// Arşiv

caz

This tag is associated with 72 posts

Ne Zaman Ritüel ve Dinsel Müzik Çizgiyi Geçip Performans Sınırlarına Girer?

Dünyanın belirli köşelerinde, belirli dönemlerde müzik festivalleri gerçekleşmektedir. Her festival kendi bünyesinde farklı kitlelere, amaçlara ve müzik türlerine hitap etmektedir. Ancak son zamanlarda dinsel müzik ağırlıklı festivaller ortaya çıkmaya başladı. Dinsel müziğin olduğu gibi mistik veya etnik yöresel melodiler ile karışımı olarak sunulan eserler gün geçtikçe müzik avcılarının daha yoğun ilgisini çekmeye başladı. Bu, aynı zamanda söz konusu ülkenin, müziği vasıtasıyla farklı bir yönden ulaşılmamış bir kitleye ulaşması anlamına geliyor.

Dinsel, ruhani müzikle bekli de ilk dikkatleri üstüne çeken kişi Pakistan’lı üstat Nusrat Fateh Ali Khan olmuştur. 1948 – 1997 yılları arasında aramızda olan bu büyük müzik üstadı hiç kuşkusuz Qawwali * müziğinin öncüsüdür ve müzik dünyasına dinsel içerikli melodileri tanıtan sanatçıların başını çekmektedir. Qawwali ‘nin geleneksel yapısını modern enstrümanlar ve elektronik müzik katkısı ile ritüellikten performans niteliğine cesurca taşıyan üstat Nusrat Fateh Ali Khan, kapılar arkasında, dinsel mekânlarda icra edilen bu gizli müziği dünya platformuna hakkı ile taşımasını bilmiştir. Böylece farklı dinlerin inançları gereği üretilen müzikli ibadet biçimleri, dış dünyaya kapalı olan mekanlardan, cesur sanatçılar tarafından sahneye konulmuştur. Doğal olarak aşırı uç kesim tarafından ibadetin belirli dönemlerde parçası olan bu müziğin bir şekilde performansa (insanları eğlendirmeye) dönüşmesi tepki almıştır. Ancak göz ardı edilen çok önemli bir unsur vardır ki, gizli kalmış bu müziğin dünyaya sergilenmesi tüm dinleyenleri birbirine yakınlaştırmış, zamanında açılmış olan çatlakları bir şekilde sıvalamıştır. Müzik vasıtasıyla insanlar başka bir kültürü öğrenmeye başlamıştır.

Yine de söz konusu müziğin hak ettiği kadar ilgi çekmediğini belirtmek gerekir. İnsanların hala bu tür müziklere bir öcü gibi baktığı maalesef aşikardır. Sunulan müziğin güzellikleri, kültürü ve eskilere kadar uzanan tarihi ne yazıkki dar görüşler tarafından algılanmamakta ve korku ile beslenen çekimserlikle dışlanmaktadır. Elbette herkes böyle davranmayıp, müziğin derinliklerinde neler yattığını algılayabilecek cesarettedir. Nitekim, bu tür müzik adamlarının varlığı sonucu uzun yıllardan beri dinsel, etnik müzik üzerine festivaller düzenlenmektedir. Bunların arasında belki de en bilineni ve zengin olanı her yıl Haziran ayında Fas’ın Fes kentinde gerçekleştirilen Fes Festivali ( www.fesfestival.com ). 3 – 11 Haziran 2005 tarihinde onbirincisi gerçekleştirilen festivalin katılımcıları ise dünyanın her köşesinden… İspanyol Flamenko’sundan, Mısır Medih müziğine, Fas Sufi müziğinden, Hindistan Kathak danslarına, Amerikan Gospel korolarından, Fransız Barok müziğine, İtalyan Paskalya danslarından, Türk Sema gösterisine, Irak mistik şiirlerinden, Kolombiya töresel kızılderili müziğine ve daha nice müzik türevlerinin dokunduğu bir çalışma alanı. Bu tür festivaller ruhsal diyaloğun, global mistizmin enerjisi ile dolan tam pozitiflik ile yüklü bir barış karargahı oluyor. Ruhsal coşkunun, barışın ve global ritmin attığı yegane paylaşım noktası.

