Daha öncede Tıkabasamüzik’te deklere ettiğimiz üzere Natacha Atlas önümüzdeki ay onu son albümü “Mounqaliba”ı zevkimizi sunmaya hazırlanıyor. Orta Doğu, Afrika ve Avrupa ritimlerinden oluşan bir harmanlama çalışması ile karşımıza çıkacağı aşikâr. Bu serüvende müzik yoldaşı ise Samy Bishai. Yarı Fas, Mısır, Filistin ve diğer yarısı İngiliz olan sanatçı kelimelerin ifade edebileceğinden daha fazla tam bir ‘kültürel harmanlama’ ve bu özelliğini çekingen davranmadan tüm çalışmalarına işliyor. Geleneksel Arap ezgilerini cömert ve cesurca Batı elektronik ve pop tarzları ile bükerek karşımıza kulak arkası edemeyeceğimiz çalışmalar sunuyor.
Bu çalışmasında sanatçı bir önceki albümü “Ana Hina”da ilerlediği kaldırımda yürüyor. Bunu yaparken her zaman olduğu üzere geleneksel Arap aletleri, soyut izlenimcilik, dumanlı jazz kitleri ile geleneksel Arap perküsyon karışımını klasik Arap şiirini, Batı klasik müziği notalara diziyor. Albümün konusu ise mevcudiyete karşı duran terslikler.
“Mounqaliba” Six Degrees Records tarafından 21-09-2010 tarihinde yayınlanacak ancak siz dünya müziği severler için bu albümde yer alan ‘Makaan’ adlı parçanın prömiyerini gerçekleştirelim istedik.
Yazıyı Natacha Atlas’ın yeni albümü hakkında yaptığı yorum ile noktalayalım: “Arap doğasındaki var olan umut ve şiiri klasik müzik lirizmi ile harmanlayarak Ana Hina’da sokulduğum atmosfere tekrar girmek istedim bu çalışmamda.”
Parçayı indirmek isterseniz basmanız gereken nokta burası.
Yedi bin yıllık tarihi barındıran Şam Orta Doğu’nun gizli bir cevheri. Arapça adı Dımaşk’tır. Tarihi İÖ 3. binyıla değin uzanan kent, en az İÖ 15. yüzyıldan beri bugünkü adını taşımaktadır. Birçok tarihçi tarafından dünyanın en eski kenti olarak kabul edilir ve “Doğu’nun incisi” olarak anılır. Peçeli kadınlar sizleri yanıltmasın zira burası Orta Doğu’nun en rahat kentlerinden biri. Labirent havasında olan kent kapalı kapılar ardında başka bir kişiliğe sahip. Gizli bir güzellik içerisinde müzik ve sanat en olağan duygusal formatta bir araya geliyor. Bunun ana fanusu ise Şam’ın kendisi. Kısık müziklerin üstüne okunan ezanlar oryantal atmosferin sadece bir kolu zira burada yer alan doğu, Batı müzik harmanlaması geçmiş ve gelecek arasında bir köprü kuruyor.
Real World Music tarafından 26 Temmuz’da piyasaya sürülen dört parçalık “Bidayeh” (Başlangıç) her ne kadar Eylül’de gelecek olan “Road To Damascus”un habercisi olsa bile kendi başına dikkat çekebilecek kadar dolu. Ortadoğu’nun bu renkli metropolitinin müzikleri ile huzurumuza taşıyan grubumuzun adı ise Syriana. Dört farklı parça ve kayıt: en dikkat çekeni ve açılışı yapan ise ‘Gharibb’ (Garip), ev özlemi ile yanıp tutuşan bir ağıt. ‘Road to Damascus’ Arap vokalleri ve üzerine serpiştirilen yaylılar ile cidden Şam yolu üzerinde ne güzel ritimlerin bizi beklediğinin habercisi. Grubun adını verdiği ’Syriana’ ise ellili yıllardan gelen Arap film müziklerine ve Fairuz ve Abdel Halim gibi efsanevi sanatçılara merhaba diyen özelliklerine sahip.’Sunday/Randall and Hopkirk Deceased/Peter’s Room’ ise yarı doğaçlama yarı ve yarı televizyon dizisi müziği; hepsi kanun, piyano ve gitar.
Syriana – The Road To Damascus by RealWorldRecords
“Bidayeh” akıcı ve organik bir çalışma Real World Music çatısı altında Syriana gibi bir projeden beklenenin tam karşılığı. Vizyon ve sorumluluğun bulunduğu bir çerçevede bol sanatçı bu projenin artistik yönünü omuzlarında taşıyor. Artık sınırlar kalkıyor, müzisyenlerle rahatlıkla Londra’dan Berlin’den İstanbul ve Şam’a gelip kültürel etkileşime girip müzikleri sayesinde bizleri bir araya getiriyor. Real World Records’un amacı da gerçek, tek dünyayı bizlere sunması ve bu EP bunun en bariz örneği. Albüm daha da bunu ileriye taşıyacağı kanaatindeyim.
