Gelişen iletişim araçları ve teknolojinin dizginlenemez hızı ile artık sınırlar her yönde değişiyor, kayıyor ve birbirine geçiyor. Sadece politik veya coğrafik olarak değil aynı zamanda kültürel, sosyal ve dinsel anlamda bu kaymalara şahit oluyoruz. Tüm var olan kötümserliklere rağmen bu çağda yaşamak oldukça heyecan verici zira birey olarak bizden toplumumuza karşı yükümlülük bekleniyor. Bir festival ise hizmet ettiği toplumun yaratıcı arzusunun yansıması, bireysel ve toplumsal meydan okumaların sosyal yönden ele alındığı, genellikle problemli görünen diğer sınırlardan gelen sanatçıların yerel halk ile birlikte birbirlerini mest ettiği bir aktivite.
Bu sene “Şehrin caz hali” sloganı ile on sekizinci yaşını kutlayacak olan Akbank Caz Festivali butikselliğini koruyan ancak yukarıda ifade ettiğimiz festival tanımını İstanbul’a yaşatan en prestijli etkinliklerden biri. Her sene bir önceki seneye kıyasla kalite çıtasını yükseltmeyi başaran Akbank Caz Festivali, İstanbul’un etkinlik patlaması yaşadığı güz ve kış aylarına açılan ilk doyurucu pencere. İstanbul’un katmer katmer işlenmiş zengin kültürel mirasını, katılan sanatçıların derin dışavurumculuğu ile birleştiren Festival, bir müzik paylaşımından öte farklı kültürleri birbirleri ile yüzleştiren ortak etkileşim fanusu. Geçtiğimiz on yedi yıl boyunca içerdiği derin ve heyecan verici canlı konserler ile cazın müzikal mirasını koruyup bu tarzın 21. yüz yılda ilerlediği farklı kolları sergileyen festival, bu yıl 9 – 19 Ekim tarihleri arasında gerçekleşecek. On gün boyunca Aya İrini Müzesi, Cemal Reşit Rey Konser Salonu, Akbank Sanat, Babylon, Talimhane Tiyatrosu ve Ghetto gibi yediden yetmişe müzikseverlerin uğrak mekânlarından akan şifalı müzik melodileri ile İstanbul baştan sona yıkanacak.
Büyüklerin bıraktığı patikalardan takip eden küçüklerin elinden cazın güncel hallerini dinleme imkanı yakalayacağınız bu festivalde konserlerin yanı sıra bol bol atölyeler ve paneller de yer alacak. Bu açıkçası d iğer yıllara kıyasla bu yılki festivalin istinasız en büyük ve alkışlanacak özelliği. Çocukların ve meraklıların caza karşı olabilecek algılamalarını geliştirmeye yönelik bu çalışmalar umarım ileriki yıllarda katlanarak artar. Böylece Akbank Caz Festivali bir müziksel şölenin haricinde eğitimsel etkileşim platformuna ulaşıp iz bırakacak. Bu sene festival programında yer alan “Çocuklarla Müzikal Kaynaşma” ve “ Etiketler dışında Duyma Biçimleri” konulu atölye çalışmalarında çocuklara yönelik caz etkileşimi festivalin gençleşme konseptinin en güzel örneklerinden sadece bir kaçı. Bu tür etkinliklerin herkese açık ve ücretsiz olması ise festivalin sosyal sorumluluk bilincinde olduğunun bir kanıtı.
