Bu haftaki yazımın konusu üç sanatçı, üç farklı ülke ve üç farklı kültürün bir araya geldiği bir proje. Bu projede Madagaskar, Mali ve Fas’tan gelen üç sanatçı bir araya gelip duyulmamış enstrümantel ses sentezlerine dinleyeni sürüklüyor. Mali’den Ballake Sissoko 21-telli yöresel Kora, Madagaskarlı Ragery 20 telli valiha enstrümanlarını, Faslı Driss El Maloumi ud ile birleştirerek ortaya perküsyonsuz bir yaylılar oluşumu çıkartıyor. Sadece yaylıların çıkartmış olduğu ritmik ses dalgaları ile birbirine bağlı olan sanatçılar bir ahenk içerisinde bütünlük yakalıyor. Bu bütünlük sayesinde sanatçılar görünmez dinleyenlerini etkilemekten öte onlarla bir bağ kuruyor ve bunu yaparken kendi aralarında kurdukları bağdan güç alıyor.
Malum perküsyonsuz bir müziksel oluşum yaratmak oldukça zor zira vurmalı çalğılar ritmik öncülüğü sağlayan, müziğin sınırlarını belirleyen keskin bir ses sentezi. Bunu başaran üçlü sayısı diğer oluşumlara kıyasla nispeten daha az. Ancak dünyamızın üç farklı köşesinden gelen farklı yaylı çalğıları çalan bu üç sanatçı, son zamanlarda üretilen en heyecan verici yaylı enstrümantel albüme imza atmış. Kültürleri koruyan ve kulaktan kulağa farklı dinleyicilere müzik ile harmanlanmış kültürü aktaran bu üç sanatçı, birbirleri arasındaki ahengin kusursuz ritimler ile yakalayarak “3MA” adlı albüme yansıtmış. Ritmik, melodik, nefes alan ve geniş bir yelpazeye hitap eden proje, müziğe tutku ile bağlı olan her müzikseverin dikkatini çekebilecek kalitede.
Görsel olarak bakıldığında aslında üç enstrüman arasında pek bir fark gözükmüyor. Valiha uzun bir bambu kütüğünden yapılan 21 telli bir enstrüman ve ustası Rajery’nin parmaklarında enfes melodilere kadir. Her ne kadar Rajery tek kollu olsa bile bu enstrümanın hiç şüphesiz dünyadaki en önemli söz sahiplerinden biri. Sanatçı şu ana kadar valihanın geniş ritimsel skalasını yansıtan eşsiz solo albümler üretti. Kora ise Mali’nin en meşhur geleneksel enstrümanı. Bu 21 telli enstrüman valiha kadar uzun boylu olmasa bile Ballake Sissoko gibi bir ustanın parmaklarında çok daha derin ve ritmik melodilere haiz. Albümün bize en tanıdık enstrümanı ise 11 telli ud, zenaatkarlığı ile diğer enstrümanlara kıyasla görsel bir cazibe sunan bu enstrüman, albümde bütünleyici bir katalizör özelliğine sahip. Nispeten diğer iki sanatçıya kıyasla uluslararası platforma daha az bilinen Faslı Driss El Maloumi albümün derinliklerine indikçe bu enstrümanın ustası olduğunu kanıtlıyor.
Karmaşıklıktan tamamıyla sıyrılmış olan “3MA” tam bir demokratik yapıya sahip. Her enstrüman için eşit bir görev dağılımı yapılmış. İki enstrüman arka planda dalgalanan bir bas temalı ritmik atmosfer yaratırken üçüncü enstrüman bir ton üstlerinde doğaçlama yapıyor. Parçadan parçaya bu görevlendirme sıralaması değişiyor ve her enstrümana hakkıyla ön plana çıkma imkanı veriliyor. ‘Anfass’ adlı parça ile açılışı yapan albüm kora ve ud öncülüğündeki ritimler ile dinleyeni hüzün dolu sade sözler ve sakin ritimler içeren ‘Awal’ adlı parçaya taşıyor. Aralarında o kadar büyük coğrafi farklılıklar olmasına rağmen söz konusu üç enstrümanın yansıttığı benzerlikler ve bütünlük inanılmaz. Udun zengin yankısal tınısından, koranın sihirsel çevreleyici gücüne ve valihanın narin, ince ritimlerine kadar elbette her üç enstrümanın albümde vasıfsal farklılıklarına şahit oluyorsunuz. ‘Mainte’ adlı parçada Rajery valihanın katmer katmer müziksel işlenişini yansıtıyor ve dinleyenleri yakaladığı gibi farklı bir diyara sürüklüyor.
