1994 yılında kurulan “Yeni Grup” anlamına gelen Di Naye Kapelye, Macar köklerine sahip Amerikalı Bob Cohen tarafından kurulan bir ekip. Grup Bob Cohen, Amerikalı Jack ‘Yankl’ Falk ve ortalıkta bulunabilecek en başarılı yerel müzisyenlerin bir araya gelmesinde oluşuyor. Bob’un yıllardan beri Doğu Avrupa’yı dolaşıp yerel sanatçılar ile müzik birlikteliğine girip besteler toparlıyor olması ekibe çılgınlık ancak bir o kadar da yetenek katıyor. Ekibin repertuarı elbette bu yöreye ait – tüm Orta ve Doğu Avrupa folklorik oluşumundan Hasidik Nigunim (Dinsel Musevi Parçaları) ezgilerine ve komünist propaganda dönemine kadar uzanan geniş bir müziksel yansıma.
Di Naye Kapelye Grup Fotoğrafı
Zaten albümün adı ve muhteşem Sovyet stili kapak çalışması bu evreyi yansıtıyor. Aslına bakarsanız grubun yeni albümü dünya müziği kulvarında Hasidik nign ezgilerini ve 1950’li Romanya Komünist bestesi olan, bir çiftçinin Yiddişçe traktörüne şükranda bulunduğu ‘Traktorist’ parçasını içeren ilk ve tek albüm.
Kolay tanımlama yapabilmek için grubun müziğini bir şema içerisine yerleştirmek gerekiyor ancak Di Naye Kapelye söz konusu olunca bu tanımlamalar oldukça zorlaşıyor zira yerleştirmeye çalıştığınız her tarz aslında birbirine geçiş sergiliyor. Örneğin 1950’lere tarihlenen bir başka Yiddiş komünist ağıtı olan ‘A Briv fun Yizroel’ adlı parça dinlerken Michael Alpert’in vokallerinin arkasından kısık bir kaval bezeri sese sahip olan yerel enstrüman (viora cu goarna) sesi yükseliyor ve bu her şeyi bir anda karıştırıyor. Her ne kadar bir kaos ortamı hakim olsa bile albüm bir birine sıkı sıkıya bağlanmış organik parçalardan oluşuyor bu da bir bütünlük ve sürdürülebilirlik sağlıyor.
Di Naye Kapelye Grup
Albümde 1915’e tarihlenen bir Amerikan-klezmer tınısı olan ‘Mashke’ (daha sonra Musevi klarnetçi Naftule Brandwein tarafından ünlendirildi); Yankl Falk’ın mükemmel vokalleri ile süslenen ‘Pirim’; On üç yaşında Aron Cohen’ın katkıda bulunduğu ‘Az nisht keyn emine’ ve daha önce de grubun albümlerinde karşımıza çıkan ‘Mashke’nin yeni yorumu albümün içeriğinin en güzel yansıtan eserler. Eski zaman Musevi müziği icra eden ekip bunu soykırım öncesi ve sonrası dönemlerde çalındığı gibi yansıtıyor. Bu müziklerin doğduğu topraklarda yaşayan yerel sanatçılardan ve Çingenelerden geçmişi araştıran ekip müziğin yaşayan geleneğini diriltiyor. Bunu yaparken kullandıkları geleneksel enstrümanlar ise ayrı bir heyecan unsuru, bunların arasında tsimbl, cimpoi, plonka ve kontra en dikkat çekenleri.
Albümde yer alan parçaların hepsi Orta ve Doğu Avrupa’da müziksel anlamda dokunmadık bölge bırakmıyor. Ekibin şu ana kadar ele aldığı en başarılı müzik şöleni olan “Traktorist” Musevi, Doğu Avrupa, Çingene ve yerel mahalle gruplarının emeğini yansıtan bir çalışma. Burada Musevi köklerine inilmektense bir bölgenin tarihi enine boyuna ele alınıyor. Bob, Yankl ve ekibi kesinlikle bir mucize yaratmış durumda ve bunu dinleyen her kese devredebiliyor. Bu bölgeden müzik yapan elbette birçok ekip var ancak Di Naye Kapelye’yi ayırt eden en büyük özellik müziklerindeki derinlik anlayışı ve sürdürülebilirlik. “Traktorist” günümüz dünyasında birbirine geçmiş kültür ve toplumları yansıtan karizmatik bir çalışma.
