Her hangi bir müzisyen için ikili çalışma ortamı her zaman heyecan dozajı yüksek bir atmosfere haiz olmuştur. Bu tür çalışmaların yeri mutlak olarak ayrıdır. Birebir müziksel birlikteliğinin, ortak kavramsal vizyon içerisindeki baş mimar, geleneksel enstrümanları sınırları elverdiği sürece ritimsel haritadaki bir ucu diğer uca kaynaştırıyor. Bu tür bir çalışma için geniş bir söylevin yanı sıra ayrıcalıklı bir ritimsel algılama kapasitesine ihtiyaç var. Bir sanatçı söz konusu olunca öncelikle gelen enstrüman her zaman çaldığından öte dinlemek için kullandığı kulağıdır. Tüm ritimleri karşılayan bu kapı özellikle açık olmalıdır.
Algılama ve iletişim üzerine kurulu olan konuşma sanatı, bir sanatçının diğerini karşıladığı ilk iletişim ve açık kapısıdır. Yazımızda konu ettiğimiz albümün bir ucunda kora virtüözü Ballaké Sissoko dururken diğer ucunda çellocu Vincent Segal yer alıyor. Her ikisi de eksizliğin doruklarında süzülen birer müzik terzisi. “Chamber Music” farklı kültürel müziklerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan belgesel tadında bir çalışma. Aynı müzik şirketine bağlı olan bu iki sanatçı, dostluklarına yatırım yaparken, her gün beslendikleri müziği de ihmal etmedi ve birlikteliklerine dâhil etti. Birikimlerini ortak bir platforma işleme düşüncesi birkaç senelik bir öykü aslında. Bumcello’nun diğer yarısı olan Vincent Segal ile bir caz festivalinde tanışıp bu ekip ile çalma imkânı yakalayan Ballaké Sissoko aslında bu fikrin baş mimarı. Hemen kolları sıvamaktansa öncelikle birbirini tanımayı öngören sanatçılar, müziksel olarak alışveriş yapmaya başladı. Her imkân yakaladıklarında birlikte çalan bu müzik yoldaşları, yapacakları müziğin karmaşasını yavaş yavaş hazmederek geliştirdi. Birbirlerine bir kelam söylemeden bir sonraki aşamayı anlayabilecek noktaya gelindiğinde “Chamber Music” için kollar sıvandı.
Ortaya çıkan eser her iki sanatçının da yirmi yıllık müzik kariyerinin tüm birikiminin aktığı bir fanus. Bu zaman zarfında Sissoko’nun yolları Taj Mahal, Toumani Diabaté ve piyanist Ludovic Einaudi ile kesişirken; aranjör, müzisyen ve yapımcı Vincent Segal’ın yolu Cesaria Evora, -M-, Blackalicious, Piers Faccini, Sting ve Marianne Faithfull gibi değerli müzisyenler ile kesişti. Her kesişimden bir tecrübe kazanan, her tecrübeyi ise geliştiren ikili, bunu ilk meyveleri için besledi ve belirli bir noktaya getirdi. Farklı müziksel köklerden gelen bu iki müzik dolu ruh daha sonra bu tecrübelerini karşılıklı ve detaylı bir biçimde harmanlamaya başladı.
En sonunda Mayıs 2009’da Bamako’da stüdyoya girmeye karar veren ikili, bu süreç zarfında öğrendikleri, geliştirdikleri birikimleri fiilen uygulamaya başladı. Ortak etik noktalar üzerine yoğunlaşıp müzikleri ile karanlık noktaları aydınlatan ikili, sadece kültürlerinin değil ama tüm birikimlerinin kesişim noktasına uzanmayı hedefledi.
Albümdeki müziğin tatmini, iki dostun birlikte gerçekleştirdiği bir zaman tünelinin yoğunlaşmış müziksel hali. Salif Keita’nın Bamako’daki Moffou stüdyosunda teknolojiden ırak, boş bir oda, sadece iki müzisyen ve yürekten bağlı oldukları enstrümanları; albümün ana çekirdeği. Bu elit özel zamanda, dış dünyanın tüm ses kirliliğinden arınmış bu ikili, ruhlarının beslendiği gıdayı aşama aşama kaydetmeye başladı. Tarzların, ritimlerin, dillerin, kültürlerin ve dinlerin birbirine entegre olduğu o mutlak an. Kora ve çello gibi iki farklı diyardan gelen enstrümanın kompleks ilişkisi bu müzisyenler tarafından tek bir sese büründürüldü. Tek bir varlık, tek bir dünya ve sadece müzik. Dinleyenlerin “Chamber Music”de duydukları ritimler hem nadir hem de değerli: iki duyarlılığın, doğal akışın kendiliğinden aynı ses skalasında birleşimi.
