// Arşiv

Dünya Müziği

This tag is associated with 334 posts

Madonna: 21. yüzyılın Disko Bekçisi

madonna05 İlk günden beri acımasız bir ikbal avcısı olan Madonna, bunu her yaptığı iş ve albümde sonuna kadar kullanmayı başardı. Her zaman yumrukları havada, ne zaman savaşması gerektiğini iyi bilen bu 47 yaşındaki iki çocuk annesi sanatçı, bizi yine beklemediğimiz bir yerden vurdu. Kariyerinin en düşük satışını yapan 2003 tarihli tatsız American Life (tarihinde ilk defa ilk ona parça sokamayan/ortalama 5 milyon satan) albümünden sonra, yirmi bir yıllık saltanatının biraz olsun solabileceği izlenimini verdi. Bunun vermiş olduğu hırs ile yeni bir saldırganlık ve ayrıcalık ile geri döneceğini tahmin ettiğimiz sanatçı her zamanki gibi herkesin ağzını hayranlıkla bir karış açık bıraktı. Ray Of Light ‘tan sonraki şüphesiz en kuvvetli olan 14. albümü Confessions On A Dancefloor (Dans pistinden itiraflar) Balet Plak etiketi ile ülkemizde piyasaya çıktı ve bizi ister istemez dans pistlerine sürüklemeye kararlı.

Bir post-modernlik ikonu olan Madonna ‘nın her albümde, hatta her parçada sabit kişiliğini bin bir farklı makyaja bulaması onun dünyaya beyannamesi oldu. Her çalışmasında bizleri böyle bir beklenti içine sokan sanatçı, çekinmeden gerçekleştirdiği bu değişimleri zamanla daha planlı, programlı ve her ince detayına kadar hesaplanmış bir formata soktu. Bir sonraki dominant olabilecek modayı önceden tahmin etmeye çalıştı. Bu serüveninde genellikle başarılı oldu ancak dönem dönem tökezlediği de oldu. Madonna ‘nın bu değişimleri süresince sadık kaldığı en önemli stratejisi, son dönem albümlerinde çalışmayı tercih ettiği prodüktörler oldu. 80′li yıllarda kişiliğini oturtmaya çalışan sanatçı New York’un özgür stil kulüplerinin başını çeken DJ Jelly Bean Benitez ile çalıştı ve böylece farklı müzik adamları ile yaptığı işbirliği sayesinde kendisini geliştirdi. Dans müziğinin gündemden düştüğü, hele hele diskonun unutulmak üzere olduğu bu dönemde, yanına Stuart Price ‘ı (aynı zamanda Jacques Le Cont olarak biliniyor) alarak tüm cesareti ile Confessions On A Dancefloor albümünü çıkarttı. Böylece kendisine 21.yy pop müziğine tek yönlü bilet almış oldu. Müzik severlerin Madonna ‘yı dans edebildikleri parçalarla özleştirdikleri için onu ilk tanıdıkları Madonna olarak dinlemek istiyorlar. Confessions On A Dancefloor albümü ile kendisini en iyi hissettiği, enerjisi ile bizleri aydınlattığı dans pistine geri dönen sanatçı, DJ’lerle sabahlara kadar takılıp ürettiği müziği ile albüm yapıyor. Farklı arayışlara dalacağına, Pop müziğini geliştirilmiş yeni sürümünü sunuyor. Ve bunu o kadar başarılı ve inançla yapıyor ki, kimsenin ne düşündüğü umurunda değil.

madonna13 Confessions On A Dancefloor albümü tıklayan bir ses ile açılıyor. Temel prensiplerin yeniden cüretkârca ifade edildiği Hung Up parçası gürleyen tekno melodileri ve Abba ‘nın Gimme Gimme Gimme ( A Man After Midnight) parçasının filtre edilmiş arpeji ile yapılandırılmış, dans pistine düşen bir bomba. Albümün ilk 45′liği olan Hung Up parçası, Burnin’ Up parçasını anımsatan Madonna ‘nın yüksek perdede ki vokalleri, vahşi heyecan ile birleşip temel dans dürtülerini ifşa ediyor. Price’ın med cezir havasındaki sintisayzır melodileri ile süzülen Get Together parçasında Madonna Pop’un ebedi sorusunu soruyor: İlk görüşte aşka inanır mısın? Bir DJ seti gibi arada boşluk olmadan albümün en melodik, özgün ve ikinci 45′lik olacak parçası Sorry ‘nin kıyısına vuran melodiler ve değişken tektonik bas tınıları ile son sürat devam ediyor. “Hayatını unutalım / Problemlerini, hükümetini, faturalarını ve borçlarını unutalım” ile başlayan Future Lovers parçası bir an olsun sizi gerçek hayattan kaçırıp, prizmatik vokaller eşliğinde açık bir ifade ile müziği ruhanilik ve dans etmeyi de dinsel ritüel olarak eşitliyor. Albümün inanılmaz keyif verici sürati I Love New York parçası ile bir hız sınırını aşıyor. “Şehirleri sevmem ancak New York’u severim / Diğer şehirler beni aptal yapıyor” diyen sanatçı basit nakaratlarına rağmen New York’a olan aşkını tekrar tekrar deklare ediyor. Isaac parçası yaylılar ve Yitzhak Sinwani ‘nin İbrani vokalleri nin birleşmesi ile Madonna’ya kusursuz bir altyapı oluşturuyor. Mensubu olduğu Kabbalah dininin güzelliklerine deyinen sanatçı saman altından aslında propaganda yapıyor. Albüm boyunca müzik güzel ve akıcı bir şekilde süzülüyor, hiçbir parça olması gerektiğinden fazla uzatılmıyor ve bu da albüme genel olarak bir bütünlük kazandırıyor.

