Geleneksel Japon Dansı’nın özüne sadık kalmak, ancak günümüze uygun dans eserleri ve yeni sanatkarlar yetiştirmeyi ana gaye edinen Michiyo Hata 1972 yılında “Kikunokai” Dans Topluluğu’nu kurdu.
Bayan Hata, Onoe Dans Okulu’nun kurucusu ünlü modern Kabuki aktör VI.cı Onoe Kikugoro’nun varisi I.’nci Onoe Kikunojo’dan uzun yıllar dans dersleri alıp yetişti. İlk sahne performansı bir “kelebeği” temsil ettiği Yeni Yıl Aslan Dansı idi. 1955 yılında, Michiyo Hata profesyonel klasik dansçı, faal bir koreograf ve Buyo öğretmeni olarak Onoe Kikunori adını kullanma hakkını kazandı ve Onoe Okulu müdürlüğüne atandı. 1963 yılında Takarazuka Kızlar Revü Tiyatrosu’nda bir resital sundu. 1988 yılında, Hata “Yume” (Rüya) filminin koreografisini hazırladı. Ünlü Japon film yapımcısı Akira Kurosawa tarafından yönetilen film, Özel Oscar ödülüne layık görüldü. Özgün danslar temsilcisi ve genç dansçılar organizatörü olarak Hata, 2002 yılında POLA Seçkin Performans Ödülüne aldı. Birçok değişik ödüle layık görülen Hata, 2010 yılı ağustos ayında hayatını kaybetti.
Bayan Hata’nın aldığı en önemli ödül ise 1976 yılında, Kültür Festivali’nde, Japonya Kültürel işler Bürosu’nca verilen Mükemmel Sanat Ödülü olmuştur. O Tarihten bu yana, başta Japonya’nın her yöresi olmak üzere, topluluk, bir kültür Elçisi gibi, Avrupa Ülkelerinde, Amerika’da, Hindistan’da, Güneydoğu Asya ülkelerinde Orta Doğu’da ve Avustralya’da gösteriler sunmuştur. Bu hizmetlerinden ötürü, 1986 ve 1988 yıllarında, Japon Dışişleri Bakanlığı, topluluğa “Resmi Övgü”de bulunmuştur. Akademi ödülü kazanan, Kurosawa Akira tarafından yönetilen “Dreams” (Rüyalar) filmindeki koreografi ve dans sahnelerinin hazırlanmasındaki başarısından ötürü, Bayan Hata, topluluğun dansçılarının övgüsüne mahzar olmuştur.
1993 yılında, Hata ve Kikunokai Matsuo Sanat Kurumu’nca ödüllendirilmişlerdir. Bu ödüllerin dışında, 1997 ile 2007 yılları arasında Bayan Hata’nın 35 müridi, Tokyo Shimbun’un (Gazete) “Japon Dansları Bölümü”nce ödüllendirilmişlerdir. Kikunokai, 2001 yılında New York ve Los Angeles’de, Japon Kültürel İşler Bürosu ve Tokyo Metropolitan Tarih ve Sanat Kurumu’nun Uluslararası Kültür Geliştirme ve Değişimi çerçevesinde gösteriler tertiplemiştir. Bunları müteakip, topluluk, 2003 yılında Tayvan ve Singapur’da, 2004′de Türkiye’de, 2005′de Almanya ve Çek Cumhuriyeti’nde, 2007′de Fas, Tunus ve Cezayir’de, 2008′de Brezilya’da (Ponta Grosa, Curitiba, Maringa ve Sao Paulo) ve 2010 yılında Meksika’da Japon Kültürel işler Bürosu’nun Kültür Geliştirme ve Değişim programı kapsamında gösteriler tertiplemiştir.
Nagauta (Japon Geleneksel Müziği)
KOTOBUKI KIKU SAMBASO
Bir kutlama etkinliği olan bu gösteri programına yakışır bir kutlama dansıdır. Samabasoş No tiyatrosundaki Okina adlı yapıttan doğmuş, dünya barışı, tarım ve balıkçılıkkta bereketli bir hasat için duaları da kapsayan bir eserdir ve yılbaşları veya kutlamalarda yapılan bir dans olarak günümüze kadar gelmiştir. Bu düzenlemede, Sambaso’nun ilk kısmında ve çanlı bölümde beş kadın, son derece zarif bir dans sergiliyor.
