Pop müziğinin en sıra dışı söz yazarı/sanatçısı, Kate Bush , en son 1993 tarihli The Red Shoes albümü ile karşımızdaydı. Kendi eşsiz dünyası- realizm, nefsi ve bazen sadece bilimkurgu- içinde var olan, her hangi bir kalıba sokulamayacak, 47 yaşındaki yalnız başına kalmayı seven sanatçı, moda ve kitlesel akıma her zaman ayrı düşmüştür. 12 yıl boyunca evinde inzivaya çekilip sadece çocuğu ile ilgilenen sanatçı, şimdi tekrar “esrarengiz/garip” unvanını bıraktığı noktadan devralmaya geldi.
Belirli aralıklarla on iki yıl süren bir çalışma sürecinden sonra, sanatçı sekizinci stüdyo albümü Aerial ile tekrar bizleri büyülemeye hazır. EMI/KENT etiketi ile ülkemizde de satışa çıkan bu yeni çalışma, Kate Bush’ un 12 yıl boyunca aklında bir oraya bir buraya savurduğu hayallerinin müziksel bir hikâyesi. Bu süre zarfında dünyamız tepetaklak olurken Kate Bush ‘un adeta yerinde donmuş olması, müzikseverler için eşsiz bir nimet. Uzun süre bizi umutlar içinde bekleten sanatçı, günün sonunda bizleri kesinlikle yüz üstü bırakmadı.
Derinliği, kalitesi ve geniş görüşlülüğü ile Aerial , Kate Bush ‘un arzularını, günlük olağan yaşantısını yansıtan bir müzik kutusu. A Sea Of Honey ve A Sky Of Honey isimli iki bağımsız “perdeden” oluşan bir oyun. 38 dakika süren ve yedi parça ile süslenen ilk perde, şu ana kadar sanatçının ürettiği, en farklı ve ilgi çekici müzik şöleni. 42 dakika süren ve dokuz parça ile süslenen ikinci perde ise hiç bitmeyen akıcı fantastik bir kitabın müziğe uyarlanışı. Her köşesinde bir güzellik barındıran albümün en büyük özelliği ise yoğun bir şekilde Kate Bush ‘un domestik yaşamından kesitler sunması.
Kate Bush, albümün ilk 45′liği olan King of the Mountain parçasında , Elvis Presley ve Yurttaş Kane ‘i kurcalıyor. Elvis’in efsanesi ile bütünleşen sanatçı, arkada fısıldayan rüzgâr eşliğinde “Kral Hala Yaşıyor” söylentisini Elvis’in görünmez bünyesi ile yeniden canlanan kıyafetleri yardımıyla araştırıyor. Matematiğin en şöhretli sayısından yola çıkarak, rakamların birbirleri arasındaki romantik aşkını irdeleyen, Pi parçası, dinlemesi ayrıcalıklı bir çalışma. 3.14159265358979323846264338 rakamlarını inanılmaz bir ahenk ve ses ile söyleyen sanatçı, istedikten sonra her şeyin bir parçası olabileceğini kanıtlıyor. Oğlu için yazdığı Bertie parçası, “İşte günışığı geliyor / İşte oğlum geliyor / İşte her şeyim geliyor / Bu onun için bir şarkı ve şarkı” sözleriyle bir annenin evladına olabilecek en saf aşkı dile getiriyor. Genellikle ölümcül şekilde can sıkıcı olarak değerlendirilen ev kadınlarının gündelik yaşamından bir kesit sunan Mrs. Bartolozzi parçası, bir fırtınadan sonra ev temizliği yapan, kendisinin ve aşkının çamaşırlarını makinede yıkarken yaşadığı seksi fantezinin mükemmel bir anlatısı. “Dönüp dönüp durmalarını izliyorum / Benin bluzum senin pantolonuna sarılıyor “ gibi sözlerin Kate Bush ‘un seksi tonlamaları ile en olağan şeyin bile anlatacak bir öyküsünün olduğunu gösteriyor. A Sea of Honey ‘ nin doruğu hiç kuşkusuz evcimen hayatın sunduğu gizemlerin sihre dönüştüğü How to Be Invisible parçası. “Arkasına basılmış anorak / Şebboy sapı / Paspas’ın saçı / O düşen sonbahar yaprağı mı? / Yoksa senin eve gelişin mi?” gibi sözler içeren parça tek kelime ile nefes kesiyor. Kate Bush ‘un hayal gücünden çıkan kelimeleri kullanışı ve müziğine uygulamasını dinlemek ayrı bir zevk.