Di Naye Kapelye: Bob Cohen (viyolin, vokal, koboz, mandolin, bateri Stroh kemanı, cimpoi) Jack “Yankl” Falk (vokal, klarnet) Antal “Puma” Fekete(kontra, bateri) Gyula “Kosztya” Kozma (bas) Ferenc Pribojszki (cimbalom, kaval, bateri)
Özel Konuklar: Michael Alpert (vokal, viyolin, perküsyon) — 3, 4, 6, 12 Aron Cohen(vokal) — 6 Josh Dolgin (akordeon, piyano) — 4, 10 Imre “Kutyuli” Keszthelyi (voka) — 12 Tom Popper (vokal) — 12 The village band from Tjaciv (Tecso), Carpatho-Ukraine — 5, 11, 15, 16
Albüm içeriği:
01. Nit Bay Motyen 02. Traktorist 03. Pastekhl Moldavian Caval 04. Schwartz’s Sirba A Briv Fun Yisroel 05. Baj Van Medley 06. Az Nisht Keyn Emine 07. Hamanul From Dragomiresti 08. Uncle Arpi’s Nokh A Bisl 09. Hoaderes 10. Sadegurer Hosid 11. Hutsul Medley 12. Mashke 13. Pirim 14. Moldvai Zhok 15. “7.40” 16. Chernobyl
Geçen on yıl içerisinde, Lila Downs, geleneksel Meksika müziğini, özgün besteler eşliğinde blues, jazz, soul, Afrika ritimleri hatta klezmer ile harmanlayarak biz dünya müziği severlere sundu. Kültürleri ritimler ile kaynaştıran ve son derece eşsiz dramatik yeni müziksel açılımlar gerçekleştren sanatçı Nisan ayında bu on yıllık arşivini canlı bir konser CD’si ve onu takip eden turne ile kutlayacak.
Meksikalı sanatçının müziğinı sınıflandırmak oldukça zor ancak illaki bir tanım yapmak gerekirse sanatçının müziğine uluslararası seslerin heyecan verici bir çarpışma ortamı olarak kategorize edebiliriz. Lila Downs ile müzikal yolculuk her zaman büyüleyici, sihirli, güçlü ve bir o kadar da görkemli ve zarif.
World Village Müzik firmasının “LILA DOWNS LIVE! LILA DOWNS Y LA MISTERIOSA” adlı bu yeni albümün tanıtımı için hazırladığı özel sunum aşağıdaki gibidir.
Dayanılmaz house ritim ve 70′li soul/funk dönemini en iyi harmanlayıp bize sunan günümüzdeki tek grup kuşkusuz Jamiroquai . 15 yaşında evden kaçıp evsizliği, hırsızlığı, ölme tehlikesini yaşayan 30 Aralık 1969 doğumlu Jason Kay (a.k.a J.K.), tüm bu yaşadıklarından sonra 90′ların başında evine geri dönüp doğru yol olarak belirlediği müziğe soyunmuş. Çok sevdiği Kızılderili kabile the Iroquois ve jam kelimeleri birleştirerek oluşturduğu Jamiroquai adlı grubu ile demo müzik kaydetmeye başlayan Jay Kay, 1992 yılında Acid Jazz şirketinin dikkatini çekmeyi başardı. Yılsonunda ise dünya çapında ses getiren ilk 45′liği When You Gonna Learn ? piyasaya çıktı. Bu parçaları sayesinde Sony (artık SONY BMG) gibi bir müzik devinin bünyesinde olan S2 (Soho 2)şirketi ile 8 albümlük bir anlaşma yaptı.Kendi toprakları Britanya’da listelerin başından uzun süre inmeyen ilk albümleri Emergency On Planet Earth’ ü 1993 yılında çıkarttı. Albümle ölümsüzleşen iki 45′lik Too Young to Die ve Blow Your Mind çok uzun süre ilk on listesine demir attı. Böylece müzik çevresi Jamiroquai’ ın başını çeken emsalsiz şapka koleksiyoncusu (yakında Quai markası ile kendi şapkalarını üretecek), Adidas tutkunu, eşsiz lüks araba koleksiyonu olan, yerinde duramayan ve boyu kadar zıplayabilen Jay Kay ile resmen tanışmış oldu.