Albüm boyunca uyumun, akışın, sürekliliğin ve bütünselliğin aynı duygusallığı hâkim her iki sanatçıda. Burada sanatçılar kapılarından çok yüreklerini dinleyene açıyor, aynen ‘Regret’ parçasında şarkıcı Awa Sangho’nun Kader Barry’yi andığı gibi; sükûnet dolu bir ağıt. ‘Houdesti’ adlı parça ise albümün tüm sakinliğinin bir araya geldiği odak noktası, müzisyenlerin beste kabiliyetinin en kuvvetli yansıması. Kora ve çellonun tek başlarına olmadıklarını hissettiren ngoni ve balafon dönem dönem dinleyene kulak kırpıyor. Karşınızda toprak anadan kopup gelen, markalaşmadan ve modadan uzak bir ses harmanlaması var.
Albümün genel havası sonsuz bir nezaket çevresinde dönüyor; yumuşaklığı yönlendirmekten çok kabul etmenizi sağlıyor; ifade gücünün yoğunluğu mutlak olarak her an hâkim. Burada dinleyeceğiniz oluşum müziğin büyüleyici gerçeğinden başka bir şey değil.
Originally posted 2010-02-02 09:07:50. Republished by Blog Post Promoter
“Ali & Toumani” albümünün kayıtları sırasında çekilen kısa bir belgesel.
Londra Livingston Stüdyosu’nda Temmuz 2004′de çekildi.
World Circuit ©
Originally posted 2010-05-11 16:22:12. Republished by Blog Post Promoter
Afrika Müziği ile ilk temasımı hala hatırlıyorum. Yaklaşık 90′ların başındaydı ve o zaman tam bir müzik tutkunu delikanlıydım. Kulaklarımın alabileceği, algılayabildiği her türlü ritmi keşfetmek için adeta heyecandan yerimde duramazdım. Her ne kadar ülkemizde o dönemlerde çok fazla müzik farklılıkları olmasa bile, her gittiğim dükkânda (özellikle Zihni) farklı çalışmalara kulak verdim. Sonra bir gün okul çıkışı bir arkadaşımın evine gittiğimde babasının çalışma odasında farklı bir müzik dinlediğini algıladım. Kulağıma çalınan müzik daha önce duyduğum müziklerden çok farklıydı ve ne olduğumu anlayamadım. Daha sonra öğrendim ki söz konusu melodiler 1991 tarihli Fela Kuti’nin “Just Like That” adlı albümünden gelmekteydi.
Afrobeat daha önce duyduğum hiçbir müzik türüne benzemiyordu. Dayanılmaz, hayalsel ritmik melodiler, gürleyen davullar, akan gitarlar ve sade basit sözler anında beni yakaladı. Bir daha ayrılmamak üzere bu müzik türü resmen önüme tüm dünyayı serdi. Bilmediğim diyarlara keşfetmenin heyecanı duyumsayarak müziksel yolculuklar yaptım ve hayal dünyamda fiilen seyahat ettiğim bu bilinmez topraklardan mutlaka bana hitap eden bir ritim ve tarz ile döndüm. Adeta Matrix’te Neo’nun aldığı hap sayesinde önünde açılan yeni ve gerçek dünyaya açılmış oldum. İşte gerçek ve bozulmamış müzik buydu, dinlediğinizde orijinalliğini iliklerinizde hissedebileceğiniz herhangi bir teknolojik katkının yer almadığı öz müzik.
Çok kısa sürede Afrika müziğinin bağımlısı oldum. İçimde dizginlenemez bir arzu ile yurtdışında yaşadığım bu dönemde müzik dükkânlarını arşınlamaya, radyo programlarını can havli ile dinlemeye başladım. Araştırmalarım ve Afrikalı arkadaşlarımın tavsiyeleri üzerine daha çok müziksel keşiflerde bulundum. Yavaş yavaş koleksiyonumda Rail Band, Ebenezer Obey, Franco ve Youssou N’Dour gibi grup ve sanatçılar yer almaya başladı. Belirli bir süre sonra bu sanatçılar kendimi sağdık hayranı olarak gördüğüm The Smiths, Stone Roses, Sonic Youth, R.E.M gibi grupların yerini almaya başladı. O dönemdeki arkadaşlarım ise evime gelmez oldular zira onlara dinlettiğim bu garip müziklere tahammülleri yoktu. Ancak o dönemde dinlediğimiz çoğu müziğin rock, reggae, caz, R&B, blues aslında köklerinin Afrika’ya dayandığını bilmiyorlardı. Açıkçası yenidünyada dans ettiğimiz çoğu müziğin kolları Afrika’ya uzanıyordu ve bunu görmüyorduk.
Neyse 17 yıl ileriye saralım bandı ve ben hala bugün Afrika müziği dinliyorum. Bu tutkum bana tüm dünyadan gelen müziklere açık olmayı ve önyargı duvarlarımı hep düşük tutmamı sağladı. Mesleğim olan turizm sayesinde birçok farklı toprağa ayakbastım ve her gittiğim yerde ilk yaptığım şey yerel insanların ne dinlediklerini araştırmak oldu. Daha sonra bavullar dolusu albümler ile odama döndüm ve bu zengin hazineyi tek tek dinleyerek hazmetmeye çalıştım.
