// Arşiv

afrika

This tag is associated with 113 posts

Chiwoniso: Zimbabwe’nin Asi Hanımefendisi

Chiwoniso

Chiwoniso

Zimbabweli şarkıcı Chiwoniso Maraire ilk albümünde bir rock grubu ile ortaklaşa enstrümantal ritimler üzerine yapılandırılırmış bir çalışma çıkarttı. Bu doğrultuda ilerleyeceği düşünülürken sanatçı yeni çalışması “Rebel Woman” da geleneksel mbira tarzında olgun bir üretim gerçekleştirdi. Ağırlıkta barış, eşitlik ve aşk üzerine konulara değinen “Rebel Woman”, güncelliği ile dünyamızda moda olan sıkıntılarını dile getiriyor. Başrollerde ise kadınlar var…

Dünya müziğinde adeta yok olan veya çok silik kalan Zimbabwe, Chiwoniso tarafından yeniden sesini duyurmaya başladı. Sürekli bir politik istikrarsızlık içinde olan ülke, sıkıntılarının sonucu olarak tüm sanatsal unsurların arka plana atılmasına neden oldu. Hala bu girdaptan kurtulamamış olan Zimbabwe, sürekli yüzünden gülümsemeyi eksik etmeyen Chiwoniso’nun pozitif temalar içeren bu yeni çalışması ile sanatsal anlamda nispeten biraz nefes almaya çalışıyor.

Ülkenin başkenti Harare’de adeta fırtınanın gözünde yaşayan sanatçı, albümünde etrafında yer alan tüm karmaşayı iyimserlik içerisinde bir ayna gibi yansıtıyor. Savaştan, kolonileşmeye, eşitsizlikten, politik baskılara kadar birçok nedenden dolayı acı çeken sessiz halkın sesi oluyor. On yıldan sonra “Rebel Woman” sanatçının ülkesinin sınırları dışında kaydettiği ilk uluslar arası çalışması ve albümde yer alan kişisel parçalar umut, ilham, dayanışma ve birliktelik unsurları taşıyan birer hikâyecik. Chiwoniso bir dünya müziği sanatçısı ve günümüz standartlaştırılmak istenilen sanatçı kalıbına hiçbir biçimde uymuyor olması ise oldukça heyecan verici. Zimbabwe’nin geleneksel ezgileri sanatçının müziğinin temelini oluştururken, aynı zamanda küresel alışverişin bir üyesi olan Chiwoniso kültürel etkileşimi, geniş ritimsel müziği ile iç içe geçirmeyi başarıyor.

1976 yılında Amerika’da hayat maratonuna katılan sanatçı, her ne kadar ilk başlarda Zimbabwe’den uzak kalmış olsa bile aile içerisinde mutlak suretle vazgeçilmez bir unsur olan müzik varlığında büyüdü. Elbette ebeveynlerinin müzisyen olması bunda önemli bir faktör oynadı. Dinamik müziksel bir ortamda James Brown, Michael Jackson, Roberta Flack, Aretha Franklin, The Rolling Stones, Bach ve Mozart gibi sanatçıları dinleyen Chiwoniso, dört yaşında geleneksel çalgı aleti olan Mriba’yı çalmayı öğrendi. Mriba geleneksel enstrümanını Kuzey Afrika Şona uygarlığına kadar uzanan bir çalgı aleti ve ahşap kutuya monte edilmiş metal dişlerden oluşuyor. Çalgıcı bu dişleri başparmağı ile gerilim yaratarak çalıyor. Ortaya çıkan tınısal ezgiler size hiç şüphesiz benzersiz.