İstanbul’da caz müziğine olan ilginin artmasında önemli bir rol oynayan festival, hem ciddiyet hem de bir şölen özelliğine sahip. Adı her ne kadar “caz festivali” olsa da sadece caz ile sınırlı kalmayan festival, füzyon caz’dan, funk’a, dünya müziğinden klasik müziğe, punk’tan elektronik müziğe çok geniş bir yetenek yelpazesi içeriyor. Her farklı müziksel zevke göre tasarlanmış olan festival, 9 Ekim akşamı müzik seyyahı, geleneksel enstrümanları, kendine özgü stili ile yorumlayıp dinleyenleri klasikleşmiş ezgi kalıpların dışına savuran S tephan Micus’un Aya İrini Müzesi’nde vereceği konser ile açılıyor. Program boyunca karşımıza her köşede bir caz efsanesi çıkıyor. Bunlar arasında ilk dikkat çekenler: Afrika-Amerika hard bop ve soul caz tarzının usta Hammond orgcusu Rhoda Scott veya çıplak ayakları ile mucizeler yaratan namı değer “Çıplak Ayaklı Kontes”; dünya çapında bir saksafoncu olan James Carter ve beşlisi; Miles Davis ve Chet Baker’ın uçuk ve gizemli müziksel serüvenini farklı bir paralellikle takip eden 1942 doğumlu Polonyalı trompetçi Tomasz Stanko ve ekibi sadece bu zengin yelpazenin ufak bir kesiti. Son olarak 2.500 albümden fazla çalışmada fiilen yer alan Tommy Flanagan’dan, Dexter Gordon’a kadar çok geniş ünlü isimlerle çalışan günümüzün yaşayan efsanesi olan basçı Ron Carter.
Efsane isimlerin yanı sıra bu yıl caz dünyasında farklı üsluplar, normlar ve temalarla ön plana çıkan sanatçı ve gruplarla tanışma imkânı yaratan Festival böylece geçmiş ve gelecek arasında da başarılı bir cazsal köprü kuruyor. Her şey bir yana, kişisel hâkimiyet ve şefkat sağlayan şiirsel bir çalgı aleti olan müzik gibi bir dili kullanan festival, hem sanatçılar hem de seyirciler arasında derin bir iletişim serüveni yaratıyor. O an konser salonunda olan her bireyi adeta birbirine bağlayan bir şebeke. Tüm hayatın karmaşasından dinleyeni kısa bir süre bile olsa kendi iç huzurunu yakalamasını sağlayan bir “saf saygı” yumağı. Bundan dolayı Akbank Caz Festivali ve benzer etkinlikler ruhumuzu şımartacağımız sınırlı ve elit örnekler ve imkân oldukça kaçırılmaması gereken cevherler. Umarım bu festivalde sizde kendi patikanızı bulup kendi maceranızı yaratısınız zira bu şölenin tekrarı yok.
On gün boyunca İstanbul’a üşüşecek ve bu serin havalarda barometresini yükseltecek olan dünya çapında isim ve topluluklarından örnekler:
Share on Facebook
Originally posted 2009-12-21 08:42:14. Republished by Blog Post Promoter
Dünyanın en az bulunan plağı Bob Dylan’ın orijinal “The Freewheelin” plağı. Bu albümün birçok farklı versiyonu mevcut ancak en çok aranan kopyası tüm parçaların ve müzik şirketinin adının kapağında yazdığı ilk orijinal stereo kaydı. Bu kopyaların birim değerli yaklaşık 25.000-30.000 USD arasında değişmektedir.
Share on Facebook
Originally posted 2010-02-09 17:53:11. Republished by Blog Post Promoter
Dayanılmaz house ritim ve 70′li soul/funk dönemini en iyi harmanlayıp bize sunan günümüzdeki tek grup kuşkusuz Jamiroquai . 15 yaşında evden kaçıp evsizliği, hırsızlığı, ölme tehlikesini yaşayan 30 Aralık 1969 doğumlu Jason Kay (a.k.a J.K.), tüm bu yaşadıklarından sonra 90′ların başında evine geri dönüp doğru yol olarak belirlediği müziğe soyunmuş. Çok sevdiği Kızılderili kabile the Iroquois ve jam kelimeleri birleştirerek oluşturduğu Jamiroquai adlı grubu ile demo müzik kaydetmeye başlayan Jay Kay, 1992 yılında Acid Jazz şirketinin dikkatini çekmeyi başardı. Yılsonunda ise dünya çapında ses getiren ilk 45′liği When You Gonna Learn ? piyasaya çıktı. Bu parçaları sayesinde Sony (artık SONY BMG) gibi bir müzik devinin bünyesinde olan S2 (Soho 2)şirketi ile 8 albümlük bir anlaşma yaptı.Kendi toprakları Britanya’da listelerin başından uzun süre inmeyen ilk albümleri Emergency On Planet Earth’ ü 1993 yılında çıkarttı. Albümle ölümsüzleşen iki 45′lik Too Young to Die ve Blow Your Mind çok uzun süre ilk on listesine demir attı. Böylece müzik çevresi Jamiroquai’ ın başını çeken emsalsiz şapka koleksiyoncusu (yakında Quai markası ile kendi şapkalarını üretecek), Adidas tutkunu, eşsiz lüks araba koleksiyonu olan, yerinde duramayan ve boyu kadar zıplayabilen Jay Kay ile resmen tanışmış oldu.