Afrika müziği sadece kulaklarımı açmakla kalmayıp bu kıtaya karşı gözlerimin de açılmasına vesile oldu. Müziği bir lens olarak kabul edersek Afrika politikasına, kültürüne ve tarihine odaklanmamı sağladı. Böyle bir müziği dinledikçe mecburen bunu yapan insanların geçmişini araştırma dürtüsü içinizde kabarıyor ve daha fazla araştırdıkça daha fazla Afrika ile Amerika arasındaki müziksel bağı görmeye başladım.
Afrika müziğini yazmak kolay değil zira yazacak çok şey var ve bu nedenle mümkün olduğu kadar bir bölgeye veya tarza yığılmayıp genel bir havayı teneffüs etmek zorundayız. Bundan dolayı ben sizlere burada Afrika’nın gerçek sanatçılarını, koşullar ne olursa olsun müziği her zaman yaşatmayı başaran kahramanları bir liste halinde sunuyorum zira tek tek bu efsaneleri tanıtmak ancak 600 sayfalık bir kitabın içeriği olabilir. Bu müzik adamları özellikle 1960–1990 arasında alternatif pop akımının dolaylı yoldan temellerini atan kişiler. Alternatif pop yazıyorum zira daha on yıldan beri bu tarza Dünya Müziği denmekte.
Müzik hiç kuşkusuz evrenin iyileştirici gücü! Özellikle 21. yüzyıla adım atan insanoğlunun şu günlerde ihtiyacı olan en önemli devalardan biri. Kanımca müzik, değeri bilinmeyen bir emtia, zira kültürler arası etkileşimi, alışverişi ve algılamayı en rahat sağlayacak güçlerden biri. Medya geliştikçe kültürel sınırlar ortadan kalkıyor ve farklı kültürlerden gelen insanlar birbirine karışıp ortaya oldukça dinamik bir yapı çıkıyor. Müzik ise bu etkileşimin en önemli faktörü zira müzik ön yargıdan uzak, dil sınırını yok eden, herkese eşit konuşan dünyamızın en kolay ve barışçıl iletişim aracı. Bundan dolayı başta Afrika müziği olmak üzere tüm müzik türlerine açık olmalıyız zira insanoğlu hamurunda tek düzelik formatına göre programlanmamıştır ancak bu dipsiz kulvara çok rahat çekilebilmektedir.
Burada sıraladığım elli üç Afrikalı sanatçı en iyinin en iyisi ve bu tarzı keşfetmek isteyenlerin başvurabileceği en doğru adres. Elbette bazı isimler bu listede yer almayabilir, zira her gün Afrika’dan başka bir cevher çıkmakta. Antik zamanlarda (23 – 79 yılları arasında) yaşamış yazar, doğacı ve filozof Pliny the Elder olarak bilinen Gaius Plinius Secundus’un yazdığı gidi “Afrika’dan Her Zaman Çıkan yeni bir şey vardır” diyip bu yazıyı burada noktalamakta fayda var…
King Sunny Ade (Nijerya) / Africando (Senegal) / Aster Aweke (Etiyopya) / Bembeya Jazz (Gine) / Bonga (Angola) / Culture Music Club (Zanzibar) / i.k. Dairo (Nijerya) / Toumani Diabate (Mali) / Manu Dibango (Kamerun) / Hamza El Din (Mısır) / Cesaria Evora (Cape Verde) / Brenda Fassie (Güney Afrika) / Franco (Kongo) / Ghorwane (Mozambik) / Jazz Epistles (Güney Afrika) / Mory Kante (Gine) / Umm Kulthum – Ümmi Gülsüm (Mısır) / Salif Keita (Mali) / Khaled (Cezayir) / Angelique Kidjo (Benin) / Tinariwen (Mali) / Bi Kidude (Zanzibar) / Toure Kunda (Senegal) / Fela Kuti (Nijerya) / İsmail Lo (Senegal) / Ladysmith Black Mamabazo (Güney Afrika) / Baba Naal (Senegal) / Mabulu (Mozambik) / Mahlathini and The Mahotella Queens (Güney Afrika) / Miriam Makeba (Güney Afrika) / Thomas Mapfumo (Zimbabwe) / Hugh Masekela (Güney Afrika) / Master Musicians of Jajouka (Fas) / Oliver Mtukudzi (Zimbabwe) / Youssou N’dour (Senegal) / Babatunde Olatunji (Nijerya) / Remmy Ongala and Super Matimila (Kongo) / Orchestra Baobab (Senegal) / Dolly Rathebe (Güney Afrika) / Tabu Ley Rochereau (Kongo) / Oumou Sangare (Mali) / Thione Seck (Senegal) / Super Eagles (Gambiya) / Super Rail Band (Mali) / Foday Musa Suso (Gambiya) / Tarika (Madagaskar) / Ali Farka Toure (Mali) / Boubacar Traore (Güney Afrika) / Papa Wemba (Kongo) / Zaiko Langa Langa (Zaire) / Dr. Hukwe Zawose (Tanzanya) / Mahmoud Ahmed (Etiyopya) / Pierre Akendengue (Kamerun)
Originally posted 2010-09-11 18:49:50. Republished by Blog Post Promoter