirine bağlayan bir şebeke. Tüm hayatın karmaşasından dinleyeni kısa bir süre bile olsa kendi iç huzurunu yakalamasını sağlayan bir “saf saygı” yumağı. Bundan dolayı Akbank Caz Festivali ve benzer etkinlikler ruhumuzu şımartacağımız sınırlı ve elit örnekler ve imkân oldukça kaçırılmaması gereken cevherler. Umarım bu festivalde sizde kendi patikanızı bulup kendi maceranızı yaratısınız zira bu şölenin tekrarı yok.
On gün boyunca İstanbul’a üşüşecek ve bu serin havalarda barometresini yükseltecek olan dünya çapında isim ve topluluklarından örnekler:
Originally posted 2009-12-21 08:42:14. Republished by Blog Post Promoter