Radiohead’ın yeni çıkarttığı “The King of Limbs” (TKOL) adlı albümü aynı zamanda bir albüm süresinin kısalığını da gündeme getirdi. Bazıları bir eserin bu kadar kısa olmaması gerektiğini savunurken müzik tarihi tam tersini kanıtlıyor.
Plak zamanlarında bir albümün uzunluğu 8 parça ve hatta daha az olabilirdi. Led Zeppelin’in “IV”, Television’ın “Marquee Moon”, Patti Smith’in “Horses” ve Roxy Music’in “For Your Pleasure” albümleride sekiz parçalık. Steely Dan’in “Aja”, Kraftwerk’un “Trans Europe Express”, Can’in “Tago Mago”, Pink Floyd’un “Wish You Were Here” ve the Velvet Underground’un “White Light/White Heat” adlı albümlerinde daha az parça var.
Süre bakımından 37.29 oldukça uzun bir zaman aslına bakarsanız zira bundan daha kısa süreli albümler müzik tarihinde olmuştur. Bunlar arasında the Beatles’ın “Revolver”, the Beach Boys’un “Pet Sounds”, Nick Drake’in “Pink Moon”, Joni Mitchell’ın “Blue”, Dusty Springfield’in “Dusty in Memphis”, Wire’in “Pink Flag”, Slayer’ın “Reign in Blood”, Joanna Newsom’ın “Yshas” ve Sleater-Kinney’ın “Dig Me Out” sadece birkaçı.
Originally posted 2011-12-20 14:32:21. Republished by Blog Post Promoter
Biraz Matthew Herbert, biraz Iva Bittova ve birazcıkta Hanne Hukkelberg, ancak inanılmaz derecede orijinal ve yakalayıcı bir müzik yapıyor Çekoslovakyalı DVA. Müziklerini dinlemeye başlayınca grup hakkında her şeyi bilmek arzusu içinizde depreşiyor, aynı zamanda da fazla duyulmasın sadece size ait bir cevher olarak kalmasını istiyorsunuz.
Barbora Kratochvilova (vokaller, saksafon, klarnet, melodika vb) ve Jan Kratochvil (gitar, vokal, ses kutuları ve perküsyon vb.) çifti tarafından kurulan bu akustik ikili, dünya müziği kulvarında yeni ve deneysel bir keşif. İnsan vokallerini akustik enstrümanlar ile birleştiren ikili uyduruk diller sayesinde bir organik yapı yaratmayı fazlasıyla başarıyor. Sadeliği öncelik olarak algılayan ikili, ilk albümleri “Fonok”u bu zihniyet içerisinde ücra, ufak bir köyde teknolojiden ırak bir mekânda kaydetti. Analog kayıt cihazları eşliğinde antika teknoloji yardımıyla bir araya gelen albüm tango, kabare, sirk, folk ve pop ezgilerinin bir harmanlaması; bu akıma günümüz müzik dünyasında “ucube folk” adı verilmekte. Burada ucube kelimesini ürkünçlükten çok yenilikçi ve farklı kişiliği olarak ele almakta yarar var. Malum günümüz dünyasının basmakalıpları içerisinde farklı olan şey aynı zamanda ucube de olabilir…
Eğlencelik ritimleri, uğraşmadan dinleyeni hayretler içerisinde bırakan ezgileri, anlamadığınız anlamsız sözlerin gitar, saksafon ile cümbüşü, akustik sadeliği enfes bir müziksel lezzet niteliğinde. On beş parçadan oluşan albüm çeşitli müziksel lezzetler sunan, yeni bir keşfin adrenalini pompalayan çılgın ve ritimsel aromatik. Var olmayan grupların, var olmayan dünyalarında kullandıkları var olmayan diller içerisinde dalgalanan ritimlerin hepsi grubun özgün mutfağında yoğrulmuş. Albüm kitapçığında her var olmayan dünyanın kendi temsilcisi, her var olmayan dilin ise kendi tercümesi yer alıyor.
