// Arşiv

Dünya Müziği

This tag is associated with 338 posts

CocoRosie: Gotik Bir Öykü

Hep farklı müzik türlerine açık olmaya çalışırız. Bazen, önümüze ayaklarımızı yerden kesen bir grup çıkar, bazen de ikinci parçasına kadar dayanamadığımız korkunç bir çalışma. Ama önemli olan şey, hep bir arayış içinde olmamız, çünkü bir gün nerden ne çıkacağı hiç belli olmaz. İşte; New Yorklu (yarısı Cherokee soyundan gelen) Casady kardeşlerden oluşan CocoRosie de farklı bir arayışa girdiğinizde karşınıza çıkabilecek güzel sürprizlerden birisi. Yaptıkları müzik alışkın olduğumuz ana müzik akımından oldukça farklı, hatta zaman zaman rahatsız edici, ancak dinledikçe bu kız kardeşlerin yaptığı deneysel melodi sentezinin özünde ne kadar sıcak ve yaratıcı olduğu fark ediliyor. Bu yıl 5-16 Temmuz tarihlerinde düzenlenen İstanbul Caz Festivali kapsamında CocoRosie’nin 12 Temmuz akşamının programını kapatmış olması oldukça heyecan ve gurur verici. IKSV’nin alternatif akımdan olan bu sessiz sedasız orijinal ikiliyi bulup Türk müzikseverler ile buluşturuyor olması ayrı bir teşekkür hak ediyor.

Yıllar önce birbirinden ayrılan Casady kız kardeşler tamamen farklı hayatlar sürdürürken, bir gün birbirlerini Paris’te bir banyoda bulmuşlar. Sonsuz yağmur ve karanlık havanın yoğunluğu altında, birbirlerini yeniden keşfeden Sierra ve Bianca kardeşler, bu süre zarfında yıllar boyunca sakladıkları müzik birikimlerini işlemeye başlamışlar. Böylece CocoRosie isimli grup doğmuş.

Sierra (Vokal/gitar/flüt) ve Bianca (vokal/vurmalı çalgılar), 2004 yılında Paris’teki evlerinin banyosunda kaydettikleri La Maison de Mon Reve (Benim Hayal Evim) albümleri ile ilk defa görücüye çıktılar. Touch & Go etiketi ile çıkan albüm, farklı sözleri, ucube ve gotik ses süzmesi, yanıltıcı masumiyeti ve sakinliği ile alternatif müzik dinleyenlerin dikkatini çekti. Devendra Banhart ve Bright Eyes gibi sanatçıların alt grubu olarak sahne alan CocoRosie, kendisine az, ancak sadık bir dinleyici kitlesi oluşturmayı başardı. Bu ilgi karşısında Casady kardeşler hemen kolları sıvayıp yeni çalışmalarına hız verdi.

Yeni albümleri Noah’s Ark geçtiğimiz yıl yine Touch & Go etiketi ile piyasaya çıktı ve bekleyenleri tarafından coşkuyla karşılandı. Sürrealist bir müzik kutusu portresi çizen albüm, gücünü hamurunda yer alan karanlık, ürkütücü ve fantezi temalı melodilerinden almakta. Devendra Banhart ve hakkıyla geçen yıl Mercury ödülü alan Antony & the Johnsons’dan bildiğimiz Antony ‘nin Noah’s Ark ‘a katkıları ise ayrı bir heyecan yaratmakta. Özellikle Antony ‘nin Beutiful Boyz parçasında arka planda süzülen akustik piyano melodileri üzerindeki kusursuz mırıldanmaları ve sözleri tüylerinizi diken diken edecek kadar garip ama bir o kadar da büyüleyici. Devendra Banhart’ın Brazilian Sun parçasındaki mistik İspanyolca sözleri CocoRisie’yi gotik fantezi diyarlarına sürüklemekte. Kazandıkları cesaret ile Casady kardeşler yavaş yavaş dünya görüşlerini Noah’s Ark albümünde ortaya koymaya başladılar. Özellikle feminizm, eşitlik ve politik düşüncelerini damla damla parçalarının içine dinleyeni rahatsız etmeyecek şekilde damlatmışlar. Albümde yer alan diğer parçalardan South 2nd ve The Sea Is Calm ise kız kardeşlerin vokal eğitimlerini göğüs gere gere sergiledikleri eserler.

