// Arşiv

Dünya Müziği

This tag is associated with 338 posts

Songlines 2010 Dünya Müziği Ödülleri ve Kazananlar…

Songlines Müzik Ödülleri Logosu

Songlines Müzik Ödülleri Logosu

Songlines dergisi “Songlines Müzik Ödülleri 2010” kazananları belli oldu.

Geçen yılki açılış ödülleri başarısının ardından, Songlines Dergisi heyecanla “2010 Songlines Müzik Ödülleri” finalistlerini Mart ayı ortasında internet sitesinde duyurdu. “Songlines Müzik Ödülleri”, Dünya Müziği ve üstün yetenek özelliklerine sahip olan sanatçı/grupları, okuyucu ve genel kamu tarafından oy kullanılması ile belirlenmekte. Oyların hepsi dört kategoriye dağıtılmış durumda. Bunlar sırasıyla: En İyi Sanatçı, En İyi Grup, Kültürlerarası Müzik İşbirliği ve Yeni Gelen Sanatçı kategorileri. Her kategori için yapılan oylama sonucu kazananlar aşağıdaki gibidir.

En İyi Sanatçı :Goran Bregović (Alkohol – Sljivovica & Champagne – Blue Wrasse)

En İyi Grup: Staff Benda Bilili (Très Très Fort – Crammed Discs)

Kültürlerarası Müzik İşbirliği: Justin Adams & Juldeh Camara (Tell No Lies – Real World)

Yeni Gelen Sanatçı: Deolinda (Canção ao Lado – World Connection)

    Afrika Müziğinin Efsaneleri

    Fela Kuti

    Fela Kuti

    Afrika Müziği ile ilk temasımı hala hatırlıyorum. Yaklaşık 90′ların başındaydı ve o zaman tam bir müzik tutkunu delikanlıydım. Kulaklarımın alabileceği, algılayabildiği her türlü ritmi keşfetmek için adeta heyecandan yerimde duramazdım. Her ne kadar ülkemizde o dönemlerde çok fazla müzik farklılıkları olmasa bile, her gittiğim dükkânda (özellikle Zihni) farklı çalışmalara kulak verdim. Sonra bir gün okul çıkışı bir arkadaşımın evine gittiğimde babasının çalışma odasında farklı bir müzik dinlediğini algıladım. Kulağıma çalınan müzik daha önce duyduğum müziklerden çok farklıydı ve ne olduğumu anlayamadım. Daha sonra öğrendim ki söz konusu melodiler 1991 tarihli Fela Kuti’nin “Just Like That” adlı albümünden gelmekteydi.

    Youssou N'Dour

    Youssou N'Dour

    Afrobeat daha önce duyduğum hiçbir müzik türüne benzemiyordu. Dayanılmaz, hayalsel ritmik melodiler, gürleyen davullar, akan gitarlar ve sade basit sözler anında beni yakaladı. Bir daha ayrılmamak üzere bu müzik türü resmen önüme tüm dünyayı serdi. Bilmediğim diyarlara keşfetmenin heyecanı duyumsayarak müziksel yolculuklar yaptım ve hayal dünyamda fiilen seyahat ettiğim bu bilinmez topraklardan mutlaka bana hitap eden bir ritim ve tarz ile döndüm. Adeta Matrix’te Neo’nun aldığı hap sayesinde önünde açılan yeni ve gerçek dünyaya açılmış oldum. İşte gerçek ve bozulmamış müzik buydu, dinlediğinizde orijinalliğini iliklerinizde hissedebileceğiniz herhangi bir teknolojik katkının yer almadığı öz müzik.

    Afrika Kıtası

    Afrika Kıtası

    Çok kısa sürede Afrika müziğinin bağımlısı oldum. İçimde dizginlenemez bir arzu ile yurtdışında yaşadığım bu dönemde müzik dükkânlarını arşınlamaya, radyo programlarını can havli ile dinlemeye başladım. Araştırmalarım ve Afrikalı arkadaşlarımın tavsiyeleri üzerine daha çok müziksel keşiflerde bulundum. Yavaş yavaş koleksiyonumda Rail Band, Ebenezer Obey, Franco ve Youssou N’Dour gibi grup ve sanatçılar yer almaya başladı. Belirli bir süre sonra bu sanatçılar kendimi sağdık hayranı olarak gördüğüm The Smiths, Stone Roses, Sonic Youth, R.E.M gibi grupların yerini almaya başladı. O dönemdeki arkadaşlarım ise evime gelmez oldular zira onlara dinlettiğim bu garip müziklere tahammülleri yoktu. Ancak o dönemde dinlediğimiz çoğu müziğin rock, reggae, caz, R&B, blues aslında köklerinin Afrika’ya dayandığını bilmiyorlardı. Açıkçası yenidünyada dans ettiğimiz çoğu müziğin kolları Afrika’ya uzanıyordu ve bunu görmüyorduk.

