// Arşiv

alternatif

This tag is associated with 10 posts

Babyshambles: Down In Albion (Rough Trade)

Göz önünde olan bazı ünlüler çalkantılı yaşamlarını realite programları ile halkın gözüne sokmakta. Bu yazımda, Pete Doherthy ve grubunun “Pete Doherthy ile yaşamak” adında bir müzikali, realite programına çevirmesini okuyacağız. Ve elbette bu müzikali amansız bir hayret ile dinleyeceğiz çünkü Pete Doherthy o meşhur “efsaneyi” yaşayan modern bir rock nadidesi- komik değil cidden bu şahıs Britanya tarafından böyle lanse ediliyor.

Bir defa olsun ayık poz veremeyen Pete Doherthy, The Libertines’ı dağıttıktan sonra kurduğu Babyshambles grubu ile var olmaya çalıştı. Yeni grubunu bir yapboz gibi istediğin an dağıtan ve sonra birleştiren Pete Doherthy, müziğinden daha çok özel hayatı ile gündemde kaldı. Sayısız uyuşturucu öyküleri, kavgaları, bir rock’n'roll sanatçısı tanımına asla yakışmayan ucuzluğu ve leşliği ile nedense Britanya ve özellikle NME tarafından bulunmaz Hint kumaşı gibi değerlendirildi. Bazılarınız bunu çekici bulabilir ama benim için mide bulandırıcı. Neden mi? Ortada müzik yok, rock’n'roll asaleti yok, bir “mesele” yok, bir ideoloji yok sadece serserilik, alkol, sözde aykırılık ve uyuşturucu. Sağ olun almayayım.

Bir günü bir gününe uymayan Babyshambles, uzun bir kayıt sürecinden sonra, güncel medya ile kör edilen müzikseverler tarafından hevesle beklenen albümü, Down In Albion’u en sonunda çıkarttı. Ancak bu hevesler kursaklarda öyle bir takıldı ki!!! The Libertines’ın kısacık ömründe yarattığı bohem punk tarzını devam ettirmesi beklenen Down In Albion maalesef bunun uzağından bile geçemiyor. Aslında neye yakın olduğunu bile söylemek zor. Ellerine enstrüman tutuşturulmuş 4 gencin bilinçsiz-yörüngesiz yapılmış, hiçbir anlamı olmayan müziği desek çokta yalan olmaz.

Albümün açılış parçası La Belle Et La Bete, açık olarak Kate’n'Pete (buradaki Kate, meşhur manken Kate Moss) realite programının müziği gibi. Kate, ufak bir çocuk sesi gibi parçaya arka vokal yapmakta-acınacak kadar kötü. Bir türlü ayağa kalkamayan, sürekli ayakları dolanan bir çocuk izlenimi veren albüm 2005′in en kötüler listesine bile zorlukla kabul edilebilecek nitelikte. Fuck Forever parçası bir serseri tarafından seslendirilen nihilist bir marş gibi, boş ve her yeri lekeli. Ancak parçada geçen “ölüm ve şöhret arasındaki farkı ayırt edemiyorum” cümlesi Pete Doherthy’nin mezarına yazılabilecek kadar anlamlı ve ürkünç. İçinde birazcık umut olan In Love With A Feeling ve Back From The Dead parçaları ise Pete’ın ruhsuz-sözde çocuksu ve hoş olan- vokalleri sayesinde doğmadan ölüyor. Ayrıca albüm boyunca aralıklarla ortaya çıkan reggae denemeleri de üstüne sıkıca perde geçirilmesi gereken bir kâbus.

Pete Doherthy’nin sefil şair ve bar psikologu unvanı bu albümü yerden kazımaya yetmeyecek. Bir zamanlar The Libertines’ın yarısı olan bu şahsın elbette içinde bir şeyler var ancak bunu ortaya çıkartamayacak kadar uyuşuk. Hayranlarının “deha” olarak görmeye çalıştıkları daha yirmili yaşlarındaki Pete şimdiden hızlı bir düşüşe geçmiş içi fos bir idol. Ne yazık ki bunun farkında olamayacak kadar da hissiz. Pete Doherthy kıçına sıkı tekme yemediği sürece yapacağı işler kendisi gibi çürük ve kısa ömürlü olacak.

Originally posted 2009-12-23 08:09:26. Republished by Blog Post Promoter

Photos on flickr

Tikabasamuzik Tumblr

    http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17200717431http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17109213760http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17087773585http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/16923390130

Better Tag Cloud