Nagauta
SHAKKYO
Klasik Japon Dansı’nın en belli başlı örneklerinden biridir. Tüm hayvanların kralı olarak bilinen aslanın, oğlunu güçlü kuvvetli bir aslan olarak yetiştirmek için vadiye attığı söylenilegelmiştir. Burada baba aslan Beyaz Tüy kadar cesur olan oğul Kızıl Tüy, tüm çiçeklerin kralı denen şakayık ağacının dalını kavrar ve onunla dans eder. En sonda ise beş aslan, hafif adımlarla, ancak büyük bir güç gösterisi yaparcasına, mücadele eder gibi dans ederler.
Kyogen-Buyo (Japon Geleneksel Tiyatrosu)
TSURI ONNA (Müstakbel eş avı…)
Dünyada pek çok çift karakter ve fiziki bakımdan birbirine benzer. Her ikisi de bekar olan bir daimyo (kale lordu) ve uşağı Tarokaja kendilerine benzeyecek mükemmel kadını bulmak için dua etmektedirler. Ebisu-saburo (verimli “bumper” avı tanrısı), her ikisine de uykularında müstakbel eşlerini görüntüler. Acaba ne kadar güzel eşler bulacaklar?
“GEÇMİŞ ZAMAN MASALLARI”
Tanrı’nın bahşettiği, mevsiminde çiçek açan ağaçlarıyla ada… Lütfen imha etmeyin ve gayesini hatırlayın.
“KİRAZ ÇİÇEKLERİ VE PUSLU MEHTAP”
Geçmiş zamanlarla irtibatlandırılan, japon Halkı’nın en fazla sevdiği kiraz çiçekleri çoğunlukla klasik japon şiirinde kullanılmıştır. Bu parça, sevincini ve çiçek açan kiraz ağaçları altında içip kutlamasını göstermektedir.
“BAHAR DANSI”
Bahar meltemi olanakları anımsatır ve insanlar çiftlerini seçip, elele dansederek mest olurlar.
“ATİYE YÜRÜMEK”
Bahar, birçok vahşi nebatları bulup yemenin mevsimidir. Genç kız bahçede nebatları toplarken, delikanlı oradan geçer. Gençler bahara övgüler sunar ve birlikte onun kutsamasını kabul ederler.
“JAPON RUHU”
Kişinin doğum yerine olan sevgi gibi vatanseverlik duyguları vardır. Orada yaşayan Kişiye saygı duyar ve bir arada yaşamaktan mutluluk hisseder. Bu Japon ruhudur.
“NANBU TAWARATSUMI UTA”
Genç çifte uzun ve mutlu bir hayat temenni etmek için iki yelpaze kullanılır. Tawara Tsumiuta “hasır pirinç çuvallarını doldurma şarkısı” demektir. Bu şarkı iyi bir hasata şükran anlamına gelir.
“GOIWAI”
Bu parça geçmiş zamanlardan günümüze aktarılmış olup 5 erkeğin bereketli bir balık avını dinamik bir dansla kutlamalarını resmeder.
“TSUGARU JONGARA BUSHI”
Tsugarushamisen Japonya’nın kuzey yörelerinden günümüze gelen, 3 telli ve uzun saplı Japon müzik aletlerinin en çok tanınanlarındandır. Bu parça, Şamisen’in canlı nağmeleriyle ritmik bir dans sergileyen gençleri görüntüler.
“YASABURO BUSHI”
Kaynanaların gelinlerine zalim davranmaları anormal bir davranış değildir… Bu parça, olağan olan bu olayı hicvederek anlatmaktadır.
“KASA ODORI” (Şemsiye dansı)
Geçmişte bir yağmur duası olan bu dans günümüzde fiziki düzeni sağlar. Büyük renkli, Japon kağıdından yapılm ış şemsiyeler kullanılarak erkeksi bir danstır.
Duet “ROKUCHO”
Birbirleri, ne duygularını belirtmek için kadın ve erkeğin duygu dolu dansıdır.
“AWA ODORI” (Awa dansı)
Kadınlar duygu yüklü, sakin bir dans sergilerken erkekler, doğaçlama yaparcasına soylu bir havayla dans ederler. Kadınlar, ara ara, bir uçurtmayı andıracak hoş bir tarzda kümelenirler. Erkeklerin uçurtma gösterisi ise, bir kişinin hem uçurtmayı hem de onu yönlendiren eli canlandıran mizah dolu bir gösteridir. Şehrin dar sokakları boyunca erkekler, dans eden kadınların etrafında hızlı hızlı gelir ve gider, nihayet herkes bir arada coşkuyla dans eder.