Dinledikçe yüzünüzdeki gülümsemeyi yok etmeniz mümkün olmuyor, hatta bazen otuz iki dişinizle sırıttığınız bile gözlemlenebilir. Katmer katmer ezgisel yapılar içeren çalışma erkek ve kadın gibi iki farklı kutubun bir birleşen açılımı, zaten grubunda adı Çekoslovak’ça Çift anlamına geliyor. İlk defa dinlediğiniz ve yanlarına notlar aldığınız parçaların daha sonra en az beş üzerinden üç yıldız ile taçlandırdığınızı fark etmeniz içten bile değil. Bu yıldızlama sitemi tekrar dinlemeler sonucu arttığını da söylemekte yarar var. Bu albümde sıkılıp bir parça atlamanız olanaksız gibi, özellikle ‘Dua Dua’ adlı çalışmanın kulaklarınıza yapışan ritimsel sülük özelliği vazgeçilmeyenlerin arasında. Sıradaki diğer sülük ise sade gitar adımlarıyla içinize işleme tehlikesi içeren ‘Nanuk’ adlı parça.
Aslında fazla kelama gerek yok, bir defa yerleştikten sonra “Fonok”un müzik çalarınızdan çıkması epeyi bir zaman alacak. Eylül’den Ekim’e doğru ilerlerken, yılsonuna yaklaştıkça sanki “Fonok” ilk onumun üst sıralarında yer alacak gibi görünmekte.
Her şey hoş ve güzel ancak tek bir sıkıntı var, albümü edinme meselesi. Ne yazık ki Avrupa’da bile kolay bulunmayan bu albümün ülkemizde ulaşılabilmesi imkânsız ancak birkaç web sayfası sayesinde bu çıkmazın sonunda bir ışık olduğunu görebilirsiniz.
Parça Listesi
Web Sayfası: www.2dva.cz
Originally posted 2010-12-21 08:24:23. Republished by Blog Post Promoter
Amadou Bagayoko ve Mariam Doumbia olağandışı bir biçimde müzik yönünden bereketli olan Mali’nin en meşhur sanatçıları arasında yer alıyor. Otuz yıldan beri evli olan bu iki sanatçı müziksel sinerjilerinin yanı sıra ülkelerinin ilk ve tek uluslar arası çapta üne ulaşan ikilisi. Adları uluslar arası platforma duyulmadan önce kısaca Mali’den gelen bu kör ikili sadece sanatçı olarak bilinirdi oysa şimdi kültürler arası birer elçi.
1974 yılında Mali’nin başkenti Bamako’da bir körler enstitüsünde tanışan ikili, o dönemde dinledikleri İngiliz müziği sayesinde birbirleri ile ilgilenmeye başladı. Özellikle Pink Floyd, Led Zeppelin ve AC/DC gibi grupların kasetlerini tekrar tekrar dinleyen Amadou ve Mariam bu çalışmalardan kendilerine yakın olan ilhamları ayrıştırarak müzik yapmaya koyuldu. İkili bu sanatsal birlikteliği, 1980 yılında karşılıklı imza atarak evlilik ile bağladı.
Çift daha sonra Mali’de stüdyoların yetersiz olmasından dolayı prodüktörlerin, müzik dükkânlarının bol ve müziğin sık sık radyolarda çalındığı Batı Afrika’daki Fildişi Sahillerine taşındı. Burada ağırlıkta Afrika blues üzerine yapılandırılmış arka arkaya dört kaset çıkartan ikili, önemli birkaç prodüktörün dikkatini çekti. Zamanla koşulların geliştiği Mali’de bir kaset daha çıkartan ikili, müzik kariyerini kapsamlı bir biçimde sürdürebilecekleri Fransa’ya yerleşti. Burada Marc-Antoine yönetiminde üç albüm daha kaydeden Amadou ve Mariam yavaş yavaş kendilerine önemli bir dinleyici kitlesi sağladı. Özellikle hayranlarının arasında Mano Negra’nın kurucu üyesi, Avrupa’yı müzikleri ile kasıp kavuran Mano Chao’un olması ikilinin hayatında önemli bir dönüm noktası oldu. Amadou ve Mariam’ın bir parçasını radyoda dinleyen Mano Chao, yerel bir gazeteye verdiği röportajda bundan bahsetmesi üzerine Marc-Antoine sayesinde ikili ile tanıştı. Daha sonra sık sık görüşen üçlü bu süreçte stüdyoda bol zaman geçirmeye başladı. Chao ve Bagayoko’nun gitarlar ile şakalaşması ve üzerine Mariam’ın eşsiz vokallerinin yerleştirilmesi sonucu ekip bu doğal etkileşimin büyüsünde bir arada albüm kaydetmeye karar verdi.