    Neyse 17 yıl ileriye saralım bandı ve ben hala bugün Afrika müziği dinliyorum. Bu tutkum bana tüm dünyadan gelen müziklere açık olmayı ve önyargı duvarlarımı hep düşük tutmamı sağladı. Mesleğim olan turizm sayesinde birçok farklı toprağa ayakbastım ve her gittiğim yerde ilk yaptığım şey yerel insanların ne dinlediklerini araştırmak oldu. Daha sonra bavullar dolusu albümler ile odama döndüm ve bu zengin hazineyi tek tek dinleyerek hazmetmeye çalıştım.

    Afrika müziği sadece kulaklarımı açmakla kalmayıp bu kıtaya karşı gözlerimin de açılmasına vesile oldu. Müziği bir lens olarak kabul edersek Afrika politikasına, kültürüne ve tarihine odaklanmamı sağladı. Böyle bir müziği dinledikçe mecburen bunu yapan insanların geçmişini araştırma dürtüsü içinizde kabarıyor ve daha fazla araştırdıkça daha fazla Afrika ile Amerika arasındaki müziksel bağı görmeye başladım.

    Afrika müziğini yazmak kolay değil zira yazacak çok şey var ve bu nedenle mümkün olduğu kadar bir bölgeye veya tarza yığılmayıp genel bir havayı teneffüs etmek zorundayız. Bundan dolayı ben sizlere burada Afrika’nın gerçek sanatçılarını, koşullar ne olursa olsun müziği her zaman yaşatmayı başaran kahramanları bir liste halinde sunuyorum zira tek tek bu efsaneleri tanıtmak ancak 600 sayfalık bir kitabın içeriği olabilir. Bu müzik adamları özellikle 1960–1990 arasında alternatif pop akımının dolaylı yoldan temellerini atan kişiler. Alternatif pop yazıyorum zira daha on yıldan beri bu tarza Dünya Müziği denmekte.

    Müzik hiç kuşkusuz evrenin iyileştirici gücü! Özellikle 21. yüzyıla adım atan insanoğlunun şu günlerde ihtiyacı olan en önemli devalardan biri. Kanımca müzik, değeri bilinmeyen bir emtia, zira kültürler arası etkileşimi, alışverişi ve algılamayı en rahat sağlayacak güçlerden biri. Medya geliştikçe kültürel sınırlar ortadan kalkıyor ve farklı kültürlerden gelen insanlar birbirine karışıp ortaya oldukça dinamik bir yapı çıkıyor. Müzik ise bu etkileşimin en önemli faktörü zira müzik ön yargıdan uzak, dil sınırını yok eden, herkese eşit konuşan dünyamızın en kolay ve barışçıl iletişim aracı. Bundan dolayı başta Afrika müziği olmak üzere tüm müzik türlerine açık olmalıyız zira insanoğlu hamurunda tek düzelik formatına göre programlanmamıştır ancak bu dipsiz kulvara çok rahat çekilebilmektedir.

    Burada sıraladığım elli üç Afrikalı sanatçı en iyinin en iyisi ve bu tarzı keşfetmek isteyenlerin başvurabileceği en doğru adres. Elbette bazı isimler bu listede yer almayabilir, zira her gün Afrika’dan başka bir cevher çıkmakta. Antik zamanlarda (23 – 79 yılları arasında) yaşamış yazar, doğacı ve filozof Pliny the Elder olarak bilinen Gaius Plinius Secundus’un yazdığı gidi “Afrika’dan Her Zaman Çıkan yeni bir şey vardır” diyip bu yazıyı burada noktalamakta fayda var…

