21-24 Mayıs 2010 tarihlerinde Würzburg’da gerçekleşen 22. Africa Festival (International Afro Music Festival) kapsamında 23 Mayıs akşamı konser veren Senegalli Youssou N´Dour’un konserini aşağıdan izleyebilirsiniz. Konser tarihinden 3 hafta önce satışı tamamlanan bu leziz konser Youssou N´Dour’un yeni projesi “Dakar to Kingston” içermekte. Festival hakkında daha fazla bilgi için: Africa Festival
Dokuz Kat Müzik: Niyaz Oradaki müzik olarak tanımlayabileceğimiz Dünya Müziğine olan ilgi gün geçtikçe artıyor. Özellikle bu tarzın içersinde ülkenizden gelen geleneksel ezgiler yer alıyor ise bu ilgi bir kat daha artıyor. Böyle bir sürpriz İran/Amerikalı grup Niyaz en son albümlerinde gerçekleştiriyor.
Çok uzun bir yolu çok kısa bir sürede kat eden Niyaz, 2005 tarihli kendi adlarını taşıyan ilk albümlerinden sonra yeniden karşımızda. Mistik ritimleri, büyüleyici elektronik müzik ile harmanlayan üçlü kalabalık dünya müziği kulvarında sivrilerek kendine haklı bir yer edindi. Azam Ali tarafından kurulan ekip ismini hem Farsça hem de Urducu yakarış anlamına gelen Niyaz kelimesinde alıyor. Uzun bir dünya turnesinden ve Azam Ali’nin solo albümünden sonra grup şimdi “Nine Heavens” (Dokuz Cennet) aldı ikinci albümünü geçtiğimiz günlerde çıkarttı. Equinox Müzik tarafından ülkemize getirilen albüm sadece kültürel veya üslûpçu sınırları geçmekle kalmıyor yüzyıllar arasında gidip geliyor.
Ortaçağ Pers şiirselliği ile İran geleneksel müziğini birleştiren üçlü hiç şüphesiz günümüz dünya müziğinde evrensel trans geleneğinin en başarılı temsilcisi. Azam Ali, dört yaşında İran’ın içinde olduğu siyasi karmaşa dolayısıyla önce Hindistan’a daha sonra da Amerika’ya göç etti, bu süreçte geçtiği her coğrafyadan aldığı müziksel kırıntıları içerisinde yoğuran sanatçı bu gelişimi ilk olarak 1996 Vas adlı grup ile müzik dünyasına sundu. Vas ile oldukça sadık bir hayran kitlesi yakalayan Azam Ali daha sonra Dredg, Buckethead, Mercan Dede gibi isimler ile çalışarak kendisine önemli bir yer edindi. Bunu takip eden süreçte Niyaz ekibini kuran sanatçı, 2005′den beri bir üçlü olarak sanat hayatını sürdürüyor.
Bu ikinci üretiminde Niyaz elektronik ve akustik olarak bir önceki çalışmalarına kıyasla daha spesifik bir oluşum içerisinde. ‘Beni Beni’ adlı Türkçe halk türküsünün yeni ve heyecan verici düzenlemesiyle başlayan albüm, 18. yüzyıl Türk Sufi şiirini geleneksel Türk müziği ile sentezliyor. Elektronik unsurların bilgisayar programları ile harmanlandığı parça bir tür modern Sufi müziği. Türkiye ve İran arasında hâlihazırda var olan kültürel bağın müziksel olarak en son köprüsü. Grup bir önceki albümlerinde yaptıkları gibi bu çalışmasında İran ve Hindistan arasındaki müziksel yansımalara dikkat çekmeye devam ediyor. Nusrat Fateh Ali Khan tarafında üne kavuşturulan Qawalli müziğini yaratan, 13. yüzyıla ait mistik Pers şairi Amir Khosrau Dehlavi’nin albümde iki şiirine yer verilmiş. ‘Molk-e-Divan’ ve ‘Sabrang’ adlı özgün aşk içerikli parçalar Amir Khosrau Dehlavi’nin eşsiz şiiri üzerine yapılandırılmış ve albümün en dikkat çekenleri arasında yer alıyor. Her parça Azam Ali ve Loga Ramin Torkian tarafından bir araya getirildikten sonra Coldplay ile yaptığı çalışmalardan tanıdığımız Carmen Rizzo sayesinden modern bir formata sokulmuş. ‘Molk-e-Divan’ ve ‘Sabrang’ ve ‘Beni Beni’ haricinde tüm parçaların özgün olduğu albüm, aynı zamanda üçlünün yaratıcı yönünü yansıtıyor.
Bir diğer dikkat çeken parça ‘Tamana’, özellikle 18. yüzyıl Urdu şiirinin mükemmel bir biçimde elektronik ve akustik formlara yerleştirilmiş olması nefes kesici. Loga ve Azam’ın çocukları için yazdıkları ninni formatında olan ‘Iman’ adlı parça ise bir ritimsel cümbüş. Beşli ritimler içeren ‘Feraghi’, sürgünde yaşayan İranlıların çilesini ve bulundukları toplum tarafından kabul edilmelerinin zorluklarını ele alıyor. Özellikle 11 Eylül’den sonra yükselmekte olan korku ve dışlanmaya karşılık mağdur olan tarafından yazılmış bir ağıt.