Pop uçarılığı ile ruhani yerçekimini kaliteli bir şekilde harmanlayan albüm dinleyene şarkı söyletirken aynı zamanda dans ettirecek. Madonna ‘nın çekirdek hayran kitlesine tekrar merhaba diyen albüm, bu türde söz sahibi olan sanatçılara, bakın bu iş böyle yapılır diyerek, onları susturacak bir çalışma . Adeta dans pistini tamamen kendisi için isteyen Madonna , her zamanki öncülüğü ile pop müziğini tekrarlamaktan öte bir sonraki aşamaya taşıyor. Yeni ufuklara herkesten önce adım atmayı başaran sanatçı, popüler müziği dans pistine başarıyla taşıyıp, hadi kalkın ayağa ve dans edin diyor.

Madonna – Sorry (Confessions Tour Live) from MADONNA2905 on Vimeo.

Originally posted 2010-02-26 09:24:28. Republished by Blog Post Promoter

DeVotchka: Dinleyenlerin Ağzında Tad Bırakan Grup…

Radyo Eksen konserleri kapsamında 17 Mayıs’ta izleme imkânı yakaladığımız dört kişiden oluşan çok enstrümantalist DeVotchka, Çingene, Yunan, Slav ve Mariaçi ezgilerini Amerikan folk ve punk ritimleri ile harmanlayan heyecan verici bir oluşum. 2006 yılında alternatif filmler arasında önemli bir konuma gelen “Little Miss Sunshine”ın müziklerini yapan ekip, bir anda kapalı kapılar ardından tüm dünyaya açıldı.  Sahnede tuba, akordeon, buzuki, bas, trompet, vurmalı çalgı ve hatta teremin kullanan ekip dinleyen ve beklentileri yüksek olan herkesi fazlasıyla tatmin etti.

“Little Miss Sunshine” film müzikleri dâhil toplam beş albümü olan ekip Colorado’nun bağrından kopuk gelen, Amerikan folk müziğine sahip çıkıp, sürdürülebilirlik sağlamaya çalışan bir elçi. İlk albümleri “Supermelodrama”yı 2000 yılında piyasaya sürek ekip o dönemden beri aykırı sanatçı ve gruplar ile ortak sahne paylaşarak kendisine sadık bir dinleyici kitlesi oluşturdu. Bu tecrübeden kazandıkları deneyim hiç kuşkusuz güven ve otorite olarak müziklerine yansıyor. Zira ancak bu sayede tahminlere meydan okuyan, beklenmeyeni veren coşkun ve fevkalade enerjik müzik sunuyor. Uyarıcı ve görkemli bir şekilde keşfedilmeyi bekleyen ekip, şüphesiz bir kısırdöngü içerisinde olan müzik camiasında ayrıcalıklı bir konuma sahip.

Solist Nick Urata öyle bir hevesli şarkı söylüyor ki son zamanlarda ortaya çıkan özellikle İngiliz folk gruplarının ne cesaretler ağızlarını açtıklarını ister istemez düşünüyorsunuz. Zira Urata’nın dinleyeni yakalayıcı vokalleri büyüleyici olmasının yanı sıra her an sizi terk edip gidecekmiş havasında olması asıl cazibeyi yaratan unsur. Adet tutkuyla sevdiğinizin bir gün ansızın ben artık bu ilişkide yokum demesi gibi. Hem heyecan hem de kaybetme korkusu asıl müziksel adrenali pompalayan mucize.