İlk albümün farklılığı ile büyülenenler bu albümde büyünün devam ettiğini görecekler. CocoRosie’yi bu albüm ile tanıyacak olanlar ise, karşılaştıkları yeni ses sentezleri sayesinde kesinlikle sihrin etkisi altına girecek. Arp ile oyuncak seslerini, cep telefonu melodileri ile müzik kutusu tınılarını, patlayan mısır sesleri ile inleme seslerini küçücük odalarda lo-fi kalitesinde sentezleyen CocoRosie, ahenksiz ses diyarına girmekten bir an olsun çekinmemiş. CocoRosie için Noah’s Ark, mantıklı bir ileri adım. İlk albümlerine kıyasla melodi, vokal çiftleşmesi ve ses düzenlemesi konusunda daha soyut bir deney.

Rock, blues, caz, hip-hop ve her türlü ses sentezini kişisel bir estetikle bir araya getiren kardeşler, minimal sanatla yoğunluk, ses ile sessizlik arasındaki sınırlarda süzülüyor. Kendi emekleri ile normal müzisyen olmanın ötesinden kendilerine has niş sanatçı olma yolunda ilerleyen bu cesur ve yaratıcı zamane ozanların özellikle konserleri sürprizlerle dolu. CocoRosie’nin besteleri , zamanı umursamayan, sade, temel ses öğelerin, karışık sözlerin, töresel müzik eşliğinde evlendiği enstrümanların bir şöleni. CocoRosie sıkılgan bohem hayat anlayışı ve amansız deneyleri ile her zaman dinleyenlerini polarize etmeyi başarmıştır, onların dünyasında yeterli bir zaman geçirirseniz ayrılmak istemeyebilirsiniz.

Böyle bir gruba, Emek sineması gibi önemli bir mekân da (daha iyi bir yer düşünülemezdi) ev sahipliği yapıp konserini izleyecek olmamız ise hiç kuşkusuz

    Bilja Krstic ve Bistrik Orchestra Sıcak Balkan Ritimleri

    Bilja Krstic
    Bilja Krstic

    Son dönemlerde Dünya Müziği klasmanına giren albümlerin arka arkaya ülkemizde piyasaya sürülmesi ayrı bir keyif ve heyecan. Bu durum müzik severlerin yavaş yavaş bu tür müziğe ilgi göstermeleri ile doğru orantılı. Ne de olsa kitlesel, kalıplaşmış ve bağlayıcı sınırlara sıkıştırılmış müzik bir noktadan sonra nefes aldırmaz oluyor ve doğal olarak dinleyenleri başka arayışlara sürüklüyor. Sınırlar ve kültürler arasında köprüler kuran, bazen tamamen bu sınırları aşan çalışmalar, doğal olarak ön plana çıkıyor. Sonuçta doğal olarak insan yapısında “oradakine” karşı bir özel ilgi doğuyor, bu kaçınılmaz. Zaten Dünya Müziği’nin büyüsü ve gücü burada yatıyor. İşte Bilja Krstic & Bistrik Orchestra adlı topluluğun üçüncü ve son albümü “Tarpos” böyle bir çalışma. Tüm dünya ile birlikte ülkemizde de AK Müzik sayesinde piyasaya çıkan bu albüm, son dönemlerde raflarda yerini alan en başarılı çalışmalardan biri.

    Bilja Krstic ve Bistrik Orkestrası

    Bilja Krstic ve Bistrik Orkestrası

    Geleneksel müzik tüm Balkan bölgesinde her zaman ayrıcalıklı bir özellik sergilemiştir. Detaylı araştırmalar sonucu bu müziğin köklerinin antik Yunanlılara kadar uzandığı da söylenmekte. Yüz yıllar boyunca Doğu ve Batı’dan etkilenen bu müzik türü yüzyıllar boyunca özelliğinden pek fazla bir şey kaybetmemiş çünkü özünde yatan melodiler ve ritimler sayesinden geleneksel folklor kültüründen pek uzaklaşmamış. Elbette zaman içerisinde bu geleneksel normlar, çağdaş melodiler ile kesişimler göstermiştir ancak çekirdeğinde hep özüne sadık kalmıştır ve fazla bozulmamıştır. İşte Bilja Krstic ve Bistrik Orchestra adlı topluluk bu geleneksel melodilere, zamanında sayısız anlatılan öykülere yeni ve taze bir çehre vererek günümüz müzik severlerin karşısına çıkıyor.