Albümün asıl yüreği ise dördüncü parça ‘Kouroukanfouga’ ile sekizinci parça ‘Toufoula’ arasında. Bu beş parça tam olarak sanatçıların ne yapmak ve paylaşmak istedikleriyle örtüşen bir yapboz niteliğinde; yanardöner ritimsel işlemeler atmosferik bir arka planda birebir ilgi beklercesine birbirlerini takip ediyor. Ülkemizde satışa çıkıp çıkmayacağı kesin olmayan “3MA” yoğun bir ritimsel çeşniliğin içerisinde ön plana çıkan virtüözlükleri sergileyen, müziksel eşitliğin mükemmel ilişkilendirilmesi.
Parça Listesi
01. Anfass
02. Awal
03. 3MA
04. Kouroukanfouga
05. Rania
06. Vero
07. Mainte
08. Toufoula
09. Kadiatou
10. Morengy
11. Taxi Brousse
12. Bonus
Dünya Müziği sadece kültürleri bir araya getirmek, parti yapmak veya rahatlamak değil. Dünyanın her yerinde, müzisyenler baskıya karşı kendi müzikleri ile direnip seslerini duyurmuştur. Baskı, eziyet, ayrımcılık gibi konularda sanatçılar popüler destek yakalamak için hep müziğini kullanmıştır. Ancak elbette birçok farklı müziksel asiler var. En bariz örnekler ise politik görüşlere karşı dimdik ayakta durup sanatçını icra eden Fela Kuti veya Victor Jara (ki kendisi 1973’de Şili’de bunun bedelini çok ağır ödedi) veya Grup Yorum. Güney Afrikalı Miriam Makeba ve Sami toplumunun sesi Mari Bone gibi sanatçılar kendi toplumlarının hakları için mikrofonu şenlendirirken, Ruben Blades veya Jose Luis Cortes gibi diğerleri hükümetlere karşı salsa ve timba ritimleri ile karşı durdu. Bu liste yerli ve yabancı sanatçılar bakımında oldukça uzun olup hala yazılmakta. Kimler yok ki Astor Piazzolla, Cheikha Rimitti, Ahmet Zafir, Ferhat Tunç vb.
Burada kendimizde Dünya Müziği platformunda gelmiş geçmiş en aykırı, asi sanatçıları toparlayıp sizler ile paylaşmak istedik. Liste en az 20 sanatçı/grup yer alacak ancak şimdilik birinci bölüm adı altında ilk beşi ele alalım. Diğerleri zamanla ekranlarımızı doldurmak üzere…
Fela Kuti
Afro-beat tarzının yaratıcısı ve tam bir müzik adamı. Yaşadığı dönemde Nijerya hükümetinin tüm ayrımcılığına, haksızlığına, bakısına karşı hep dik durdu ve müziği ile buna savaş açtı. Hatta dönemim resmi rejimine karşıt olarak kendi cumhuriyetini bile ilan etti. Buna karşılık olarak sürekli taciz edildi, dövüldü, hapis edildi ve işkence gördü. Ancak ölümünden geçen on yılın üzerindeki süreç sonucu Dünya platformuna Afrika’dan ayak basmış en yaratıcı ve kalıcı sanatçı olarak hala anılmakta ve kabul görmekte. Adeta elinde sadece kendisine ait olan bir anahtar ile bize gürleyen Afro-beat ritimleri ile tanıştırdı ve bunu takip eden kuşak için miras bıraktı. Onun yaptığı müziği sadece yüreği ve ruhundan gelmedi ayrıca işin içinde ciğeri vardı hem de fazlasıyla.
Şiddetle tavsiye edilen albümü: Kalakuta Show
Miriam Makeba
Günümüzde “Mama Afria” olarak tanınan sanatçı aslında 1963 yılında Birleşik Milletler önünde dikilerek ırkçılığın kötülüklerini deklere etmesiyle tanınıyor. Bunun sonucu olarak uzun yıllar sürgün de bir hayat onu bekledi. Güney Afrika rejiminin sanatçıya tepkisi her zamanki gibi çok klişe bir şekilde albümlerine yasak getirmekten öteye gitmedi. Güney Afrika’da sanatçının her eseri yasaklandı ve vatandaşlıktan atıldı. Oysa tek söylediği gerçeklerdi, ırkçılık vardı ve sonuçları önlenemez boyuttaydı. Yakınları öteki dünyaya göç ettiklerinde bile kısa bir süreliğine ülkeye girmesine izin verilmedi. Sanatçının yüzü ancak 1990’da gülebildi.