“Dimanche a Bamako” adlı çalışma 2005 tarihinde raflarda yerini aldı. Bu çalışmada Chao ikilinin mayasının daha bir yoğunlaşmasını öte yandan ikili de Chao’un garip şeyleri harmanlama dürtüsünü besledi. Albüm 500 bin üzerinde bir satış grafiği yakaladı ve ikiliyi bir anda farklı bir lige taşıdı. Bu aynı zamanda hayatlarını ve yaşama biçimlerini de değiştirdi. İkili sık sık festivallere davet edilip, yoğun bir biçimde dünyayı gezmeye başladı. Yakaladıkları bu ilgi sayesinde sosyal sorumluluğu da elden bırakmayan Amadou ve Mariam müzisyen kişiliklerinin yanı sıra Sightsavers International adlı STK’nın temsilcileri olup dünya çapındaki körlerin sesi oldu.
Amerika dâhil olmak üzere birçok ülkede müzikseverin ilgisini Mali’ye çekmeyi başaran ikili geçtiğimiz günlerde, uzun zamandan beri beklenen “Welcome To Mali” adlı yeni çalışmasını zevkimize sundu. Bu defa Mano Chao’dan yoksun olan albüm bunun aksine birçok ünlü isim içeriyor. Bunlar arasında Damon Albarn (Blur, Gorillaz), Etiyopyalı rapçi K’Naan, kora virtüözü Toumani Diabate ve Keziah Jones gibi isimler yer alıyor. Bamako, Dakar, Paris ve Londra’da on iki aylık bir süreçte kaydedilen albüm, ikilinin müziksel paletini daha geniş bir yelpazeye taşıyor. Nefeslilerden, Afrobeat’e kadar zengin müzik tarzlarını içeren “Welcome To Mali” cümbüş dolu enerjik bir yapıya sahip. Afrika müziğinin renklerini yansıtan çalışma, kırsal ritimlerin dünyaya açılmasını kutlayan bir şölen. Amadou ve Mariam tarafından getirilen yerel ezgiler uluslar arası platforma ad yapmış olan sanatçıların himayesinde çok farklı boyutlara sokuluyor. İkili Fransızca ve Bambara dillerinde şarkı söyleme özelliğini sürdürürken K’Naan ve Keziah Jones araya İngilizce sözler serpiştiriyor böylece daha çok dinleyiciye ulaşmanın önemi vurgulanıyor. Tek kelimeyle doğu ve batı harmanlaması olan çalışmada Amadou’nun gitarları bir önceki albüme kıyasla nispeten daha az çıkıntılı. Ritimsel olarak Afrobeat kontrolünde raggae ve hip hop sınırlarına sokulan çalışma ikilinin birazcık daha batıya yakınlaşması olarak algılanabilir. Damon Albarn’ın yer aldığı ve albümün açılışını yapan ‘Sabari’ adlı parça bunun en güzel kanıtı.
Afrika’da bir sanatçının sırtında tüm tarımsal yük olmasına rağmen yoldaşsız, kayıtsız kendi başına müziğini yapıp daha sonra şehre gelip bunun radyoda çalınması inanılmaz bir an. İşte 20 yıllık Amadou ve Mariam’ın öyküsü de böyle bir mucize. Bu tür örnekler kentsel bağlamda tam bir güç göstergesi. Son zamanlarda Afrika’dan benzer üretimler oldukça fazla çıkmakta ancak hiç kuşkusuz Amadou ve Mariam bu akımın başını çekmekte.
Originally posted 2009-12-22 07:50:32. Republished by Blog Post Promoter