Kahramanlarımız Daft Punk ‘ı en son geçen seneki If Film festivalinde gösterilen eşsiz müzik şöleni Interstella 5555 ‘de bırakmıştık. Kazuhisa Takenochi ‘nin kusursuz fantastik çizimlerinden oluşan animasyon filminden çıkarken salonun kötü ses sistemine rağmen adeta müzik sarhoşluğu içinde süzülüyorduk. Bu ikili bizleri resmen başka bir kavrama taşımışlardı. Tam tamamlanmamış 1997 tarihli ev ödevleri Homework ‘tan sonra 2001 yılının unutulmaz Discovery albümü ancak bu kadar mükemmel sunulabilirdi. Robotlar tarafından öldürülüp yerlerine robotların geçtiğini ilan eden Fransız ikilinin gelecek yıllarda neler üretebileceklerinin heyecanı ile beklemeye koyulduk.
Beklememiz nedense biraz uzun sürdü çünkü yeni albümün kayıtlarına ancak 2004 Kasım ayında başlanabildi ve 6 haftalık çok kısa bir sürede “Human After All” (Ne de olsa insan) başlıklı yeni albüm kaydedildi. Anlaşılan Guy-Manuel de Homem-Christo ve Thomas Bangalter olarak isimlendirilen bu iki robot Discovery ‘nin getirmiş olduğu ünün biraz olsun zevkini çıkartmak istemmişler. Sonra sanki ani bir kararla paçaları tutuşmuş gibi kendilerini 6 hafta stüdyoya kapatmışlar ve belleklerinde tüm müziği kaydetmişler.
Yüzyılın kuşkusuz en başarılı elektronik albümü, sınır tanımayan Discovery ‘nin köpüren sonsuz atmosferinden sonra gelen Human After All adeta bir atmosfer içine sıkıştırılmaya çalışılmış. Ne yazık ki kendi belirledikleri elektro-pop sınırlarından ileriye gidememiş bir albüm. Dört yıl önce “Face to Face” ve “Digital Love” gibi parçalarla bizleri müziksel doruklara çıkartan bu robotlardan farklı birşey beklerken yine aynı yolu kullandıklarını görmek tam bir hayal kırıklığı. Robotların bu dört yıl içerisinde kendilerini “güncellememiş” olmaları ise tüm beklentilerimizi suya düşürüyor.
Human After All albümünde birkaç parça internete sızdığında çoğunluk bu parçaların Daft Punk ‘a ait olmadığını iddia etmişti çünkü kalite ve müzik olarak grubun standartlarının çok altındaydılar. Ancak albümü dinledikten sonra bu parçaların cidden Daft Punk ‘a ait olduğunu gördük.
Albümü kötü olarak değerlendirmek aslında yanlış olur, sadece beklentilerin oldukça altında. Eğer Discovery olmasaydı Human After All dikkat çekici bir çalışma olabilirdi fakat Discovery gibi bir geçmişi olan ikiliden yeni çalışmalarında beklentiniz doğal olarak büyük oluyor. Robot olduklarından dolayı daha iyi bir şeyler üretmek zorundalar diye düşünüyorsunuz fakat sonuçta onların da insan olduğunu unutmamak gerektiğini anlıyoruz.