Originally posted 2011-03-16 13:48:24. Republished by Blog Post Promoter
Carolina Chocolate Drops (CCD- Carolina Çikolata Damlaları), Kuzey Carolina’nın Chapel Hill kasabasından gelen siyahî üçlü bir ekip. İsimlerinin içerisinde hem bir espri, hem lezzet hem de eskilere bir ağıt var, uzun zamandan beri duyulabilen en keyifli, insanların dönüp bir daha bakmasına neden olan grup adlarından biri olduğunu da söylemekte yarar var.
Carolina Chocolate Drops, her üç üye – Rhiannon Giddens, Dom Flemons ve Justin Robinson – 2005 tarihinde Kuzey Carolina’da gerçekleşen “Black Banjo Gathering” (Siyahî Banço Birlikteliği) festivalinde çaldıktan sonra bir araya gelme karar aldı. Bu, yıllık etkinlik folk müzisyenlerini, öğrenci sanatçıları ve Afro-Amerikan (Siyahî Amerikalı) folk müziğin ateşli hayranlarını bir araya getiren bir etkinlik olarak bilinir. Üçlü burada yakaladıkları enerjiyi nasıl bir sonraki aşamaya taşımaları gerektiğine dair, Kuzey Carolina’da bir gelenek olan haftalık kemençe atışmalarından birinde, 86 yıldan beri country müzik kemancısı olan Joe Thompson’ın engin tavsiyelerini almak üzere bu eski çınarı ziyaret etti.
İlham perisine danışan Thompson, Giddens, Flemons ve Robinson’a geleneksel yaylı ritimleri, modern unsurların sıkıldığı bir harmanlamayı yansıtmak üzere Carolina Chocolate Drops’u kurmaları yönünde aydınlatıcı tavsiyelerde bulundu. Kasım 2005’de fiilen kurulan CCD, Kuzey ve Güney Carolina’nın Piedmont bölgesine ait geleneksel ritimlerini kendisine baz alarak aşina olmadığımız bir makyajlama ile tüm dünyaya sunmaya başladı.
İlk defa 20. yüzyılın başlarında tarih sayfalarında yer almaya başlayan Piedmont Platosu’nun geleneksel müziği ekseninde dolaşan CCD, bu derin ritimler arasında ince elediği değerli müziksel yapıları çıkartıp yine o döneme tarihlenen enstrümanlar kullanarak ancak daha yeni bir çehre ile dinleyenlere sunmaya başladı. Kendileri ile ilk tanışmanızda bir Bluegrass ortamı sezmeniz aşikâr ancak ekibin yaptığı müzik bunun çok farklı dallandırılmış bir versiyonu. CCD için bu yanlış tanım onları pek etkilemiyor zira onlar için müzik severlerin kendilerini dinlemeleri, albümlerini beğendikleri için satın almaları ve konserlerine gelmeleri asıl önemli olan faktör. Gerisinin zamanla yerine oturacağı inancındalar…
Carolina Chocolate Drops Genuine Negro Jig by user564399
Nispeten genç olan üçlü, sanatlarını üstatlardan öğrenmenin güvencesiyle, müziklerinde kullandıkları enstrümanları – banço, keman, kazoo, mızıka, gitar, bateri, kemik ve jug (testi) – kendi içlerinde kolaylıkla değiş tokuş yapıyor. Bu da her birinin söz konusu enstrümana kendine özgü katkısını ve müziğin içerisinde bu enstrümanın sahip olduğu konumdaki ritmik yerleşimini her aşamada farklılaştırmasına neden oluyor. Vokaller ise opera eğitimi almış olan Rhiannon Giddens sorumluluğunda. Üçlü akıllıca bir biçimde yok olmakta olan parçaları orijinal besteler ile birleştirerek ortaya heyecan verici devşirilmiş melodik bir oluşum çıkarıyor. Böylece hem geçmişi onura ediyor, hem de atalarında gelen bu tozlu ritimleri büyüdükleri çağdaş ritimler ile bir adım ileriye taşıyor.
Ekip Afro-Amerika toplumunun etkilendiği ve etkilediği tüm müziksel ritimleri homofon bir çatı altında birleştiriyor. Bu harmanlama o kadar derin ki, ekip içine girdikçe kolunu bacağını kaptırdığını fark etti. Afro-Amerikan müzik ana konu olmasına rağmen dinleyicilerin çoğunun beyaz olması CCD’nin beş yıllık şeceresinde ne kadar etkin olduğunun göstergesi. Ele aldıkları müziğin temeli, Blind Blake, the Reverend Gary Davis, Josh White ve Howard “Louie Bluie” Armstrong gibi sanatçılar sayesinde, Amerika kıtasının derinliklerine kök salmış durumda ve bunun ilk meyvesini 2006 yılında “Dona Got A Ramblin’ Mind” adlı çalışmaları ile sergilendi. Albüm ham ve enerjik yapılara büründürülmüş country, batı, ragtime, folk, ve proto-caz tarzlarını bir araya getirirken dinleyeni de kavramasını bildi. Damlaların müziklerine akademik bir gözle yaklaştıklarının ilk kanıtı burada fark edildi.. Bu çalışmalarını 2008’de 16 parçalık ara albüm diyebileceğimiz “Heritage” takip etti.