Grubun ikinci üretimi 1995 yılında The Return of the Space Cowboy adıyla piyasaya çıktı. Albüm, bir önceki satışlarını katlayarak Jamiroquai ‘ye göz ardı edilemeyecek kadar büyük bir başarı sağladı. Artık dünya dans müziği platformu Jamiroquai ‘ in bir benzeri olmayan melodileri ile savrulmaya başlamıştı. Travelling Without Moving albümü 1996 yılında piyasaya sürüldükten çok kısa bir süre sonra platin albüm statüsüne ulaştı. Bu dönemde gruptaki herkesin mutluluktan mest olduğunu zannederken, basçı Derrick Zender’ın ani ayrılışı grubun yeni projelerinde kısa da olsa bir yavaşlamasına neden oldu. O zamana kadar yeni albüm için Zender ile ortaklaşa yazılan tüm parçalar (neredeyse albümün hepsi) tamamen göz ardı edildi ve baştan sona Jay Kay tarafından yeni eserler yazıldı. Bu uzun bekleyiş süresinde hayranlarından kopmamak için Jamiroquai aynı zamanda Godzilla’nın film müziğinde yer alan Deeper Underground adında bir 45′lik çıkarttı. Alınan tepkilere göre müzik severlerin Jamiroquai ‘yi unutmaya hiç niyeti yoktu. 1999 yılında gelen Synkronized albümü tüm dinleyenleri resmen başka bir frekansa senkronize etti, “ Jamiroquai frekansı ”. Bu frekansın tadına bir defa varan bir müziksever mecbur kalmadıkça ayarlarında bir değişiklik yapmıyordu. Böylece yoğun bir Jamiroquai dinleyici kitlesi oluşmaya başladı. A Funk Odyssey albümü 2001 yılında çıktığında, Jamiroquai çoktan Britanya’da bir enigma statüsüne erişmişti. Albümde yer alan melodilerin gizemli dans karışımları ile dinleyenleri çok kolay atmosferlerine çekebiliyorlardı. Nitekim 20 Eylül 2003 tarihinde Türk müzikseverler Jamiroquai ‘in atmosferi ile tanışma fırsatı buldu. PD (Production Department)’nın organizasyonu ve FG 93.7′nin katkılarıyla, 20 Eylül 2003 Cumartesi akşamı, Mydonose Showland’de sahne alan grup, inanılmaz bir performans ile dünya turnesini tamamladı. Konserin en büyük dezavantajı şehürden çok uzak olmasının yanı sıra, şu ana kadar İstanbul’da görülmüş en pahalı konserlerden biri olmasıydı ve bundan dolayı ne yazık ki olması gerektiği kadar bir kalabalık sağlanamamıştı. Çok yazık…
Her şey bir tarafa şimdi tekrar Jamiroquai zamanı! Listelerde hakkıyla fırtınalar estiren A Funk Odyssey albümünün üzerinden dört yıl geçti ve 21 Haziran 2005 tarihinde altıncı Jamiroquai albümü Dynamite çıktı. 18 ay boyunca yoğun bir şekilde İtalya, İspanya, Costa Rica, İskoçya, New York, Los Angeles ve Jay Kay ‘in eşsiz Buckinghamshire stüdyosunda kaydedilen albüm çok renkliliğini tüm bu farklı şehirlerden alıyor olsa gerek. Mike Spencer ortak prodüktörlüğü ile yazılan ve kaydedilen Dynamite, özünde Jamiroquai ‘nın 13 yıl önce bizlere tanıştırdığı tarzı koruyor ama müzik olarak çok daha sesli, keskin köşeli ve geniş kapsamlı. Bu Jamiroquai evreninin genişlediğinin en belirgin