Şiddetle tavsiye edilen albümü: Best Of The Early Years
Victor Jara
1970’de Şili’de Victor Jara omuz omuza, dünyanın ilk demokratik seçimle başa gelen sosyalist politikacısı Salvador Allende’nin yanında dimdik durdu. Sanatçı besteleri ile Allende’nin vizyonuna destek çıktı ancak bunun sonucu pek hayırlı olmadı zira 3 yıl kadar kısa bir süre sonra hem Jara hem de Allende Pinochet’in askerleri tarafından adeta kurşuna dizildi.
Bir köylünün çocuğu olan Jara, folk müziğini annesi vasıtasıyla merak saldı. Yeteneği ve karizması ona tiyatronun kapılarını araladı ancak onun hayatı her zaman şarkı söylemek oldu. Onun güzel, heyecan dozajı yüksek parçaları günlük yaşamı dinleyicilerin kulaklarına taşıdı ve benimsenmesine neden oldu. Maalesef 1973 yılında yazdığı en son parçası ‘Manifesto’ onun sonunu öngören bir parça oldu.
Şiddetle tavsiye edilen albümü: Victor Jara: Coleccion
Fairuz
Fairuz Dünya Müziği camisasında var olmuş en önemli sanatçılardan biri. Dinleyicileriğnin kendisine karşı göstermiş olduğu sevgi pek çok sanatçının hayatında tahammul edemeyeceği boyutlardaydı. 1975-1990 yılları arasında ülkesini bölen savaş süresince Beyrut’tan ayrılmamakta ısrarcı olan Fairuz bir anda tüm halkın ikonu haline geliverdi. Adeta biz aziz konumuna yerleştirilen sanatçı cesareti ile yere göğe sığdırılamaz oldu. 1934’de Nuhad Haddad olarak bir Hristiyan aileye doğan sanatçı, daha sonra tarih sayfalarına Ümmü Gülsüm’ün (Oum Kalthoum) olabilecek tek rakibi olarak geçti. Gerçek bir yaratıcı olan sanatçı eşi Asi Rahbani ve kardeşi Mansour sayesinde Arap dünyasına hala eline su dökülemeyecek kadar kaliteli ve kalıcı besteler miras bıraktı. Gelenekselliğin dışına çıkıp Arap müziğine çağdaş bir açılım sunan sanatçı Lübnan müziğini inanılmaz bir boyutta şahlandırdı.
Şiddetle tavsiye edilen albümü: The Lady And The Legend
Bob Marley
70’lerden önce Reggae Karayiplerin asil müziği olup ağırlıkta dazlaklar tarafından dinlenen bir tarzdı. Bu durum Bob Marley ve ekibi The Wailers geldiğinde tamamen tepetaklak oldu. Bob Marley bir anda Kingston varoşlarından gelip, gelişmekte olan bir ülkenin tüm dünyaya ikram ettiği ilk süper yıldız oldu. Her ne kadar pek çok kitap, yazar onu çekinmeden rock’n’roll efsanesi olarak gösterse bile aslında Bob Marley hiçbir zaman köklerinden kopmadı. Her zaman ruhu ile adaletsizliğe karşı oldu ve hep barışı savundu. Kendisi zamanla tüm dünyada baskı görenlerin ikonu, ruhani öncüsü oldu. Bu süreçte elbette reggae tarzını dünyanın en kolay ulaşılabilir ve herkes tarafından benimsenen müziği olmasına vesile oldu. Müziğinde özgürlük, barış ve eşitlik hep ön planda oldu ta ki 1981’de hayata gözleri yumana kadar.
