Kanadalı şarkıcı/besteci Loreena McKennitt, profesyonel kariyerinin tüm albümlerinin prodüksiyonunu yaparak yolun en başından itibaren kendi çizgisini yaratmış ve uluslararası başarıya sahip kendi plak şirketi Quinlan Road’un sahibi ve yöneticisi olarak yaklaşık 20 yıla yayılan albüm kariyerinde “Eklektik Kelt” müziği ile şarkılarını tüm dünyaya ulaştırdı. Sadece Kuzey ve Güney Amerika’da değil Avrupa’da ve Avustralya’da en çok satanlar arasına girerek kendine özgü müziğiyle ayrıca birçok satış ödülü de aldı.
Loreena McKennitt 2006 sonbaharında yayınlanan yedinci stüdyo albümü An Ancient Muse (Eski Bir İlham Kaynağı)’da, İngiliz Adaları’ndan eski Yunanistan ve Bizans ve Osmanlı devri Türkiye’sine seyahat ederek Kelt müzikleri ile ilgili keşiflerini devam ettiriyor.
Sanatçının işbirliği yaptığı müzisyenler arasında Brian Hughes, Donald Quan, Hugh Marsh, Caroline Lavelle, Steáfán Hannigan, Rick Lazar, Hossam Ramzay, Annbjørg Lien, Nigel Eaton, Manu Katché, Charlie Jones, Ben Grossman, Jason Hann, Tal Bergman, Tim Landers, Clive Deamer, Ed Henley, Haig Yazdjian, Panos Dimitrakopoulos, Sokratis Sinopoulos ve Georgios Kontogiannis gibi farklı ülkelerin müzisyenleri ve perküsyon grubu Krotala da bulunuyor. 2007 senesinde “Nights from the Alhambra” adını verdiği canlı CD/DVD kaydını yayınlayan Loreena McKennitt son olarak Noel şarkılarından oluşan toplama albümü “Midwinter Night’s Dream”’i 2008 yılında yayınladı. Bu albümde 1995 yılında yayınladığı Winter Garden’da ki şarkıları dışında yepyeni sekiz şarkı bulunuyor…
ANCIENT MUSE Hakkında
Toplam 9 yepyeni kaydın bulunduğu albümde genel olarak doğu felsefesine, özellikle de Osmanlı müziğine yer veriliyor. Ünlü Katibim (Üsküdar’a giderken) parçasının esas alındığı “Sacred Shabbat” ile yoğun ud ve kanun sesleri ile dikkat çeken “The Gates of İstanbul” başta olmak üzere albüm İstanbul ve Türk müziklerine bir yolculuk yapıyor. Albümden çıkan İlk single “Caravanserai” olarak seçilmiş. Tanıtım filmi ‘Peri Bacaları’nda çekilen yeni albümünde Loreena McKennitt zaman ve dalgaları aşarak Homer’in Yunanistan’ında, Osmanlı İstanbul’unda oradan da Haçlılar devri İngiltere’sinde kendi “İlham Kaynağı”nı kovalıyor.
Albüm satışları:
• Loreena McKennitt toplam 7 stüdyo albümü olmak üzere yayınladığı 9 albümle dünya çapında bugüne kadar 15 milyona yakın albüm sattı.
• Kanada’da The Visit albümüyle 5 kez platin satışı yakalayan McKennitt, The Mask And Mirror, The Book Of Secrets albümleriyle dört kez platin satışa ulaştı. Elemental, To Drive The Cold Winter Away, Parallel Dreams, A Winter Garden: Five Songs For The Season albümleriyle altın plak satışa ulaştı ve dört altın plakla ödüllendirildi.
• ABD’deki satış ödülleri arasında, The Book Of Secrets albümünün iki milyonu aşan satışı için bir çift platin plak ödülü bulunuyor. ABD’deki satış ödülleri ayrıca bir milyonun üzerindeki satışlar için The Mask And Mirror ve The Visit albümlerine iki platin plak ödülü içeriyor.
• Avustralya, Yeni Zelanda, Brezilya, Fransa, İspanya, İtalya, Yunanistan ve Türkiye’deki satış rakamlarıyla altın, platin ve multi-platin satış ödüllerini alan Loreena McKennitt dünyanın en çok ilgi gören şarkı yazarlarından biri.
