// Arşiv

Enstrüman

This tag is associated with 263 posts

Lubna Salameh

Haifa’da dünyaya gelen Lubna, şimdilerde Galilee’nin kuzeyinde bir kasabada yaşıyor. Daha çocuk yaşta klasik Arap şarkıları söylemeye başlamış, Arap kültürünün klasik kadın şarkıcıları ve özellikle Ümmü Gülsüm’ün şarkılarıyla ustalaşmış. Orkestrayla beraber İsrail, Filistin, Avrupa ve Amerika’da festivallere katılan Lubna klasik Arap müziğinin en iyi yorumcularından biri.

Nazareth Orkestrası’nın büyük ses getiren ilk iki albümünün yıldızı olan Lubna, Türkiye’den Ömer Faruk Tekbilek, İngiltere’den ünlü alternatif rock grubu Radiohead’in solisti TomYork gibi uluslararası sanatçılarla sahne almış.

Lubna, yorumlarıyla, klasik şarkılara  kendine has derinlik ve otantik tatlar katarak Arap müziğine yeni bir soluk getiriyor.

Originally posted 2010-03-27 08:21:36. Republished by Blog Post Promoter

Pandit Debashish Bhattacharya

Debashish Bhattacharya

Debashish Bhattacharya

 

Pandit Debashish Bhattacharya “Kutsal Gitar Üçlüsü” yaratıcısı ile baş başa sohbet

Kolkata, Batı Bengal eyaletinin merkezi, Hindistan’ın eski başkenti (1772–1912) ve yaklaşık 4,5 milyon Hintlinin yaşadığı bir kent. Önemli bir eğitim ve kültür merkezi olan Kolkata, birçok edebiyatçı, ihtilalcı ve sanatçının kenti. Bengalce, İngilizce, Hintçe ve Urduca konuşan kozmopolit bir nüfusa öğrenim olanağı sağlayan kent aynı zamanda Hint geleneksel müziğinin çağdaş yorumcusu ve hiç şüphesiz en yetenekli sanatçılarından biri olan Pandit Debashish Bhattacharya’nın yurdu.

Yeni üretimini geçtiğimiz günlerde veren sanatçıyı memleketinde bulup ilk defa Türk okuyucular ve müzikseverler için söyleştik.

 

Pandit-Debashish-Bhattacharya yatay Gitarı İle

Pandit-Debashish-Bhattacharya yatay Gitarı İle

Başlangıç olarak Türk müzikseverlere nasıl müzik ile haşır neşir olduğunuzu ve bunun sonucu olarak müzisyen olmaya karar verdiğinizi açıklar mısınız?

Başlangıçta, zannedersem dört yaşlarında, babamın bana hediye ettiği Hawaii’ye ait kucak gitarı ile oynamaya başladım. İlk dokunduğum an müziksel bir elektroşok yaşadım ve her ne kadar daha çok ufak olmama rağmen o an bir şeylerin olacağına dair inanmaya başladım.  O andan itibaren klasik müzik ile yoğrulmaya başladım, Raga ezgilerinin batı enstrümanları üzerinde icra edilebilme azmi çok ilgimi çekti ve o andan itibaren tekrar tekrar rüyalarımı gerçekleştirmekteyim.

Anladığım kadarıyla çok övgü topladığınız bir üçlü gitar serisi ürettiniz. Bu enstrümanları yapmaya sizi ne itti ve Hint müziği içeriğinde bunları nereye yerleştiriyorsunuz?

Yarattığım enstrümanlara “Kutsal Gitar Üçlüsü” adını verdim. Bunlar sırasıyla Chaturangui, Anandi ve Gandharvi. İcatlar her zaman imkânsızlıkları aşmak, ahenkli kişilikleri ayrıştıran bir etki yaratmak için gerçekleştirilir. Gelenekselliği modernlikle, çağdaşlığı klasikle birleştirmeyi bir meydan okuma olarak ele aldım ve bu harmanlamaları daha önce hiç duyulmayan bir melodi olarak yansıtmayı hedefledim.  Bu umudu arkama alarak “Kutsal Gitar Üçlüsü”nü ürettim.

Kendi çerçevenin içinde ve dışında olan herkes ile müzik işbirliğine giriyorum ve şu ana kadar Tanrı’nın müsaadesiyle herkes benim müziğim ile kendilerini bütünleştirebildi. Bu da müziğimin global spektruma ulaştığının bir göstergesi.

Herhangi başka bir sanatçı bu özel üretilen gitarlarınızdan kendisine de yapmanızı istedi mi?