Human After All albümünü baştan sona ilk dinlediğinizde ne kadar tekdüze, tekrar ve çeşnilikten yoksun olduğunu fark ediyorsunuz. Zaman geliyor aynı müzik halkası en azından beş-altı defa kendisini tekrarlıyor ve diskin takıldığını zannediyorsunuz. Bir müzik dönme dolabı içinde dönüp dönüp duruyorsunuz. Albümün açılış parçası Human After All bekli de albümdeki en hayat dolu parça. Parçada yer alan ses kodları, sınırsız farklılık ve mininal sesler ikilinin özünde hala “o” cevherin yattığını gösteren en kuvvetli kanıt. Böyle bir açılış parçasından sonra heyecanlanıyorsunuz ancak disk dönmeye devam ettikçe bu heyecanınız hayal kırıklığına dönüşmeye başlıyor. Steam Machine ve Make Love parçalarındaki tekrar eden müzik halkaları sabır sınırlarınızı zorlayacak nitelikte. Özellikle endüstriyel Steam Machine ‘deki ses çok itici ve rahatsız edici. Brainwasher ise adı üstüne beyin hücrelerinizi silmek için tasarlanmış. Parça korkunç acid-house boyutlarına uzanan 4 dakikalık bir işkence, çok yırtıcı ve zayıf bir oluşum. Technology tam bir komedi, çok yüksek tizli rap yapan robotik bir ses altyapıda yer alan hoş melodiyi öldürüyor. Discovery ‘de yer alan Harder, Beter, Faster, Stronger parçasına benzer yönleri var ama kesinlikle heyecanı eksik. Prime Time Of Your Life bir parçanın genel hattı gibi, güzel çizilmiş ancak içi doldurulmamış, zaman eksikliğinden dolayı tamamlanamamış gibi. On dokuz saniyelik On/Off parçasının ne zaman başlayıp bittiğini anlamıyorsunuz bile. Geri kalan parçalar Robot Rock, Television Rules The Nation ve Emotion bir nebze dikkat çekebilecek parçalar fakat ne olursa olsun bu parçalarda “sürekli tekrarlanan müzik halkası” oluşumdan nasibini almışlar. Robot Rock tam bir robotun yapabileceği rock bir parça, sürekli tekrarlanan gitar dalışları çevresine baygın elektronik bir ses cümbüşü. Sanki Discovery albümüne konulmaya unutulmuş bir parça. Robotik bir sesin sürekli Emotion (duygu) demesinin üzerine basitçe yapılandırılan Emotion parçası sadeliğinden ve verdiği huzurdan dolayı albümde yer alan en hoş parçalardan bir tanesi. Television Rules the Nation ise ilerici melodileri ile sağlam bir yapı üzerine kurulmuş ve üzerinde emek harcanmış bir parça.
Altı hafta değil adeta 6 günde kaydedilmiş izlenimi veren Human After All , parçaların basitliği ve anlamsız dönemsel tekrarlara uzanan melodilerin içinde özensiz bir çalışma sergilemekte. Kahramanlarımız, mükemmel yapabilecekleri bir albümü aceleye getirdikleri için sonuç tamamlanmamış hissi veren, boş ve tembel bir ev ödevi gibi.
Originally posted 2009-12-27 15:15:04. Republished by Blog Post Promoter
Dokuz Kat Müzik: Niyaz Oradaki müzik olarak tanımlayabileceğimiz Dünya Müziğine olan ilgi gün geçtikçe artıyor. Özellikle bu tarzın içersinde ülkenizden gelen geleneksel ezgiler yer alıyor ise bu ilgi bir kat daha artıyor. Böyle bir sürpriz İran/Amerikalı grup Niyaz en son albümlerinde gerçekleştiriyor.
Çok uzun bir yolu çok kısa bir sürede kat eden Niyaz, 2005 tarihli kendi adlarını taşıyan ilk albümlerinden sonra yeniden karşımızda. Mistik ritimleri, büyüleyici elektronik müzik ile harmanlayan üçlü kalabalık dünya müziği kulvarında sivrilerek kendine haklı bir yer edindi. Azam Ali tarafından kurulan ekip ismini hem Farsça hem de Urducu yakarış anlamına gelen Niyaz kelimesinde alıyor. Uzun bir dünya turnesinden ve Azam Ali’nin solo albümünden sonra grup şimdi “Nine Heavens” (Dokuz Cennet) aldı ikinci albümünü geçtiğimiz günlerde çıkarttı. Equinox Müzik tarafından ülkemize getirilen albüm sadece kültürel veya üslûpçu sınırları geçmekle kalmıyor yüzyıllar arasında gidip geliyor.
Ortaçağ Pers şiirselliği ile İran geleneksel müziğini birleştiren üçlü hiç şüphesiz günümüz dünya müziğinde evrensel trans geleneğinin en başarılı temsilcisi. Azam Ali, dört yaşında İran’ın içinde olduğu siyasi karmaşa dolayısıyla önce Hindistan’a daha sonra da Amerika’ya göç etti, bu süreçte geçtiği her coğrafyadan aldığı müziksel kırıntıları içerisinde yoğuran sanatçı bu gelişimi ilk olarak 1996 Vas adlı grup ile müzik dünyasına sundu. Vas ile oldukça sadık bir hayran kitlesi yakalayan Azam Ali daha sonra Dredg, Buckethead, Mercan Dede gibi isimler ile çalışarak kendisine önemli bir yer edindi. Bunu takip eden süreçte Niyaz ekibini kuran sanatçı, 2005′den beri bir üçlü olarak sanat hayatını sürdürüyor.
