// Arşiv

festival

This tag is associated with 126 posts

Bebek Yapılabilecek Parçalar

Hep doğru zamanda hangi parçayı çalalım diye bir sıkıntı içerisine girilir. İşte bebek yapmak için kanıtlanmış ideal bazı parçalar aşağıdaki gibidir.

  • ‘Let’s Get It On’ – Marvin Gaye
  • ‘JE T’Aime (Moin Non Plus)’ – Serge Gainsbourg with Jane Bikrin
  • ‘Mystic Lady’ – T Rex
  • ‘I Put A Speel On You’ – Screaming’ Jay Hawkins
  • ‘Sexual Healing’ – Marvin Gaye
  • ‘Let’s Stay Together’ – Al Green
  • ‘Lady’ – D’Angelo
  • ‘If I was Your Girlfriend’ – Prince
  • ‘Lovin’ You’ – Minnie Riperton
  • ‘I’m Gonna Love You’ – Barry White
  • ‘Rock Me Tonight (For Old Times’ Sake) – Freddie Jackson
  • ‘Cupic’ – Sam Cooke
  • ‘One Love’ – Massive Attack
  • ‘Come With Me’ – Teddy Pendergrass
  • ‘Sign Your Name’ – Terence Trent D’Arby
  • ‘The Sweetest Taboo’ – Sade
  • ‘Baby, What You Want Me To Do’ – Etta James
  • ‘You’re Making Me High’ – Toni Braxton
  • ‘(You Make Me Feel Like) A Natural Woman’ – Aretha Franklin


Marvin Gaye – Sexual Healing
Yükleyen chilavert. – Diğer müzik videolarına göz atın.

Originally posted 2010-02-09 09:10:13. Republished by Blog Post Promoter

Jane Birkin: Bir Müzik Buketi

Yaklaşık kırk yıldan beri Fransa’da yaşayıp, Fransızca parçalar söyleyen, bir Fransız’dan daha İngiliz, bir İngiliz’den daha Fransız olan Jane Bikrin, ana dili İngilizce’ye geri dönüş yaptı. Neredeyse tamamı İngilizce parçalardan oluşan yeni albümü “Fictions”, 20 Mart 2006 tarihinde tüm dünyada aynı anda piyasaya çıktı. Çağdaş müzik piyasasındaki kaymak tabakada bulunan söz yazarlarının buluştuğu bir nokta olan “Fictions”, Fransa’dan Dominique A ve Arthur H’ın, İngiltere’den Beth Gibbons (Portishead) ve Rufus Wainwright’ın sözlerini konuk ediyor.

İngiliz Jane Birkin 1960′lı yıllarda hem erkek hem dışı kişiliği ile bir seks ikonuydu. 1967 tarihli tartışmalı “Blowup” filmindeki çıplak model rolüyle bir anda tüm dikkatleri üzerine topladı. Fransızlara kendisini yakın hisseden bu genç azimli sanatçı 1968 yılında Fransızca bilmemesine rağmen bir Fransız filmi olan “Slogan”da başrolü kaptı. 1969 yılında sonradan eski eşi olacak olan Serge Gainsbourg’un ‘Je t’aime… moi non plus’ (Seni seviyorum… Artık değil) bestesine vokalleri ile konuk oldu. Samimi seksüel belirsizliği irdeleyen erotik sözleri ile parça, skandal oldu ve böylece hem tüm Avrupa’da çok sattı, hem de genç İngiliz sanatçının ününe ün kattı. Aynı zamanda bu parça Jane Birkin için sanatsal yaşamında yeni bir pencere açtı: şarkıcı olmak. O zamandan beri bulanık vokalleri bir marka haline dönüştü ve sanatçı üst üste albümler çıkarttı. En son albümü (2004 tarihli düetlerden oluşan “Rendez-vous”u saymazsak) “Arabesque”de genç yaşta sigara ve çılgın hayatından dolayı ölen Serge Gainsbourg’un eserlerini oryantal normlarda yorumlayan 1946 doğumlu sanatçı, Londra’nın arka mahallerinden çıkıp, çok yol katettiğini tüm dünyaya kanıtladı. Ve şimdi en son çalışması “Fictions”da sanatçı bir başka boyutunu ortaya çıkartıyor.