Bu oluşum içinde olan festivaller normalde mekan olarak da ayrıcalıklılar. Müziğin büyüleyici atmosferinden dolayı konser mekanı çok önem kazanıyor. Örneğin Fes Festiva’li 14. yüz yıldan kalma bir kalede ve bir kaç otantik tarihi evde gerçekleştirilmiş. Böylece müzik ve mekanın bütünselliği ile keyifler doruklara çıkıyor. Bu tür festivaller sadece müzik içerikli olmayıp her gün belirli konular üzerine toplantılar ve sunumlar gerçekleşmektedir. Genelde sosyal-politik içerikli, ekonomik ve kültürel başlıklı konular üzerine yapılan toplantılar farklı kültürlerin birbirine kaynaşması için en uygun ortamları sağlamaktadırlar.

Bu tür festivaller tüm dünya sofistike müzik severlerin dikkatini çekmekte. Farklı dillerde iletişim halinde olan dinleyiciler, festivallere ayrı bir özellik katmakta. Müzik severlerin kuşkusuz en fazla dikatini çeken konserler ise dinsel ağırlıklı, mistik, etnik ve ibadet vari müzikler. Özellikle Sufi nağmelerin olduğu konserler daha yoğun geçmekte. Müziğin kişilerin ruhuna ve zihnine nufüs etmesi en büyüleyici tecrübelerden biri. Dinleyenin fiziksel ve zihinsel şuurunu dış dünyaya kapatıp bir başka meditasyon boyutuna taşıyabilen etnik müzik, kişinin merkezi ile iletişimi sağlamaktadır. Dinsel/etnik müziğin var olduğu festivallerin bu kadar ilgi uyandırıyor olmasının en önemli nedeni ise, normal koşullarda seyirciler önünde icraa edilmeyen müziklerin özel konserler ile müzik takipçilerine sunulması. Bu ender ve zor yakalanan bir ayrıcalık.

Bu tür festivallerde dinleyebileceğiniz bazı eşsiz müzik türleri şöyle: Zimbabwe’de Shona Mbira Müziği (Shona halkının Zezuru kabilesinin temel geleneksel müzik enstrümanı. Yaklaşık 1000 yıldan beri ritüellerde kullanılmakta); Haiti’den Rara (Rara müziğinin temel enstrümanı keçi derisinden yapılmış ; genellikle hareket halinde ziller eşliğinde çalınan bir davul); Pakistan’dan Qawwali ; Küba’dan Santeria; Türkiye’den Sufi ve İtalya’dan Tarantella. Bu liste uzayıp gidiyor… Müziklerin alışkın oldukları mekanlardan çıkıp uluslararası bir dinleyici önünde uygulanması ve izleyenlerin mükemmel katılımı sonucu bu müzikler ritüel kişiliklerinden çıkıp performans sanatına soyunuyor. Bu belki ilk başta yadırganabilir ancak mükemmel bir uyumun olduğu bir ortamda, saygı ve hoşgörü içeirisinde neden olmasın ki? Bu, söz konusu ortamda bulunan herkese farklı bir kapı açacak kadar kuvvetli bir iletişim kaynağıdır.

Bir sanatçının ve/veya müzisyenin temel rolü seyirciyi eğlendirmektir. Bu tür bir beklenti standart festivallerin hepsinde seyircilerin çoğunluğunda vardır, ancak büyüleyici bir atmosferde gerçekleşen kutsal-etnik bir festivalde seyircilerin böyle bir beklentisi yoktur. Çoğu sözlerin kutsal metinlerden uyarlandığı müzikleri dinleyen farklı dinlerden müzikseverler, o an kendilerini bir bütün olarak hisseder. Bu tarz ortamlarda ne bir ayrım, ne bir çelişki, ne de bir ihtilaf yaşanmaz. Sonuçta karşılarına çıkan gruplar sundukları müziği bir eğlence olarak değil bir tören olarak sunmaktadır. Önceleri sadece sadık müzik dinleyicilerinin rağbet ettiği bu festivaller son yıllarda dünya basınının da ilgisini çekmeye başladı ve bunun getirdiği globalleşme sonucunda ritüel ve performans arasındaki çizginin gün geçtikçe azaldığı çok rahat gözlemlenmektedir. Ancak sadece barış ve iç huzuru önemseyen bu tarz festivallerde, günümüz dünyasının kaosunda globalleşmesi korkunç olmasa gerek. Zaten müziğin ana teması bir birliktelik, iletişim, kültür alışverişi değil mi?

* Qawwali: Qawwali müziği İslamiyet’teki Sufi müziğine oldukça yakın bir müzik türüdür. Ana teması Tanrı’ya yakınlaşmaktır. Kökü İran’a kadar uzanan genel tanıma göre bir sufi müziğidir. Ancak Qawwali kelime anlamı olarak “kelime” anlamına gelmektedir. Daha net olmak gerekirse “yüce sesi temsil eden kelime” anlamına gelmektedir. Müziğin ana teması dinlemek, ses ve kelimeler üzerine kurulmuştur.

