Zannedersem Cesaria Evora nefes kesen lezzetli melankoliğe dalmadan bir albüm üretmesi söz konusu değil. Sanatçının en meşhur ifadelerinden biri “Müzik sadece bir evrensel dil. Dili anlamasan bile, dinliyorsunuz zira ritimleri sizleri cezp ediyor.” Cape Verde Portekizcesi anlamasanız bile bu albümdeki ritimler sizi hiç şüphesiz kavrıyor. Çıplak Ayaklı Diva’nın standartları hala yüksek ve bu yeni çalışmada kalitesinden ödün vermemekte. Mısır yaylılarının yapılan müziğe entegre edilmesi ile yeni açılımlara sokulan albüm beklentileri karşılayacak düzeyde. Cape Verde’nin antik ticaret güzergâhında olduğunu düşünürsek bu ilave bir sürprizden öte bir gereksinim aslında. Zira Batı Afrika’dan Arap Kuzey Afrika’sına kadar pek çok müziksel dokudan etkilenmiş durumda Cape Verde.
Cape Verde’de dedikleri gibi önce zehri içip sonra balı içmek hayatta başarılı olmanızın en önemli faktörlerinden biri. Cesaria Evora’da kariyeri boyunca tam bunu yapmış durumda, şu an sefasını sürdüğü kariyerine ulaşabilmek için pek çok zorluğun üstesinden gelmek zorunda kaldı. Ama sonuçta azmi sayesinde başardı…
2008’de geçirdiği ufak bir kalp sarsıntısından sonra tekrar çıplak ayaklarının üstünde durabilen Cesaria Evora için bu albümün önemi ayrı olsa gerek. Aşkın özlülüğüne bol bol göndermede bulunan albüm aynı zamanda dostluk, mutluluk ve samimiyet temalarına dokunuyor. Bu soğuk günlerde gelebilecek en sıcak ritimsel paket…
Albüm 9 Şubat 2010 tarihinde Sony Music etiketiyle ülkemizde de satışta.
İçerik
The Barefoot Diva from Sleepy Time Gal on Vimeo.
Bir Hintli kız, bir Musevi, bir Polonyalı ve bir siyahî müzisyen, hepsi sahneye çıkıp ellerinden farklı enstrümanlar ile dünya müziği ezgilerinden nağmeler döktürüyor, adeta kötü bir şaka gibi. Amerika’nın alternatif ve aydın kesiminin yer aldığı San Francisco’dan gelen Rupa & The April Fishes adlı ekip çok kültürel, dilsel, ekstra ulaşılabilir ve algılanabilir müziği ile Amerika’dan son dönemlerde çıkan en heyecan verici Dünya Müziği ekibi. Albümlerini dinleyince bir şakadan çok bir mucize olarak grubu algılıyorsunuz. Obama’nın Cumhurbaşkanlığına oynadığı bir ülkeden de böyle bir karmaşık harmanlama beklenir zaten. Uzun ömürlü olur veya olmaz bu tartışılır ancak şu an için ilk çık geçerli gibi.
Latin Amerika, indie, Arjantin Tangosu, Fransız şanson, Balkan Çingene, Amerikan folk, caz ve Hint ragası gibi birçok tarzı aynı havanda karışımıyla ortaya çıkan bir müziği temsil eden ekip, 2003 yılında solist Rupa’nın çabalarıyla bir araya geldi. Ed Baskerville (çello), Marcus Cohen (trompet), Isabel Douglass (akordeon), Aaron Kierbel (bateri ve perküsyon), Safa Shokrai (çift bas) ve Rupa (gitar/solist) altılısından oluşan ekip, farklı etnik ve müziksel birikimden geldiği için ortaya çıkan kimya kavrayıcı ve organik. Çıkar çıkmaz Dünya Müziği listelerine 3. sıradan giren “Extraordinary Rendition” adlı ilk albümleri bunun en gerçekçi yansıması.
