// Arşiv

caz

This tag is associated with 79 posts

Lubna Salameh

Haifa’da dünyaya gelen Lubna, şimdilerde Galilee’nin kuzeyinde bir kasabada yaşıyor. Daha çocuk yaşta klasik Arap şarkıları söylemeye başlamış, Arap kültürünün klasik kadın şarkıcıları ve özellikle Ümmü Gülsüm’ün şarkılarıyla ustalaşmış. Orkestrayla beraber İsrail, Filistin, Avrupa ve Amerika’da festivallere katılan Lubna klasik Arap müziğinin en iyi yorumcularından biri.

Nazareth Orkestrası’nın büyük ses getiren ilk iki albümünün yıldızı olan Lubna, Türkiye’den Ömer Faruk Tekbilek, İngiltere’den ünlü alternatif rock grubu Radiohead’in solisti TomYork gibi uluslararası sanatçılarla sahne almış.

Lubna, yorumlarıyla, klasik şarkılara  kendine has derinlik ve otantik tatlar katarak Arap müziğine yeni bir soluk getiriyor.

    Lambchop: Aşırı Duyarlı Bir Ekip

    90’ların ortasında Son Volt, Freakwater, Wilco vs gibi grupların dâhil olduğu bir sürü topluluk country veya country-rock müziği icra ederek alternatif-rock dinleyicilerini hedef aldı. Ancak hiç kuşkusuz, 1993 yılında Nashville, Tennessee’de kurulan Lambchop bunların arasından çıkan en garip ekipti. Alternatif-country grupları mümkün olduğu kadar müziğin köklerine sadık kalmak için çabalarken, Lambchop bunların aksine kendisini belirli bir müzik anatomisine kısıtlamak istemedi. Böylece yumuşak, narin ve hatta uykunuzu getirebilecek kadar ninni atmosferine sahip Nashville melodilerini kullandı.

    Her zaman hayattaki olağan ve ufak şeylerden büyük parçalar üretilebilir felsefesini koruyan Lambchop, yıkıcı intihar öyküleri, mazlum kayıp ruhlar ve sıradan bir günü daha geçirmekle cebelleşen emekçiler hakkında yaptıkları ağır parçalar sayesinde kült bir konuma ulaştı. Kendilerine yarattıkları öncü country-rock kulvarında 13 yıldan beri sağlam adımlarla ilerleyen ekip, en son albümleri “Damaged” için çıktıkları dünya turnesi kapsamında peş peşe 2 Aralık saat 20.00’de ve 3 Aralık saat 21.00’de Babylon’da sahne alacak.

    Nashville’in en “arıza” grubu olarak tanımlanan Lambchop’un yapısı klasik country kombo oluşumundan uzak ve daha çok kolektif caz ekibi ruhuna uygun. Country müziğinin demirbaşları akustik ve steel gitar (çelik silindir ile çalınan yatay gitar) enstrümanları grubun müziğinde başrolleri saksafon, düdük, klarnet, İngiliz anahtarı ile dövülen boş teneke kutuları ile paylaşıyor. Böylece ekip country, soul, sanatsal-rock, caz temalarını içeren zor sınıflandırılabilen çağdaş bir müziğe imza atıyor. Tüm bu müzik sentezleri ise grubun beyni olarak kabul edilen Kurt Wagner tarafından yazılan düşsel sözler ile bir araya geliyor.

    Dönem dönem Thindersticks ile kıyaslanan ekibin temelleri 1986 yılında Kurt Wagner, gitarist Jim Watkins ve basçı Marc Trovillion tarafından atıldı. O dönem isimleri Posterchild olan ekibin hiçbir zaman çekirdek bir kadrosu olmadı ve dönem dönem gel-git sanatçılar sayesinde sürekli değişen bir yapı ile müzik hayatına devam etti. Adeta bir girdap içinde müzisyen galaksisi olarak da düşünülebilir. Bu değişiklikler sayesinde grubun kendine has karizmatik ses sentezi müzikal olarak sınırlarını olabildiğince genişletti ve kendini ileri taşıdı. 1994 tarihli ilk albümleri “I Hope You’re Sitting Down” ve 2006 tarihli en son albümleri “Damaged” dâhil olmak üzere bugüne kadar 10 albüm üreten ekip özellikle 2000 tarihli “Nixon” kavramsal albümü ile büyük ses getirdi.

