// Arşiv

Enstrüman

This tag is associated with 263 posts

Mohsen Namjoo – zolf bar baad

Mohsen Namjoo

Mohsen Namjoo

Mohsen Namjoo Meşhed’de Doğdu. Edebiyat ve müziğe olan ilgisi daha çocuk yaşlarında başladı. Ailesinin karşı çıkmasına rağmen profesyonel olarak müzik yapmaya karar verdi ve müzik eğitimine Tahran Üniversitesi’nde devam etmek için Tahran’a taşındı.

Klasik, geleneksel İran müziği ile yakından ilgilendikten sonra denemelere başladı ve bu geleneksel müziği modern yöntemlerle birleştirip sentez yaptı. Bu çalışmaları bazı kesimler tarafından kabul görmedi ve çok sık zorluklarla ve engellemelerle karşı karşıya kaldı.

İran müziğini alışılmamış bir şekilde uygulaması ve şarkılarının değişik tarzı nedeni ile, üçüncü yılında üniversiteden atıldı. 2000 yılından bu yana rock müzik ve caz onun için önemli hale geldi. Bu iki müzik türünü geleneksel İran müziği ile birleştirdi. Bu denemeler çok kötü bir teknik ile kayda alındı. Bu kayıtların bir kısmı kopyalandı ve tüm İran’da, bir çok insan tarafından sevilerek dinlendi. 2006 yılında özel konserler vermeye başladı ve aynı yıl Uluslararası Rotterdam Film Festivali’nde “Hotspot Teheran” konulu etkinlikte sahneye çıktı. Çok başarılı olan bu konser sonrası Hollanda radyosunda onunla bir söyleşi yapıldı ve konserden bazı eserler çalındı. İran sınırları dışında Mohsen Namjoo özellikle “Sound of Silence” isimli belgeselle tanındı. Bu belgeselde Amir Hamz ve Mark Lazarz, Namjoo ile birlikte, İran’ın diğer öncü müzisyenleri O-Hum, Hich-Kas ve Emad Bonakdar’ı da göstererek, Tahran’daki underground müziği anlatıyorlardı.

Temmuz 2009 tarihinde Kuran’ı karalama suçlaması ile beş yıl hapse mahküm oldu.

Originally posted 2010-07-05 11:49:42. Republished by Blog Post Promoter

Geoffrey Gurrumul Yunupinqu

Bazı albümleri alır almaz dinleme imkânı olmaz ve arşivinizin olması gereken yerine bırakıp unutursunuz. Bu unutma süreci çok uzun veya kısa olabilir bu tamamıyla dış etkenlere bağlı bir durum. Bu etkenler televizyonda gördüğünüz bir klip veya haber, sokakları arşınlarken kulağınıza sürekli takılan bir melodi veya bir arkadaşınızın size tavsiyesi üzerine gelişir.

Elime Avustralyalı bir Aborjin olan Geoffrey Gurrumul Yunupingu’nun albümü geçince açıkçası ilk başta bir ürktüm zira albümün kapağında kör bir Aborjin adamın oldukça kasvetli bir biçimde fotoğraflanmış yüzü vardı. Gözlerine yansıtılan karanlığın elbette bir anlamı ve amacı vardı ama nedense albümü bir yana bıraktı. Daha kaldırabileceğim bir dönem dinlemek üzere. Sonra özellikle internette üye olduğu birçok Dünya Müziği kurumundan Gurrumul hakkında yazılar okumaya başlayınca, bıraktığım yerde hafif tozlanmış bu çalışmayı artık dinleme zamanı geldiğini fark ettim.

