Vas döneminden beri Azam Ali’yi takip ederim. Bu çatı altında üç albüme imza atan İran asıllı Azam Ali aynı zamanda yan projesi Niyaz, kendi solo çalışması ve bir sürü müzik birlikteliğine (aklıma hemen gelenler; Mickey Hart, System of a Down, King Crimson, Nine Inch Nails, Greg Ellis, Juno Reactor vb) de yer almakta. Oldukça üretken ve yaptıklarıyla da kendinden söz ettiren bir sanatçı Ali.
En son karşımıza Niyaz projesi ile çıkan sanatçı, arada aldığımız duyumlar ile solo albümüne çalışmaktaydı. Bu haberler geçtiğimiz aylarda onaylandı ve kendisi on ninniden oluşan “From Night To The Edge Of day” adlı çalışması ile sonunda raflarda yerini aldı. İşin güzel tarafı söz konusu çalışma neredeyse aynı zamanda ülkemizde Doublemoon etiketiyle Türkçe olarak ‘Orta Doğu Ninnilerine Güncel Yorumlar’ alt başlığı ile basıldı.
Albümde Azerbaycan, İran, Lübnan ve Türk ninnileri yeni bir çehre ile işlenmiş. Daha yeni anneler kulübüne giren sanatçı, belli ki yaşadığı duygu patlamasını dinleyicileri ile böyle paylaşmayı uygun görmüş. Ninnilerin rüya âlemine dalan Ali, geçmişi, şu anı ve geleceği aynı sepete yerleştirmeyi uygun görmüş. Annelerin çocukları için hayal ettikleri güzel duyguları en kolay yüreklerine aktarabildikleri ninnileri tercih etmiş. Anne ve çocuk ile birebir bağlantı kuran müzikli köprüler bunlar.
Özenle yönetilen sorumlu proje ruhaniyet, duygusallık ve mahremiyet ekseninde süzülüyor. Benzer ninni albümlerindeki çocuk faktörü ön plana çıkartılamamış ki bu kanımca çok iyi. Ninnilerin sadece çocuklara hitap etmediğini aslında bir kültürün folklorik yansıması olduğunu kulaklarımızın huzuruna sunuyor Azam Ali.
Albümde yer alan ninniler dinleyenleri daha önce ziyaret etmedikleri bölgelere taşıyor; zengin kültürel harmanlamalar ile bezenmiş müzikli serüvenler. Bu diyarlarda din, ayrımcılık, dil ve farklılık yok. Sadece insanlık var, samimiyetle bir yabancıya el uzatan bir diğer yabancı. Ritimlerin yanı sıra kullanılan araçlar santur, ud, viyolin, elektrosaz ve vurmalı çalgılar, Azam Ali’nin vokallerine refakat ediyor.
Çalışmada yer alan ninniler gibi, müzikte geçmişe ve geleceğe bakıyor. Geleneksel enstrümanları modern stüdyo ekipmanları ile evlendiriyor. Bu albümü çalınca içerdiği umut ile büyüleneceksiniz..
Noor (The light in my eyes) by SixDegreesRecords
Dandini by SixDegreesRecords
Lai Lai by SixDegreesRecords
Faith (Reprise) by SixDegreesRecords
Originally posted 2011-05-05 09:32:27. Republished by Blog Post Promoter
Pek çok müziksever bilinçli veya bilinçsiz mutlaka evdeki arşivinde bir Bob Marley CD’si bulundurur. Elbette herkesin Bob Marley’i seveceğine dair bir iddia yok ancak çok sevildiğini de söylemekte fayda var. Eğer ilk defa Bob Marley ile tanışıyorsanız nereden başlayabileceğinize dair bir sıkıntı yaşamanız söz konusu. Aslında pek çok Bob Marley CD’si sizi üzmeyecektir ancak eğer bir yerden başlamak isterseniz aşağıdaki 10 CD size yardımcı olacaktır.
1. Simmer Down at Studio One (1963-1966)
Wailers ekibinin ilk üretimlerinin en iyi parçalarının toparlandığı bir çalışma bu. Reggae müzik tanımı daha yokken grubun ne çaldığına dair sizlere çok güzel örnek verecek bir albüm.
2. Soul Rebels (1970)
Karşımızda Wailers’ın ilk uluslararası çalışması var. Yapımcı koltuğunda ise efsanevi Lee “Scratch” Perry oturmakta.