Sesi her zamanki gibi saf ve esnek (bir kısık fısıltısı bile büyüleyici boyutlara yükselebilmektedir) olan sanatçı, daha ticari bir havada olan A Sea of Honey ile dinleyenlerin içini ısıttıktan sonra asıl dünyasının kapılarını A Sky of Honey ‘de aralıyor. Keyifli yaylı düzenlemelerin, piyano ve gitar ile süslendiği bu öyküsel perde tam bir meditasyon niteliğinde. Aşk, evlilik, dram, huzur, doğa ve olağan yaşam üzerine tasarlanmış müziksel bir aktarım. Bu perdede dikkat çeken parçaların arasında caz sınırlarına giren, Flâmenko gitarın süslediği Sunset parçası yer alıyor. Gölgelerin ve yıldızların şahitliği altında birbirini keşfeden iki sevgilinin hikâyesini anlatan Nocturne ise bir aşk serüveni.
Aerial ancak Kate Bush ‘un cesaret edebileceği ayrıcalıklarla dolu. Her an herkesi memnun etme tasasından uzak olan sanatçı, bunun vermiş olduğu rahatlık ile kendi koşulları altında diğer sanatçılar için riskli olarak nitelendirilebilecek diyarlarda başarıyla dans ediyor. Ne kadar araya zaman girmiş olursa olsun Kate Bush hala yaratıcı, günümüz sanatçılarını parmağında oynatabilecek, ileri görüşlü bir hayalperest. Dinleyen için yaratmış olduğu normal, gündelik hayatın müziksel efsanesi tıka basa sihirle dolu. Ufkunuza açacak olan Aerial (bu arada; albümün kapağındaki ses dalgalarının şifreli bir mesaj içerdiği söyleniyor, ama bunu ancak albümü alınca çözebileceksiniz), hemen sahiplenebileceğiniz sıcak bir müzik içermekte. Kate Bush müziğin karanlık döneminde herkesin daha uyuduğu zamanda erken uyanmış olan bir deha. Bundan sonra söylenebilecek tek bir şey var: aramıza tekrar hoş geldin Kate Bush , lütfen bir daha bu kadar arayı soğutma…
Kate Bush | Aerial from Orfeo Emerso on Vimeo.
Originally posted 2010-01-14 18:30:01. Republished by Blog Post Promoter
Bazı gruplar vardır ki, nefesimizi tutup ne yapacaklarını bekleriz. Müzik yatağımızın soğukluğunda, uzanıp bizleri sıcak bir battaniye gibi örterler. Doksanların başında İngiltere’nin dünya müzik piyasasına sunduğu yeni bir terim ortaya çıktı, “Brit-pop”. Bu terminolojinin ana teması semi-melodileri, rock sertliği ile yumuşatıp üzerine İngiliz aksanı ile sözler serpiştirmekti. Evet, farklıydı ve bu aykırılık yeni bir akım oluşturup peşinden binleri sürükledi. İngiltere müzik anlamında tam bir kültürel değişim yaşıyordu. Bir yanda Gallagher kardeşler Oasis’in sesini körüklüyorlardı, diğer tarafta Blur cilveli sosyal açıklamalar yapıyordu. Diğer gruplar da bu akımı bekliyorlarmış gibi kendilerini Brit-pop’laştırmak için ellerinden geleni yaptılar. Herkes bir anda aynı yöne yönelmişti.