Originally posted 2009-12-27 15:25:47. Republished by Blog Post Promoter

Concha Buika

1972 doğumlu Concha Buika İspanya’nın son zamanlarda gördüğü en üretken ve beğenilen yerel sanatçısı. Üçüncü albümü “Mi Nina Lola” yaklaşık 80.000 adet satarak İspanya’da oldukça ses getirdi. Genç müzikseverler sanatçının geleneksel Flâmenko ezgilerine getirmiş olduğu yaratıcılığın cazibesine kapılırken pek yeniliğe açık olmayan tutkulu ve mütevazı Flâmenko âşıkları ise sanatçının yoğun geçmişine ve müzik bilgisinin cazibesine kapıldı. İspanya’da tam bir kült olan yapımcı Javier Limon’un himayesinde albümler üreten Buika şimdi karşımıza 2008 tarihli üçüncü albümü “Nina De Fuego” ile çıkıyor.

Palma de Mallorca’da oldukça yoksul Ekvator ve Gine köklerine sahip bir aileye doğan sanatçı, genç yaştan beri müziğe gösterdiği olağandışı ilgisi ile dikkat çekti. Mallorca’da yaşayan Çingenelerle haşır neşir olan sanatçı, onlardan Flamenko ezgilerini ve stillerini öğrendi. Daha sonra Madrid’e yerleşen genç müzisyen burada birçok yerel grup ile çalışma imkânı yakaladı ancak her şey Londra’da Drama okurken Pat Metheny tarafından bir konserine davet edilmesi ile değişti. Burada Kübalı Bebo Valdes’in albümlerinden tanıdığımız yapımcı, besteci ve müzisyen Javier Lemon ile tanışan Buika, böylece profesyonel müzik kariyerine adım attı.

Sanatçının kendi adını taşıyan ilk çalışması 2005 yılında piyasaya sürüldü. Javier Lemon’un inkâr edilemez desteği ile hayata geçen albüm bir anda bu tanınmayan sanatçıyı İspanya’da müzik gündemine oturttu. On bir parçadan oluşan albüm Flâmenko, Latin Caz, Soul ve diğer ritimlerin müziksel bir kumaşa dokunması ile dikkat çekti oysa sanatçının vokallerinin yoğun ses düzenlemeleri arkasında nispeten yok olması pek umursanmadı. Bu açığı fark eden Javier Lemon sanatçının ikinci albümü “Mina Nina Lola” (Benim Çocuğum Lola) da aynı tarzı koruyarak ancak Buika’nın vokallerini daha ön plana çıkartarak düzeltti. Bunun sonucu olarak albüm İspanya’da satış rekorları kırdı ve Buika’yı bir anda Dünya Müziği kulvarında önemli bir konuma taşıdı. Bu yeni çalışmasında Buika’yı dinleyenler hemen iç gıdıklayan, tüylerini diken diken eden bir deneyimin içerisinde olduğunu fark eder. Böyle bir yoğunluk ve derinlik günümüzde sadece birkaç Flâmenko sanatçısına ait bir özellik oysa hiç şüphesiz Buika bununla doğmuş.

2008 tarihli yeni albümü “Nina De Fuego” ise sanatçının tarzını olgunluk evresine taşıyan bir çalışma. Atmosferik bir yapıya sahip olan albüm dinlendikçe içinizde sanatçının yanında olmak gibi bir arzu doğuyor. Sanatçının doruk anlarına ulaştığı, doğru seviyede süzülmeleri ve yoğunluğuna şahit olma ihtiyacı. Her parçada farklı bir enstrüman ön plana çıkıyor – Flamenko gitarı, piyano, elektrik bas, el çırpmaları, trompet – bu da albüme bir çeşnilik ve değişkenlik havası veriyor. Doğal bir müziksel akışa haiz olan albümde yer alan parçaların çoğu özgün ve Buika/Lemon ikilisi tarafından bestelenmiş. Karşılama sakin ve dinleyeni kucaklayan ‘La Falsa Mondela’ adlı parça ile yapılıyor. Yeni Flamenko ritimlerinin hâkim olduğu ve salsa ile harmanlandığı ‘Culpa Mia’ ve ‘Mentirosa’ adlı parçalar füzyon ezgilerinden güzel örnekler sergiliyor. Buika imzalı Latin ezgilerine bandırılmış ‘Volveras’ (Geri Dön) adlı parça ise sanatçının geliştiğinin en güzel örneklerinden biri. Albümde sadece üç tane yeni düzenlemeye yer verilmiş bunlar arasında en dikkat çekeni ise 1936 yılında Carlos Gardel tarafından ilk defa söylenen bir tango klasiği olan ‘Volver, Volver’. Söz konusu parça Buika’nın ellerinde tangodan çıkıp perküsyon ağırlıklı bir ritimsel ses sentezine sokulmuş ve adeta yeniden hayat bulmuş.