3. African Herbsman (1973)
Bob Marley’in adının albüm kapağına yazıldığı ilk çalışmalardan biri “African Herbsman”. Wailers’ın o döneme kadar ki en köklerine indiği çalışma. Bol Jamaika ritimleri ve büyüleyici armonik vokaller.
4. Catch A Fire (1973)
“African Herbsman” yerel pazara hitap ederken aynı yıl çıkan bu çalışma tamamıyla farklı bir dinleyici kitlesini hedef alması amaçlandı. Jamaika müziğine aşina olmayan yabancı kulaklar için üretilen söz konusu albüm beklenen ilgiyi yaratmayı başardı.
5. Burnin’ (1973)
“Catch a Fire”, adlı albümden kısa bir süre sonra yaklaşık altı ay sonra piyasaya çıkan bu albüm Bob Marley tarihçilerine göre sanatçının yıldızının parlamaya başladığı ilk ışıltı.
6. Natty Dread (1974)
“Natty Dread” ile birlikte Bob Marley müzik yoldaşları Bunny Wailer ve Peter Tosh’tan ayrıldığı albüm. Her ne kadar Marley devam ettiği ekibine hala The Wailers demiş olsa bile asıl ekip başka müzik patikalarına bu albüm ile birlikte yol aldı. Bu albümün bir diğer özelliği ise Bob Marley’in ilk defa Billboard ilk 10 albüm listesine girmesini ve burada dört hafta boyunca kalmasını sağlaması.
7. Exodus (1977)
The Times dergisi tarafından kısa bir süreliğine de olsa yüzyılın albümü olarak gösterilen “Exodus” aslında bu konumu hak ediyor zira inanılmaz bir müzik patlaması yaşatabilen bir çalışma. İlk nota vuruşundan son ritmine kadar cidden nefis olarak sınıflandırılabilecek olan b albüm Bob Marley’in en beğenilen üretimlerinin başında hakkıyla yer alıyor.
8. Babylon By Bus (1978)
Bob Marley’i tanımak isteyip de canlı performansları ile ilgilenebilecek olanlar için bu albümü fazlasıyla önerebilirim. 1978’e kadar ekibin Avrupa boyunca verdiği konserlerden alınan canlı kayıtlardan oluşan albüm ekibin sahne performansının da güzel bir yansıması.
9. Uprising (1980)
Evet, karşımızda Bob Marley’in en son resmi stüdyo albümü. Ölümünden bir yıl önce piyasaya çıkan bu albüm öncekileri kadar satış başarısı göstermemiş olsa bile Bob Marley’in iç dünyasını yansıtan en samimi çalışma. Sanatçının yoğun dinsel açılımını yoğun bir şekilde lanse eden çalışma dinleyeni müzisyenin ruhuna direk taşıyan bir aracı.
10. Legend (1984)
Bu albüm benim için kolaya kaçanlar için önere bileceğim bir çalışma. Beğenmeme olasılığınız çok düşük zira burada sanatçının en iyileri bir araya getirilmiş. Ben her zaman toplama albümlerden kaçınıp sanatçının gerçek çalışmasını almayı tercih edenlerdenim. Ama dediğim gibi buna vakti olmayanlar için bu albüm kaçmaz bir fırsat.
Originally posted 2010-12-31 08:33:40. Republished by Blog Post Promoter
Yanlarında Berber kültürlerini ve kullandıkları Tamaşek (Tuareg’lere özgü bir Berber dili) yerel dilini getirdikleri yazılır. Bunun yanı sıra anaerkil toplum yapısını da aynı şekilde koruyan Tuareg’ler, günümüze kadar bu özelliklerini korumalarıyla bilinir. Tüm bu akımın, göçlerin ve kültürlerin arasında elbette müziğe ve şiire çok derin bir bağ vardır.
Tamaşek müziğini oluşturan iki önemli yerel enstrüman sırasıyla tindé davulu ve tek telli bir kemençeye benzeyen imzad. Her iki enstrüman da birebir kadınlara ait olup erkeklerin bunları çalması uygun görülmez. Öte yandan yerel müziklerde erkekler genellikle teherdent olarak bilinen yerel ud ve çoban flütü çalar, buna ilaveten şarkı söyleyip el çırparlar.
