// Arşiv

Britanya

This tag is associated with 17 posts

Kasabian: En Sonunda

Farkında mısınız; Britanya dönem dönem müzik piyasasında ön plana çıkar. Bazen yarattığı yeni müzik akımlarıyla bazen de farklı müzik gruplarıyla. Ancak her zaman gündemde kalmayı başarmıştır. Ada ne de olsa tam bir müzik fabrikası ve ortaya çıkarttığı gruplar müzik dünyasına damga vurabilecek statüde. İşi, her yıla damgasını vuran grupları listelemek olan şahısların her yıl sonu nedense göz ardı ettiği veya fazla önemsemediği bir–iki grup olmuştur.

2004′te Britanya basını haricinde fazla hakkında yazılmayan ve göz ardı edilme kategorisine giren grup Kasabian oldu. Adını seri katil Charles Mason ‘un kaçış şoförü Linda Kasabian ‘dan alan grup 80′ler sonunda adada ön planda olan müziğin zamanımızdaki temsilcileri oldu. Grup, 88′deki Happy Mondays , 89′daki The Stone Roses ve 90′daki Primal Scream ‘in şu anki zamana uyarlanması. Ancak bu türe getirdikleri en evrimsel katkı, özel yeni tempolu funky-bas melodileri, uyuşukluk yaratan ölümcül dans tempoları ve ucundan politikaya dokunan düzensiz tahrik edici sözleri. Britanya’da müzik olarak devrim yapmaya soyunan, adanın en iyi grubu olmaya oynayan Kasabian , ilk çıktıklarında kendilerini diğer gruplardan farklı bir stil olarak lanse ettiler ve sonra da bunu haklı olarak başardılar. Sonuçta onlar nesli tükendi diye düşünülen ancak hep özlenen bir tarzı devam ettirmeye gelmişlerdi.

2002′de tekno müziğin gitar ile karışması sonucu doğan indie-dans döneminde, grup kendisini Leicester’da bir çiftliğe kapatıp müzik yapmaya başlamış. Akıllarındaki hedef çok sevdikleri Oasis, DJ Shadow, Blackalicious ve The Stone Roses’ın müziğini alıp bir kâsede karıştırıp kendi müziklerini yapmakmış. Tom Meighan (Vokal), Serge Pizzorno (Gitar / Klavye), Kris Edwards (Bas) ve Kris Karloff (Gitar) isimleri ile hitap edilen bu dört sıradan çocuktan oluşan Kasabian bir buçuk yıllık bir çalışma sonucu ilk demoları “ Processed Beats ” i çıkarttılar. Bu demo, onu takip edecek “ Club Foot ”, “ L.S.F ” (Lost Souls For Ever) parçaları gibi inanılmaz olumlu eleştiriler aldı ve grubun çıkacak olan yeni almününe karşı iştahları kabarttı. Bir anda duraklayan Britanya müzik camiası Leicester’dan gelen bu sese ciddi kulak vermeye başladı. Tom Meighan ve Serge Pizzorno’nun medya ile aralarının iyi olması da bu tanıtımda oldukça etkili oldu.

Grubun adıyla aynı olan albüm 2004′ün son kesiminde çıktı ve Britanya’da kısa bir süre içerisinde yılın en iyi albümleri arasında yer almasını bildi. Grup adeta kendi stillerini yarattı. Radyoda bir Kasabian parçasını dinlediğinizde tanımanız çok kolay çünkü bu zamanda 1990 “sound”una benzer frekansta çalma cesaretini gösterebilen başka bir grup yok piyasada. Bu da onları dans edilebilir bir rock grubu yapıyor. Kasabian ‘a ilk başlarda 3 tane başarılı parça çıkartmış bir grup olarak yaklaşabilirsiniz ancak albümü bir defa dinledikten sonra ne kadar sağlam ve planlanmış bir altyapı üzerine oluşturulduğunu hemen fark edersiniz. Bazı yerlerde yüzeysel kalan melodiler, karmaşık tempolarla ayaklarınızı yerden kesebilecek potansiyelde. Albüm boyunca yayılmış olan dans edilebilir melodilerin gitar ve synth sesleri ile bütünleşmesi dengeli rock / elektronik müziğin düzeysel karışımının ne kadar zevk verici olduğunu gösteriyor. Bir darbe bildirgesi havasında olan albümdeki sözler, çok derin olmamakla birlikte, “izin günlerinde olan teröristler”, “hayvanların peygamberi” cümleleri gibi yüzümüzde gülümseme oluşturabilecek kadar hoş nitelikteler. İlginç ama yeni çıkan grupların aksine Kasabian ‘da herhangi bir aşk parçası bulunmamaktadır.