Hayır, birebir olmadı; ancak dünya müziğine olan bu naçizane katkımdan dolayı çok övgüye boğuldum.

Müziğinizin yapısı çok ruhani; bunun için bir plan yapıyor veya çaba harcıyor musunuz?

Ruhanilik kişisel bilinçlikten gelir. Bu insanoğlunun tanımından öte, Ruhanilik müziğin bir parçası olur ve ruha dokunur. Bunun için hiç çaba sarf etmedim, genetik olsa gerek.

Başka kültürleri taban alarak ruhani bir çalışma yapmayı hedefliyor musunuz?

Şu an böyle bir şey düşünmemekteyim ancak neden olmasın kesinlikle böyle bir etkileşime girebilirim. Bunun için çok fazla araştırma, kültü özümsemem ve deneysel açılımlarına bakmam gerek.

Türk Müziği hakkında ne kadar bilgi sahibisiniz? Takip ettiğiniz veya beğendiğiniz sanatçılar var mı?

Türk müziğine bayılıyorum; modernliği, ifadesi, dışavurumu ve elbette ritmi.

Sınırların birbirine geçmesiyle kanımca tüm kültürler kendi aralarında kaynaşmaya başladı. Sığ görüşlerin tüm utançları, ayrımcılıkları yıkılmaya başladı. Kültürel küreselleşme hakkında ne düşünüyorsunuz?

Kültür kanımca insanoğlunun güzel yönlerini ortaya çıkartıyor; neye inandıklarını ve yaptıklarını. Kültürel küreselleşme çok eskiden başladı; o zaman bunun merkezinde din vardı. Ancak şimdi insanoğlu çevresinde kendilerine göre en iyileri benimseme yolunu tercih ediyor. Evet, hala boğumlanmalar var fakat günümüzde bazı şeylere onay almak çok daha kolaylaştı. Bunun en başlıca nedeni teknolojik gelişimlerin sayesinde ortaya çıkan uluslar arası açılma.

Nasıl ve ne şekilde müziğiniz sınırları aşarak diğer müzikler ile harmanlamaya giriyor?

Çoğumuz burada müzisyenleri kastediyorum, diğer sanatçıların müziksel sınırlarına tecavüz etmeden çalıyor, bende bunu korumaya çalışıyorum.

Sizin ve müziğiniz hakkında bilmemiz gereken en önemli şey nedir?

Benim hakkımda… Öncelikle insanım ve eksikliklerim mazur görülebilir. Onun haricinde küresel bir Hintliyim ve elbette dinsel ve profesyonel bakımda bir müzisyenim. Amacım dinleyenlerime mutluluk ve haz vermek.

“Dünya Müziği” terminolojisi son dönemlerde çok revaçta, bazı sanatçılar bunu kucaklarken bazıları varlığını bile kabul etmiyor. Yerel müziğin “Dünya Müziği” olarak adlandırılması/sınıflandırılması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Dünyanın herhangi bir köşesindeki müzisyen bestesini yarattığında onu her zaman birebir etkileyen o an bulunduğu ortamdır. Yani düşünceler ağırlıkta “yerel”dir. Bu düşünceler, klavye, gitar, sarod ve benzeri çağdaş enstrümanlar ile evlendirilince ortaya evrensellik çıkar. O halde günlük konuşma diline ait olan bir beste içine işlenen derinlik ve yaklaşım ile global bir değerliliğe dönüşebilir.

O halde müziğinizi nasıl tanımlarsınız?

Benim müziğim – değişikliklere açık ve kendini dünyaya adamış herkes için.

Dünya müzik arenasına bakılınca kendi müziğinizi nasıl sınıflandırıyorsunuz ve Hintlilere kıyasla Batılılar müziğinize nasıl tepki gösteriyor?

Bir batılı için aşina olduğu enstrümanların, Ortodoks Hint Müziği ailesinden gelen bir müzisyen tarafından yeniden şekillendirilmesini algılamak çok daha kolay. Bu beklide coğrafya, politika ve ekonomik nosyonlar üzerine yapılandırılan kavramsal sınırları yıkan bir unsur.

Müziğiniz inanılmaz ritmik, armoniler içersinde süzülen ve melodik. Müziğinizdeki farklılık sizin kültürünüze yabancı olan müzikseverleri ilk dinleyişte yakalayan bir unsur. Aynı zamanda  sokulduğunuz klasik Hint edebi kulvarları (özellikle son albümünüzde olduğu gibi) ve derim kültürü bakımında müziğiniz oldukça eğitici. Eğer mümkünse, amacınızı; kültürünüzü olabilecek her yere tanıtmak ve bunu sorumlu ve sürdürülebilir şekilde yapmak kavramı içerisinde tanımlayabilir miyiz?