Bu ikinci üretiminde Niyaz elektronik ve akustik olarak bir önceki çalışmalarına kıyasla daha spesifik bir oluşum içerisinde. ‘Beni Beni’ adlı Türkçe halk türküsünün yeni ve heyecan verici düzenlemesiyle başlayan albüm, 18. yüzyıl Türk Sufi şiirini geleneksel Türk müziği ile sentezliyor. Elektronik unsurların bilgisayar programları ile harmanlandığı parça bir tür modern Sufi müziği. Türkiye ve İran arasında hâlihazırda var olan kültürel bağın müziksel olarak en son köprüsü. Grup bir önceki albümlerinde yaptıkları gibi bu çalışmasında İran ve Hindistan arasındaki müziksel yansımalara dikkat çekmeye devam ediyor. Nusrat Fateh Ali Khan tarafında üne kavuşturulan Qawalli müziğini yaratan, 13. yüzyıla ait mistik Pers şairi Amir Khosrau Dehlavi’nin albümde iki şiirine yer verilmiş. ‘Molk-e-Divan’ ve ‘Sabrang’ adlı özgün aşk içerikli parçalar Amir Khosrau Dehlavi’nin eşsiz şiiri üzerine yapılandırılmış ve albümün en dikkat çekenleri arasında yer alıyor. Her parça Azam Ali ve Loga Ramin Torkian tarafından bir araya getirildikten sonra Coldplay ile yaptığı çalışmalardan tanıdığımız Carmen Rizzo sayesinden modern bir formata sokulmuş. ‘Molk-e-Divan’ ve ‘Sabrang’ ve ‘Beni Beni’ haricinde tüm parçaların özgün olduğu albüm, aynı zamanda üçlünün yaratıcı yönünü yansıtıyor.
Bir diğer dikkat çeken parça ‘Tamana’, özellikle 18. yüzyıl Urdu şiirinin mükemmel bir biçimde elektronik ve akustik formlara yerleştirilmiş olması nefes kesici. Loga ve Azam’ın çocukları için yazdıkları ninni formatında olan ‘Iman’ adlı parça ise bir ritimsel cümbüş. Beşli ritimler içeren ‘Feraghi’, sürgünde yaşayan İranlıların çilesini ve bulundukları toplum tarafından kabul edilmelerinin zorluklarını ele alıyor. Özellikle 11 Eylül’den sonra yükselmekte olan korku ve dışlanmaya karşılık mağdur olan tarafından yazılmış bir ağıt.
Niyaz ikinci albümü “Nine Heavens” ile geleneksel ve modern dünya müziği arasındaki boşluğu doldurmaya devam ediyor. Söz konusu çift CD’lik çalışma (ilk CD’de parçaların elektronik versiyonları yer alırken, ikinci CD’de akustik versiyonlarına yer verilmiş) uyumlu ancak bir o kadar da karmaşık bir çalışma ortaya çıkarıyor. Özellikle müzikseverler için bir sürpriz faktörü taşıyan ikinci (akustik) CD grubun müziğini Carmen Rizzo müdahale etmeden önceki saf halini içeriyor. Ekip bu akustik versiyonları mutlak suretle dinleyicileri ile paylaşmak istemiş zira bu CD stüdyo aşamasını akustiklikten elektroniğe geçişin en güzel kanıtı. İlk CD kadar çağdaş olmasa bile ikinci CD yapılan müziğe farklı bir perspektiften bakıyor.
“Nine Heavens” çarpıcı bir formatta ustalıkla geleneksel folk parçalarının İran’dan gelen mistik Sufi şiirleri ile harmanlıyor ve bunu ister dans ister trans formatında sunuyor. Müziğin artık birebir oturulup dinlenen bir şey olmadığını, maalesef yan unsurlarla ancak dinlenildiği bir dönemdeyiz. Böyle bir ortamda ise müziğin farklı içeriklerle ön plana çıkması gerekiyor. İşte Nizam’ın Orta Doğu Müziği’ni şahlandıran “Nine Heavens” da ki en büyük özellik bu…
Originally posted 2010-01-21 08:47:42. Republished by Blog Post Promoter