Albümde yer alan “ Processed Beats ” ve “ LSF ” parçaları gevşek funky bateri melodileri ile ön plana çıkmakta. “Club Foot” ve “Cutt Off” resmen aynı kumaştan kesilmiş etkileyici parçalar. Grup “Reason is Treason” parçasında ise anormal şuur durumları ile flört ediyor ve belki bu parça albümün en zayıf halkası. Synth sesinin kuvvetli hissedildiği “ID” ve “Ovary Stripe” ise gözlerin kapatılabileceği karanlık ortamlara uygun atmosferik parçalar. Albümde yer alan diğer gizli cevher ise, oldukça yumuşak ve entrika kokan melodilere sahip “Running Battle” parçası.

Kasabian ‘ın diğer bir özelliği ise görsel başarıları. Özellikle single ve albüm kapaklarında farklı farklı renklerde sunulan yüzü peçeli şahsın gizemi, tasarıma ayrı bir değer katmakta. Bundan dolayı olsa gerek ki grubun tişörtleri çok yüksek adetlerde satılmakta.

Ülkemizde de ilk başta çıkıp hemen tükenen ve sonra tekrar çıkan bu albüm bence alınması gerekenler listenizin en başında yer almalı. Albüm sağlam ve melodik bir yapıya sahip ancak dâhiyane bir buluş değil. Tanıdığımız bildiğimiz 90′lı indie rock dans gruplarının zamanımıza kaliteli bir biçimde uyarlanması. The Stone Roses’ın “Second Coming”i böyle olmalıydı veya olabilirdi. Dinleyeni keyiflendirip, eğlendirebilecek bir albüm. Bazen tam istediğinizde bu olmuyor mu zaten?

Kasabian – “LSF” from Bucky Fukumoto on Vimeo.

Originally posted 2008-03-24 08:38:43. Republished by Blog Post Promoter

Gorillaz

Bazı sanatçılar vardır, parçası oldukları oluşumdan farklı bir şeyler yapmak isterler. Ana projelerinin çatısı altına giremeyecek deneyselliklerini ve tutkularını sunabilecekleri bir oyuncak kutusu ararlar. Bunun sonucu olarak ya yan solo projelerine soyunurlar, ya da farklı sanatçılar ile işbirliğine girerler. Amaçları zamanla alıştıkları kalıpların içinden çıkıp farklı atmosferlerde nefes alabilmektir. Ancak bazı sanatçılarda farklı bir kişiliğe bürünüp bir imaj veya bir görsellik arkasına kendisini sindirip farklı olma yollarını arar. 90′lı yılların Brit Pop tahtını tekme tokat Oasis ile paylaşan Blur ‘un beyni Damon Albarn bu tanıma tam anlamıyla birebir uyan bir kişilik. Grubun genel akışını bozmadan sık sık farklı yönlere gidebilen Damon Albarn, bir bakıyorsunuz Fas’tan Mali’ye uzanmış yerel sanatçılar ile oldukça başarılı eleştiriler toplayan bir albüm Mali Music ( Astralwerks – 2002) kaydediyor; diğer yandan Michael Nyman ile bir film müziği tamamlıyor, Ravenous: Original Motion Picture Soundtrack (Virgin Records – 1999) . Bu çok yönlülüğün vermiş olduğu rahatlık, zenginlik ve güven ile Damon Albarn çıktığı yolculukta, Dan “The Automator” Nakamura, Miho Hatori, Tina Weywmouth ve Chris Frantz gibi sanatçılar ile karşılaşıyor. Tüm yeteneklerini aynı kaba koyup karıştırmaya karar veren bu sanatçılar Jamie Hewlett ‘in (kült “Tank Girl” çizeri) çizgileri ile 2000 yılında görsel bir garabet olan Gorillaz grubunu hayata geçirdiler. Müzik tarihine ilk “sanal hip-hop” grubu olarak adını kazıtan Gorillaz grubu, 2-D (vokal/klavye – aynı zamanda Damon Albarn ), Murdoc (bas), Russel (bateri) ve Noodle (gitar) isimli dört şeytansı hilkat garibesinden oluşmakta.