    Folklorun bir ulusun ölmekte olan en büyük sanatsal mirası olduğuna inanan ekip, bundan dolayı bu ezgilerin çok dikkatli bir şekilde yaşatılmasını hedefliyor. Günümüzde neredeyse her kültürün elinin başka bir kültürün cebinde olmasından dolayı ekip, orijinal olanı korumayı kendine görev bilmiş. Böylece geleneksel folk ezgilerini tam bir orkestral yapı bünyesinde birleştiren ekip, bu son albümlerinde hikâye anlatan parçalara yeni bir anlam ve yön vermiş. Albümde yer alan parçalar hüzün, mutluluk, aşk, umut, trajedi ve maneviyat hikâyeleri içeriyor ve bunların hepsi grubun başarılı katkıları ile özgün bir yapısını koruyor. Sırbistan, Doğu Bosna Hersek, Kuzey-Doğu Romanya, Bulgaristan, Makedonya, Yunan ve Türk ezgilerinin bir arada toplandığı “Tarpos” dinleyeni bir bahar günü ayva kokan bir çayıra götürüyor. Balkanların tüm atmosferi ve yoğunluğu bir çatı altında toplanmış adeta.

    Bilja Krstic & Bistrik Orchestra: Handmade from Martian Fish on Vimeo.

    Albümde yer alan on iki parçanın hepsi geleneksel melodiler ve sözler üzerine orijinalliklerine fazla müdahale edilmeden yeniden yapılandırılmış. Adeta parçalar çok usta müzikologlar tarafından restore edilmiş gibi. Tüm Balkan bölgesinin geleneksel müziğini yansıtan albüm, Osmanlı döneminde zengin bir Osmanlının Jana adlı bir Bulgar kıza olan tutkusunu anlatan ‘Jana and the Turk’ parçası ile açılıyor. Benzer bir hikâye Güneydoğu Sırbistan’dan gelen ‘The Star Flickered’ adlı ikinci parçada anlatılıyor. Dinleyeni ayva ve elma bahçelerine sürükleyen, üçlü vokal için yazılan Doğu Sırbistan bestesi ‘Quinces and Apples’ bu müziksel zenginliği ile üçüncü sırada yerini alıyor. Daha sonra sırasıyla

    Tarpos Albüm Kapağı

    Tarpos Albüm Kapağı

    Güneydoğu Sırbistan’da bir düğün melodisine, Moldova’da yaşayan Macar Cangos kabilesine, oradan Koruyucu Melek gününde söylenen bir Kosova ezgisine, Yunanistan’ın Sifnos adasından gelen bir aşk şarkısına, Boşnak Musevilerin melodilerine ve son olarak yine Batı Makedonya, Doğu Bosna Hersek ve Doğu Sırbistan’dan gelen aşk melodilerine uzanıyorsunuz. Tek kelime ile Balkan melodilerin toplandığı bir müzik şöleni.

    İki yıl boyunca yoğun ve itinalı çalışma ile Voja Aralica yönetiminde kaydedilen “Tarpos” albümünün asıl mimarı ise, bir zamanlar Yugoslavya’nın en meşhur pop sanatçı olan Bilja Krstic. Sanatçının kusursuz vokalleri albümün tamamlayıcı unsuru. Genç yaşta Balkan bölgesindeki tüm yok olmaya yüz tutan folklor parçalarını toplamaya başlayan sanatçı, bunları Bistrik Orchestra ile birlikte son beş yıldan beri dünya müziği tutkunları ile paylaşıyor. Her besteyi itinayla ve kendine hitap ediş sırasıyla seçen sanatçı, tüm müziksel bilgisini bu çalışmalara aktarıyor. Ortaya çıkan albümler (“Bistrik”-2001 / “Zapisi”-2003) ise kaçırılmaması gereken kalitede.