Film Müzikleri:
• The Merchant of Venice’ in orijinal müziği, Stratford Shakespeare Festivali, 2001
• National Film Board of Canada Studio D’nin belgesel dizisi Women And Spirituality’nin orijinal müziği,1985 – 1989
• Film müziği katkıları arasında Hollywood prodüksiyonu Highlander III ve The Santa Clause, Jean-Claude Lauzon’nun uzun filmi Léolo ve Kanada/Venezuella ortak yapımı olan uzun film Una Casa Con Vista Al Mar bulunuyor.
• Televizyon film müzikleri arasında TNT’nin destan konulu kısa dizileri The Mists Of Avalon (2001), Due South, ve Northern Exposure bulunuyor.
Ödüller:
• The DuMaurier Search for Talent, Finalist Ödülü 1978
• Kanada’yı En İyi Temsil Eden Sanatçı, UNESCO Paris 1978
• Kanada’yı En İyi Temsil Eden Sanatçı, Expo Japan 1985
• Juno Best Roots/Traditional Album/ En İyi Geleneksel Albüm Ödülü 1992, The Visit
• Juno Best Roots/ Traditional Album/ En İyi Geleneksel Albüm Ödülü 1994, The Mask And Mirror
• Billboard International Achievement Uluslararası Başarı Ödülü, 1997
• Bireysel Kategoride ,The Stratford Beacon-Herald Garden of Appreciation Ödülü;2002
• HRH Kraliçe 2. Elizabeth ve Prens Philip adına düzenlenen 50.Yıldönümü Kutlamalarında Ana Sanatçı,Province of Manitoba, 2002
• Fahri Edebiyat Doktoru Unvanı, Wilfrid Laurier Üniversitesi, 2002
• Kraliçe 2. Elizabeth Majesteleri’nin 50. yıldönümü dolayısıyla Hatıra Madalyası , 2003
• Manitoba Eyalet Hükümeti Şeref Ödülü , Temmuz 2003
• Kanada Federal Hükümeti Şeref Ödülü Üyesi, Temmuz 2004
• Manitoba Üniversitesi Fahri Hukuk Doktoru Ünvanı, Haziran 2005
• Fahri Kanada Elçisi, Hans Christian Andersen 200.üncü Yıl Kutlamaları, Haziran 2005
• Queens Üniversitesi Fahri Hukuk Doktoru Ünvanı, 2005
Sosyal Projeler:
• Loreena McKennitt 1998’de Cook-Rees Denizde Arama ve Deniz Güvenliği Vakfı’nı kurdu ve vakıfın deniz güvenliği eğitimi, araştırma ve ülke çapındaki denizde arama ve kurtarma birimlerine destek olma gibi alanlardaki girişimleri için bugüne kadar 4,000,000 Kanada Doları tutarında para toplayan, bir bağış toplama kampanyasını idare etti. CR Vakfı için toplanan paranın büyük bir kısmı, Loreena McKennitt’in Live In Paris And Toronto adlı albümünün satışlarından elde edildi.
• Live In Paris And Toronto’nun Türkiye ve Yunanistan’daki satışlarından elde edilen bağışlar Türk Kızılay’ına (Deprem Yardım Derneği) ve Yunan Kızıl Haçı’na (Deprem Yardım Derneği) verildi.
• McKennitt 2000 yılında Stratford’daki Falstaff Okulu’nu satın aldı ve 2002’de, gönüllü ve ticari amaç taşımayan, kimi toplum ve aile gruplarına yer ve çeşitli olanaklar sağlayan Falstaff Family Centre’ı kurdu.
• Loreena McKennitt ayrıca kültürel, çevresel, tarihi ve sosyal gruplara para bağışlayan bir hayır kurumu olan The Three Oaks Vakfı’nın kurucusu.
DİSKOGRAFİ
DVD
Loreena McKennitt – 03 – Stolen Child – Live from Hiro on Vimeo.