İlk defa karşımıza 2000 tarihli Tomorrow Comes Today EP’si ile çıkan grup bunu takip eden bahar kendi isimlerini verdikleri ilk albümleri ile müzik yaşantılarına adım attı. Gorillaz, albümü yaratmış olduğu farklı sunum ve sağlam alt yapısı ile dünya çapında inanılmaz bir başarı kazandı, yaklaşık 6 milyon üzerinde bir satış grafiği çizdi. Belli başlı ülkelerde ödüllere boğulan grubun ünü ile etkilenmeyen Damon Albarn , Gorillaz projesine 2003 yılında Blur ‘un yedinci albümü Think Tank ‘ i kaydetmek üzere ara verdi. Ancak yoğun kişisel kamuflajın altında bireysel müsamahakârlık sağlayan Gorillaz projesinden fazla uzak duramayıp karşımıza kısa bir zaman önce Gorillaz ‘ın yeni çalışması Demon Days ile çıktı.

İlk albümde olduğu gibi Demon Days, geniş, zengin ve yaratıcı bir çalışma. Eşit oranlarda dorukları ve sakinliği başarılı bir biçimde dengeleyebilmiş bir albüm. Ancak tekrarlamaları ortadan kaldırmak için Damon Albarn bu defa ekibe Dan the Automator model ve Del tha Funkee Homosapien yerine Danger “as seen on CNN!” Mouse ve MF Doom ‘u dâhil etmiş. Her zamanki gibi mevcut ekibe çobanlık yapan sözde grubun lideri konumunda olan ise Damon Albarn .

Demon Days sinematik ve öyküsel bir yapı üzerine yerleştirilmiş. Damon Albarn ‘ın Blur ile yaptığı The Great Escape albümünde beri yakalayamadığı bir biçimde bütün ve maksatlı. Kısa, gergin ve merak uyandıran bir girişten (intro) sonra albüm kötülük habercisi ve somurtkan Last Living Souls parçası ile perdelerini açıyor. Damon Albarn kuşkucu ancak huzur veren sesiyle “en son yaşayan ruhlar bizler miyiz?” sorusunu kaotik bir melodi ile söylüyor. Açılış parçası ile birlikte albüm ani virajlar ve sert esen rüzgârla dolup taşan geniş vadilere, dolambaçlı karanlık dar arka sokaklara doğru yol alıyor. Arada yanıp sönen sokak lambaları ve duvardaki Jamie Hewlett çizimleri ile albümün derinliklerine ilerliyorsunuz. Albümdeki ilk altı parça, tek bir bas hattı ile başlayan, ahenksiz yaylılar, klavye, synth ve her müzik türünden zarif bir kesit alınıp ustalıkla işlenmiş keyif verici çalışmalar. Her parça kendi içerisindeki doruğuna ulaşırken albüm de yavaş yavaş bir bütün halinde kendi doruğu olan ilk 45′lik Feel Good Inc. parçasına ilerliyor. Think Tank ‘te sesini müziğin içine gömen Damon Albarn bu özelliğini Demon Days ‘de de devam ettiriyor. Albümdeki farklı sesler o kadar başarılı birbirine işlenmiş ki, hiçbir ses çerçevenin dışına taşmıyor. Albümün diğer bir özelliği ise müzik dünyasında bir türlü ele alınmayan 21.yüzyılda yaşamanın ürkütücü kaygısını gündeme getirmesi. Lafın kısası her şey lay lay lom değil.