Her grubun bir oluşum öyküsü olduğuna göre bizim Rupa & The April Fishes’in de kendine özgü bir öyküsü var. Rupa on dokuz yaşında tiyatro ve biyoloji eğitimi alırken şarkı bestelemeye başlamış. Yaşadıklarını müziksel (bu dönemde özellikle Amerikan folk ezgileri çevresinde) bir biçimde anlatmanın keyfine varan Rupa eline attığı ilk enstrüman olan gitar ile ciddi anlamda müzisyen olmaya karar verdi. Ancak klasik bir Hint ailesinden geldiği için baba baskısı yüzünden besteler ile cebelleşirken aynı zamanda eğitimini sürdürerek doktor oldu. Uzun süre çift kişilik (müzisyen ve doktor) ile yaşayan Rupa, her iki taraftan diğer mesleğini sakladı. Böylece müzisyen arkadaşları doktor olduğunu, doktor arkadaşları ise müzisyen olduğunu çok sonra öğrendi. Sabahları doktorculuk oynayan Rupa akşamları San Francisco’nun önde gelen barlarında uzun bir süre şarkı söyledi. Bu dönemde ise beste yapma yeteneğini fazlasıyla geliştiren sanatçı ilk meyvelerini Fransızca yazılan şarkılar şeklinde vermeye başladı.
Müziğin ağır basması sonucu Rupa, kendi düzleminde olabilecek sanatçılar ile çok-kültürlü bir grup kurmaya karar verdi. Her şeyin Amerikanlaştırıldığı bir ülkede yaşamasından dolayı tamamen aykırı yönde gitmeye karar veren Rupa, mümkün olduğu kadar farklı coğrafik tohumlardan gelen sanatçılar ile bir araya geldi. Grubun ana temelinin insanları pozitif yönde eğlendirmek olduğunu göz önünde bulundurursak ekip bu ana kavramı temsil etmek üzere kendilerine enteresan bir isim arayışına girdi. Fazla düşünmeye gerek kalmadan Fransızların bir Nisan gününde insanların arkalarına şaka olsun diye yapıştırdıkları kâğıttan yapılmış balık geleneğinden yola çıkarak Rupa & The April Fishes adı doğdu.
Grubun temel taşları bir araya geldikten sonra ekip Amerika’nın her yerde dominant olarak kendi kültürünü zoraki işlemek istemesine karşı gelerek ağırlıkta Fransızca parçalar besteleyip icra etmeye karar verdi. Fransızcayı zaten ana dili gibi konuşan Rupa için bu sütten kıl çekmek kadar kolaydı. Herkesin İngilizce şarkı söylemek için ıkındığı müzik dünyasında ağırlıkta Fransızca şarkılar söylemek ise oldukça cüretkâr bir hareket. Maalesef basmakalıp zihniyetlerden oluşan müzik dünyasında birçok şirket sadece bu nedenden dolayı kapısını gruba açmadı bile. Ta ki karşılarına eski Putomayo yöneticisi Jacob Edgar’ın yeni şirketi Cumbancha çıkana kadar grup epeyi bir süre sayısız kapı çaldı. Grubun müziğine ilk dinleyişte âşık olan Jacob Edgar İngilizce şarkı olmamasını dert etmeden hemen sözleşmeye imza bastı.
Özellikle 11 Eylül vakasından sonra Amerika’nın yabancı olan her şeye gösterdiği nefret ve tepkiden dolayı ekip üzerine basa basa Amerika’dan uzak müziksel sınırlarına sokulmaya karar verdi. Zira onlara göre dili anlamasan bile farklı olan bir şey güzel ve bağlayıcı olabilir. Müziğin tutku, iyimserlik, insanlık ve itibar unsurlarını yaşatan en mucizevî oluşum olduğunun bilinciyle ekip kontrolden çıkmak üzere olan bir dünyada insanların birbiri ile etkileşimi, seyahat etmek hevesini ve özellikle farklı kültürlere olan merakı uyandırmak çabasında.
On üç parçadan oluşan “Extraordinary Rendition” ağırlıkta aşk üzerine. Grubun farklı katmerlerde yer alan aşk tanımı, paradoksal iyilik ve kötülük kavramı ve kişisel politik duruşu albümün adında birebir yansıyor. Acıklı aşk konularının aksine kaybolan aşk, dayanılmaz korku altındaki aşk, sınırlar ötesi aşk, kısıtlı yaşamlar içindeki aşk ana konularını ele alan albüm, adeta aşkın farklı türevlerin ağırlıkta Fransızca sözlere ile bezenmiş müziksel yansıması. Fransızcanın yanı sıra araya serpiştirilmiş İspanyolca, İngilizce ve Urduca sözler dinleyenlerin kişiliğini açan bir katalizör niteliğinde. Açıkçası ekip insanlığın birlikteliğini müzik sayesinde irdeliyor. Coğrafik ve metafizik sınırların varlığının paradoksal bir biçimde ön planda olduğu bir dönemde ekip ortaya dengeli bir tahterevalli ile çıkıyor.