Tam bu dönemde Galler’den gelen Manic Street Preachers kendilerini karşılarında duran kültür karmaşasının içine panzehir olarak attı. Brit-pop’un aksine parçalarında vurguladıkları konular soykırım, komünizm, faşizm, ölüm cezası, intihar, ikiyüzlülük ve kandaki oksijen azlığına kadar çok geniş bir platformu kapsıyordu. Ne yazık ki geçen on beş yıl boyunca soyundukları “jenerasyon teröristliği” imajı yavaş yavaş kendisini yumuşak klişe rock grup imajına bıraktı (özellikle grubun söz yazarı Richey Edwards’ın aniden ortadan kaybolmasından sonra) ve Manic Street Preachers adeta sönüp köşesine sindi. Bu sakinlik, geçtiğimiz ay sürpriz bir şekilde grubun solisti ve gitaristi James Dean Bradfield’in solo serüveni “The Great Western” ile bozuldu.
Manic Street Preachers’ın sıkışmış olduğu kısırdöngünün aksine James Dean Bradfield (JDB) karşımıza savrulan gitar melodileri, enerji yüklü ve elle dokunulabilir bir samimiyet ile çıkıyor. Belli ki kendisi de Manic’in “yeni albüm ve sonra turne” monotonluğunun getirdiği kölelikten sıkılmış ve bundan bir şekilde kurtulmak istemiş. Ses sentezi olarak Manic’in “Everything Must Go” dönemine paralellikler göstermesine rağmen albüm Manic’in son dönem çalışmalarına kıyaslandığında, kullandığı farklı müzik dokuları ile bir kaç adım öne çıkıyor. Özellikle parçalar arasında serpiştirilmiş olan ksilofon, mızıka ve tırmanan nakaratlar farklı bir hava yaratıyor.
Ünlü İngiliz mühendis Isambard Kingdom Brunel’ın Londra-Bristol arasında inşa ettiği tren yolundan adını alan albüm ün açılış parçası ‘That’s No Way To Tell A Lie’, alkışlı melodisi ve kıpır kıpır nakaratı ile hemen dinleyeni albümün içine çekiyor. Kolay ulaşılabilir bir yapıya sahip olan parça albümün ana temasını belirliyor. ‘An English Gentleman’ parçası Manic’in hayata gözlerini yuman akıl hocası/basın sözcüsü Philip Hall için yazılmış, sıcak, içten ve dinleyeni on ikiden vuran bir nida. “ Fakat sen bize ihtiyacımız olandan daha fazlasını verdin, dostum / Bir İngiliz beyefendisinin kapısında olmaktan çok mutluyduk ” sözlerindeki samimiyet, bundan önce ölen annesi hakkında sadece Manic için yazmış olduğu ‘Oceans Spray’de hissedilmişti. Manic’in söz makinesi Nicky Wire ile ortaklaşa yazılan ‘Bad Boys And Painkillers’ parçası albüm içinde en fazla Manic Street Preacher’a uzanan çalışma. “On Saturday Morning We Will Rule The World” sanki istasyondan kalkıp son sürat hedefine ulaşan bir tren gibi ve albümün adı ile bütünleşen enerji yüklü bir parça. Albümün en dikkat çeken parçası ise, akustik gitar ile sunulan bir Jacques Brel yorumu “To See A Friend In Tears”. Albümün perdeleri, Anglesey’de (Galler’de bir ada) yaşayan ve Britanya’nın en yetenekli manzara ressamı olarak gösterilen Sir Kyffin Williams’a adanmış ‘Which Way To Kyffin’ parçası ile kapanıyor. Adeta kusursuz bir Britanya portresi.
Ne yazık ki sanatçının söz yazarlığı, albümün azmi ile kıyaslanınca zayıf kalıyor. Ancak sanatçının kendisini müzik dünyasına tanıtan grubunun stilistik kelepçelerinden yürekli bir şekilde kurtulma çabası ayakta alkışlanmalı. ‘The Great Western’ albümü JDB’in melodi ve gevşemeyen vokalleri ile Manic’in en şaşalı dönemlerinde ne kadar önemli bir rol üstlendiğinin en belirgin kanıtı. Grubun nispeten arka planda kalan gizli cevheri.
