// Arşiv

caz

This tag is associated with 72 posts

dZihan & Kamien: Evrensel İkili

dZihan & Kamien

dZihan & Kamien

Kruder & Dorfmeister gibi elektronik dâhilerini müzik dünyasına sunan Viyana şimdide daha farklı bir ikiliyi takdim ediyor: dZihan & Kamien (Ci-khan ve Kami-en olarak okunuyor). Söz konusu ikili Jazzanova, Thievery Cooperation, P’taah veya batı+doğu etnik müzik karışımı kategorisi içinde değerlendirilebilir. Ancak yaptıkları müziğin daha farklı bir kategoride değerlendirilmesi gerekmektedir. dZihan & Kamien doğu duygusallığını, sert batı perküsyon vuruşları ile çok başarılı bir şekilde harmanlamasını bilen bir ikili. Dokuz yıldan beri yarattıkları müzik etnik müziğin doğu ve batı çemberinde süzülen ancak formunu kaybetmeyen bir müzik festivali.

Bu yerinde duramayan ikili ilk defa Viyana’da müzik okurken tanışmışlar. Saraybosna’lı Vlado Dzihan ve İsviçre’li Mario Kamien, Avrupa’nın ortasında Avrupalı kavramına daha uluslararası ve farklı boyut getirmek için zekâlarını birleştirmişler. Arizona Dream filminin müziğinde çalışmış olan Dzihan, müzik dolu bir aileden geliyor. Öte yandan Kamien Polonya köklerine sahip İtalyan ve Alman ebeveyden geliyor. Bu kökenlerle ve yakın doğuya olan özel ilgileriyle birlikte ikili ellerindeki karışımı müzikle dokumaya karar vermiş. Bunun sonucu olarak çok yönlü dZihan & Kamien müziği doğmuş.

İkili, özellikle Türk müziğine olan hayranlıklarından dolayı Türk temalı melodileri, Arap yaylıları, eşşiz sample vokalleri ve dayanılmaz trip-hop ritimleri ile karıştırıp yeni bir müzik açılımına neden oldular. İkili müzik serüveninin ilk meyvesini 1996 yılında Der Bauch (Göbek) hit parçası ile verdi. Bu parça hemen Stoned Asia CD serisinde yerini aldı ve birçok önde gelen Avrupa klübünün listesinden uzun süre inmedi.

İkilinin müzik birikimleri ve macera heyecanı ile ortaya ilk CD’leri Freaks & Icons kendi şirketleri Couch Records etiketi ile 2000 yılında çıktı. Oluşturdukları ilgiden dolayı albüm neredeyse piyasaya çıkmadan tükendi. Freaks & Icons uzun bir müzik seyahatinin son noktasıydı. Bu seyahat İstanbul’un sesinin sample edilmesi ile başlamış. Sonra seyahat İtalya’nın sahiline doğru uzanmış. Son olarakta kendisini Londra klüplerinde çalınırken bulmuş. dZihan & Kamien birçok müzik stillerinin arasından çıkıp kendilerine has yumuşak, kıpır kıpır, sürekli şehir değiştiren bir müzik oluşturdular. Bu yeni stil müzik aynı zamanda pop müziğine kolayca uzanabilen bir köprü olarakta görüldü.

Ortaya çıkan müziğin tartışılmaz bir mekân kavramı vardı. Müziklerini dinlerken bir anda kendinizi İstanbul’un ara sokaklarında bulabiliyorsunuz, diğer bir anda karanlık bir Avrupa şehrinde dolaşıyorsunuz ve bazen de Arap mahallelerinde yürüyorsunuz. dZihan & Kamien müziklerinde sergiledikleri uçluklarla her farklı kıtanın aslında tek bir oluşumun parçasını olduğunu sergiliyor. Binbir yolun birleştiği bir kesim noktası gibi. Freaks & Icons da öncelikle ön plana çıkan parça ise Homebase olmuştu. Bu parça bedensel bir etki oluşturan piyano ile başlıyor ve üstü hip-hop, perküsyon, ud, zihter, tabla ve dokunaklı bir trompet ile örtülüp sıkı sıkıya sarılıyor. Bu parça aynı zamanda dZihan’ın evi Saraybosna’dan ayıran savaşa bir gönderme. Albüm zurna, vokal sampleları, minimalist klavye sesleri ve Arap yaylıları ile huzur veren bir müzik tüneline doğru yol alıyor. Dzihan’ın klavye ve Kamien’in gitar sesleri ile süslenen akıcı sentezleri, uzaysal miksleri, perküsyon vuruşları ve yumuşak piyano dolduruşları sonucu ortaya çıkan müzik kusursuz bir melodi örgüsü. Adeta “bir dünya vatandaşının” müziğini bize sunuyorlar.