Genellikle kendi sınırları içinde kalan bu müzik tınıları Tinariwen sayesinden uluslararası müzik dinleyicisine sunuldu. Mali’nin en kuzey doğu ucunda yer alan Adrar des Iforas adlı bölgeden gelen Tinariwen, 70’lerin sonunda yöresel enstrümanlarının yanı sıra gitar kullanarak müzik yapmaya başladı. Grubun kurucusu ve aynı zamanda solisti İbrahim Ag Alhabib, yerel Tamaşek müziğini bir gitar sayesinde modern rock jenerasyonuna harmanlamasıyla tanınıyor. 1979 yılında Tamanrasset’te (Tuareg’lerin en büyük şehri) temelleri atılan Tinariwen, müziklerini maziye karışan Albay Kaddafi tarafından genç Tamaşek’leri savaşmaya eğitmek için kurulan askeri kamplarda geliştirmeye başladı. Ayaklanma döneminde Tinariwen bir anda isyan askerlerinin sesi oldu ve Cezayir, Libya gibi ülkelerde yaşayan tüm Tuareg’lerin kulak verdiği ve kaynaştığı bir bağ oldu. Bu yeni gelişmeler sonrası ise Libya’da kazananlarının müziksel temsilcisi oldu.
Tinariwen’in hikâyesi; bir savaş, barış, ayrılık, zor koşullarda kendini bulma ve ufak bir bölgede var olma öyküsünün müziğe yansıması. Müziğe tutkuyla bağlı olan İbrahim Ag Alhabib bir gün gitar ile tanıştı, normal Tuareg geleneğine göre kabileye ait olmayan enstrümanların çalınması uygunsuz olarak görülmesine rağmen, İbrahim Ag Alhabib içindeki müzik yanardağının patlamak üzere olmasından dolayı bu gelenekselliğe pek kulak asmadı ve yerel müziğine harmanlamak üzere gitara dört kolla sarıldı. Bu dönemde bir şekilde çöle ulaşan Bob Marley, Jimi Hendrix, James Brown ve John Lee Hooker gibi sanatçıların kasetlerini dinleyen İbrahim; kendisi gibi düşünen Japonais, Hassan, Inteyeden, Khedou adlı genç yerel sanatçılar ile bir topluluk oluşturdu. Ağırlıkta gitar çalan sanatçıları dinleyen bu ham topluluk aynı zamanda Fas ve Cezayir’den gelen Magreb ezgilerini dinleyip emeklemekte olan müzikleri ile entegre olmaya başladı. Kendi Berber ezgileri ile birlikte tüm bu dinledikleri melodileri müziksel havanda dövmeye başlayan ekip, bir anda bölgelerinde hiç duyulmayan ezgiler üretmeye başladı. Yükselmekte olan bu farklı sesi algılayabilen kulaklar ise gruba yakınlaşmaya başladı. Devrimci bir yapıya sahip olan grubun ilk besteleri halkın açlık, kuraklık ve göç sorunlarına değinen filozofik şairane oluşumlardı. O anı, acıyı ve sorunları yansıtan bu müzik her ne kadar bir kültürel muhafazakârlık olarak gösterilmeye çalışılsa da halkın yüreğine dokundu, özellikle de baskı altında olanların.
Bu dönemlerde Mali hükümetine karşı nükseden Tuareg ayaklanmasına katılmayı bir görev bilen grup Libya’daki askeri kampa dâhil oldu. Burada hem askeri eğitim alıp hem de müziklerini icra eden ekip, bünyesine aynı yolda ilerleyen Abdallah adlı bir gitaristi dâhil etti. Böylece 1985 yılında Sahra çölünün bir köşesinde yer alan bir askeri kampta Tinariwen resmen kuruldu. Yerel dilde çölün çoğul halini ifade eden Tinariwen kelimesi grubun geniş müzikal ovasını yansıtan en doğru ifade olduğundan dolayı ekibin adı olarak seçildi.