Neil Hannon (The Divine Comedy), Romeo Stodart (The Magic Numbers), Beth Gibbons, Rufus Wainwright ve Gonzales (aynı zamanda Renaud Letang ile birlikte albümün ortak prodüktörü) gibi sanatçıların orijinal bestelerinin yanı sıra Tom Waits’in ‘Alice’, Neil Young’ın ‘Harvest Moon’ ve Kate Bush’un ‘Mother Stands For Comfort’ parçalarının eşsiz yorumlarının yer aldığı “Fictions” keyifli bir müzik drajesi. Albümde yer alan üç orijinal Fransız parçası sırasıyla Cali, Arthur H ve Dominique A’nın kaleminden çıkmış. Çağdaş Fransız müziğinin “genç koruyucuları” olarak nitelendirilen bu üç sanatçı, Jane Birkin’in albümüne yüreklerini vermiş. Özellikle Cali’nin “Sans Toi” parçasının sözleri dinleyeni ilk saniyesinde yakalıyor: “Ne yaparsan yap bensiz mutlu olma / Fahişe ol, mutsuz evli ol, sefaletten yalnız kal / Ancak ne yaparsan yap bensiz mutlu olma.” Belli ki bu sanatçılar inandıkları bestelerini gönül rahatlığı ile inandıkları sese teslim etmişler. “Rendez-vous” albümünde yükselmekte olan genç sanatçılar ile çalışmaya alışkın olan Jane Bikrin, bu yeni çalışmasında bu özelliğini bir sonraki boyuta taşımış. Neredeyse çocuğu, hatta torunu yaşında olabilecek sanatçılar ile çalışan Jane Bikrin, ne kadar geniş bir müzik radarına sahip olduğunu gösteriyor. Özellikle Tom Waits, Neil Young ve Kate Bush yorumları orijinalleri kadar dinlenmesi keyif veren çalışmalar.

Jane Bikrin, farklı tarzlara ve yeteneklere bağlılığını her fırsatta kanıtladı. Bireysel müzik yapan nadir sanatçıların, nadir bestelerini tüm dünyaya tanıtmayı amaçladı ve bu uğraşından hep yüzünün akı ile çıktı. “Fictions”da ilk defa ağırlıkta İngilizce söyleyen şarkıcı hiç olmadığı kadar masum bir vokalle aldatıcı kırılgan parçaları renklendiriyor. The Smiths grubunun Morrissey’den sonraki en meşhur üyesi Johnny Marr’ın gitarının süslediği parçalar ilerledikçe bir girdap gibi dinleyeni içine çekiyor.

Bahsi geçen 60′lı yıllardan beri İngilizce konuşan hayranlarının üstünde çok düşmeyen sanatçı, tutkulu öykülerden oluşan bu albümü ile tekrar bu kitleyi fethedecek. Farklı duygulardan oluşan parçaları özenle seçip bir müzik buketine çeviren Jane Bikrin, “Fictions”da, kendinden çok verdiği her an hissediliyor ve bu samimiyeti, yeni ve eski hayranlarını fazlasıyla mutlu edecek nitelikte.

Her şey kusursuz işliyor ve efsaneye yeni bir bölüm daha ekleniyor.

Originally posted 2010-01-09 15:40:31. Republished by Blog Post Promoter

Gorillaz

Bazı sanatçılar vardır, parçası oldukları oluşumdan farklı bir şeyler yapmak isterler. Ana projelerinin çatısı altına giremeyecek deneyselliklerini ve tutkularını sunabilecekleri bir oyuncak kutusu ararlar. Bunun sonucu olarak ya yan solo projelerine soyunurlar, ya da farklı sanatçılar ile işbirliğine girerler. Amaçları zamanla alıştıkları kalıpların içinden çıkıp farklı atmosferlerde nefes alabilmektir. Ancak bazı sanatçılarda farklı bir kişiliğe bürünüp bir imaj veya bir görsellik arkasına kendisini sindirip farklı olma yollarını arar. 90′lı yılların Brit Pop tahtını tekme tokat Oasis ile paylaşan Blur ‘un beyni Damon Albarn bu tanıma tam anlamıyla birebir uyan bir kişilik. Grubun genel akışını bozmadan sık sık farklı yönlere gidebilen Damon Albarn, bir bakıyorsunuz Fas’tan Mali’ye uzanmış yerel sanatçılar ile oldukça başarılı eleştiriler toplayan bir albüm Mali Music ( Astralwerks – 2002) kaydediyor; diğer yandan Michael Nyman ile bir film müziği tamamlıyor, Ravenous: Original Motion Picture Soundtrack (Virgin Records – 1999) . Bu çok yönlülüğün vermiş olduğu rahatlık, zenginlik ve güven ile Damon Albarn çıktığı yolculukta, Dan “The Automator” Nakamura, Miho Hatori, Tina Weywmouth ve Chris Frantz gibi sanatçılar ile karşılaşıyor. Tüm yeteneklerini aynı kaba koyup karıştırmaya karar veren bu sanatçılar Jamie Hewlett ‘in (kült “Tank Girl” çizeri) çizgileri ile 2000 yılında görsel bir garabet olan Gorillaz grubunu hayata geçirdiler. Müzik tarihine ilk “sanal hip-hop” grubu olarak adını kazıtan Gorillaz grubu, 2-D (vokal/klavye – aynı zamanda Damon Albarn ), Murdoc (bas), Russel (bateri) ve Noodle (gitar) isimli dört şeytansı hilkat garibesinden oluşmakta.