Grubun ikinci üretimi 1995 yılında The Return of the Space Cowboy adıyla piyasaya çıktı. Albüm, bir önceki satışlarını katlayarak Jamiroquai ‘ye göz ardı edilemeyecek kadar büyük bir başarı sağladı. Artık dünya dans müziği platformu Jamiroquai ‘ in bir benzeri olmayan melodileri ile savrulmaya başlamıştı. Travelling Without Moving albümü 1996 yılında piyasaya sürüldükten çok kısa bir süre sonra platin albüm statüsüne ulaştı. Bu dönemde gruptaki herkesin mutluluktan mest olduğunu zannederken, basçı Derrick Zender’ın ani ayrılışı grubun yeni projelerinde kısa da olsa bir yavaşlamasına neden oldu. O zamana kadar yeni albüm için Zender ile ortaklaşa yazılan tüm parçalar (neredeyse albümün hepsi) tamamen göz ardı edildi ve baştan sona Jay Kay tarafından yeni eserler yazıldı. Bu uzun bekleyiş süresinde hayranlarından kopmamak için Jamiroquai aynı zamanda Godzilla’nın film müziğinde yer alan Deeper Underground adında bir 45′lik çıkarttı. Alınan tepkilere göre müzik severlerin Jamiroquai ‘yi unutmaya hiç niyeti yoktu. 1999 yılında gelen Synkronized albümü tüm dinleyenleri resmen başka bir frekansa senkronize etti, “ Jamiroquai frekansı ”. Bu frekansın tadına bir defa varan bir müziksever mecbur kalmadıkça ayarlarında bir değişiklik yapmıyordu. Böylece yoğun bir Jamiroquai dinleyici kitlesi oluşmaya başladı. A Funk Odyssey albümü 2001 yılında çıktığında, Jamiroquai çoktan Britanya’da bir enigma statüsüne erişmişti. Albümde yer alan melodilerin gizemli dans karışımları ile dinleyenleri çok kolay atmosferlerine çekebiliyorlardı. Nitekim 20 Eylül 2003 tarihinde Türk müzikseverler Jamiroquai ‘in atmosferi ile tanışma fırsatı buldu. PD (Production Department)’nın organizasyonu ve FG 93.7′nin katkılarıyla, 20 Eylül 2003 Cumartesi akşamı, Mydonose Showland’de sahne alan grup, inanılmaz bir performans ile dünya turnesini tamamladı. Konserin en büyük dezavantajı şehürden çok uzak olmasının yanı sıra, şu ana kadar İstanbul’da görülmüş en pahalı konserlerden biri olmasıydı ve bundan dolayı ne yazık ki olması gerektiği kadar bir kalabalık sağlanamamıştı. Çok yazık…
Her şey bir tarafa şimdi tekrar Jamiroquai zamanı! Listelerde hakkıyla fırtınalar estiren A Funk Odyssey albümünün üzerinden dört yıl geçti ve 21 Haziran 2005 tarihinde altıncı Jamiroquai albümü Dynamite çıktı. 18 ay boyunca yoğun bir şekilde İtalya, İspanya, Costa Rica, İskoçya, New York, Los Angeles ve Jay Kay ‘in eşsiz Buckinghamshire stüdyosunda kaydedilen albüm çok renkliliğini tüm bu farklı şehirlerden alıyor olsa gerek. Mike Spencer ortak prodüktörlüğü ile yazılan ve kaydedilen Dynamite, özünde Jamiroquai ‘nın 13 yıl önce bizlere tanıştırdığı tarzı koruyor ama müzik olarak çok daha sesli, keskin köşeli ve geniş kapsamlı. Bu