Asıl çikolata damlalarını spot ışıkları altına yerleştiren 2010 tarihli en son albümleri “Genuine Negro Jig”, oldu. Eski müzikleri 21. yüz yılın son sürat ilerleyen teknolojisine ayak uydurmak aslında lanet bir iş olmasına rağmen CCD bunun altından en ufacık bir ıkınma hissettirmeden kalktı. Ekip bu çalışmasında 19. yüzyıl siyahî Kuzey Carolina keman ve banço ekiplerini yaşatıp dinleyene o dönemdeki bakış açısını, dokuyu ve ses sentezini sundu. Ve bunu sunarken olabilecek en iyi şekilde sıcaklık ve yalınlık ile yaptı.
Evet, aslına bakarsanız CCD şu an yeni teknolojik özelliklere haiz bir kopyalama makinesi ve konusunda olabilecek en iyisi. Bu bir başarı ancak kanımca Carolina Chocolate Drops’un bir sonraki aşaması, eğer elbette o adımı atmak isterlerse, kusursuz bir kopya makinesini bir tarafa bırakıp, uzun bir süreden beri var olan bu müziksel kültürün doğal bir uzantısına geçmeleri. Bakın işte o zaman eskinin dirilişi, gelişime, heyecan verici bir atılıma dönüşecektir.
Originally posted 2010-06-04 18:00:00. Republished by Blog Post Promoter
Amerikalı sinema oyuncusu ve yönetmeni John Turturro’nun “Passione – A Musical Adventure” adlı çalışması, pek çok yazar tarafından Napoli’nin Buena Vista Social Club versiyonu olarak lanse edildi. Her ne kadar birebir bu kavrama katılmasam da geniş bir çerçeveden bakınca neden bu ifadelerin yapıldığını anlıyorum. Bazı sanat eserlerini birebir ve kolay bir biçimde tanımlamak için başka bir sanat eserine gönderme yapmak gerekiyor, burada da işte bunu yaşıyoruz.
Belki de havana ve Napoli arasında ortak bir ritim var? Atlantik’in farklı iki ucunda olan bu iki Latin kentinin keyifli bir sahile sahip olması, bir havan içerisinde kaynayan nüfusu, ateşli kişiliği ve tek düzeylikten uzak olmaları ortak noktalarının başında geliyor. Bundan olsa gerek, son birkaç yıldır belli başlı prodüksiyonlar için Napoli’de yaşayan İtalyan asıllı Amerikalı aktör ve yönetmen John Turturro, bu kentin izlemesi keyifli, kavrayıcı atmosferini bir belgesel ile ölümsüzleştirmek istemiş. Belgeselin ana ekseni ise Napoli’de yaşayan farklı kültürlere ait nüfusun gülük yaşamlarını müzik ile ifade etmeleri.
Turturro’nun kamerası şehirde yaşayan pek çok müzik sanatçısını yakalıyor. Bunlar arasında kuvvetli sesi ile dikkat çeken Pietra Montecorvino, aktris-şarkıcı Angela Luce, Spakka-Neapolis 55 (kendilerini ayrıca Sopranos dizisine vermiş oldukları müziksel katkıdan tanıyoruz) adlı grup ve saksafoncu Enzo Avitabile sadece sıralayabileceğimiz birkaçı. Sıraladıklarımız Napoli’nin eski nüfusunu temsil ederken birde aynanın diğer yüzü olan yeni göçmenler var. Bu kolu ise Tunuslu M’barka Ben Taleb gibi sanatçılar temsil ediyor. Elbette Turturro sadece müzisyenler ile sınırlı kalmıyor ve normal insanlarında her an kendi ruhlarına hitap eden şarkıları bizlerle paylaşmaya hazır olduklarını yakalıyor.
Kanımca bir kent bu kadar güzel beyaz ekrana yansıtılabilir. İçerinde barındırdığı müzik, kültür ve bunu bizlere taşıyan, samimi elçilik görevi yapan sizler ve bizler gibi insanlar.
Originally posted 2011-10-13 17:45:32. Republished by Blog Post Promoter