İlk defa karşımıza 2000 tarihli Tomorrow Comes Today EP’si ile çıkan grup bunu takip eden bahar kendi isimlerini verdikleri ilk albümleri ile müzik yaşantılarına adım attı. Gorillaz, albümü yaratmış olduğu farklı sunum ve sağlam alt yapısı ile dünya çapında inanılmaz bir başarı kazandı, yaklaşık 6 milyon üzerinde bir satış grafiği çizdi. Belli başlı ülkelerde ödüllere boğulan grubun ünü ile etkilenmeyen Damon Albarn , Gorillaz projesine 2003 yılında Blur ‘un yedinci albümü Think Tank ‘ i kaydetmek üzere ara verdi. Ancak yoğun kişisel kamuflajın altında bireysel müsamahakârlık sağlayan Gorillaz projesinden fazla uzak duramayıp karşımıza kısa bir zaman önce Gorillaz ‘ın yeni çalışması Demon Days ile çıktı.

İlk albümde olduğu gibi Demon Days, geniş, zengin ve yaratıcı bir çalışma. Eşit oranlarda dorukları ve sakinliği başarılı bir biçimde dengeleyebilmiş bir albüm. Ancak tekrarlamaları ortadan kaldırmak için Damon Albarn bu defa ekibe Dan the Automator model ve Del tha Funkee Homosapien yerine Danger “as seen on CNN!” Mouse ve MF Doom ‘u dâhil etmiş. Her zamanki gibi mevcut ekibe çobanlık yapan sözde grubun lideri konumunda olan ise Damon Albarn .

Demon Days sinematik ve öyküsel bir yapı üzerine yerleştirilmiş. Damon Albarn ‘ın Blur ile yaptığı The Great Escape albümünde beri yakalayamadığı bir biçimde bütün ve maksatlı. Kısa, gergin ve merak uyandıran bir girişten (intro) sonra albüm kötülük habercisi ve somurtkan Last Living Souls parçası ile perdelerini açıyor. Damon Albarn kuşkucu ancak huzur veren sesiyle “en son yaşayan ruhlar bizler miyiz?” sorusunu kaotik bir melodi ile söylüyor. Açılış parçası ile birlikte albüm ani virajlar ve sert esen rüzgârla dolup taşan geniş vadilere, dolambaçlı karanlık dar arka sokaklara doğru yol alıyor. Arada yanıp sönen sokak lambaları ve duvardaki Jamie Hewlett çizimleri ile albümün derinliklerine ilerliyorsunuz. Albümdeki ilk altı parça, tek bir bas hattı ile başlayan, ahenksiz yaylılar, klavye, synth ve her müzik türünden zarif bir kesit alınıp ustalıkla işlenmiş keyif verici çalışmalar. Her parça kendi içerisindeki doruğuna ulaşırken albüm de yavaş yavaş bir bütün halinde kendi doruğu olan ilk 45′lik Feel Good Inc. parçasına ilerliyor. Think Tank ‘te sesini müziğin içine gömen Damon Albarn bu özelliğini Demon Days ‘de de devam ettiriyor. Albümdeki farklı sesler o kadar başarılı birbirine işlenmiş ki, hiçbir ses çerçevenin dışına taşmıyor. Albümün diğer bir özelliği ise müzik dünyasında bir türlü ele alınmayan 21.yüzyılda yaşamanın ürkütücü kaygısını gündeme getirmesi. Lafın kısası her şey lay lay lom değil.

Demon Days ön plana çıkan güzel anlarla dolu. Her an, 2004 yılında Beatles ve Jay-Z’yi remiksleyip çok ses getiren Grey Album ‘un yaratıcısı Danger Mouse ‘un büyüleyici dokunuşlarını hissedebiliyorsunuz. Özellikle White Light parçası punk rock bas ve gitarlarının, hip-hop baterisi ile dâhice bir karışımı. Ayaklarınızı yerden kesebilecek düzeyde. MF Doom , November Has Come parçasında yine yeteneğini döktürüyor. Happy Mondays ‘den bildiğimiz Manchester’li ikon Shaun Ryder ‘ın seslendirdiği, zıp zıp yerinde duramayan Dare parçası şimdiden kulüplerde hit olmaya aday. Albümdeki en ilginç ve şaşırtıcı katkı ise 69 yaşındaki aktör Dennis Hooper ‘ın Fire Coming Out of the Monkey’s Head parçasındaki konuşma biçimindeki anlatımı. Feel Good Inc. parçası albümün en öne çıkan parçası ancak nakarat kısmının U2′nun Staring At The Sun parçasına ne kadar benzediğini göz ardı etmenize imkan yok.

İlk albümde olduğu kadar olmasa bile bu albümde de zayıf halkalar mevcut ancak bütün oluşum içerisinde fazla göze batmıyor. Ancak şu bir gerçek ki Gorillaz tüm kaotik oluşumu içerisinde ilerliyor. Bu albüm ile Damon Albarn çıtayı ve beklentilerimizi bir kademe daha yükseltiyor.

Originally posted 2009-12-31 08:13:04. Republished by Blog Post Promoter

Photos on flickr

Tikabasamuzik Tumblr

    http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17109213760http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17087773585http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/16923390130http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/16857634203

Better Tag Cloud