Vahdat kardeşler Dünya Müziği gündemine ilk defa Norveç’in en prestijli müzik şirketi KKV’nin toparladığı “Axis of Evil” adlı, İran, Irak, Filistin, Afganistan, Kuzey Kore, Suriye ve Küba’dan gelen ninnilerin bir araya getirildiği çalışmada karşımıza çıktı. Mahsa Vahdat ile güzel bir ahenk yakalayan müzik şirketi direktörü Erik Hillestad, bu birlikteliği irdeleyip sürdürmeye karar verdi. Bunun ilk meyvesi “Songs From The Persian Garden” adı altında gerçekleşti. Albüm, İtalyan Konsolosluğunun İran’daki yazlık binasında gizli bir konserin bin bir zorluklarla elde edilen kaydının üretimi. Gizli diyorum zira İran’da hala kadın solistlerin karma bir seyirci önünde performans gerçekleştirmeleri yasak. Albüm beklenenin üstünde olumlu eleştiriler ile kucaklandı ve bir anda kardeşler konser vermek üzere yurtdışına davet edildi. İranlı kadınların sesi gibi bir öncü misyona soyunan Vahdat kardeşler 2008 sonunda çıkan “I Am Eve” adlı çalışmalarıyla yine 11. yüz yıl şiirlerine uzanarak Dünya Müziği severleri memnun etmeyi başardı. Türkiye’de prömiyerinin Açık Radyo’da gerçekleştiği bu cesur kadın müzisyenleri İran’da yakaladık ve Tıkabasamüzik okurları için sanal olarak söyleştik…
Müzik yapmaya başladığınızda uluslar arası bir tanınmışlığa ulaşabileceğinizi hiç düşündünüz mü?
Kesinlikle hayır.
Müzisyen olacağınızı ne zaman anladınız, bunu ne zaman fark ettiniz?
Müzik eğitiminin içimizde ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu fark ettiğimiz an ve Tahran’da ilk verdiğimiz gizli konserden sonra.
Türk Müziği hakkında ne kadar bilgi sahibisiniz? Takip ettiğiniz veya beğendiğiniz sanatçılar var mı?
Türk geleneksel müziği ile rahatlıkla bir bağ kurabiliyoruz zira her iki ülkenin de müziği benzer kökten çıkıyor, Türk ve Pers müziğinin zenginliği aynı kaynaktan geliyor. Bizim için Türk kültürü ve müziği yüreğimizde tüm samimiyetimizle hissettiğimiz bir unsur. Özellikle Aynur Doğan ve Kardeş Türküleri çok beğeniyoruz.
İran’daki son durumu göz önüne alırsak sizce kadının toplumdaki varoluşunda iyileşme var mı?
Eğer varsa bile bu kesinlikle kadınların çabaları sayesinde. Rejimden İranlı kadınlara karşı en ufacık bir destek yok.
Gün geçtikçe kadın karşıtı kanunların ve utanç verici sosyal halk sınırlamalarının daha da kötüleşmesine rağmen aile içerisinde kadınlara ve onların haklarına karşı olumlu bir hava esiyor. Zira onlar var olan sorunların daha bir farkında. İran’da var olan tüm yasalar kadını ikinci sınıf bir insan olarak kabul etmesine rağmen kadın aktivistler bunun aksi için oldukça emek sarf ediyor. Bu tür hareketlere artık aile içinden erkekler, toplumun farklı geçmişinden gelen kadınlar, ki bunların arasında dini bütün aileler den gelenler de var, destek vermekte. Artık bir çok erkek dengeli bir toplumun var olabilmesi için kadın ve erkek arasında eşitlik olması gerektiğini algılamaya başladı.
Her hangi bir biçimde politik olarak kızgın mısınız? Yoksa her şeyin sadece sevgi ile çözümlenebileceğine mi inanıyorsunuz?
İran’da kadınlara karşı uygulanan utanç verici tavırdan dolayı elbette kızgınız. Mevcut olan birçok yasanın ne kadar haksız olduğunu gördükçe kızıyorsunuz ancak bu kızgınlık hiçbir zaman meselemizi savunmakta önümüze geçmedi aksine bizlere öne atılımlar yapabilmemiz için daha bir şevk, motivasyon kazandırdı. Evet, muhakkak karşılıklı sevgi ile bu durumda çözülebilir.
İlk resmi albümünüz “Songs from a Persian Garden”ın doğmasına neden olan, gizlilik içerisinde Tahran’daki İtalyan Konsolosluğunun yazlık bahçesinde verdiğiniz suare canlı konser hakkında ne tür anılarınızı bizimle paylaşmak istersiniz?