İstanbul’un da dâhil olduğu uzun bir konser zincirlemesinden sonra ikili, kendilerini bir sonraki boyuta taşıyacakları ikinci albümlerinin kayıtlarına başladı. Bu yeni çalışmanın adı Gran Riserva oldu. Bu sefer müziklerini daha fazla caz ile yapılandırdılar ve şarkı oluşumuna daha fazla yoğunlaştılar. Kamien, elektronik müziğin sample katmerlerinden oluştuğunu ve bir noktadan sonra bunun pekte tatminkâr olmadığına dair bir açıklamada bulundu. Bunun doğal sonucu olarak ikili farklı müzik unsurlarını eserlerine uygulamak içi yola çıktı. İstanbul, Viyana, Londra ve Toskana arasında geçen kayıtlar sonucunda ikili yeni eserleri ile karşımıza çıktı. Gran Riserva ikilinin köklerine bir müzikal uzantı, klüp müziğinin nasıl ve neler içermesi gerektiğine dair cesur bir adım. Bu albümle dZihan & Kamien, birçok sanatçının çok daha sonra olgunlaşıp adım atabileceği bir basamağa daha ikinci albümleriyle adım atmış oldular.

Albüm ikiliyi müzik ile tanıştıran babalarına itaf edilmişti ve bundan dolayı albümün kapağında gördüğümüz yaşlı DJ’ler babalarından başkası değil. dZihan & Kamien bariz bir şekilde bilgisayar destekli Latin Bossa Nova sesleri ile süslenmiş tipik bir nu-caz albümü yapmak istemediklerini göstermişlerdir. Çünkü bu tarz bir albümü yapmak çok basit olup bir müzisyen olmaya bile gerek yok. Ancak elbette Freaks & Icons ‘da yarattıkları temellerden de çok uzaklaşmamışlardır, hala ilahi flüt, perküsyon melodileri, kuvvetli Türk ve Afro-Küba etkilerinin kokusu müziklerine hakimdir. Gran Riserva ikilinin yorulmak bilmeyen yaratıcılıklarının bir yansımasıdır.

Bu albümün bir diğer özelliği ise ikilinin Miles Davis’in öğrencilerinden Sammy Figueroa ile çalışmış olmalarıdır. Bir gün Figueroa, dZihan & Kamien’e email atıp Freaks & Icons çalışmalarını çok takdir ettiğini ve eğer bir fırsat olursa onlarla çalışmayı arzuladığını yazmış. Onurlanan dZihan & Kamien, Figueroa’yı en kısa zamanda Viyana’ya davet etmişler ve albüme kendileri gibi ter dökmesini istemişler. Sonuç olarak ortaya çıkan üretim caz, trip-hop, drum & bass, elektronik ve etnik katlarından oluşan sağlam bir yapı.

Gran Riserva ilk görücüye 2002 yılında Viyana’daki Porgy & Bess caz klübünde çıkmış. Söz konusu gecenin özel ve unutulmaz olması için dZihan & Kamien tüm dünyadan 22 sanatçı davet etmiş. O gece yeni albümle birlikte Freaks & Icon ‘da sahnelendi. Porgy & Bess caz klübünde olamayan bizler için Six Degrees Records (Equinox) dört ay önce ikilinin yeni meyvesi olan “Live in Vienna” başlığı altında bir konser CD piyasaya çıkarttı. Söz konusu albüm dünya idealizminin, eş zamanlı mutluluğun ürünü. Bu konser performansında evrensel enstrümantalistlerden, ruhsal ihtişama, akıllıca senkronize edilmiş perküsyon darbelerinden, derin funk kalıntılarına uzanabiliyorsunuz.

“Live in Vienna” doğal bir birleşimin sonucu ortaya çıkan, bir kaç damarın kesiştiği ana damar. Söz konusu gecede ikiliye destek olanların arasında darbuka virtözü Mısırlı Ahmet, Miles Davis’in perküsyoncusu Sammy Figueroa, Massive Attack ve Moloko’nun davulcusu Andrew Small, vokalde Ma Dita ve Türkiye’den birkaç tane yaylı çalgıcılar varmış. Bu bütünleşme sonucu orataya çıkan müzik adeta bir şiire dönüşmüş.

dZihan & Kamien’in yaratmış oldukları müzik, zengin, çok kültürel dinamizmin çemberi içinde keskin uçurumlarda süzülen belirli bir kategoriye sığmayan elektronik ve cazın bir karışımı. Kalliteli, tatminkâr ve evrensel. Müziğin evrenselliğine doğru atılabilecek doğru bir adım.

dZihan & Kamien - Gran Riserva

dZihan & KamiendZihan & Kamien - Gran Riserva

Originally posted 2011-01-29 15:58:20. Republished by Blog Post Promoter

Dünya Müziği Batılıların Eğlencesi Değildir

Dünya Müziği Logosu

Dünya Müziği Logosu

Geçen gün okuduğum bir yazıda Dünya Müziği yapan bir grubun modern çağlılar ekleyerek Batılıların daha algılayabileceği müzik yaptığı ifade edilmişti. Şöyle bir geri durup bu cümleyi tekrar bir okudum. Demek ki söz konusu Afrikalı grup (ki kanımca oldukça başarılı bir ekip) sadece Batılıların beğenmesi umuduyla müzik yapıyordu. Yani kendileri için, kendi beğendikleri bir müzik yapmıyordu amaçları Batılıları eğlendirmek. Uzun zamandan beri böyle bencil bir gözlem okumadım.