Albüm boyunca Rupa’nın vokalleri genç ve esnek, temiz ve yakalayıcı; yüksek tonları mükemmel dokunup sessizliğe süzülebilen sanatçı, ilk çalışmaları olmasına rağmen vokal basımından oldukça gelişmiş durumda. Grubun yaptığı müzik ise sadece eğlenceli ve özgün; her dinlemede içinize bir kat daha sinen türden.
RUPA AND THE APRIL FISHES “Une americaine a Paris” Directed By DUGAN O’NEAL from Dugan O’Neal on Vimeo.
Müziğin genelde çok uluslu, herkese hitap eden bir dil olduğu söylenir, ancak bunu tam anlamıyla hayata geçirebilen sanatçıların sayısı maalesef çok azdır. Mevcut olan sayısız diyalektlerden dolayı özgür bir biçimde farklı iki dili bile iyi harmanlayıp zevkimize sunabilecek müzik adamı azdır. Benzer müziğin tekrar tekrar işlenip yapısal olarak zedelenip önümüze sunulduğu şu dönemlerde, müzik ruhları doğal olarak farklı arayışlara yönelmekte.
Genç yapımcı, besteci, perküsyoncu, tablacı (Kuzey Hindistan’a has “çift” kat el darbukası) ve dünya müzik adamı Karsh Kale (Kurş Kâh-lay olarak okunuyor), birçok müzik dilini aynı anda akıcı bir şekilde zevkimize sunabilen ender müzik üstatlarından birisi. Karsh Kale , Doğu ve Batı müziğinin nasıl tek olabileceğini göstermeye çalışmaktadır. Müziğinin sınırsız farklı paralel boyutları, körelmiş kulaklara ilk başta ürkütücü ancak zamanla iç ısıtıcı ve yakın gelecektir
Karsh Kale , İngiltere’de yaşayan Hintli ebeveynlere doğup Amerika’da büyümüş. Hint kökeninin vermiş olduğu altyapısıyla ve Amerika’da büyüdüğü modern elektronik müzik karışımıyla Karsh Kale dünya piyasasında kendi alanında söz sahibi olmuş. Tabla yeteneğini dünyanın en iyi tablacısı olarak bilinen Zakir Hussain ‘i dinleyerek ilerletmiş. Müziğini, Herbie Hancock , Sting , System Of Down ‘dan tanıdığımız Serj Tankian , Fas’lı müzik üstadı Hassan Halmoun , Senegal’ı süper yıldız Baba Maal ve Etiyopyalı pop şarkıcısı Gigi ile yapmış olduğu işbirlikleri ile uluslararası platforma taşımış. Karsh Kale aynı zamanda eşsiz “ Tabla Beat Science ” ekibinin bir üyesi. Bu oluşumda eşlik ettiği sanatçılar ise Zakir Hussain , Ustad Sultan Khan ve Bill Laswell gibi kendi alanlarında üstatlık mercisine ulaşmış sanatçılardır. Aynı zamanda “ Asian Massive ” akımının öncülerinden olup geleneksel antik Hint müziği ile trance ve drum’n'bass gibi post-minimal elektronik dans müziğini kusursuz işleyen bir müzisyendir.
Karsh Kale tarzıyla, dünya müzik haritası üzerinde 21. yüzyıl Asya-Amerika / Doğu-Batı müziğinin sınırlarını belirlemiştir.
Elbette Karsh Kale sadece Hint folk müziği ile klasik elektronik unsurları karıştırıp bize sunmuyor, her yarattığı eseri, her an farklı yorumlanabilecek bir yapı içerisine yerleştiriyor. Böylece örneğin bhajan (tipik Hint folk parçası) aynı zamanda bir drum’n'bass veya elektronik bir parça olabiliyor. Kısacası Bengal’de klasik hit olan bir folk parçası Karsh Kale ‘nin uzman ellerinin dokunmasıyla batı dünyasında çılgınlar gibi dans edilebilecek bir hale dönüşebiliyor.
Tüm bu birikimin ilk meyvesi, 2001 yılının Temmuz ayında çıkan “Realize” oldu. Albümün adından da anlaşılabileceği gibi aslında Karsh Kale burada ince bir espri ile bizlere, yaratmış olduğu kusursuz müziği, nefes kesen farklılığı “anla” ve “fark et” diyor. “Realize” albümü Talving Singh ve Asian Underground akımını dünyaya kabul ettiren efsanevi “Anokha” koleksiyonundan sonra gelen ilk ve en belirgin üretimlerden birisi oldu.