Öncelikle unutulması mümkün olmayan muhteşem bir anı oldu bu konser her ikimiz içinde. Hayatımızda ilk defa karma bir seyirci önünde her hangi bir kısıtlama olmadan müziğimizi icra edebilmek inanılmaz bir duyduydu. Varsayalım böyle benzer bir konseri halka açık bir yerde vermek isteseydik (ki bu mümkün değil zira biz kadın sanatçılarız) öncelikle birçok devlet kurumundan, kültür bakanlığından her konuda ve aşama hakkında izin almamız gerekirdi. Okunacak şiirden, müziğe, arka planda kullanılacak dekordan en ufacık ayrıntıya kadar resmi kurumlardan onay alınması gerekirdi. Bu haksız kısıtlamalardan dolayı İtalyan Konsolosluğundaki gizli konser için izin almadık ve başımızı örtmek mecburiyetinde kalmadan, istediğimiz ve beğendiğimiz sadece bizim seçtiğimiz şiirleri okuyup müziği çaldık. İtalyan Konsolosluğu tarafından korunan bu Pers bahçesinde öyle özgür, rahat ve en önemlisi güvendeydik ki bu ilham veren güzel bahçeyi doyasıya yaşadık. O gecenin bir diğer önemli anısı ise ninnilerimizi Norveçli ve İranlı müzisyenler desteği ile orada çalışanlara, sokaktan geçenlere, zira konser mekânı açıktı, dinletebilmiş olmaktı.
Kendinizi İranlı kadınların sesi olarak görüyor musunuz?
Evet, bence birçok İranlı kadının umudu, aşkı, hüznü ve özgürlük duygusu bizim gırtlağımızda.
İranlı bir kadın sanatçı olmanın zorlukları tam olarak nedir?
Çok zor özellikle ülkeniz içerisinde sizi dinlemek isteyen milyonlarca kulağın olmasına rağmen yasaklanmanız. Kadın sanatçıları engelleyen güç aslında doğa ile kavga içerisinde. Güzellik bir Tanrı vergisi ve bunu yasaklamak gerçek ile kavga etmektir. Ancak inanıyoruz ki kadınlara karşı uygulanan bu utanç verici kanunlar sonsuz olmayacak ve bir gün herkes istediği gibi sanatını icra edebilecek. Şunun da hemen altını çizmekte yarar var koşullar ne olursa olsun bir sanatçı olmak çok güzel bir duygu. Bu sadece bir iş değil, bu yaşadığınız ve var olmanızı sağlayan bir kavram ve inanın hiçbir güç veya kimse bunu sizden koparamaz. Bir sanatçının şarkı söylemesini yasaklamak, bir insanın doğal olarak içinden gelen ağlamasını veya gülmesini yasaklamak gibi. Eğer bir daha hayata gelirsem şu an bulunduğum koşuldan daha kötü bir ortamda dahi yine sanatçı olmak isterdim. Ne kadar üzücü ki günümüz İran’da ne radyoda ne de televizyonda bir kadın sesi duyamıyorsunuz. Bu devrimden sonraki İran toplumunda var olan dengesizliklerden sadece biri.
Kadın sanatçıların hiçbir şekilde konser vermesi mümkün değil mi?
Karma bir seyirci önünde solo bir konser vermek hala yasak ancak bunu sadece kadın matinelerinde yapabiliyorsunuz. Kadın sanatçılar karma bir seyirci önüne çıkabiliyor ama böyle durumlarda solist her zaman bir erkek olması lazım ve kadının arka planda bulunması gerekiyor. Fakat tüm bunların olabilmesi için yine inanılmaz bürokratik işlemler, izinler gerekiyor.
Ne zaman sınırları aşıp uluslar arası bir sanatçı olduğunuzu fark ettiniz?
İran dışında konser vermek üzere prodüktörler tarafından davet edildiğimizde. İran dışındaki müzikseverlerden gelen olumlu eleştiriler bize inanılmaz güven verdi ve böylece birçok farklı milliyetten sanatçı ile çalışma imkanı yakaladık. İlk deneyimimiz Yeni Delhi’de Hintli sanatçılar ile verdiğimiz konserler oldu. Daha sonra “Lullabies from the axis of Evil” projesinde yer aldık ve bunu Norveçli sanatçılar ile yaptığımız ”Songs from a Persian garden” albümü ve çok değer verdiğimiz müzik birliktelikleri takip etti.