Gerçek bir öykünün anlatıldığı 2004 tarihli “How It Ends” kavramsal albümleri sayesinde dünya çapında konserler veren ekip tüm dinleyenleri kendisine bir tutkal gibi yapıştırdı. Ancak DeVotchKa asıl önemli sıçrayışını, “Little Miss Sunshine” filminin müzikleri ile yaptı. Grubun bu film için kaydettiği şarkılar, başta Grammy olmak üzere birçok ödüle aday gösterildi ve bir o kadarını ile de taçlandırıldı.

İlham perisi olan Anthony Burgess’in yarattığı İngilizce Nadsat diyalektinden (ağırlıkta Rusya kelimelerin mutasyona uğratıldığı uydurma bir İngilizce-Otomatik Portakal’da bol bol kullanılmıştır) “genç kız” anlamına gelen DeVotchka kelimesinden adını alan ekip, en son albümünü geçtiğimiz mart ayında çıkarttı. Adı “A Mad & Faithfull Telling” olan bu son çalışmaları, iki enstrümantal çalışmanın yer aldığı on parçadan oluşan bir cevher niteliğinde. Alabileceğiniz kadar müziksel bir şölen olan her parça sınır tanımayan, ani gelgitleri ile çok zengin bir bölgeye yayılıyor. Özellikle ‘Along the Way’ ‘Head Honcho’ ve yaylılar ile süslenmiş ‘Blessing in Disguise’ adlı parçalar çok dikkat çekici. Özellikle çok sağlam bir söz yapısına sahip olan parçalar hiçbir anda zayıflık göstermiyor. Tüm albüm boyunca tek bir zayıf halka içermeyen “A Mad & Faithfull Telling” günümüz müzik dünyasında bir ayrıcalık. Bilhassa ölüm döşeğindeki bir adamın pişmanlığını ele alan ‘Undone’ adlı parça, “tanrım nerede olduğumu biliyorsun/ve neler yaptığımı biliyorsun/her şeyi gördüğün söyleniyor/O halde hiç kimseyi üzmediğimi bilmesin” şeklindeki samimi sözleriyle özellikle takip eden yıllar boyunca dinleyenlerin ağzında tadını hiç kaybetmeyen bir sakız olacak nitelikte.

Dinleyeni her daim bir filmin içinde yaşatan DeVotchka,  bir patlama etkisi yaratan müziksel bomba niteliğinde. Dinledikçe patladığınız, patladıkça coştuğunuz bulaşıcı bir hastalık. Bir eleştirmen tarafında bu yepyeni albüme olağanüstü damgası vurmak engellenmeli zira zamanla her şey ortaya çıkacak.

Originally posted 2009-12-27 15:24:09. Republished by Blog Post Promoter

Salif Keita: Farklılıklarımız, bize doğarken verilen hediyedir

salif-keita-c-richard-dumas6
Salif Keita

Batı Afrika’nın geleneksel şarkılarını dünyaya sevdiren Salif Keita, son albümü ‘La Difference’daki şarkılarıyla cumartesi akşamı CRR’de olacak. Köklerinden ve topraklarından ilham aldığını söyleyen sanatçı, “Gelecek, farklılıkları kabul eden, hoşgörülü, dünyanın güzelliklerinin daha çok farkına varan insanların olacak.” diyor.

Batı Afrika’nın geleneksel şarkılarını tüm dünyaya sevdiren, ülkesi Mali’nin sesi olan Salif Keita, 3 Nisan’da İstanbul’a geliyor. Şarkılarında insana ve hayata nefes aldıran, yaşama sevincini dillendiren sanatçı, Türk müzikseverlerle cumartesi akşamı saat 20.00′de Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda buluşacak. 40 yıllık müzik kariyerinde hep yenilik peşinde koşan; fakat köklerinden de kopmayan bir sanatçı Salif Keita. Malinka, Bambara dillerinde ya da Fransızca fark etmiyor; onun sesi söylediği her dilde duyguları yorumlayabilme yeteneğine sahip. Keita’yı dinlerken Afrika’nın hüzünlü coğrafyasında uzun uzun geziniyor, aynı zamanda bütün farklılıklara rğmen temelde insanın ‘bir’ olduğunun farkına varıyorsunuz. Konserde yeni albümü ‘La Difference’daki şarkılarını da söyleyecek olan Keita ile konser öncesi konuştuk ve kendisini tanımaya çalıştık.

Popüler müzik yapmak varken neden geleneksel müzikle ilgilendiniz ve bunu tüm dünyaya duyurmak için çaba harcadınız?

Geleneksel müziklerle büyüdüm ve benim müzikle kendimi ifade etmemin yolu buydu. Beraber çalıştığım orkestralarla geleneksel müzik yapan birçok orkestradan farklı olarak değişik türleri bir araya getiriyorduk. Yaptığınız müziği hissederek yapıyorsanız ve o müzikler hayatınızın anlamı haline gelmişse bir şekilde eninde sonunda popüler de oluyorlar.