kanıtı. Dynamite hakkında kaleme alınabilecek çok az olumsuz yön var. Albümün habercisi, ilk 45′lik Feels Just Like It Should tarzı ve zaman zaman derinselleşen sert elektro funk melodileri ile Deeper Underground parçasını anımsatıyor ancak altyapısı ile Jamiroquai ‘in derin müzik keşfinde başarıyla ilerlediği anlaşılıyor. Jamiroquai ‘in organik funk melodilerinin dijital bir öğütücüden geçirildiği bu parça ilk dinlenildiğinde sizi hemen yakalamıyor ancak mükemmel ses oluşumları ile içten içe sizi fethetmeye başlıyor. Jay Kay ‘ın yaptığı bir açıklamaya göre Feels Just Like It Should ilk 45′lik olarak seçilmesinin en büyük nedeni dört yıl aradan sonra istenilen etkiyi yaratabilecek kapasitede bir parça olmasıymış. Parçanın arkasında yatan gizli mesaj: 4 yılın intikamını almaya geldik. Acid-caz / fusion-funk arasında çok rahat dans edebilen grup diğer albümlerine kıyasla Dynamite ‘ da ekstra bir heyecan yakalamış durumda. 15 Ağustos’ta ikinci 45′lik olarak piyasaya çıkacak olan Seven Days In Sunny June , romantik yumuşak bir asit-caz parçası ancak diğer taraftan Black Devil Car adrenalin yüklü doruklarda dolaşan bir funk-rock parçası. Electric Mistress uzaysal bir ortamda Jay Kay ‘in nefesine yüklendiği bir funk-disko parçası. World That He Wants parçası minimal enstrümanlar ile yapılandırılmış, ağırlıkta Jay Kay ‘in sesine dayanan olgun politik bir parça. Star Child sizi her yönden yakalayan disko melodileri ile vücudunuzu isteseniz de, istemeseniz de müzikle süzülmeye zorluyor. Ancak albümde bir parça var ki, Talulah , her anlamda ön plana çıkıyor, adeta Jamiroquai ‘ in şu ana kadar yaptığı her şeyi özetleyen altı dakikalık bir belgesel. Give Hate A Chance parçası Jay Kay pürüzsüz sesi ve arka vokallerin mükemmel senkronizesi ile albümdeki en kuvvetli oluşumlardan bir tanesi.
13 Temmuz 2005′de Türkiye’de satışa çıkacak olan Dynamite hem eski hayranlarını memnun edebilecek hem de atmosferine yeni dinleyicileri çekebilecek kapasitede. Her albümde hissettiğimiz heyecan, akıcılık, tazelik ve farklılık sanki bu albümde biraz daha dikkat çekiyor. Bir kısım basın tarafından kısıtlı söz yazmak ve kendini tekrarlayan müzik yapmakla suçlanan Jamiroquai, belli ki bu suçlamalara bağışıklık kazanmış durumda çünkü hem tarzına bu kadar sadık kalıp hem de bu kadar derin ve dallanmış bir albüm yapmak çok kolay bir şey olmasa gerek. Her zaman olduğu gibi Jamiroquai tüm soruları müziği ile yanıtlamakta.
1. Feels Just Like it Should
2. Dynamite
3. Seven Days In Sunny June
4. Electric Mistriss
5. Starchild
6. Love Blind
7. Talulah
8. Give Hate A Chance
9. World That He Wants
10. Black Devil Car
11. Hot Tequila Brown
12. Beatbox
13. Time Won’t Wait
Share on Facebook
Originally posted 2010-01-09 15:38:59. Republished by Blog Post Promoter