Ne demek canım Afrikalı grubun işi gücü yok Batılıları eğlendirmek için müzik yapıyor. Evet Afrikalılar hala çadırlarda elektrikten, radyodan ve teknolojiden bihaber yaşıyorlar. Bu mu genel kanı? Oysa bu grubun kendi beğendiği müziği yapıyor olması, bir stüdyoda müzik kaydediyor olması mümkün değil mi? Elbette mümkün ve gerçek.

Batılılar artık dünyanın kendi eksenleri etrafında dönmediğini öğrenmek zorunda. Başka ülkelerde kendi sevdikleri kulvarda ister kültürel harmanlama çerçevesinde ister çağdaş kavramda sanat yapabilir. Bunu birilerinin gözüne girmek, bir tarza yanaşmak veya genel kategoriye sokulmak için yaptıklarına inanmak çok zor. Yapılan sanat isteseniz de istemeseniz de özgün, evet ortada batı ile Afrika veya batı-doğu harmanlaması olabilir ama bu birilerinin beğenisini kazanmanın aksine bir yenilikçiliktir, ileri biz vizyon ve yaratıcılıktır. Tek düzeliğinin çerçevesini yıkıp, var olan sığlığa dışarıdan bakmaktır. Adı Üstüne Dünya Müziği genel bir kavramdır ve ister tekil kültür ister çoklu kültürden gelsin bir vizyonu temsil eder. O da algılamadır, oradakini algılama. Bu algılama süreci ise bazı katalizörler ile desteklenip belirli kültürlere daha anlaşılır hala getirilebilir. Bu ulaşım sağlanırsa zaten bu bir başarıdır. Ama asla ve asla Batılılar beğensin diye Dünya Müziği yapılmaz, yapılanlar ise zaten yapaylıkta ileri gitmez.

Bu kullanılan ifade hem sanatçıyı hem de dinleyiciyi aşağılayan ve üstünlük sağlayan bir duruştur. Her şeyin birbirin işlendiği çoklu ortamsal bir dünyada hala bu görüşlerin olması çok acı verici ve üzücüdür.

Originally posted 2011-03-01 15:34:20. Republished by Blog Post Promoter

Buika’nın Altın Albüm Başarısı

Concha Fuego Albüm Kapağı

Concha Fuego Albüm Kapağı

İspanyol ses sanatçısı Buika’nın Warner Music etiketiyle Şubat 2009’da yayımlanan “Nina De Fuego” albümü, uluslararası piyasada 5000 üstü bir satış rakamına ulaşarak “Gold” (Altın) statüsünü elde etti. Bu önemli başarısıyla Buika, yılın en iyi çıkış yapan sanatçılarından biri olarak kabul gördü.

“Bir kişinin sanatı kimi zaman acısındadır ve bence kişi bunu soluk alır gibi her anında olduğu gibi anlatmalıdır”

Geleneksel copla şarkılarını flamenko, caz ve rumba ritimleri ile birleştiren, Afrika’dan sürgün edilen ailesinin köklerini Afro-Küban ritimleriyle buluşturarak, çağdaş İspanyol ve Latin müziğinin melankolik aşk şarkılarının yeni sesi olan Buika, flamenko geleneğiyle cante tarzını cazla daha yükseğe taşıyor.

“Ben bir Afrikalıyım ve Afrikalı müzik eğitimi almaz” diyerek yeteneğinin köklerinden geldiğini açıklayan sanatçı caz, funk, flamenko ve copla’yı ince bir ustalıkla birleştiriyor ve neo-soul diyebileceğimiz bir tarzda buluşturuyor.

The New York Times’ın ünlü müzik eleştirmeni Jon Pareles’in New York’taki ilk canlı performansını “muhteşemden öte özetlenemez” diyerek yorumladığı Buika, albümü ”niña de fuego” ile 2008 Latin Grammy Ödülleri’nde albümün prodüktörü Javier Limón’a  albüm prodüksiyonu dalında Grammy kazandırdı. Albümde şarkı sözü yazarı kimliğini de ortaya koyan sanatçı, repertuvarına Meksika’nın geleneksel türlerinden ranchera‘ları da katıyor.

Buika

Picture 1 of 4

Afrika’dan sürgün edilen ailesinin kökenlerini müziğine taşıyan ve ünü İspanya’dan dünyaya yayılan Buika, İspanyol müzik sahnesinin en kendine has müzisyenlerinden biri olarak gösteriliyor.

Buika from Festival de Teatro on Vimeo.

Originally posted 2010-03-30 08:40:56. Republished by Blog Post Promoter

Photos on flickr

Tikabasamuzik Tumblr

    http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17109213760http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17087773585http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/16923390130http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/16857634203

Better Tag Cloud