Niyaz ikinci albümü “Nine Heavens” ile geleneksel ve modern dünya müziği arasındaki boşluğu doldurmaya devam ediyor. Söz konusu çift CD’lik çalışma (ilk CD’de parçaların elektronik versiyonları yer alırken, ikinci CD’de akustik versiyonlarına yer verilmiş) uyumlu ancak bir o kadar da karmaşık bir çalışma ortaya çıkarıyor. Özellikle müzikseverler için bir sürpriz faktörü taşıyan ikinci (akustik) CD grubun müziğini Carmen Rizzo müdahale etmeden önceki saf halini içeriyor. Ekip bu akustik versiyonları mutlak suretle dinleyicileri ile paylaşmak istemiş zira bu CD stüdyo aşamasını akustiklikten elektroniğe geçişin en güzel kanıtı. İlk CD kadar çağdaş olmasa bile ikinci CD yapılan müziğe farklı bir perspektiften bakıyor.
“Nine Heavens” çarpıcı bir formatta ustalıkla geleneksel folk parçalarının İran’dan gelen mistik Sufi şiirleri ile harmanlıyor ve bunu ister dans ister trans formatında sunuyor. Müziğin artık birebir oturulup dinlenen bir şey olmadığını, maalesef yan unsurlarla ancak dinlenildiği bir dönemdeyiz. Böyle bir ortamda ise müziğin farklı içeriklerle ön plana çıkması gerekiyor. İşte Nizam’ın Orta Doğu Müziği’ni şahlandıran “Nine Heavens” da ki en büyük özellik bu…
Fischerspooner’un #1 albümü iyi veya kötü bir hevesten daha ileriye gidememişti. ‘Electroclash,’ tarzına soyunan albüm tüm çabalarına rağmen bunu gerçekleştirememişti. Tüm Avrupa’da dans pistlerinde hit olan Emerge parçalarının getirdiği ünü devam ettirmek amacı ile kaydedilen #1 albümü yere sağlam basamadığından dolayı raflara konulduğu gibi unutulmuştu. Albümün dikkate alınmaması nedeni albümüm kompozisyon olarak zayıf olmasından kaynaklanmıyordu, ancak Warren Fischer (yönetmen) ve Casey Spooner (oyuncu) oluşan Fischerspooner’ın başka işlerde çok daha başarılı olmaları albümü gölgede bırakmıştı.
İkili, fırtınadan önceki sessizlik gibi gelen ikinci albümleri Odyssey ile karşımızda. İlk çalışmalarına kıyasla ikinci albümlerinin en büyük özelliği daha bütün ve yoğun olması. Yeni albümlerindeki geniş görüş açısı ve ses cümbüşü tüm parçaları tek bir kalite sınırı içinde çevreliyor. Nicolas Vernhes, Tony Hoffer ve Mirwais gibi üç farklı prodüktör ile çalışan grubun yeni parçaları bundan dolayı birbirinden oldukça farklı. Zaten ikilinin amacı da buymuş; belli bir kalıpta olmayan ancak yine de kendi kitlelerine hitap eden müzik yapmak. Ortaya çıkan sonuç ise oldukça tatminkâr.
Albümün açılış parçası Just Let Go bas tınıları ve sinsi melodi çağlayanı içerisinde akan bir müzik şöleni. Kuvvetli gitar vuruşlarına kıyasla parçanın marş havası mükemmel bir enerji akışına dönüşüyor. Albüm içerisinde ilerledikçe Fischerspooner’un geniş vizyonu şekillenmeye başlıyor. Çok katmerli derin prodüksiyon hareketleri Spooner’ın vokalleri ile kusursuz bir biçimde ilerliyor. Mirwais’in albümün son iki haftasına prodüktörlük yapmış olması yoğun ancak sert bir şekilde kendisini gösteriyor. Bunun en belirgin özelliği boğuk, hantal bas melodilerinin kristalize seviyelere ulaşması ile anlaşılıyor. Yakınlarda bizlerden ayrılan son dönem entelektüellerinden Susan Sontag ‘ın We Need a War parçasına yazdığı sözler, Bush devletinin Amerikan halkını iç problemlerinden uzaklaşmak için yarattığı uluslararası kargaşayı tüm açıklığı ile dile getiriyor.
Dans edilebilir rock kavramı üzerine yoğunlaşan ikili, kendilerini son günlerde gündemde olan LCD Sounsystem ve Soulwax gibi gruplardan ayırmakta. Daha fazla pop kültürü üzerine yoğunlaştıklarını söyleyen ikili, müziğin tınısal özelliğinden daha fazla kültürü ile ilgilenmekteler. İlk albümleri ile bir performans olmaktan ileriye gidemeyen Fischerspooner, yeni çalışmaları ile tam anlamıyla grup olmaya soyunmuş. Odyssey bu yıl çıkartılan albümler arasında en davetkar ve anlaşılabilir çalışma, electro-clash türüne ilgi duyanların zevkle dinleyebilecekleri bir müzik ziyafeti. EMI etiketi ile piyasaya çıkan albümün bu defa raflardan tozlanmaya hiç niyeti yok…
Albümdeki Parçaların Listesi ( 10 üzerinden