Javier Lemon’un hassas ve dokunaklı yönlendirmesiyle Buika, yeni albümünde geleneksel ritimler ile bir evlilik yaratıyor. İspanyolca bilenler için albümde yer alan çılgın, tutkulu aşk, yalan, suç ve benzeri içerikli parçalar sözsel anlamda oldukça cazip. İspanyolcayı bilmeyenler için ise söz konusu çalışma etkileyici ve sağlam bir müziksel çeşni sunuyor. Arka fon müziği olarak ön plana çıkan albüm (zaten amaçlananda bu) dinledikçe ruhunuza tutunan melodiler içermesiyle Buika’nın en popüler çalışması olarak arşivlerde yer alacak. Sanatçının dumanlı, çatlak sesi hiç olmadığı kadar cezp edici ve yaşanmalı…

Originally posted 2009-12-25 08:27:48. Republished by Blog Post Promoter

Huong Thanh – Nguyen Lé: Kırılgan Güzellik

Huong_Thanh_Nguyen_Le_6_by_Nathalie_Roze
Fragile Beauty

“Fragile Beauty” ilk defa şarkıcı Huong Thanh ve gitarist Nguyen Lé’nin-her ikisi de Vietnam doğumlu ama Paris’te yaşıyor - fiilen baştan sona çalıştıkları bir albüm. Bundan önce karşılıklı kendi solo çalışmalarında üç defa bir araya gelen sanatçılar bu doğal sürecin sonucu “Fragile Beauty”de hünerlerini birleştirdi. Akıllıca düzenlenmiş geleneksel parçaların yanı sıra yeni yazılan besteler zamansızlığı ve Vietnam müziğinin çağdaş evrimini yansıtıyor albüm.

Bu albümdeki müziği dünya müziği, dünya cazı veya kendi tanımınıza uyan her hangi bir klasmana sokabilirsiniz zira içeriği çok geniş, tek kelimeyle albümün adını yaşatıyor Narin Güzellik. Yumuşak caz gitar tınısı, iğne uçlu keskin Vietnam vokalleri, tüm açılar ve şölensel ritmik prizma albümün hamurunu oluşturan temel unsur. Huong Thanh şarkı söylüyor ve Nguyen Le gitarıyla onu takip ediyor, müziksel patikalar çizilip, yaşatılıyor ve bu süreç albümün sonuna kadar devam ediyor. “Fragile Beauty” bir müzik birlikteliğinin en güzel özelliklerini ahenk içerisinde, yumuşaktan keskine uzanan bir dalgalanma ile dinleyenlere aktarıyor.

Nguyen_Le_Huong_Thanh_13_by_Nathalie_Roze
Nguyen Le & Huong Thanh (c) NathalieRoze

Uzak Doğu, Batı, Oryantal ve Afro-beat ezgileri arasında süzülen albüm tam bir enstrüman ordusunun ortaya çıkarttığı müziksel harmanlama. Yaklaşık otuz enstrümanın kullanıldığı albümde her enstrüman kendine verilen süreç içerisinde rolünü başarıyla tamamlıyor ama en önemli enstrüman hiç şüphesiz Thang’ın kendi sesi. Karim Zaid’in vurmalıları ‘The Swallows Bridge’ adlı parçanın ortalarında basçı Etienne Mbapp ile bası ile buluşup hassasiyet ve nadir bir güzellik yaşatıyor. Bestelerin kültürel geçmişine rağmen tüm dünyaya yayılmış enstrümanların var oluşu albümü global bir kişiliğe büründürüyor.

Bu tür müzik birliktelikleri eskiden beri samimi ve sıcak karşılanmıştır ancak ilk dinleyişte Fragile Beauty iki üç tonun farklı yönlerden gelip aynı ritimsel masada buluşması biraz yadırgansa bile bu albümün içine girdikçe hemen yön değiştiriyor. Melodilerin vokaller ile birlikte farklı yönlere çekilmesi heyecan verici bir ortam sağlıyor. Bu durum özellikle Yeni Vietnam tiyatrosunun en meşhur sanatçılarından biri olan Cai Luong’un kızı olan Thanh’ın gitarsız olarak sadece vokelleri ile süslediği parça ‘The Pavillion of Crystallizes Azu’ kendisini ifşa ediyor. Farklılık ancak bu kadar uyum sağlayabilir ve güzelliğe gebe olur.