Müziğiniz her zaman çok renkli, özellikle şiirsel ve mitolojik oldu. Her yeni albümünüzde bir kavram içerisinde kalmak için emek veriyor musunuz?
Çok teşekkürler. Kendimizi yeni bir biçimde ifade etmek için temel kavram içerisinden pek dışarı çıkmıyoruz. Yaptığımız müzik ve proje ile yaşıyoruz ve ilhamımızı geleneksel ve bölgesel müziklerden alıyoruz. Tüm bunları kendi müzik ifademiz ile gerçekleştirmeye çabalıyoruz. Her zaman enstrümantel olarak yeni açılımlar ve Pers müziği repertuarımızı yeni bir çehre ile ifade etmeyi hedefliyoruz.
Yeni albümünüz “I am Eve” hakkında biraz bilgi alabilir miyiz? Örneğin ne tür koşullarda kaydedildi?
“I am Eve”, müziğimizde denediğimiz yeni açılımlarla hepimiz için bir müziksel bir serüven oldu. Albüm Mahsa’nın eşi Atabak Elyasi ile birlikte dört yıllık bir çalışmanın sonucu.
Müziği kendi dilimiz ile nasıl dramatikleştirebileceğimizi denemek istedik ve ilhamımızı her zaman olduğu gibi geleneksel ve bölgesel müziklerden aldık. Tüm vokalleri ev stüdyomuzda, tüm enstrümantel kısımları ise Tahran’da eski bir stüdyoda kaydettik. Albümün son aranjmanları ve mikslenmesi Oslo ve Stockholm’de gerçekleşti. Bu projeye başladığımızda hiç yayınlanabileceği aklımıza gelmedi, zira ilk çıkış noktamız kendi edebiyatımızı müziğimiz ile birlikte korumaktı. Önceliğimiz bu eşsiz eserleri korumak oldu, o zaman bir albüm basılacak aklımızda yoktu ama bu çalışmamızı hiç engellemedi. Norveçli müzik şirketi KKV bu çalışmalarımızı bir albüme basacağını söylediğinde çok sevindik. KKV’nin müzik zevkini çok takdir ediyoruz, onlar kesinlikle dünyada neler olup bittiğinin farkında olan bir kurum.
Bildiğim kadarıyla Rumi’ye karşı ayrı bir özel ilginiz var?
Nasıl olmasın, onun şiirlerinin yüce bir tutku ile beslendiğine inanıyoruz. Biz onun şiirleri ile büyüdük, ayı zamanda elbette Hafez ve diğer klasik şairleri de okuduk. Onların şiirleri zerre kadar ayrımcılık olmadan tüm insanlık için hayatın özgürlüğü, aşk ve saygı ile dolu. Şiirlerindeki kavram yüz yıllar boyunca var olan tüm riyakarlık ve haksızlığa dayanmış ve dayanabilecek nitelikte.
“Axis of evil” projesinde uluslar arası kadın sanatçılar ile çalışmak nasıl bir duyguydu?
Bahsettiğimiz gibi bu proje bize birçok kapı ve güzel olasılıklar açtı. Diğer ülkelerden gelen kadın sanatçılarla birlikte ninni söyleyebilme imkânı ve müziğin arkasındaki barış mesajını müzikseverlere iletebilmek bizi çok mutlu etti. KKV ve Erik Hillestad ve Knut Riersrud gibi Norveçli eşsiz sanatçılar ile çalışmak ayrıcalıklıydı. Tüm dünyadaki annelerin toplu sesi olup, ülkeler düşman olsa bile topluluklar dost olabilir barış mesajını vermek çok yüce bir görevdi. En saf ve doğal müziksel ifade olan Ninnilerin yer aldığı bu albüm ile birlikte insanı mirasa sahip çıktık.
“I am Eve” yürek söken dönemi ele alıyor. Bu albümle birlikte müzikseverlere ulaştırmak istediğiniz mesaj nedir?
Bir kadının sesini kafeste tutmanın imkânsız olduğunu göstermek istiyoruz. Bundan dolayı yapılan baskılar ve kısıtlamalar saçma. Albümün kapağında da bir mesajımız var, buradaki heykel yüz yıllardan beri ayakta duran bir kadın figürü hala güzel ve hala sağlam. Geçen yüzyıllar boyunca kadınlığın sembolü olan bu heykel aynı zamanda kadın sesinin sonsuz ve her zaman duyulacağının bir göstergesi.