Albüm çok keyifli başlıklara ( Bad Boys And Painkillers” , “On Saturday Morning We Will Rule The World” , ve “Say Hello To The Pope”) sahip 11 parçadan oluşan, dürüst, yılmayan ve sevecen bir çalışma. Otuz yedi yaşındaki JDB’in sözleri, alışkın olduğumuz Nick Wire’in söz dalaşı yapısından uzak, sağlam bir müziksel oluşum bünyesinde; dinlemesi, ulaşılması ve anlaşılması çok rahat. Sanatçının vokalleri ise uzun zamandan beri hiç olmadığı kadar dinç ve canlı.
Melankolik ancak kasvetli olmayan, pop temalı ve kaliteli “The Great Western” albümü körpe, berrak yapısı ile güz mevsiminin en canlı çalışması. Umarım Manic Street Preachers yeni albüm için stüdyoya girdiğinde JDB arka plana sinmeyip daha fazla müzik mutfağında yer alır…
Originally posted 2010-01-09 15:35:33. Republished by Blog Post Promoter
Justin Adams ve Juldeh Camara’yı birlikte kaydettikleri “Soul Science” ve “Tell No Lies” adlı iki başarılı çalışma ile tanıyoruz. Bir tarafta İngiliz müzik seyyahı Justin Adams, diğer tarafta ise geleneksel ritti enstrümanı virtüözü Gambiyalı Juldeh Camara.
İlk iki üretimi geri bıraktıktan sonra şimdi yeni bir oluşum içerisinde karşımıza çıkmaya hazırlanıyor bu müzik emektarı. Yeni organik yapının adı “Juju” ve üyeleri Justin Adams (elektrik gitar, bendir, arka vokal), Billy Fuller (bas), Dave Smith (bateri, perküsyon) ve Juldeh Camara (konuşan bateri, baş vokal, ritti). “Tell No Lies” albümünün yoğun turnesi süresince harmanlanan yeni müzikleri bir araya getiren ekip bunu JuJu çatısı altında toplamaya karar verdi.
Albüm içerdiği müzikler hakkında adeta kopya verircesine “In Trance” olarak adlandırılmış. Hedeflenen raf tarihi Haziran 2011 ve çıkış yeri Real World Records olacak. Belli ki Peter Gabriel ve kurumu Adams-Camara ikilisinin “Tell No Lies” albümünün sorumlu geri dönüşümünden pek mutlu.
Sürekli turnede harmanlanıp işlenen besteler son halini Real World Stüdyosu’nda almış. İkili olarak oldukça kuvvetli bir kimyaya sahip olan Adams-Camara’nın frekansına uyan yeni üye Dave Smith ve Billy Fuller, kendi özgün enerjisini çekinmeden mutfağa taşımış.
Aşağıda ilk izleyeceğiniz videoda JuJu’nun Basel’de verdiği ilk canlı konserden görüntüler yer almakta. Ekibin enerjisi tüm heyecanı ile yansıyor. Aşina olduğumuz Justin Adams ve Juldeh Camara eşsiz birlikteliği JuJu ile etkileyici bir boyuta taşınıyor. Ortada Afrika ve Avrupa karışımlarından oluşan, bir biri arasına tek tek işlenen elektronik ritimlerin samimi ilişkileri var. Real World Records tarafından sanal dünyaya hediye edilen video ikinci sırada ve JuJu’nun ilk stüdyo kaydından görüntüler içermekte. Burada ekibi albümde yer alan ‘Djanfa Moja’ parçasında ritimlerini döktürürken şahit oluyoruz.
JuJu’nun içeriği yedi parçadan oluşuyor, aslında bir mini albüm kategorisine giriyor. Bu yedi parçadan beşi tamamıyla yeni olup diğer ikisi (‘Mariama Trance’ ve ‘Deep Shara’) geçen sene piyasaya sürülen “The Trance Sessions” EP’sinden geliyor.
Albümde hız başrollerde ve bu her aşamasında yürekten hissediliyor. Ne diyebiliriz ki sadece “hevesle 13 Haziran’ı bekliyoruz” haricinde.
Parça Listesi:
Originally posted 2011-05-11 12:54:33. Republished by Blog Post Promoter