    Lambchop, On üç yıl içinde alternatif bir country grubundan, günümüzün en çok övgü alan Amerikalı grubu olacak şekilde bir gelişim sağladı. Bu garip ancak keyifli canavar – bilinçli veya bilinçsiz – her seferinde kendine meydan okudu ve içsel gelişimi ile yeni formlara doğru metamorfoz geçirdi. Bundan dolayı grubun ürettiği her çalışma bir zincir halkası gibi birbirine sıkı sıkı bağlı. Grup tek bir albümü yerine, tüm albümlerinin birlikte irdelenmesi ile anlaşılabilir bir yapıya sahip. Özellikle son albümleri grubun organik müziksel kişiliğini ortaya çıkartan çok başarılı bir çalışma. Ancak Toplamda 17 sanatçının emekleri ile hayat bulan bu albüm, kolay ulaşılabilir bir çalışma değil. Aksine antika melodik temalar üzerine işlenmiş, yavaş yavaş hazmedilebilen sakin, nazik, zarif ve dokunaklı bir yapıya sahip. Adeta birkaç dinleyişte güzelliğini ifşa eden bir cevher gibi.

    Lambchop’un ülkemizde vereceği bu ilk konsere gelmeden önce biraz olsun grubun müziği hakkında fikir sahibi olmanızı öneririm. Böylece konser gecesini çok daha keyif alacak şekilde yaşayabilirsiniz. Her iki gece ön grup olarak sahne alacak olan Hands Off Cuba adlı elektronik ikili ise Lambchop öncesi dinleyenlere gerçek bir müziksel deney yaşatacak. Müziklerini evlerinin en mahrem bölgelerinde üreten ikili, ilk defa Lambchop ile birlikte kaydettikleri 2005 tarihli CoLAB adlı dört parçalık EP ile tanındı. O dönemden beri Nashville gibi country müzik ağırlıklı bir kesimden çıkan en modern müzik olarak biliniyor.

    Tarih belli, mekân belli, bu garip gizemli müzik serüvenini kaçırmamanız umuduyla.

    Kurt Wagner from Lofiles on Vimeo.

      Esbjörn Svensson Trio (E.S.T): Harikalar Diyarında

      Genelde caz, bir müzikseverin belirli bir olgunluğa ve birikime sahip olduktan sonra keşfettiği bir dehlizdir. Elbette tanımı bozan istisnalar var, ancak bu genel bir kanı. Önce daha basit bir müzik sürecinden geçilir, tabir yerindeyse birkaç fırın müzik hazmedilir, bazı tarzlardan mezun olunur ve sonra cazı algılayabilme mertebesine erişilir. Caz sonuçta müziğin ileri düzeyi, bir bilgi noktası, hatta zirvesi. Ancak son on üç yıldan beri bu genel kanıyı temelden sarsan bir ekip var. Şimdiden bir fenomen haline gelen İsveçli Esbjörn Svensson Trio (e.s.t), caza ulaşma sürecini bir katalizör gibi hızlandırması ile biliniyor. Yaptıkları tek şey ise tutkulu bir aşk ile “herkes için caz” felsefesini savunmak. Caz dinleme mertebesine ulaşmanın bu kadar engebeli olmadığını kanıtlayan üçlü, eylülün son haftasında (Türkiye’de Ekim başında) çıkacak onuncu çalışmaları “Tueday Wonderland” ile bu tezi sonuna kadar koruyor.

      Açıklık, merak ve değişiklik üzerine atılan bir temel ile 1990 yılında kurulan üçlü, kendilerini caz çalan bir pop grubu olarak görüyor. Alışılagelmiş caz üçlülerinden farklı bir imaja sahip olan ekip, yaptığı müzik ile hem pop hem rock hem de caz listelerinde kendine yer edinmeyi başardı. Bunu, caz, drum ‘n’ bass, elektronik, funk, pop, klasik, ritim ve hatta rock temalarını kendi normlarına indirgeyerek gerçekletirdi. Bir huni gibi tüm bu müzik türlerini birleştirerek seyirciye akıtan grup böylece klasik caz tutkunlarından genç kuşak hip-hop meraklılarına kadar uzandı. Bundan dolayı e.s.t’ye zamanımızın en yenlikçi ve heyecanlı oluşumu demek çok yanlış olmaz. Hatta bunun biraz mütevazı bir tanımlama olduğunu da söyleyebilirim.

      Demokratik bir yapıya sahip olan ekip, üç farklı ruhun eşit olarak müziğe katkısından dolayı istikrarlı bir denge kazanıyor. Ortada tekil bir diktatörlük mevcut değil. Herkesin eşit sihirsel katkısı sayesinde e.s.t’nin üretim kalitesi ve evrenselliği ona göre üç ile katlanıyor. 1993 tarihli ilk albümleri “When Everyone Has Gone” dan 2005 tarihli “Viaticum”a kadar kendi müzik kişiliğini oturtan üçlü sadece tarzları ile ön plana çıkmıyor, bu sadece içeriğin bir maddesi. Hamurlarındaki diğer önemli unsurları ise; melodileri, dinamizmleri, ritimleri, doğaçlamaları, karmaşıklıkları ve en önemlisi ulaşılabilirlikleri. Ne kadar çok bu üçlüyü dinlerseniz o kadar çok onları duyarsınız.