Kesinlikle… İnsanların müziğimi anlaması ve bunu takdir etmesi beni ve kültürümü kabullendikleri anlamına geliyor. Benim kültürümü övüyorlar. Bu kültürü sizlere taşıyabilmemi sağlayan geçmişim ve köklerim için aşırı derecede gururluyum.

Bu yüzyılda kulaklarımız sürekli, insanların pek algılayamadığı ve özünde dinlemediği, ses sentezleri ile bombardıman altında veya bir müzisyenin gerçekten meselesinin ne olduğunu algılamaktan aciz bir dinleyici kitlesi var. Bu konu hakkında görüşleriniz nedir?

Doğru müziği tartmamızı sağlayabilecek, algılamalarımızı yönetecek, destek olacak veya yönlendirecek maalesef bir kitap yok. Bu olsa yapar mıyız? Bu kavram aslında kişiden kişiye değişiklik gösteren ve müzisyenin ruhunu ortaya çıkartan bir oluşum. Bir etki yarata bilmesi için çok sesli müziğe ne kadar ihtiyaç varsa yavaş müziklere de o kadar ihtiyaç var. Ancak evet, gürültü ile müzik arasındaki fark küresel etniklikten dolayı her yerde farklılıklar gösterebilir ve bu kabul edilmesi gereken ana gerçek.

İnsanlar arasında sınırları ve engelleri yıkan müzikler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Müziğin bir genel dili var. Kelimeler ise süslenmiş olmasa bile dinleyene ne demek istediğini ifade edebilecek bir kuvvete haiz. Bu bir bağlantı ve alfabetik seslerden çok daha bilimsel bir yapıya sahip.

Kendi müziğinizin haricinde, dönem dönem ilham, derinlik veya ruhsal esinlik için dönüp dinlediğiniz bir sanatçı var mı?

Evet, elbette var. Miles Davis, BB King, Tina Turner, John McLaughlin, Amerikan Blue Grass tarzı, Hawaii müziği, Ustad Ali Akbar Khan, Ustad Bade Gulam Ali ve Pandit Ravi Shankar hepsi beni hayatımın farklı evrelerinde etkilemiştir ve hala etkilemektedir.

Kültürel alışverişi algılayıp ileri atılım yapan bir Dünya müzisyeni olarak, seyahatlerinizde diğer sanatçılardan neler duyuyorsunuz? Özellikle son dönemlerde ilginizi çeken bir şey var mı?

Amerika ve Avrupa’dan  çıkan birçok genç grup ve Ali Fa, Derek Trucks, Jerry Douglas gibi birkaç şarkıcı – hepsi mükemmel!

Batıda sanatçılar ruhani müzik bestelemek konusunda ne kadar sınırlılar?

Sınırlama yaratıcılığın olduğu bir yerde asla var olan bir terminoloji olmadı. Biz yaşadığımız bu dünyadan emdiklerimizle, başkalarından aldıklarımız ve buna karşılık verdiğimiz ufak şeyler sayesinde gelişip var oluyoruz. Ruhanilik ise bir huy değil, bu benliğin içeriği ve burada sınırlama söz konusu olamaz. Asıl soru bizler ne kadar inandığımız şeyleri yapabiliyoruz?

 

O Shakuntala! Albüm kapağı

O Shakuntala! Albüm kapağı

Yeni albümünüz “O Shakuntala!” sonsuz bir aşk öyküsünün müziksel serüvenini bizlere taşıyan enfes bir eser. Bu proje nasıl gelişti ve ileride buna benzer kavramsal çalışmalar üretmeyi hedefliyor musunuz?

İnsanlarda gelişen acımasız, sert ve orantısız zalimlik yüreğimde uzun zamandan beri bir sıvıya neden oldu. Bu konuda üstüme düşeni bir şekilde yapmak istedim. Bu probleme bir çözüm bulmak için yetersiz olduğumu bilmeme rağmen müziği bir silah olarak kullandım. Bu süreçte Chitrangana Agle Reshwal ve Charu Hariharan adında iki muhteşem perküsyoncu kadın ile tanıştım. Erkek dominantlığının hâkim olduğu bir toplumda kadın olmalarına rağmen farklılıkları ile var olan bu iki sanatçı bana inanılmaz ilham kaynağı oldu. Onların yaşadıkları zorlulukları dinleyerek hep birlikte stüdyoya girdik.