Abdallah’ın gruba katılmasıyla kendi çapında bir efsane mertebesine ulaşan Malili Blues ilahı Ali Farka Touré’nin müziği ile tanıştırdı. Büyüleyici çöl blues melodilerini duyan ekip hemen bu tınıları kendi müzikleri ile birleştirme kararı aldı ve böylece asıl ses sentezi ortaya çıktı. Çok kısa bir sürede Sahra çölünde yaşayan her genç Tuareg’in dinlediği bir grup mertebesine ulaşan Tinariwen, böylece geleneksel ve modern kültürleri birleştiren bir köprü inşa etti. Beş yıl boyunca Tuareg kültürünün özünde olan göçebe yaşantısına benzer bir şekilde grup şehirden şehre gidip müziklerini dinleyenler ile paylaştı. 1990’da Tuareg ayaklanmasının resmen başlaması üzerine grup müzik çalışmalarına ara verip, özgürlükleri için silahlara kuşandı. Tinariwen adeta bir omzunda tüfeği diğer omzunda gitarı ile dağlarda savaşıp, fırsat buldukça isyancılara müzik çaldı. Her etkinin bir tepkisi elbette var. Nitekim bu dönemde grubun tüm müzikleri yasaklandı ve bir şekilde kasetine sahip olursanız ve yakalanırsanız en düşük ceza 3 yıl hapisten başlıyordu. Birkaç yıl sonra Kuzey Mali’ye demokratik bir yönetim gelince Tuareg’lerin hepsi yurtlarına geri döndü, bu dönemde Tinariwen yine seyahatlerini sürdürdü, bazen iki kişi olarak, bazen tüm grup olarak.
1999 yılından Mali’yi ziyaret eden Fransa’dan çıkan en sofistiğe dünya müziği grubu Lo’jo bir şekilde Tinariwen ile tanışma fırsatına sahip oldu ve böylece uzun yıllar sürecek olan dostluk tohumları atıldı. Öncelikle Lo’jo bu kendi yağından kavrulmuş el değmemiş grubu Fransa’da bir festivale davet etti. Bu fırsatı kaçırmayan Tinariwen bir anda kendisini ilk defa yabancı bir topluluk önünde konser verirken buldu. Seyirciden alınan tepkiler inanılmazdı. Bu grupta bir şeyler olduğunu anlayan batılı yapımcılar hemen bir albüm yapma önerisinde bulundu, böyle bir teklif karşısında heyecanını gizleyemeyen Tuaregler hemen evet dedi. Böylece Mali’nin Kidal şehrinde yer alan Tisdas radyo istasyonuna taşınan donanımlar sayesinde bir seyyar stüdyo kuruldu ve Tinariwen’in ilk albümü “The Radio Tisdas Sessions” kaydedildi. Folklorik tutku, büyüleyici gitar ezgileri ve geniş bir ortama sahip olan on parçadan oluşan albüm 2000 yılında Wayward Records tarafından piyasaya sürüldü daha sonra aynı albüm geniş kitlelere ulaştırılmak üzere World Village etiketi ile 2002’de tekrar basıldı. Her hangi bir kontak detayı olmayan grubun bu albümündeki tüm kontak detayları Lo’jo olarak verildi. Bu da Fransız grubun Tinariwen’e gösterdiği önemin altını çiziyor.
Aşina olduğumuz grup kurallarından çok farklı bir yapıya sahip olan Tinariwen’in en büyük özelliği gel-git bir yapıya sahip olması. Tüm üyelerin aynı anda bir yerde olmaları oldukça imkânsız olduğundan parçaları çalabilecek yeterli sayısına ulaşılır ulaşılmaz gerekli kayıtlar yapılır. Örnek vermek gerekirse grubun ilk başlarda kadın vokallerden oluşan bir arka korosu vardı, sonra bu kadınlar bir anda yok oldu ve yerine bir baterist geldi, daha sonra grup karşımıza 6 kişilik bir ekip olarak çıktı. Adeta her konserlerine grup farklı bir oluşum içinde çıktı ancak icra edilen müzik her zaman aynı lezzette oldu. Bu gelgitin en büyük nedenlerinden birisi ise grubun vahşi Tuareg ruhuna sahip olması. Sürekli seyir halinde ve göçebe yaşantısına alışkın olan grup üyeleri dönemsel olarak kendi yolculuklarına çıktı. Bu tür kayıtlardaki en önemli kurallardan birisi ise parçanın bestecisinin her zaman lider gitar çalması. Yani aslında grupta ana gitarcı diye bir mevhum yok, kimin bestelediği parça çalınacaksa söz konusu sanatçı baş gitar konumunu alıyor. Ayrıca grup çok nadir perküsyon kullanıyor hatta ilk albümlerinde bu enstrümana yer bile vermemiş çünkü onlara göre asıl ritim beyinlerde, parmaklarda değil.