    King Sunny Ade (Nijerya) / Africando (Senegal) / Aster Aweke (Etiyopya) / Bembeya Jazz (Gine) / Bonga (Angola) / Culture Music Club (Zanzibar) / i.k. Dairo (Nijerya) / Toumani Diabate (Mali) / Manu Dibango (Kamerun) / Hamza El Din (Mısır) / Cesaria Evora (Cape Verde) / Brenda Fassie (Güney Afrika) / Franco (Kongo) / Ghorwane (Mozambik) / Jazz Epistles (Güney Afrika) / Mory Kante (Gine) / Umm Kulthum – Ümmi Gülsüm (Mısır) / Salif Keita (Mali) / Khaled (Cezayir) / Angelique Kidjo (Benin) / Tinariwen (Mali) / Bi Kidude (Zanzibar) / Toure Kunda (Senegal) / Fela Kuti (Nijerya) / İsmail Lo (Senegal) / Ladysmith Black Mamabazo (Güney Afrika) / Baba Naal (Senegal) / Mabulu (Mozambik) / Mahlathini and The Mahotella Queens (Güney Afrika) / Miriam Makeba (Güney Afrika) / Thomas Mapfumo (Zimbabwe) / Hugh Masekela (Güney Afrika) / Master Musicians of Jajouka (Fas) / Oliver Mtukudzi (Zimbabwe) / Youssou N’dour (Senegal) / Babatunde Olatunji (Nijerya) / Remmy Ongala and Super Matimila (Kongo) / Orchestra Baobab (Senegal) / Dolly Rathebe (Güney Afrika) / Tabu Ley Rochereau (Kongo) / Oumou Sangare (Mali) / Thione Seck (Senegal) / Super Eagles (Gambiya) / Super Rail Band (Mali) / Foday Musa Suso (Gambiya) / Tarika (Madagaskar) / Ali Farka Toure (Mali) / Boubacar Traore (Güney Afrika) / Papa Wemba (Kongo) / Zaiko Langa Langa (Zaire) / Dr. Hukwe Zawose (Tanzanya) / Mahmoud Ahmed (Etiyopya) / Pierre Akendengue (Kamerun)

      ECM: Kült Çağdaş Müzik Edisyonu

      Doğal olarak “ticari başarı” bir müzik şirketi için her zaman ön planda olmuştur. Bunu sağlayabilmek için ise kitlesel taleplere boyun eğip, herhangi bir çizgiye ve kişiliğe sahip olmamak gerekiyor ki bu klasmana uyan birçok müzik firması günümüzde mevcut. Ana hedef “ticari başarı” yani kitlesel tüketim olunca, söz konusu üretimin sunumu, kalitesi her zaman ikinci plana atılıyor. Hâlihazırda mevcut olan ve yeni çıkan birçok müzik firması bu basmakalıp sınırlamalar içerisinde var olmaya çalışıp ticari başarı sağlamaya çalışıyor. Oysa özellikle Almanya’dan çıkan belli başlı niş müzik şirketleri mevcut olan akıma karşı yüzerek harikalar yaratıyor. Bunların arasında en dikkat çekeni ise titizliğin adresi olan ECM (Edition of Comtemporary Music / Çağdaş Müziğin Edisyonu) adlı şirket. Uzun zamandan beri Türkiye distribütörlüğü olmayan şirket A.K. Müzik’in ısrarcı ve akılcı fiyat politikası eşliğinde yeniden Türk müzik severler ile buluşuyor.

      Her şey 1969 yılında genç bir Almanın ilhamı ile başladı. Manfred Eicher adlı bu genç, Berlin Müzik Akademisi’nden mezun olduktan sonra, çeşitli orkestra ve oda müziği kayıtlarında yapımcı asistanı olarak görev aldı. Bu süreç zarfında klasik müzik kayıtlarına gösterilen titizlik ve detaylı çalışmayı yaşayıp hayran kaldı. Aynı detaycı, titiz ve duyarlı çalışmanın caz müziği kayıtlarında gösterilmesi gerektiği düşüncesiyle Eicher, biraz borç alarak ECM müzik şirketini hayata geçirdi. Müzik galaksisinde özgür cazdan, doğaçlamaya, oda müziğinden, çağdaş klasik bestelere, yaylılardan, nefeslilere, sofistike müzikten senfonik bestelere kadar çok geniş bir uzay yaratan ECM’in ilk üretimi 1969 yılında Amerikalı Mal Waldron’un “Free At Last” (ECM 1001) ile geldi ve şirket çok kısa sürede Avrupa caz dünyasının en önemli söz sahiplerinden biri oldu. Geçmişten daha çok geleceği kucaklayan ECM, caz dünyasının efsane isimleri Keith Jarrett ve Chick Corea ile ilk meyvelerini vermeye devam etti. Bilhassa 1975 yılında çoğu müzik şirketinin göze alamayacağı ticari bir riske girerek Keith Jarrett’in “The Köln Concert” adlı doğaçlama piyano çalışmasını piyasaya sürdü. Albüm tüm tahminleri alt üst ederek günümüze kadar 4 milyon gibi inanılmaz bir satış grafiği sağladı ve halen solo piyano için basılan çalışmaların arasında en çok satan özelliğini korumaya devam ediyor.