    Bilja Krstic & Bistrik Orchestra tarafından yapılan müzik bir köprü, geleneksel etnik ezgilerin doğaçlama ve modern müzik ile bütünleşmesi. Amaçları geleneksek folklor ezgilerini çağdaş müziğe tercüme etmek, yüreklerde unutulan duyguları tekrar uyandırmak ve bunlara ilelebet sahip çıkmak. Sırbistan’dan uzun zamanda beri çıkan en başarılı albüm olan “Tarpos” samimi ve kucaklayıcı yapısı ile sıcak Balkan ezgilerini ayağınıza kadar getiriyor…

      Balkan Beat Box: Blue Eyed Black Boy

      blue-eyed-black-boy-albumcover Çılgın, kuvvetli, enerji dozajı yüksek Dünya Ritimleri ile herkesi dansa davet eden Balkan Beat Box (BBB) yeni çalışması “Blue Eyed Black Boy” karşımızda. Geçtiğimiz iki yılı yoğun bir şekilde festival, turne ve bol konser ile geçiren ekip, şu ana kadar olabilecek en kuvvetli ve ayakları yere basan üretimleri ile tekrar Dünya Müziği platformunda. Çekirdek kadrosu Tamir Muskat, Ori Kaplan ve Tomer Yosef’den oluşan BBB, en son albümü “Nu Med”den beri yoğun bir şekilde toparladığı ve parça parça kaydettiği ritimleri bir çatı altında en sonunda birleştirdi.

      balkan-beat-box-group-foto Avrupa’nın başlıca şehirlerinde kaydedilen albüm, yine bu coğrafyanın ses sentezini yansıtıyor. Özellikle Viyana, Belgrat şehirlerinin ön planda olduğu çalışma süreci aynı zamanda Ori’nin anakenti Tel Aviv’de de gerçekleştirilmiş. Bu yolculuk ise tüm albüm boyunca müziksel olarak işlenmiş durumda.  “Blue Eyed Black Boy” da BBB daha bir derinliklere dalıp, çarpıcı ritimlere sokuluyor. Yine asiliklerini besleyen rock temaları gündemde bu da daha keskin politik duyarlılığı kamçılıyor. Global müziksel stilleri,  tepindiren dans müziği başarıyla birleştiren ekip, “Nu Med” kadar olmasa bile yine yapacağını yapmış.

      ‘Move It’ olarak adlandırılan ilk parça BBB’nin kendisi ile özleşen klasik müziksel imzasını taşıyor. Tabla etrafına yapılandırılan vurmalı çalgılar, üzerinde süzülen orta dereceli Doğu Avrupa nefeslileri Tomer’in sözleri ile birleşerek ortaya çarpıcı bir açılış sergiliyor. Takip eden albüme adını veren ‘Blue Eyed Black Boy’ adlı parça BBB’nın daha bir zapt edilmiş halini dinleyen ile paylaşıyor. Siyahî çocuğun mavi gözlerinde görülen sorumlu, ırksal temalı, zıpır ritimlerle bezenmiş ancak asla belirlenen çıtanın dışına çıkmayan bir ritim şöleni.

      Kaygısız bir havaya büründürülen “Blue Eyed Black Boy”un enerjisini ‘Marcha de la Vida’, ‘Balcumbia’ ve fesat bir yapıya sahip olan kapanışı yapan ‘War Again’ gibi parçalar ile yaşıyor. Genel beğeni kriterlerini çoktan aşan bu üçlü, kıpır kıpır ruhlarını yeni üretimlerinde dinleyene sunmaktan öte yaşatmasını da beceriyor. Canlı konserlerdeki enerji fışkırması aynen CD’ye basılmış ve kulağınıza aktarılmış. Karşımızda günümüze kadar gelen en oturaklı, yaptığının sınırları içerisinde kalan, aydın ve bir o kadar kendimden emin bir çalışma var. Ses skalası yüksek, kültür işlemesi her köşede olan, maceraperest, politikaya bol bol bandırılmış güncel bir müzik ziyafeti.

      BALKAN BEAT BOX Shadow Animation – Dir.: Otto Bulut from Otto Bulut on Vimeo.

        Photos on flickr

        Tikabasamuzik Tumblr

          http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/23117026674http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/23030093435http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/22981069805http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/22771137786

        Rastgele

        the_concert-tablosu
        Aniello Falcone ve The Concert Tablosu
        May 14, 2012
        By Zekeriya S. Şen
        Lale Plak
        276. Dünyayı Dinliyorum
        May 13, 2012
        By Zekeriya S. Şen
        100 TL banknotların arkasında yer alan Itri potresi
        Buhurizade Mustafa Itri
        May 9, 2012
        By Zekeriya S. Şen
        Better Tag Cloud