Daha sonra ailesinin albümlerinde konuk sanatçı rolleri üstlenen genç Chiwoniso, böylece stüdyo tozuna da bulaşmış oldu. Sanatçı doğal bir süreç içerisinde müzisyen olma patikasına sokuldu. Ülkesinin ilk Hip hop grubu olan A Peace of Ebony’nin kurucusu olan Chiwoniso, burada kazandığı tecrübe ile 1997 yılında ilk solo çalışması olan “Ancient Voices”ı çıkarttı. Albüm her zaman Dünya Müziğine herkesten daha fazla ilgi gösteren Fransa’da oldukça ses getirdi ve sanatçıya sayısız ödül kazandırdı. Kısa bir dünya turu ve yerel gruplar ile çalmayı sürdüren sanatçı daha sonra anneliği tatmak üzere sahnelerden uzaklaştı.

Chiwoniso by Taurai Maduna

Chiwoniso by Taurai Maduna

Son üç yıldan beri yapımcı Keith Farquharson ile Zimbabwe, Güney Afrika, İngiltere ve Vermount’ta yeni albümü üzerine çalışan sanatçı, yanına aldığı birçok önemli yerel sanatçı ile birlikte kapsamlı bir çalışmaya imza atıyor. Ham gitar vuruşlarının hâkim olduğu, yaşlıların iyileştirici gücünü konu eden ‘Vanorapa’ adlı parça ile perdeyi açan albüm Hırsızların Toprağı olarak çevirebileceğimiz ‘Matsotsi’ ile kulaklarımıza süzülüyor. Tam bir ritimsel cümbüş olan ‘Gomo’ sanatçının atalarının geldiği dağlık bölge için yazılmış bir ağıt. Parçayı dinlerken kendinizi geleneksel bir Zimbabwe seremonisinde hipnoz halinde dans ederken hissedebilirsiniz. Albüme adını veren, aynı zamanda kapanışı yapan ‘Rebel Woman’ adlı parça ise Zimbabwe’nin kurtuluş savaşında kadınların çekmiş olduğu ve yüklenmek zorunda kaldıkları tüm zorlukları mbira vuruşları eşliğinde bu konuya yabancı olan bizlerin dikkatini çekmeyi başarıyor. Albümde birkaç parça ister istemez Zimbabwe’nin gelmiş geçmiş en başarılı şarkıcısı Oliver Mtukudzi’yi aklımıza getiriyor. Herhalde Oliver’in bateristi Sam Mataure’nin neredeyse her parçada bir katkısı olmuş olması bunun en büyük nedeni. Her ne kadar Chiwoniso’nun hamurunda soul, R&B, Reggage ve rock tarzları yatıyor olsa bile “Rebel Woman”ın müzik sentezi mbira tarzının ekseninde dönüyor.

Zimbabwe’nin tüm kötümserliğini bir yana bırakıp neşeli ve pozitif ritimsel okyanusu yansıtan “Rebel Woman” adlı çalışmada Chiwoniso, hiçbir şeyin keyfini kaçırmasına izin vermiyor. ‘Nguya Ye Kufara’ gibi parçalarda güncel duruma biraz parmak soksa bile asla karamsarlığa pencere açmıyor. Angelique Kidjo’nun ateşini , Oliver Mtukudzi’nin ilhamını , Thomas Mapfumo’nun asiliğini ve insan olmanın anlamını taşıyan albüm günümüz dünya müziğinde son zamanlarda Kuzey Afrika’dan çıkan en derin çalışma.

Originally posted 2009-12-25 08:40:37. Republished by Blog Post Promoter

Francis Falceto: Eski Arşivlerin Avcısı

1983 yılında Francis Falceto adlı bir kişi ansızın gittiği bir partide hayatının değişebileceğini nereden bilebilirdi? Memleketi Fransa’da ve birçok Avrupa ülkesinde bir küratör, sanatsal danışman, programcı ve aranjör olarak müzik ile haşır neşir olan bu kişi bu partide bir arkadaşının ona hediye ettiği plak ile adeta başka bir boyuta geçti. Söz konusu plağı hemen bir kasete kaydeden (söz konusu dönemlerde bu en meşhur çoğaltma biçimiydi) Falceto hemen bunu Afrikalı arkadaşlarına postaladı zira çalınan müziğin ne olduğu, ne anlama geldiğine dair en ufacık fikri yoktu. Maalesef arkadaşlarından da hayırlı bir cevap alamadı zira onlar “bu muhteşem ancak bilinmedik müzik nedir?” demekle yetindi.