2001 yılında Lo’jo öncülüğünde organize edilen ‘Festival In The Desert’ (Çöldeki Festival) sayesinde artık Tinariwen dünyanın dört bir köşesine çöl onurunu taşıyan mesajlarını ve ham işlenmemiş tınılarını ulaştırabilir oldu. Sürekli Avrupa’da ufak-tefek festivallere davet edilen ekip böylece zamanla büyüyen sadık bir hayran kitlesine ulaştı. Üç yıl sonra grup “Gezgin” anlamına gelen ikinci albümleri “Amassakoul”u Bamako’da kaydetti. Bu albüme daha geniş bir müzik skalası ekleyen grup uzman oldukları gitar çöl meleodilerine, farklı vokal teknikleri ve enstrümanlar ekleyerek daha orijinal ve organik bir ses sentezine ulaştı. Albümde yer alan ‘Amassakoul ’N’ Ténéré (Çöldeki Gezgin)’, ‘Oualahila Ar Tesninam (Aman Tanrım, Sen Mutsuzsun)’ ve ‘Ténéré Daféo Nikchan’ adlı parçalar özellikle her dinleyenin dikkatini çekebilecek kuvvete sahip.
Dünya müzik platformunda resmen bir fenomen statüsüne ulaşan Tinariwen yoğun konserler zincirinden sonra 2006 başlarında, bu defa kadrosunu beş erkek ve bir bayandan oluşacak şekilde sabitleyen ekip daha bilinçli ve programlı stüdyoya girdi. Yine Justin Adams yönetiminde kaydedilen albüm Şubat 2007’de “Aman Iman: Water Is Life (Su Hayattır)” adı altında piyasaya sürüldü. Albüm ilk dinleyişte size hemen farklılığını hissettiriyor. Tinariwen hiç olmadığı kadar bir grup havasında ve bunun istikrarı müziğe olumlu bir biçimde yansımış. Albümde epik bir ağırlık ve bütünlük var, müziklerin Sahra çölünün genişliğini yansıtmasının yanı sıra kati ve keskin ritimler dinleyeni bu coğrafyaya odaklıyor. Bu albümde belirgin bir şekilde ortaya çıkan kadın vokaller ise müziği kucaklayan bir bütünlük yaratmış. Yavaş, iç yakan ‘Ahimana’ (Oh Benim Ruhum), Tuaregler’in sürgünü ele alan ‘Cler Achel’ (Günü Harcadım), 1995’te uçak kazasında hayata gözlerini yuman Tuaregler’in özgürlüğü için savaşan Nijeryalı Mano Dayak’a adanan ‘Mano Dayak’ ve çölün güzelliğini, gizemini müziksel olarak yansıtan ‘Izarharh Tenere’ (Ben Çölde Yaşadım) ilk dikkat çeken parçalar arasında. Albümdeki diğer bir güzellik ise dünyadaki en eski alfabelerden biri olan ve halen kullanılan Tifinar dilinin kullanılması. Dijital dünyaya taşınması için uğraşılan bu dil albümün görselliğine ayrı bir gizemli havası getiriyor.
Bu süreçte Tinariwen özellikle alternatif müzik takipçilerinin en beğendiği Afrikalı oluşum olarak müzik kariyerinde kendine haklı bir yer edindi. Bu ilerlemenin doğal sonucu olarak farklı sanatçılar ve müzik tarzları ile harmanlamaya girmeleri en büyük beklenti oldu. Tinariwen’de bu beklentiyi karşılıksız bırakmadı ve karşımıza 2011 tarihili “Tassili” albümleri ile çıktı. Söz konusu albümde Wilco, TV On The Radio ve New Orleanslı nefesliler ekibi Dirty Dozen Brass Band, Tuareg kahramanlarına destek veriyor. Popüler müzik dünyasında bir önceki albüme benzememek için ellerinden geleni yapmaya çalışan genel bir kanıyı dikkate bile almayan Tinariwen, her albümünde olduğu üzere bu çalışmasında da kendi ritimlerini bulduktan sonra gelenekselliğe oynuyor. Kültürel müziğine sahip çıkıp, onu fazla yozlaştırmadan, kurguladığı frekansta dinleyicileri ile paylaşıyor. Ancak her müziksel harmanlamaya girildiğinde mutlaka bir olumsuz taraf oluyor zira burası tam bir bıçak sırtı ve oldukça tehlikeli. Ayrıca bu formülün kullanım süresi de geçti geçiyor.