Rabih Abou-Khalil örneği az rastlanan bir müzik simyacısı. Geçtiğimiz yıllarda Alman grupları ile birlikte kervansaraylarda yaptığı müzik ile herkesin gönlünü fethetmeyi başardı. Daha sonraki yıllarda yanına aldığı Sardinyalı bas tenorun büyüleyici vokalleri ile BBC Konser Orkestrasına Arap ritimleri ile meydan okudu. Her bir çalışması ile müziksel epikleri, ritimler karışımı ile başarıyla dinleyene sunan sanatçı, Equinox Müzik etiketli yeni çalışması “Songs for Sad Women” (Üzgün kadınlar için şarkılar) ile günümüze kadar ki en cazip bestelerini ortaya çıkartıyor.
Lübnan doğumlu Rabih Abou-Khalil’in müziğinde geleneksel Arap ezgileri, caz doğaçlamaları ve Avrupa klasik teknikleri ile birleştiriliyor. Utçu ve besteci Rabih Abou-Khalil her zaman köklerinin uzandığı Arap müziğinin atmosferi ile günümüzün küresel ezgileri arasında köprü kurmayı kendine hedef belirledi. Bu hedefini neredeyse her çalışmasında ön plana koyan sanatçı, özellikle ut ritimlerini caz gitar normlarına sokarak müzik dünyasına farklı bir pencereden baktı. “Dünya Müziği” tarzı terminolojik olarak sözlüklerde yerini almadan önce sanatçı bu tarz ile anılmaya başlandı. Ayrıca müziğinin yanı sıra her albümündeki en dikkat çeken unsur, yüksek kaliteli kapak çalışmaları oldu. Sanatçının kendi tasarımlarından yola çıkılan bu kapak çalışmaları, her zaman bir ayrıcalık yaratmayı başardı.
“Songs for Sad Women” albümünde sanatçı her zaman çalıştığı perküsyoncu Jarrod Cagwin ile çalışmış. Albümün en büyük özelliği, Ermeni duduk ve eskiden kullanılan yılankavi bir nefesli çalgı olan serpent enstrümanlarının ilk defa birlikte çalınması. Ortaya çıkan etkileşim ise dinleyenleri ayrı bir boyuta taşıyabilecek nitelikte. Rabih Abou-Khalil’in ut çalması önceki çalışmalarına kıyasla çok daha ön planda, atmosfere hakim ve olması gerektiği gibi. Her ne kadar sanatçı bir müzik tarzında sınırlı kalmamak için ihtiyatlı davransa bile yeni albümü daha çok Orta Doğu sınırlarına sokuluyor. Albümdeki planlı kompozisyonlar, zevkli doğaçlamalar ile mükemmel bir denge sağlıyor. Albüm hiç kuşkusuz Rabih Abou-Khalil’in şu ana kadar ki en başarılı çalışması: nükteli, yaratıcı, keyifli ve berrak.
“Songs for Sad Women” sanatçının 18. albümü. Bu albümde sanatçıya serpent’ta Michel Godard ve perküsyonda Jarrod Cagwin eşlik ediyor. Duduk’te 1965 Erivan doğumlu Gevorg Dabaghyan’ın katkısı albümün kimyasına ayrı bir baharat ekliyor. Abou-Khalil bu albümde dinleyeni günlük hayattan koparıp, savaş sonrası Lübnan’ın melankolik atmosferine ruhen taşıyor. Öte yandan bu çalışmada müziksel nakışlar çok sık dokunmuş durumda. Birkaç ritim ve melodi katmanı aynı anda birbirine işlenmiş ve dinleyene yeni bir pencere açıyor. Albümdeki tüm parçalar Lübnan’daki kadınların zülüm altında ezilmelerine rağmen yok olmayan içsel kuvvetini dinleyenler ile paylaşıyor. “Songs for Sad Women” adlı bu yeni çalışma, Abou-Khalil’in hüzün ile makyaj yapılmış bir güzelliğin yansıması. Dört müzik adamının katkılarıyla bir araya gelen bu yedi parçalık albüm, dinleyene eşsiz bir müzik yelpazesi sunuyor. Hiç kuşkusuz sanatçının günümüze kadar kaydettiği en duygusal çalışma “Songs for Sad Women”.
Albümün açılış parçası olan ‘Mourir Pour Ton Décolleté’, Duduk, serpent ve ut karışımının olabilecek en kaliteli göstergesi ve albümün en başarılı çalışması. Özellikle ‘Para O Teu Bumbum’ adlı parçanın ortalarına doğru belirginleşen serpent enstrümanının ağırlığı söz konusu çalgı aletinin çok yönlülüğünü ve gizli derinliklerini sergiliyor. ‘Le Train Bleu’, adlı parça ise sanatçının şu ana kadar kaydettiği en duygusal, kaliteli ve grup çalışması. Tam bir ekip çalışması olan “Songs for Sad Women” az reklâmı yapılan bir cevher niteliğinde.
25 yıl ve 18 albüm sonra Rabih Abou-Khalil’den bir sürpriz beklemek yanlış olur çünkü sanatçı müzik hayatında kendine göre bir müzik stili geliştirdi ve o zamandan beri bu türe hep sadık kaldı. Elbette her çalışmasında ele aldığı farklı aranjmanlar ile her seferinde müziğini taze tutmayı başardı. Sanatçının müziğini bir defa dinledikten sonra ne tür müzik yaptığını hemen algılayabilirsiniz ve içine çekilirsiniz. İşte “Songs for Sad Women” tüm bu özellikleri içeren sanatçının müziksel izdüşümü adeta…