Plağın üstündeki aşina olmadığı dili uzun bir araştırma sonucu Etiyopya’ca olduğunu çözen Falceto, elinde tuttuğu “Ere Mela Mela” başlıklı albümüm Mahmoud Ahmed adlı bir sanatçıya ait olduğunu fark etti. Falceto bu heyecanlı müziği kovalamak uğruna Addis Ababa’nın Altın müzik çağına denk gelen plakları kovalamaya başladı. Böyle kısa bir giriş ile Dünya Müziğin’deki en başarılı toplama serisi olan “Ethiopiques”in doğuşu hakkında bir bilgi sahibi olduk. Peter Gabriel’dan Elvis Costello’ya kadar birçok müzisyen tarafından tutkuyla takip edilen ve eşsiz olarak sınıflandırılan bu toplama serisi yirmi albümün üzerinde bir arşive sahip zengin bir koleksiyon.

Bilinçsiz olarak bu projenin başlamasına neden olan Mahmoud Ahmed geçtiğimiz yıl BBC Radyo 3 tarafından Dünya Müziği ödülü ile onurlandırıldı bu yıl ise Falceto’nun kendisi Dünya Müziği’ne getirmiş olduğu yeni soluk ve eşsiz katkıdan dolayı yine BBC Radyo 3 tarafından ödüllendirildi.

Aslında Etiyopya müziğinin altın çağı 1969 ile 1978 yılları arasında yaşandı. Hükümetsel engellemelerin nispeten az olduğu bu dönemde yaklaşık otuz albüm ve beş yüzün üzerinde 45’lik kaydedildi. Aynı dönemde Amerikan askerlerinin Adis Ababa’ya kamp kurması üzerine Etiyopyalı sanatçılar gitar, blues ve R&B ile tanıştı. Dünyada ve özellikle Afrika’da olan müziksel değişimlerden uzak kalan Etiyopyalı sanatçılar hippi kılıklı Amerikan askerlerinin getirdiği bu yeni tarz ile kısa süre içerisinde flört etmeye başladı. Ortaya çıkan harmanlama ise oldukça ayrıcalıklı ve farklı olarak algılandı. Her farklılığa yol açılmak üzereyken ortaya çıkan aykırı sesler ise bu yeni tarzın Etiyopya kültürüne bir darbe indirdiğini ve bunun sayesinde geleneksel müziklerinin ilelebet yok olacağını ileri sürdü. Oysa tam aksisi oldu…

1974’de ülkenin başına geçen Derg öncülüğündeki diktatör cunta Etiyopya’da var olan her kıpırdanmaya ve yenilikçiliğe dur dedi. Bir gün içerisinde Addis Ababa’daki tüm barlar kapatıldı ve gruplar yasaklandı. Halkın birebir eğlencesi olan gece hayatı ve canlı müzik performansları anında durduruldu. Böylece atılıma geçmekte olan Etiyopya müziği bir anda sert bir duvara çarptı. On sekiz yıl boyunca tek bir toplantı, performans, konser en ufacık birlikteliğe izin verilmedi. Cunta rejiminin özel geceleri haricinde neredeyse hiçbir grup müzik yapamaz oldu ve emeklemeye başlayan Etiyopya müziği ayaklanmadan yere sert bir şekilde oturtuldu. On sekiz yol boyunca süren bu despot rejim sayesinde kayıp hesaplanamayacak inanılmaz dramatik oldu. Adeta müzik konusunda, Etiyopya’nın altın çağı hakkında en ufacık bir fikre sahip olmayan kayıp bir nesil gelişti.