Müziğinizi bir tarz altında sınıflandırıyor musunuz?
Kendimizi sınıflandırmayı istemiyoruz açıkçası. Bu işi eleştirmenlere bırakmakta yarar var ancak internette bir sitede bir kritiğin bizim müziğimize “neo-geleneksel” tanımını yaptığını okudum, bu tanım bize sıcak geldi.
Ticari ve promosyonel bir araç olarak internet hakkında ne düşünüyorsun özellikle Dünya Müziği sanatçısı bakımında?
İnsanların müziğimize ulaşmalarının kolaylığı bakımından özellikle çok güzel internet. Dükkanda bulamayacakları albümlerimize internet sayesinde ulaşabiliyorlar ve böylece daha geniş bir seyirci kitlesine ulaşabiliyoruz.
Son olarak Türkiye’ye gelip bir konser planınız var mı hiç ufukta?
Hazırda bir şey olmasa bile, elbette Türkiye’ye gelip konser vermek çok isteriz. İstanbul özellikle inanılmaz bir şehir ve çok güzel. Müziğimizi olabilecek kadar duyurmak isteriz.
Blues, folk, caz ve dünya müziğinin benzersiz karışımı olan sese sentezi ile dikkat çeken genç ve yetenekli müzisyen Hindi Zahra, ilk albümü “Handmade” ile müzik severlerin karşısına çıkıyor.
Hindi Zahra’nın albümü “Handmade”i dinlemeye başladığınız an normalden daha fazla dikkat etmeniz gerektiğini anında fark ediyorsunuz. Albümün mutlak kalitesi, hem içerik hem de yapı olarak şüphe götürmüyor. Güncel Dünya Müziği üretimleri arasında “Handmade” hemen ilgi odaklarını kendi üstüne çekinmeden çekecek nitelikte. Tereddüt etmeye bir an olsun gerek yok zira albüm fazlasıyla tatminkar, hem popüler kültüre bandırılmış hem de Dünya Müziği ezgileri ile bezendirilmiş. Hindi Zahra’nın bu albümünü dikkatle dinlemeniz gerekmekte, emin olabilirsiniz ki pişman olmayacaksınız.
Hemen göze çarpmayan gitar vurguları, aralara serpiştirilmiş Çingene ezgileri ve bariz şekilde ortada olan büyük harfli Blues ritimleri. Yoğun, şiirsel titreşimler ve kedigil ses skalası. “Handmade” kırk dakika boyunca sizlere bunu hissettirecek, ne fazla ne az. Amerika, İngiltere ve Avrupa ülkelerinde verdiği konserlerle geniş bir hayran kitlesine sahip olan genç şarkıcı, albümünde birbirinin eline su dökemeyecek kadar özgün olan 11 şarkıya yer veriyor.
Yarı Fransız yarı Faslı olan Hindi Zahra, hayatını Paris ve Londra arasında mekik dokuyarak geçiren bir sanatçı. Baştan sona albümünü tek başına hazırlayan ve İngiltere’nin en önemli müzik dergilerinden “The Wire” tarafından ‘yeni Billy Holiday’ olarak tanımlanan Zahra, “Bir söz yazıyorum, bir gitar tınısı çalıyorum, gitarları kaydediyorum, sonra da sözleri üzerine yerleştiriyorum” diyerek bu ‘el emeği, göz nuru’ üretim sürecini özetliyor. Pek çok enstrümanı çalabilen marifetli Zahra projektör ışıklarından uzak, basmakalıp popüler müzikten ayrı kendine özgü otantikliğini ve kalitesini konuşturuyor.
Fas kökleri ve Paris’teki hayatı arasında gidip gelen Hindi Zahra’nın ilk üretimi çarpıcı folk, çöl blues ezgileri ve Afrika/Amerika müziklerinin harmanlanması.
Albümünde Fas köklerinden de kopmadığı gözlenen Hindi Zahra, şarkılarında bendir gibi geleneksel enstrümanlara da yer veriyor. Alternatif müziğin dünya müziğiyle kulağı okşayan bir özgünlükle harmanlanışına tanık olmak istiyorsanız ülkemizde de çıkan bu albümü almanızı öneririm.
Parça listesi:
Hindi Zahra – Beautiful Tango | Soul Kitchen Session from Soul Kitchen on Vimeo.