Albümden çıkan ilk 45′lik “Distance” isimli parça oldu. Söz konusu parçada Falguni Shah ulu bir sesle, diri bir melodiyi süslemektedir. Karsh Kale bu parçasında tablanın asla yaşlanmayacak bir enstrüman olduğunu gösteriyor. Eski ve yeninin, Doğu ve Batı’nın mükemmel bir sentezi. “Distance” parçası sonra Banco de Gaia , Midival Punditz ve Capt. Groove tarafından mikslenmiştir. Bu misklere bakıldığında başlı başına yeniden yaratılmış eserler olduğunu fark ederiz.
“Realize” albümünde Karsh Kale , dünyanın tartışılmaz en iyi sarangi çalgıcısı Sultan Khan , Ajay Prasanna ve Steve Gorn gibi müzisyenlerle çalışmış. Parçaların çoğunu sesi ile süsleyen kişi Etiyopyalı sanatçı Gigi . Parçalar Amharik, İngilizce ve Urduca olarak seslendirilmiş. Albümün genel olarak sorguladığı konu: çok karışık dinler, diller, insanlar var ben veya sen hangisine aidiz. Buna gönderme olarak Karsh Kale “Fabric” parçasında direkt bize şunu soruyor “1001 tasarım kesişiyor. Hangisi benim? Hangisi sensin? Fark et!” Bu sorunun cevabı birebir sözlü dile getirilmiyor ancak belki albümün kendisi başlı başına cevap olabilir. “Realize ” bir dünya oluşumu. Hindistan, Afrika, Japonya ve Amerika’da yaşayan sanatçılar emeği ile ortaya çıkmış bir eser. “Realize ” müziğin çok derin ve yoğun olabileceğini ancak yinede bir tüy gibi uçabileceğini gösteren bir albüm.
Karsh Kale ‘nin yaratmış olduğu bu eşiz albümü “Redesign: Realize Remixed” takip etti. Burada, Karsh Kale “Realize” da olan tüm eserlerini farklı sanatçılara verdi ve hepsinin yorumlarını “Redesign:Realize Remixed” çatısı altında topladı. Bu tamamen bize “Realize” ın nasıl farkı bir albüm olabileceğini göstermek içindi. Amaç müziğin ne kadar evrensel olduğunu göstermekti. Böylece tek var olan tek bir müzik dilinin nasıl farklı müzik dillerine yorumlanabileceğini görmüş olduk.
Tüm bu oluşumlar içinde elbette bu ayrıcalıklı müzik dili olgunlaştı ve bunun sonucu olarak karşımıza 2003 yılında Karsh Kale ‘nin ikinci stüdyo albümü “Liberation” çıktı.
Karsh Kale ‘nin yerinde duramayan ruhu bu albümünde müziğe, daha bir alışılmışın dışında yaklaşmaya çalışıyor. Karsh Kale , yapmış olduğu müziğin bir dans fon müziği yerine tam bir performans müziği olduğunu bize gösteriyor. Elektronik müziğin minimal sahne performansının hâkim olduğu bir dönemde Karsh Kale ‘nin performansı hem dans hem de organik bir yapı sergiliyor.
“Liberation” , ritmik döküm, geleneksel Hint sesleri, funk/rock oluşumu ve drum’n'bass desteği ile sayısız atmosferi tek bir atmosfere dönüştüren bir albüm. Adeta çok farklı seslerin oluşturduğu bir atmosferde nefes almamızı sağlayan ortam. Zaman zaman patlamalar, beklenmedik çıkışlar, ritimlerin şekilden şekle girdiği bir dünya Liberation . Bu albümde “Realize” dan tanıdığımız sanatçıların yanı sıra Bollywood Madras Oda Orkestra ‘sı, Niladri Kumar ve Salim Merchant ‘ın da getirmiş olduğu inanılmaz bir çeşnilik var. Liberation, Karsh Kale ‘nin teknik cesaretinin cüretkârlığı ile süslenmiş duyumsal bir yapı. Sonuç hiç şüphesiz : kusursuz bir bütünlük.
Karsh Kale ‘nin evrensel görüşü; müziğinin neden Jazz ustası Pharoah Sanders , uçuk müzik diyarlarında dolaşan DJ Spooky gibi sanatçılarla, çok rahat ve uyum içerisinde kaynaşabildiğinin açık bir göstergesi. Zıt sitilleri zorlanmadan birleştirebilen tek şey Karsh Kale ‘nin farklı müzik akımlarına olan inanılmaz duyarlılığı ve sevgisi.
Karsh Kale bizlere bahçesinin kapısını aralamış durumda. Bizleri içeride nelerin beklediği ise tam bir sürpriz.
Zina – Karsh Kale from vitamin m on Vimeo.