1984’de Falceto öncelikle Mahmoud Ahmed’i bulmak ve onu Avrupa’da konser vermek için davet etmek üzere Etiyopya’ya gitti. Ancak eli boş olarak geri döndü zira cunta rejimi sanatçının Etiyopya sınırlarını terk etmesini yasakladı. Yaşayan sanatçıdan canlı kayıtlar alamayacağını fark eden müzik adamı pes etmedi ve bu durumda eski Etiyopya kayıtlarının peşine düştü. Adeta bir detektif gibi ülkeler arası bir arşiv avcılığına soyunan Falceto Amerika’dan Hindistan’a, Lübnan’dan Yunanistan’a kadar çok geniş bir coğrafyayı turlamaya başladı. Her şey yok olmak üzere olan Etiyopya müziğinin altın çağında kaydedilen plakların ana kayıtlarına ulaşmaktı.

Bu süreçte mevcut olan mesleğini yavaş yavaş arka plana atıp bu garip müzik avcılığına önem veren Francis Falceto en sonunda Yunanistan’da istediğine ulaştı. Columbia Müzik Şirketi’nin Atina’daki deposunda tam bir hazine bulan Falceto istediklerine en sonunda ulaşma heyecanı ile tüm zamanını bu müziklerin tekrar gün yüzü görmesi için ayırdı. Hayatının önceliğini değiştiren Falceto arşivi bulduğu günü “hayatının en mutlu anı” olarak nitelendiriyor. Arşivi arşınladıkça daha çok derinliklere, katmer katmer müziklere dalan Falceto sabırsız bir şekilde ilk üretimini 1997 yılında “Golden Years Of Modern Ethiopian Music” (Modern Etiyopya Müziğinin Altın Yılları) adı altında piyasaya sürdü ve böylece efsanevi Ethiopiques serisi hayata geçmiş oldu.

İlk başta birkaç albüm ile sınırlı kalacağını hedefleyen Falceto aldığı inanılmaz olumlu tepkiler, yeni sanatçıların katkıda bulunmak istemesi ile birlikte bunun gerçek olamayacağını ve uzun dipsiz bir proje olduğunu kısa sürede anladı. Geçtiğimiz yıl serinin 23. CD’si piyasaya sürüldü ve Falceto’nun yaptığı açıklamaya göre daha ellerinde arşivsel anlamda 35. CD’ye yetecek kadar malzeme var. Elbette bu arada yeni gelecek üretimleri dikkate almazsa.

Söz konusu efsanevi Ethiopiques serisinde 1970’lerde doruk anlarını yaşayan Etiyopyalı grupların müzikleri yer almakta. Hala üretken olan ve ağırlıkta Etiyopyalı göçmenlere müzik yapan bu gruplar Ethiopiques sayesinde eski dönemlerini tekrar yaşamanın heyecanı içerisinde. Bunların arasında hiç şüphesiz her şeyin başlamasına neden olan Mahmoud Ahmed başrollerde. Dünya Müziği severlerin heyecanla beklediği, arşivlerinde önemle yer edinen Ethiopiques serisi hem müziksel, hem kültürel hem de globalleşme kavramlarında önemli bir yere sahip.

Kimin bu tür müziğe ilgi göstereceğini bilmeden, sevdiği bir tutkuyu, bir kıvılcımı kovalayan Francis Falceto ise tek kelime ile bir müzik seyyahı.