Gelecekte neler yapacağımı şimdiden öngörmek oldukça zor ancak evet aşk temasının ölümsüzlüğü ve yaşatılması gerektiği kavramında bir şeyler yapmak isterim veya yapmayı umuyorum.

Albümdeki doruk anlarınız neydi?

“O Shakuntala”, Sanskrit şairi Kalidasa tarafından kaleme alınan “Abhigyana Shakuntalam” (Shakuntala’nın Tanımı), adlı sonsuz epik aşk hikâyesini müziksel bir serüvenle ele alıyor. Hikâyenin kendisi başlı başına bir doruk. Zaten. Ama onun haricinde eski zamanki aşk kültü ile günümüz aşk tanımını irdelemesi ayrı bir doruk anı. Bir diğer ve açıkçası albümün en dikkat çeken önemi ise kadın perküsyoncuların çalışmada yer alıyor olması, bu ne yazık ki hala var olan cinsel ayrımcılığı ortadan kaldıran bir öncülük.

Son olarak Türk müzikseverleri için söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Türk müzisyenlere, müzik âşıklarına ve tüm insanlara derin dualarımı ve içten sevgilerimi iletiyorum. Müzik her zaman en iyi yoldaşınız onu asla kaybetmeyin…

Debashish Bhattacharya-Calcutta Chronicles

Debashish Bhattacharya-Calcutta Chronicles

Originally posted 2011-06-09 08:45:56. Republished by Blog Post Promoter

Hanggai: Moğol Otlaklarından Yükselen Ezgiler

Introducing Hanggai

Introducing Hanggai Albüm Kapağı

Moğolistan’ın zengin ve bir zamanlar dünyaya hükmeden en büyük ordusuna sahip, oldukça derin bir tarihi var. Bu süreçte sanat, el işleri ve dünyanın başka yeri ile kıyaslanamayacak kadar özgün müzik yeteneklerini geliştiren Moğollar, özellikle ülkelerinin tabiatından esinlenerek meydana gelen şarkılar bestelemeleriyle biliniyor. Moğollar genellikle hayvanları için, kuzuları süt emerken şarkı söyler, atlarına gitmelerini veya durmalarını melodi ile anlatır, keçilerini şarkı ile güder, develerin seslerini taklit eder. Moğolların güzel kadınlara söyledikleri şarkılardan daha çok hayvanlarına ve doğaya söyledikleri şarkıları olduğu bir gerçektir. Şu zamana kadar çok fazla uluslar arası tanınmayan ve hatta bazılarımız tarafından bilinmeyen bu müzik dehlizi, dünya müziğine gösterilen sürdürülebilir algılama sayesinde biz müzikseverlere yavaş yavaş ulaşmaya başladı.

Dünya Müziğinin en büyük özelliklerinden birisi kalıplaşmış melodilerden müzikseverleri uzaklaştırması, başka temalara sokup farklı ritimlerin varlığını göstermesi. İşte dünya müziği kulvarında önemli bir konuma sahip olan World Music Network’un Introducing serisinden çıkan Hanggai adlı ekibin ilk uluslar arası albümü bunun en güzel yansıması. Basit bir şekilde açıklamak gerekirse bu albüm geleneksel Moğol folk ezgilerini kusursuz enstrümantal yapılandırmalar ile birlikte batı temalı bir forma oturtuyor. Pop ve folk kulvarına sokulan ekip, Moğolistan’ın en ünlü geleneksel şarkıcısı Norovbanzad’ın kendi başına gerçekleştirmiş olduğu kültürel bayrağı devralıyor.

Geleneksel Moğol müziği çoğunlukla insan sesine dayalı olsa da zaman zaman çok çeşitli müzik aleti de kullanılır ve Beycing’de yaşayan altı kişiden oluşan Hanggai söz konusu “Intoducing Hanggai” adlı yeni çalışmasında bu unsurları ön plana çıkartıyor. Grubun temelini morin khuur olarak bilinen at saçından yapılan kemençe, iki telli bir nevi ud olan tobşur, zo ve damar gibi vurmalı çalgılar oluşturuyor.