Şiddetle tavsiye edilen albümü: Catch A Fire Deluxe Edition
Devam Edecek…
Güney Asya’nın en ilham alınan sanatçısı Nusrat Fateh Ali Khan bundan 13 yıl önce Ağustos ayında 48 yaşında hayata gözleri ile son kez bakarak nihai nefesini verdi. Nusrat Fateh Ali Khan (1948-1997) her tarz müzik camiasında hakkıyla tanınan bir sanatçı özellikle Qawwali tarzını geniş kitleler tarafından benimsenmesine yani popülerleşmesine vesile olan sanatçı olarak bilinmekte. Qawwalli tarzı ise özellikle Pakistan ve Hindistan’da İslami mistik şiirselliğini Hindustani müziği ile birleştiren, özellikle Sufi merkezlerinde icra edilen, ritüel temalı bir tarz. Bu tarz yaklaşık 700 yıldan beri söz konusu kıtada var olup, yerel halk tarafından benimsenmiş durumda ancak Pencab’nın en bilinen Qawwali ailesinden gelen Nusrat Fateh Ali Khan sayesinde tüm dünyanın farkına vardığı bir müzik tarzı oldu. O zamana kadar Qawwali pek çok kişi tarafından eğer Farsça, Urduca, Hintçe ve/veya Pencabça bilmiyorsanız kabul gören bir tarz olarak değerlendirilmezdi. Ancak Nusrat tüm sınırları yıkıp kitlelere ulaşma imkânını yakaladı. Ki bu kitle o zamana kadar popüler tarzlar haricinde başka bir şey olmadığından inanan bir kör toplumdu. Nusrat din, dil ve kültür ayrımı gözetmeksizin tüm bariyerleri ve ön yargıları yıktı.
Elbette bunu yapmak yazıldığı kadar kolay olmadı zira Nusrat Qawwali tarzını ham ve çıplak hali ile bir anda dışarıdaki kulaklara açmadı. Yavaş yavaş bu tarzı farklı ve daha çok o zaman kabul gören stiller ile harmanlayarak müzikseverlere hap formatında sundu. Bunu yaparken kültürünün izlerini gölgeler halinde müziğine işledi ve merak uyandırdı. Yeni stile kulak veren de bir ilgi oluşmasına neden oldu. Bu elbette müzik birliktelikleri ile daha bir kalıcı ve sorumlu formata büründü. Bu birliktelikler de Nusrat, Bally Sagoo, Massive Attack, Peter Gabriel, Michael Brook ve Edddy Vedder gibi sanatçılar ile çalıştı ve ortaya koyduğu üretimler kulağı açık olan herkesin dikkatini çekecek nitelikteydi. Bunun yanı sıra “Last Temptation of Christ”; “Dead Man Walking” ve “Natural Born Killers” film müziklerine vermiş olduğu algılanabilir katkılar dinleyenlerin müzik yelpazesine yeni sayfalar açmasına vesile oldu. Önemli olan Batı dünyasının bu kadar yabancı olduğu bir tarzı algılanabilir bir formatta kendilerine sunmak zaten merak uyandırıldıktan sonra dinleyen kendi kulakları ile bu tarzın ham ve özgün formatını aramaya başlıyor. Nusrat’ta bunu olabilecek en akıllıca yöntemle yaptı.
Özellikle ‘Mustt Mustt’ parçasına getirdiği yeni yorum ile inanılmaz ama sürpriz olmayan bir başarı sağladı. Bir dinleyen bir daha dinlemek istediği ve merak unsurları üzerine yapılandırılan bu parça hiç olmadığı kadar ilgi gördü. Hatta Coca Cola parçayı kendi reklamlarının birinde bile kullandı. Her ne kadar elit kesim tarafından Coca Cola gibi kitlesel bir firmanın müziğini kullanılmış olması çok eleştirilmiş olsa bile, Nusrat, Qawwali tarzının özünde tanrıya ve insanoğluna olan aşkın yattığını ve bundan dolayı müziği ne kadar çok kulağa ulaşırsa, o kadar etrafa aşk yayılacağına inandığını ifade ederek yaptığının arkasında durdu.
Klasik Hint müziğine olan dayanılmaz ilgim 1980’lerde başladığında Nusrat Fateh Ali Khan’ın müziği ile yolum kesişti ve son nefesine kadar da kendisini adım adım takip ettim. O bir dünya müziği adamıydı, her yaptığını tartıp hakkını vererek uyguladı. Amacı bol para kazanmaktan çok müziğini ve kültürünü, yaratana olan aşkını dünyanın farklı köşelerindeki müzikseverler ile paylaşmaktı. Hep bunu yaptı ve her fırsatta hep “Tanrı alır ve Tanrı verir” dedi.