      Esbjörn Svensson (piyano), Dan Berglund (bas) ve Magnus Öström (bateri) üçlüsünden oluşan e.s.t, yeni çalışması “Tuesday Wonderland” ile yeni dünyalar açan ruhsal bir evrene yolculuk yapıyor. Bir önceki çalışmaları “Viaticum” yeni bir müzik serüvenine çıkarken yanımıza aldığımız müzik erzaklarını içeriyordu, “Tuesday Wonderland” ise bu serüvenin ta kendisi. Bu özellikle her iki albümü birbirine göbekten bağlıyor. Haftanın en ünsüz günü Salı’ya dikkat çeken ekip böylece sinsice ve önemsiz gibi görünen şeylerin aslında hayatımızda ne kadar önemli olabileceğini vurguluyor.

      “Tuesday Wonderland” adeta bir müzik tezi olan ‘Fading Maid Preludium’ ile açılıyor. Sakin melodi dalgaları ile sizi karşılayan parça, Queen benzeri ani senfonik gitar çıkışları ile patlıyor. Albüm boyunca umulmayan şeylerin sizi beklediğinin sinyalini veriyor. Bir vızıltının kulağınıza eşlik etmesiyle geçilen – albümle aynı adı paylaşan ikinci parça – “Viaticum” albümüne uzanan en uzun kol. Piyano önderliğinde hücum eden parça yumuşak marş ritimleri ile karmaşıklığın sınırında süzülüyor. Bir adım ileriye gitmemesi ise melodiye damlayan keskin piyano vuruşları ile sağlanıyor. Her vuruş direkt yüreğinize uzanıyor. Sekiz dakikanın üzerindeki ‘Brewery of beggars” ise adeta dinleyeni dipsiz bir müzik kuyusuna itip yere vurup melodilerden sekene kadar kolunuzu bırakmıyor. Her yönden fırlayan ritimlerin bir noktada buluşması gibi bu albümün gözdesi. Çalışmanın en uzun parçası ‘dolores in a shoestand’ (yaklaşık 8.52 dakika) neşesi ile içinizi kıpır kıpır yapıyor. Zaman geliyor melodiden dizinizi dövüyorsunuz zaman geliyor el şaklatıyorsunuz, ama şu kesin ki yerinizde duramıyorsunuz. ‘Where We Used To Live’ ise albümün en sakin durağı, serüvenin ortası, nefesinizi toplamak için dört dakikalık bir mola. Bir saatin biraz aşan harikalar diyarı başka bir müzik tezi olan ‘Fading Maid Postludium’ ile istemeseniz de noktalanıyor.

      Her zaman doğaçlama gücü kuvvetli olan e.s.t’nin albümde yer alan parçalarına verdiği esprili adlar ise ayrı bir keyif veriyor. Özellikle “Dilenciler birahanesi”, “Ayakkabı standındaki Dolores”, “Dilencinin Battaniyesi”, “Yürünen 800 cadde” gibi adlar grubun içtenliğini yansıtıyor.

      Üçlü bu yeni çalışmasında lirik darbesel melodileri ile elektronik etkili rock temalarını birleştirerek orijinal kompozisyonlar üretmiş. Bunun sayesinde geniş gösterişli bir ses ve ritim gökkuşağına ulaşmış. Musallat edici göksel pasajlar ile yüksek teknolojik tasvirlerin birleştiği albüm, eşsiz işitsel bir palet sunuyor. Eğer izin verirseniz e.s.t sizi müziğin derinliklerine dalmanızı sağlıyor. Müzik algılayışınızı baştan sona değiştirerek kendi harikalar diyarınızı keşfetmenize kılavuzluk ediyor. Nevi şahsına münhasır ekip tek başına açtığı müzik yolunda, yine tek başına ilerliyor.

      Ne olursa olsun bu macerayı kaçırmayın!

      e.s.t. / Tuesday wonderland / equinox

        Photos on flickr

        Tikabasamuzik Tumblr

          http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/23117026674http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/23030093435http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/22981069805http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/22771137786

        Rastgele

        the_concert-tablosu
        Aniello Falcone ve The Concert Tablosu
        May 14, 2012
        By Zekeriya S. Şen
        Lale Plak
        276. Dünyayı Dinliyorum
        May 13, 2012
        By Zekeriya S. Şen
        100 TL banknotların arkasında yer alan Itri potresi
        Buhurizade Mustafa Itri
        May 9, 2012
        By Zekeriya S. Şen
        Better Tag Cloud