Grubun patronu ve aynı zamanda beyni olan Ilchi müzik kariyerine bir punk grubunda atılmış olmasına rağmen bir gün dinlediği yaklaşık 2.300 yıllık bir geçmişe sahip olan Khoomii olarak bilinen geleneksel Moğol gırtlak parçaları sayesinde bu tarz ile ilgilenmeye başladı. Yüz yıllardan beri var olan bu tarzdan büyülenen sanatçı, araştırmalarını geliştirmek için orta Moğolistan’a çok sık seyahatler yapmaya başladı. Burada hem ata müzik kültürünü öğrendi hem de Hanggai ekibinin diğer üyeleri ile tanışarak bu oldukça genç grubun temellerini attı.

Geleneksel folk formlarını modernleştirmek bazen fiyasko ile sonuçlanabilir ancak Hanggai ile ilgili olarak bu söz konusu değil zira ekip gelenekselliğin tüm enerjisini korumayı başarıyor. Bu geleneksel yapıya Robin Haller ve Matteo Scumaci gibi iki başarılı batılı prodüktörün elektrik gitar, bas ve elektronik dokusal katkısı ise tam bir otantik ve doğal harmanlama gerçekleştiriyor. “Intoducing Hanggai” adlı albüm yüksek ve düşük tempolu ritimler ile dengeli bir akış içeriyor. Bu genç sanatçıların ana müziksel kültür depolarını bir süzgeçten geçirerek bambaşka bir kültürel yapıya uyarlayabilmiş olmaları oldukça heyecan verici.

Antik Moğol dilinde dağlar, ağaçlar, göller ve mavi gökyüzünü tanımlayan bir kelimeden adını alan Hanggai bu ilk uluslar arası albümünün açılışını sakin ancak bir o kadar etkili ‘My banjo and I’ adlı parça ile yapıyor. Gırtlak melodilerinden güzel örnekler sergileyen ‘Yekul Song’ ile devam eden albüm, daha sonra çalışmanın en dikkat çeken parçalarından biri olan ‘Five Heroes’ adlı parçaya ulaşıyor. Zenginden çalıp fakire dağıtan beş kahramanı anlatan (nispeten Robin Hood’un Moğol versiyonu) parçada sabit bir monoton gırtlak sesinin üzerine yüksek ve düşük ıslık benzeri manipülasyonlar eklenerek dinleyene bilinmeyen bir dünyanın kapısını aralıyor. Parçalar Moğolca olmasına rağmen adeta dinlerken içinde barındırdığı öyküsel hikâyeciliği hissediyorsunuz. Ağırlıkta gırtlak ritimlerinden çeşni sunan ‘Wuji’ adlı parça, geleneksel enstrüman morin khuur’un müziksel katkısı ile ileriye şahlanıyor. Tıkabasa vokal armonileri içeren ‘Lullaby’ (Borulai) adlı parça Moğolistan’ın otlaklarından gelen bir ninniyi bizlere ulaştırıyor. Albümün sondan bir önceki parçası ‘Drinking Song’ ise hiç şüphesiz Hanggai’nin içkili olduğu bir gece kaydedilmiş ve sonra aranje edilmiş doruk anını yansıtıyor. Albümün en dikkat çeken, heyecan verici parçası olan ‘Drinking Song’ adeta dinleyenleri bir İrlanda barına götüren dans ve kelt ezgileri içeriyor.

Sivri kulaklar albüm boyunca var olan Çin müziksel etkisini fark edebilir ancak bunlar minimumda tutulmuş ve grubun açık politikasını göz önüne alınca rahatsızlık yaratmıyor. Hanggai hiç kuşkusuz Moğolistan’ın müziksel tanıtımı için heyecan veren yeni bir umut. Şimdiden birçok önemli müzik kurumu tarafından olumlu karşılanan ekip, uzun zamandan beri Moğolistan’ın uluslar arası çapta boş olan müziksel kulvarını dolduracak nitelikte. Bu boşluğu yakından ve dikkatle takip etmek ise biz dünya müziği severlerin görevi olmalı.

Parça Listesi:

  1. My Banjo And I
  2. Yekul Song
  3. Zhaoderen Nana
  4. Five Heroes
  5. Flowers
  6. Haar Hu
  7. Wuji
  8. Lullaby (Borulai)
  9. Drinking Song
  10. Four Seasons


Hanggai – Flowers
Yükleyen trashking. – Video klipler, sanatçı röportajları, konserler ve çok daha fazlası.

Originally posted 2010-05-03 09:47:49. Republished by Blog Post Promoter

Photos on flickr

Tikabasamuzik Tumblr

    http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17200717431http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17109213760http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17087773585http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/16923390130

Better Tag Cloud