Bu dinlediğimiz kurnaz albümlerden biri, ilk başta sağ gösterip sonra sol vuran türden. Thang’ın kristal kadar berrak olan vokalleri ritimlerin vurgularından, melodilerine, vuruşlardan yansımalara albümün geleneksel yönüne sahip çıkarken Nguyen Le Hendrix mirasıyla modern aranjmanları, caz yenilikçiliğini ve avangart stilini getiriyor. Birleşik yapılandırma ortaya organik ve şu ana kadar çıkan en olgun çalışmayı çıkartıyor. Vietnam şiirinde sık sık rastlanan Budizm’den esinlenen resimlerden ilham alan albümün ana teması dünyanın geçiciliği ve varlığın narinliği. Albüm narin bir açılış yapan ‘Drifting On The Water’ile dinleyenleri karşılıyor, Huong Thanh burada yerinde caz altyapısı ile narin sesini fısıldıyor. Daha sonraki parçalarda hassas işlevsel kombinasyonlar dinleyeni albümün derinliklerine çekmeyi başarıyor. Albümde hüküm arada sırada elektronik makyaj ile süslenen yavaş parçaların elinde. Güney Vietnam’dan gelen bir yaşlı balıkçının konu edildiği ‘Go Cong Blues’ bunun en güzel örneklerinden biri. Albümle aynı ada sahip olan parça ise ses dolgunluğunu ustaca işlenen tutku ve istikrarla yansıtıyor. Güzellik gerçekten geçici bir kavram olabilir ancak bu albümdeki güzellik bir nebze olsu bunun ölümsüz olabileceğinin göstergesi.

Nguyen_Le_Huong_Thanh_8_by_Nathalie_Roze
Nguyen Le & Huong Thanh By Nathalie Roze

İşin özünde “Fragile Beauty” kusursuz bir dünya Müziği örneği, özellikle Uzak Doğu müziğine ilgi duyan ve açık zihniyetli caz severler için.

Parça Listesi

1.Drifting On The Water – 03:48 (Lê, Nguyên)
2.Weaving & Awaiting – 05:58 (Lê, Nguyên)
3.Faithfulness – 03:39 (Lê, Nguyên / Huong, Thanh / Miyazaki, Mieko)
4.Plantation Song – 04:22 (Lê, Nguyên / Van Hong, Nguyên)
5.The Five Calls Of The Night – 05:03 (Lê, Nguyên)
6.Fragile Beauty – 05:12 (Lê, Nguyên)
7.Rowing The Sampan – 03:17 (Lê, Nguyên)
8.The Pavilion Of Cristallized Azure – 04:54 (Lê, Nguyên / Huong, Thanh / Mieko Miyazaki)
9.At Dusk, From The West Balcony – 04:18 (Lê, Nguyên / Thanh, Huong / Van Hong, Nguyên)
10.Go Cong Blues – 03:57 (Garcia Fons, Renaud / Thanh, Huong / Van Hong, Nguyên)
11.The Swallows’ Bridge – 06:23 (Lê, Nguyên / Van Hong, Nguyên)
12.Tales Of The Mountain – 07:18 (Lê, Nguyên / Thanh, Huong)

Katkıda Bulunanlar:
Huong Thanh – vocals
Nguyên Lê – electric & acoustic guitar, synthesizer, computer
Mieko Miyazaki – koto
Hao Nhiên Pham – monocorde (dàn bau), 16-strings zither (dàn tranh), sao, meo bamboo flutes
Nguyên Van-Hong – backing vocals
Paolo Fresu – trumpet, fluegelhorn
Stéphane Guillaume – soprano sax, flutes
Renaud Garcia-Fons – pizz & arco acoustic 5-string bass
Etienne Mbappé – fretless bass
Alex Tran – percussions
Francis Lassus – percussions
Illya Amar – bamboo balafon (trung)
Dominique Borker – piano


Huong Thanh & Nguyen Le – Fragile Beauty
Yükleyen jazzmusprod. – Yüksek çözünürlüklü video keyfini yaÅ�ayın!

Originally posted 2010-05-01 09:42:55. Republished by Blog Post Promoter

Photos on flickr

Tikabasamuzik Tumblr

    http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17109213760http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17087773585http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/16923390130http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/16857634203

Better Tag Cloud