Originally posted 2009-12-30 08:17:48. Republished by Blog Post Promoter

Bassekou Kouyate ve Ngoni Ba: I Speak Fula

Bassekou Kouyate and Ngoni Ba

Bassekou Kouyate and Ngoni Ba

Ufacık bir enstrüman olan ngon*i’den nasıl olurda bu kadar farklı ritimsel açılımlar ortaya çıkabiliyor insan hayrete düşüyor. Ancak marifet enstrümandan çok onu çalan ustasında. Alt tarafı bir Afrika bançosu olan enstrüman Bassekou Kouyaté’nin parmakları arasında değişkenliğini ve dinamizmini çekinmeden sergiliyor ve sahneyi başkasına bırakmıyor. Çok müzik dinlemenin en büyük sıkıntısı artık sürpriz olgusunun çok kolay tetiklenmiyor olması. Ngoni ile ilk ciddi tanışmamız 2007 yılında “Segu Blue” albümü ile olmuştu, bu ufacık enstrümanın marifetlerini kulak zarımızdan uzun süre silmemiz mümkün olmadı. Bu beklenmedik sürprizin sürdürülebilir olmasına temkinli ve şüpheli baktık zira daha farklı ne sunulabilirdi. Ritimleri kulağımızda kalan ngoni “I Speak Fula” albümünde tek albümlük bir enstrüman olmadığını ve daha nelere kadir olabileceğini bizlere unutmamak üzere gösterdi.

Hiç şüphesiz Bassekou Kouyaté’nin özellikle Britanya alternatif camiasında sık sık ortaya çıkması içindeki sert rock damarlarını kabartmış durumda. Bu albümünde sanatçı grubu Ngoni ba ile enerji pınarlarına dalıp çıkıyor. ‘Tireni’ gibi dokunsallığın yüceltildiği parçalar, keskin bir dönemeç ile rock’n’roll sınırlarına ‘Ladon’ ile sokuluyor bu albümde. Sürpriz faktörü etkisini asla kaybetmiyor ve varlığı her tele vuruşta saklı.

Geleneksel yapıya aşina olan ngoni, gerçek bir yenilikçi olan ustası Bassekou Kouyaté’nin, ilave ettiği ekstra telleri ile armonik esnekliğe ulaşıyor. Ritimler arasında sakin ve beklenmedik kaymaları ile her dönülen köşede dinleyeni bir ses patlaması karşılıyor. İlki gibi bu ikinci albümde Dünya Müziğinin nabzını elinde tutan Lucy Duran öncülüğünde kaydedilmiş, açıkçası Lucy Duran burada ilk albümdeki birkaç açmazını da kapatmış durumda. Kendinden daha emin bir yapıya haiz olan albüm, büyüleyici bir inanca sahip olan müzisyenler sayesinde eşsiz bir yaklaşımla karşımızda dikiliyor ama bir an olsunda gelenekselliğinden ödün vermiyor. Müzik işbirliğini her zaman destekleyen, asla kıskançlık gütmeyen her Afrikalı sanatçıda olduğu üzere bu albümde de Bassekou Kouyaté’nin yanında yoldaşları bulunuyor. Bunların başında Vieux Farka Touré, Toumani Diabaté ve albümün adından da belli olduğu üzere içerdiği tüm parçalar Batı Afrika’nın en bilindik kabile dili olan Fula dilinde seslendiren Kouyaté’nin eşi Amy Sacko yer alıyor.

“I speak Fula” açıklığın, açılımların ve müsamahakârlığın bir yansıması. Müzisyen soyu olarak kabul edilen Griot’ların amacı ise her zaman insanlar arasında köprü kurmak olmuştur. “I speak Fula” ise Bamana topluluğu ile Fula topluluğu arasındaki bağı yeniliyor ve sağlamlaştırıyor.

2009’un tarihe gömülmesine 3 ay kala raflarda yerini alan “I Speak Fula” hiç şüphesiz yılsonu belirlenen listelerde birilerinin ayağını kaydıracak…

Parça Listesi

1. I Speak Fula
2. Jamana Be Diya
3. Musow – For Our Women
4. Torin Torin
5. Bambugu Blues
6. Amy
7. Saro
8. Ladon
9. Tineni
10. Falani
11. Moustapha
12. Senufo Hunter

* Hayvan derisi ile sarılmış ahşap bir vücuda sahip olan bir enstrüman. Gitarın farklı bir versiyonu. Şekil olarak ufak bir kanoyu andırıyor. Genellikle 3 telden oluşan enstrüman bazı ülkelerde 5 telli kullanılıyor.

Originally posted 2010-12-24 07:49:33. Republished by Blog Post Promoter

Photos on flickr

Tikabasamuzik Tumblr

    http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17109213760http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17087773585http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/16923390130http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/16857634203

Better Tag Cloud