“Tassili” Tinariwen’in beşinci albümü ve belki de en uluslar arası Pazar hedeflenmiş olan çalışma. Albüm süresince batılı bir müzik firmasının bazı etkilerine kulak misafiri olmanız mümkün. Belli ki stüdyodakiler Tinariwen’in müziğini biraz olsun, grup elverdiği miktarda, batı rock müzik dinleyicisine uydurmaya çalışmış. Aşina olduğumuz ham Afrika çöl blues ritimleri nispeten törpülenmiş. Asla müziğin kalitesinde bir düşüş yok ama bu makyajlama pekte uygun olmamış. Albümün açılışı ‘Imidiwan Ma Tenam’ klasik bir Tinariwen teması üzerine yapılandırılmış ancak arka planda ise Wilco’dan tanıdığımız Nels Cline’ın katmer katmer ambiyans müziği sırıtıyor. Bunun bir benzeri ise ‘Imidiwan win Sahara’ parçasında tekrarlanıyor. ‘Tenera Taqqim’ adlı parça güzel ve aşina olduğumuz bir Tinariwen klasik ritim halkası ile başlıyor ancak daha sonra Kyp Malone ve Tunde Adebimpe (TV On The Radio üyeleri) tarafından alternatif-Afrika müzik ekseninde yumuşatılmış. Böylece ilk defa bir Tinariwen albümü de İngilizce sözler ile tanışmış oluyor. Bu konuk sanatçılar arasında en etkin olanı ise hiç şüphesiz Dirty Dozen Brass zira ‘Ya Messinagh’ parçasına yaptıkları katkı tam bir havai fişek niteliğinde ve albümün en dikkat çeken ritimsel buluşması.
Tüm bu konuk sanatçıları bir yana bırakırsak bile “Tassili”nin içerdiği gitar ritimleri akustik bir ortama sokulmuş. İlk dört albümde aşina olduğumuz, akortsuz, paslı, sert ve ham gitar ritimlerini yerini batılı kulakları gıcıklamayacak bir yumuşaklığa indirgenmiş. Sanki karşımızda bir “unplugged” Tinariwen albümü var. Oysa grubumuz yine Tinariwen, arka planda o kuvvetli müziğin enerjisi, politik sertlik ve asilik mevcut ama adeta tüm gücü ile ön planda olacağına sanki bir camekân arkasında Umarım bu girdikleri patikada fazla dolanmazlar.
Sahra çölünde grup temasını yaratan en mücbir geçmişe sahip olan Tinariwen Libya’da sürgünde ama son gelişmeler ile belki de bu sürgün fazla sürmeyecek. Bu ekip Sahra Çölü’nün derinlerinde yer alan isyancı kamplarında kurulan halkın dünyadaki sesi oldu. Bu onurlu görevi Tuareg’lerin kültürü ve müziği ile nakış gibi işleyen ekip, özgürlüğün ve uzlaşmanın birbiri ile el sıkışmasına vesile oldu. Mali, Batı Afrika, Berber Kültürü ve Arap ritimlerinin müzik ile dövülmesi Tinariwen’in dinleyicilere sunduğu büyüleyici melodileri tarif etmekte zayıf kalır. Onlar kendi kültürlerinin asileri oldu ve ellerinde tuttukları tek silahları müzik. Bizlerde bu ekibi müziğin kitleleri birleştiren ve önyargıları yıkan gücüne güvenen Babylon, yeni sezonda rotasını dünyanın merkezinden uzak, bilinmeyen bölgelere döndürdüğü “Midnight Express/Geceyarısı Ekspresi” serisi kapsamında 23 ve 24 Eylül tarihlerinde izleme imkânı yakalayacağız. Bu sorumlu projesinden dolayı da Babylon ve ekibini kutlamakta boyun borcumuz. Bilinmeyen kültürlere ve “öteki” topraklara yapıştırdığı önyargıları kırma gayesiyle yola çıkan Midnight Express serisinin kanımca en önemli halkası olan Tinariwen konserini kaçırmamak için ayrı bir gayret sarf etmenizi öneririm.
Originally posted 2011-09-20 09:59:26. Republished by Blog Post Promoter