Demon Days ön plana çıkan güzel anlarla dolu. Her an, 2004 yılında Beatles ve Jay-Z’yi remiksleyip çok ses getiren Grey Album ‘un yaratıcısı Danger Mouse ‘un büyüleyici dokunuşlarını hissedebiliyorsunuz. Özellikle White Light parçası punk rock bas ve gitarlarının, hip-hop baterisi ile dâhice bir karışımı. Ayaklarınızı yerden kesebilecek düzeyde. MF Doom , November Has Come parçasında yine yeteneğini döktürüyor. Happy Mondays ‘den bildiğimiz Manchester’li ikon Shaun Ryder ‘ın seslendirdiği, zıp zıp yerinde duramayan Dare parçası şimdiden kulüplerde hit olmaya aday. Albümdeki en ilginç ve şaşırtıcı katkı ise 69 yaşındaki aktör Dennis Hooper ‘ın Fire Coming Out of the Monkey’s Head parçasındaki konuşma biçimindeki anlatımı. Feel Good Inc. parçası albümün en öne çıkan parçası ancak nakarat kısmının U2′nun Staring At The Sun parçasına ne kadar benzediğini göz ardı etmenize imkan yok.

İlk albümde olduğu kadar olmasa bile bu albümde de zayıf halkalar mevcut ancak bütün oluşum içerisinde fazla göze batmıyor. Ancak şu bir gerçek ki Gorillaz tüm kaotik oluşumu içerisinde ilerliyor. Bu albüm ile Damon Albarn çıtayı ve beklentilerimizi bir kademe daha yükseltiyor.

Originally posted 2009-12-31 08:13:04. Republished by Blog Post Promoter

Dünya Müziği Batılıların Eğlencesi Değildir

Dünya Müziği Logosu

Dünya Müziği Logosu

Geçen gün okuduğum bir yazıda Dünya Müziği yapan bir grubun modern çağlılar ekleyerek Batılıların daha algılayabileceği müzik yaptığı ifade edilmişti. Şöyle bir geri durup bu cümleyi tekrar bir okudum. Demek ki söz konusu Afrikalı grup (ki kanımca oldukça başarılı bir ekip) sadece Batılıların beğenmesi umuduyla müzik yapıyordu. Yani kendileri için, kendi beğendikleri bir müzik yapmıyordu amaçları Batılıları eğlendirmek. Uzun zamandan beri böyle bencil bir gözlem okumadım.

Ne demek canım Afrikalı grubun işi gücü yok Batılıları eğlendirmek için müzik yapıyor. Evet Afrikalılar hala çadırlarda elektrikten, radyodan ve teknolojiden bihaber yaşıyorlar. Bu mu genel kanı? Oysa bu grubun kendi beğendiği müziği yapıyor olması, bir stüdyoda müzik kaydediyor olması mümkün değil mi? Elbette mümkün ve gerçek.

Batılılar artık dünyanın kendi eksenleri etrafında dönmediğini öğrenmek zorunda. Başka ülkelerde kendi sevdikleri kulvarda ister kültürel harmanlama çerçevesinde ister çağdaş kavramda sanat yapabilir. Bunu birilerinin gözüne girmek, bir tarza yanaşmak veya genel kategoriye sokulmak için yaptıklarına inanmak çok zor. Yapılan sanat isteseniz de istemeseniz de özgün, evet ortada batı ile Afrika veya batı-doğu harmanlaması olabilir ama bu birilerinin beğenisini kazanmanın aksine bir yenilikçiliktir, ileri biz vizyon ve yaratıcılıktır. Tek düzeliğinin çerçevesini yıkıp, var olan sığlığa dışarıdan bakmaktır. Adı Üstüne Dünya Müziği genel bir kavramdır ve ister tekil kültür ister çoklu kültürden gelsin bir vizyonu temsil eder. O da algılamadır, oradakini algılama. Bu algılama süreci ise bazı katalizörler ile desteklenip belirli kültürlere daha anlaşılır hala getirilebilir. Bu ulaşım sağlanırsa zaten bu bir başarıdır. Ama asla ve asla Batılılar beğensin diye Dünya Müziği yapılmaz, yapılanlar ise zaten yapaylıkta ileri gitmez.

Bu kullanılan ifade hem sanatçıyı hem de dinleyiciyi aşağılayan ve üstünlük sağlayan bir duruştur. Her şeyin birbirin işlendiği çoklu ortamsal bir dünyada hala bu görüşlerin olması çok acı verici ve üzücüdür.

Originally posted 2011-03-01 15:34:20. Republished by Blog Post Promoter

Photos on flickr

Tikabasamuzik Tumblr

    http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17109213760http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17087773585http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/16923390130http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/16857634203

Better Tag Cloud