İlk dinlediğimde tatlı kendini sevdiren bir vokal ile karşılaştım, akustik bas ve gitar ile eşlik edilen bu ses beni büyülemedi ancak içimde bir huzur yarattı özellikle albümün kasvetli kapağından sonra. Araya serpiştirilen orkestra yaylı takviyeleri ve arka vokaller dinlediğim müziğin bir ayrıcalığını yansıtmasa bile hoş dokunuşları ile aklımda bir yer edindi. Ancak şu bir gerçek ki Batı Afrika veya Doğu Avrupa’dan gelen başarılı bir Dünya Müziği çalışması gibi beni etkilemedi. Bu arada Elcho Adası’nda doğan 1970’li Gurrumul’nun adı katlanarak ortalıkta görülmeye ve duyulmaya başladı.

Doğuştan kör olan sanatçı basından takip ettiğim kadarıyla pek fazla konuşkan bir kişiliğe sahip değil, zaten çok az İngilizce biliyor. Kendi adına ağırlıkta konuşan ve ön plana çıkan kişi aynı zamanda albümünde yapımcısı olan, Gurrumul ile sahneyi basgitarı ile paylaşan Michael Hohnen. Hohnen’in anlattıklarına göre Gurrumul tüm müziksel geçmişini kabilesindeki önemli şahsiyetlerden almış. Kendisine yüzyıllar boyunca bir jenerasyondan diğerine geçen müziksel kültürleri aktaran kabile büyükleri Gurrumul’un müzik gelişiminde birebir rol oynamış. Bunun sonucu olarak sanatçı kendi müziğini besteleyip icra etmenin yanı sıra davul, klavye, gitar ve yerel enstrüman didgeridoo çalıyor. Ancak asıl önemli faktör dinledikçe içinize sinen sesi.

Aslında müzik müzik, ya sizi ilk dinleyişte kavrar yâda zamanla içinize siner. Normalde ikinci tercih benim için daha önemli zira her zaman söz konusu çalışmanın daha kalıcı olmasını sağlar. Gurrumul’un müziği çarpıcı kesinlikle değil ama içerdiği ritimsel harmanlamaların akışı ve dinleyeni kavrayışı çok başarılı. Albümü ülkemizde görmemiz açıkçası imkânsız zira bu kadar bilinmeyen bir sanatçı ve özellikle müziği bizim pazarlama ofislerimizin algılaması zor, ancak sağ olsun internet var ve onun sayesinde özellikle Dünya Müziği tarzına giren ender müziklere daha bir kolay ulaşabilir olduk.

Gurrumul kendi halinde bir yerel Avustralyalı ama yaptığı bu ilk albüm kendisine Amazon.com sitesinde world/folk kategorisinde Bob Dylan’ın yeni çalışmasının yanında bir yer edindi. Elbette bu resmi bir liste değil ama benim için önemli zira müzik piyasasında birebir etkilenmeyen sadece alıcıların talepleri doğrultusunda belirlenen bir liste olması Gurrumul’un çalışmasında ne kadar başarılı olduğunun kanıtı. Gurrumul kendisinden 2009 sonuna kadar daha çok söz ettirecek gibi…

Parça Listesi:

  1. Wiyathul
  2. Djarimirri
  3. Bapa
  4. Gurrumul History (I was born blind)
  5. Marrandil
  6. Marwurrumburr
  7. Galiku
  8. Baywara
  9. Gathu Mawula
  10. Galupa
  11. Wirrpanu
  12. Wukun

Daha Fazla bilgi için:

Geoffrey Gurrumul Yunupinqu Sanatçı Resmi Web Sayfası >> oraya git
Geoffrey Gurrumul Yunupinqu Sanatçı MySpace Web Sayfası >> oraya git

Originally posted 2009-12-31 07:53:57. Republished by Blog Post Promoter

Kirsty Almeida – Make Me Happy

Kabare devri belli ki daha bitmedi! Kirsty Almeida “You Can’t Make Me Happy” adlı parçasını Londra’daki Favela Chic salonunda söylerken görüntüye yakalananlar…

Originally posted 2010-05-13 16:16:07. Republished by Blog Post Promoter

Photos on flickr

Tikabasamuzik Tumblr

    http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17109213760http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17087773585http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/16923390130http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/16857634203

Better Tag Cloud