Jamiroquai evreninin genişlediğinin en belirgin kanıtı. Dynamite hakkında kaleme alınabilecek çok az olumsuz yön var. Albümün habercisi, ilk 45′lik Feels Just Like It Should tarzı ve zaman zaman derinselleşen sert elektro funk melodileri ile Deeper Underground parçasını anımsatıyor ancak altyapısı ile Jamiroquai ‘in derin müzik keşfinde başarıyla ilerlediği anlaşılıyor. Jamiroquai ‘in organik funk melodilerinin dijital bir öğütücüden geçirildiği bu parça ilk dinlenildiğinde sizi hemen yakalamıyor ancak mükemmel ses oluşumları ile içten içe sizi fethetmeye başlıyor. Jay Kay ‘ın yaptığı bir açıklamaya göre Feels Just Like It Should ilk 45′lik olarak seçilmesinin en büyük nedeni dört yıl aradan sonra istenilen etkiyi yaratabilecek kapasitede bir parça olmasıymış. Parçanın arkasında yatan gizli mesaj: 4 yılın intikamını almaya geldik. Acid-caz / fusion-funk arasında çok rahat dans edebilen grup diğer albümlerine kıyasla Dynamite ‘ da ekstra bir heyecan yakalamış durumda. 15 Ağustos’ta ikinci 45′lik olarak piyasaya çıkacak olan Seven Days In Sunny June , romantik yumuşak bir asit-caz parçası ancak diğer taraftan Black Devil Car adrenalin yüklü doruklarda dolaşan bir funk-rock parçası. Electric Mistress uzaysal bir ortamda Jay Kay ‘in nefesine yüklendiği bir funk-disko parçası. World That He Wants parçası minimal enstrümanlar ile yapılandırılmış, ağırlıkta Jay Kay ‘in sesine dayanan olgun politik bir parça. Star Child sizi her yönden yakalayan disko melodileri ile vücudunuzu isteseniz de, istemeseniz de müzikle süzülmeye zorluyor. Ancak albümde bir parça var ki, Talulah , her anlamda ön plana çıkıyor, adeta Jamiroquai ‘ in şu ana kadar yaptığı her şeyi özetleyen altı dakikalık bir belgesel. Give Hate A Chance parçası Jay Kay pürüzsüz sesi ve arka vokallerin mükemmel senkronizesi ile albümdeki en kuvvetli oluşumlardan bir tanesi.
13 Temmuz 2005′de Türkiye’de satışa çıkacak olan Dynamite hem eski hayranlarını memnun edebilecek hem de atmosferine yeni dinleyicileri çekebilecek kapasitede. Her albümde hissettiğimiz heyecan, akıcılık, tazelik ve farklılık sanki bu albümde biraz daha dikkat çekiyor. Bir kısım basın tarafından kısıtlı söz yazmak ve kendini tekrarlayan müzik yapmakla suçlanan Jamiroquai, belli ki bu suçlamalara bağışıklık kazanmış durumda çünkü hem tarzına bu kadar sadık kalıp hem de bu kadar derin ve dallanmış bir albüm yapmak çok kolay bir şey olmasa gerek. Her zaman olduğu gibi Jamiroquai tüm soruları müziği ile yanıtlamakta.
1. Feels Just Like it Should 2. Dynamite 3. Seven Days In Sunny June 4. Electric Mistriss 5. Starchild 6. Love Blind 7. Talulah 8. Give Hate A Chance 9. World That He Wants 10. Black Devil Car 11. Hot Tequila Brown 12. Beatbox 13. Time Won’t Wait