Geleneksellik konusunda tutucu değilsiniz. Sürekli yeni sentezler deniyor ve müziğinizi evrenselleştirmeye çalışıyorsunuz. Sizi farklı arayışlara iten nedir?

Arayış demek yanlış olur; ama sürekli yeni fikirlerim oluyor diyebilirim. Bence bir müzisyenin yeni fikirleri ve yaratıcı çıkışları olmalı. Yeniliğe açık olmayan hiçbir müzisyenin iyi işler başarabileceğini düşünmüyorum. Nasıl sürekli duygularımız değişiyorsa, insan hayatı farklılaşıyorsa, müzikler de bu yeniliklerle birlikte değişime açık olmalı, üstelik gelenekseli korumanın da doğru yolu bu.

Müziğinize ilham veren duygular neler?

Kendi köklerimden ve topraklarımdan çok ilham alıyorum. Ama yaşadığım deneyimler, karşılaştığım yeni insanlar, duyduğum yeni bir ses, gittiğim yeni bir şehir ve tüm yaşadıklarım bana ilham veriyor demek daha doğru olur.

salifkeitazigakoritnik

Salif Keita

Şarkılarınızda genelde sosyal konuları işliyorsunuz. Bu düşüncenin temelinde ne var? Yaşantınızın bunda bir rolü var mı?

Her sanatçının sosyal konularda duyarlı olması gerektiğine inanıyorum. İnsanların herhangi bir durumun farkına varabilmesi için müzisyenlere çok iş düşüyor. Elbette kendi yaşantımla ilgili belirli hassasiyetlerim var. Kenarında büyüdüğüm Nijer nehrinin kirliliği konusunda insanları uyarmak için kendimi sorumlu hissediyorum, ama mesele sadece Nijer nehri değil. “San ka na” şarkısında bu derdi anlatırken tüm dünyayı ilgilendiren kirlilik konusuna dikkat çekiyorum.

“Ben bir siyahım, tenim beyaz ve hoşuma gidiyor. Bu benim farklılığım. Ben beyaz bir adamım ama kanım siyah. Bunu seviyorum, bu güzel bir farklılık.” diyorsunuz. Müziğinizin temelinde de farklılıkların güzelliğini yansıtabilmek mi var?

Bu, özellikle son albümüm ‘La Difference’de esas dile getirmek istediğim mesele. Farklılıklarımızla birlikte dünyaya gelirken her birimize verilmiş hediyelerimiz var. Farklılıklarımız bizi özel kılıyor. Hediyelerimizin farkına varmak önemli. Benim hediyem müzik ve bu hediyemle kendimi ifade ediyorum.

Üç dilde şarkı söylemenize rağmen sesiniz her dilde gerçek duyguları yorumlayabilme yeteneğine sahip…

Hangi dilde şarkı söylediğinizden ziyade, nasıl hissederek şarkı söylediğiniz önemli. İçinizden gelerek şarkı söylediğinizde, bu duygunuzu sizi dinleyen herkes çok iyi fark ediyor. Ben hiçbir zaman dili düşünmüyorum. İçime bakıyorum.

Sosyal sorumluluk projeleriniz de var. Özellikle kurduğunuz Albino Vakfı çok özel çalışmalara imza atıyor…

Özellikle kendi ülkemin büyük sorunlarından biri eğitim. Ülkemin insanlarını bu hastalıkla ilgili olarak bilinçlendirmek için çalışmalar yapan bir vakfımız var. Albino hastalığı ile ilgili çok yanlış inançları ortadan kaldırmak gerekiyor. Vakfımız ayrıca albino hastalarına sosyal destek de sağlıyor.

Şarkılarınızla tüm dünyaya umut ve yaşama sevinci taşıyorsunuz. Dünyanın mevcut halini biliyoruz. Buna rağmen umudu nasıl yaşatabiliyorsunuz?

İnsanlığın değişeceğini biliyorum. Dünyaya verdiğimiz zararın daha çok farkına varmaya başladık ve daha iyiye gideceğimize inanıyorum. Gelecek, farklılıkları kabul eden, hoşgörülü, dünyanın güzelliklerinin daha çok farkında insanların olacak.

WWW.ZAMAN.COM.TR SİTESİNDEN ALINMIŞTIR

Salif Keita – Gaffou | Soul Kitchen Session from Soul Kitchen on Vimeo.

Originally posted 2010-04-01 20:17:00. Republished by Blog Post Promoter

Photos on flickr

Tikabasamuzik Tumblr

    http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17200717431http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17109213760http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17087773585http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/16923390130

Better Tag Cloud