      Müzik piyasasının nadide bağımsız şirketlerinden biri olan ECM’nin arkasında bir ordu çalışanı olduğu düşünülse bile aslında 10 kişiden az bir ekip mevcut. Ağırlıkta tüm kayıtlar Oslo’da yer alan Rainbow Stüdyosu’nda kaydediliyor. Yetenekli ses mühendisi Jan Erik Kongshaug ile birlikte Manfred Eicher şirketten çıkan her albümün birebir prodüktörlüğünü üstleniyor ve böylece sürdürülebilir kalitesini devam ettiriyor. Her albümde en mükemmel sesi arayan Eicher, bundan dolayı birebir işin içinde yer alıyor. Günümüzde mevcut olan diğer tüm müzik şirketlerinin üretimlerine kıyasla ECM her zaman müzik kalitesi ile ön sırada yer almayı başardı. Her üretimini dinlediğinizde resmen sanatçının yanınızda çaldığını, uzanıp ona dokunabileceğinizi hissediyorsunuz. Şirketten çıkan ürünlerin ses kalitesinden öte bir önemli özelliği ise; titiz, aşırıya kaçmayan, kendine özgü gösterişsiz albüm kapakları. Böylece şirket görselliğin yanı sıra sanata ne kadar önem verdiğini gösteriyor. Sadece bu özelliğinden dolayı şirketin her üretimi ayrı bir sanat eseri olarak değerlendiriliyor. Resmen bu titizliği ile ECM işitsel ve görsel anlamda müzik dünyasında bir çığır açtı.

      Ağırlıkta caz müzisyenleri ile çalışan ECM, cazın her şey olabilirliği üzerine müziksel bir mimarlığı benimsiyor. Klasik tarzlar arasındaki sınırları kaldırıp mevcut olan tüm tarzları kucaklayarak mutlak doyum sağlayan ECM, 38 yıldan beri her zaman uzun vadede çatısının altındaki sanatçılar ile çalışmayı hedefledi. Bunun en büyük örneği ECM ile 61 albüm kaydeden Amerikalı caz ilahı Keith Jarrett ve 21 albüm kaydeden Norveçli saksafoncu Jan Garbarek.

      Şirketin bir diğer en büyük özelliklerinden biri keşfetmeye açık olan müzik ruhlarına sunabileceği çok geniş bir katalogunun (Keith Jarrett, Jan Garbarek, Chick Corea, Gary Burton, Bill Frisell, Art Ensemble of Chicago, Terje Rypdal, Bobo Stenson, Pat Metheny, Dave Holland gibi sanatçılar sadece bir kaçı) olması. A.K. Müzik sayesinde bizlerde bu kataloga artık kolaylıkla sahip olabileceğiz. Daha da hoş olan bir unsur ise, belirli zaman sonra ECM’nin efsanevi kitapçıklarının Türkçe olarak basılacak olması. Bunun ilk örneği ise Kayhan Kalhor (Kemençe), Erdal Erzincan (Bağlama) ve Ulaş Özdemir (divan bağlama) üçlüsünün kaydettiği ve çok özel fiyata Türkiye’de satılan “The Wind” (rüzgâr) albümü.

      Eğer dünyamızın en ilgi çeken, heyecandan nefesinizi kesen diyarlarına müziksel bir yolculuk yapmak isterseniz, mevcut sınırları ve müzik şirketlerini aşan ECM’nin geniş katalogundan bir çalışmayı seçin ve kendinizi müziğe bırakın. Kulaklarınızın bedeninizden ayrılıp melodilerle seyahat etmesini yaşayın, inanın pişman olmayacaksınız. Zira ses evrenine yapılan maceraperest serüvenlere meydan okuyan ECM’nin çalışmaları zaman ve sükûnet kadar yakalanamaz, ruhani ve derin, düşünmeye yönelik ve şeffaf, ilham kaynağı ve şüphesiz her müziksever için gerekli.

        Photos on flickr

        Tikabasamuzik Tumblr

          http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/23117026674http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/23030093435http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/22981069805http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/22771137786

        Rastgele

        the_concert-tablosu
        Aniello Falcone ve The Concert Tablosu
        May 14, 2012
        By Zekeriya S. Şen
        Lale Plak
        276. Dünyayı Dinliyorum
        May 13, 2012
        By Zekeriya S. Şen
        100 TL banknotların arkasında yer alan Itri potresi
        Buhurizade Mustafa Itri
        May 9, 2012
        By Zekeriya S. Şen
        Better Tag Cloud