Amerika dünyanın huzurunu ve düzenini bozmaya çalışırken Portland, Oregon’dan gelen on iki kişilik küçük dev orkestra Pink Martini müzikleriyle açılan yaraları sarmalamaya çalışıyor. Grubun Amerika’dan geldiğini ilk duyduğunuz anda ister istemez yüzünüzde bir şaşkınlık ifadesi beliriyor. Nede olsa Amerika’dan bu kadar dünyasal ve kültürel harmanlamanın yer aldığı müziği temsil eden pek fazla örnek çıkmamıştır. Daha önemlisi dünyanın her köşesinde bu kadar sevileni neredeyse hiç olmamıştır. Böyle bir misyonu omuzlarında taşıyan Pink Martini uzun zamandan beri heyecanla beklenen “Hey Eugene” adlı üçüncü albümleri geçtiğimiz günlerde çıkarttı. Sony/BMG etiketi ile ülkemizde de tüm dünya ile birlikte raflarda yerini alan albüm, şimdiden grubun en iyisi olarak gösteriliyor.
Güzel, sofistike ve nefes kesen bir ekip olarak bilinen Pink Martini’nin ilk tohumları 1994 yılında ekildi. O dönemde Harvard’da okuyan piyanist Thomas M Lauderdale öncülüğünde dört kişi olarak bir araya gelen grubun öncelikli hedefi sivil toplum hakları, çevrecilik, insani duyarlılık ve barış mesajlarını müzikseverlere ulaştırmaktı. Bu önemli konuları melodiler ile işleyen ekip, yapmak istediği müziğin ne kadar geniş olduğunu fark edince yavaş yavaş büyümeye başladı. Dörtlüye öncelikle daha sonra grubun sesi olacak olan China Forbes dâhil oldu. Politik ortamlarda müziğini görücüye çıkartan grup, repertuarını genişleştikçe yapmak istediği müziğe daha bir odaklandı. Özellikle orkestralardan gelen kaliteli sanatçı takviyesi ile Pink Martini bir yıl gibi kısa bir süre içerisinde beş kişiden on iki kişiye çoğaldı ve kendilerine koydukları müziksel hedefi uygulamaya başladı.
Pink Martini
Pink Martini ilk ciddi sınavını 1997 tarihli ilk albümleri “Sympathique” ile verdi. Grubun kendi müzik şirketinden çıkan albümde yer alan ‘Je ne veux pas travailler’ (‘Çalışmak İstemiyorum’), uluslar arası beğeni topladı. Yaklaşık bir milyon gibi dünya çapında satış grafiği yakalayan grup, bir anda modern, klasik ve çok dilli müzik severlerin yüreğinde taht kurdu. Gittikleri her ülkede, çaldıkları her şehirde çılgınlar gibi alkışlandı. Pink Martini Amerikalılara karşı olan genel negatif enerjiyi, müziksel elçi kimliğine bürünerek pozitifliğe çevirdi. Bu kadar başarılı çıkış yapan gruptan herkes kısa bir sürede ikinci çalışmasını beklerken ne yazık ki beklenen olmadı. Grup katman katman kültürler arasına sokularak derin bir müziksel serüvene çıktı. Döndüğünde aradan yedi yıl geçmişti ve elinde komik başlıklı ikinci stüdyo çalışması “Hang On Little Tomato” vardı. İtalyanca, Fransızca, İspanyolca, Hırvatça, İngilizce ve hatta Japonca dillerinde söylenen parçaların bir araya toplandığı bu çalışma listelere direk bir numaradan girdi.
Pink Martini in Studio
“Acaba yine uzun bir süre bekleyecek miyiz?” sorusuna grup 2,5 yıl gibi nispeten kısa bir sürede cevap verdi. “Hey Eugene!” Pink Martini’nin son, Thomas Lauderdale ile solist China Forbes’un yapımcılığını birlikte üstlendikleri ilk albüm. Dinleyenleri Havana’dan Paris’teki kabarelere sürükleyen grup, zengin müziksel serüvenine devam ediyor. On iki parçadan oluşan “Hey Eugene!” içerdiği yaylılar, nefesliler ve ateşli ritimleri ile dünyanın her köşesinde yer alan müzikten bir payda çıkartıyor.
China Forbes
“Hey Eugene!” adeta Hollywood’un altın dönemindeki sigara dumanının hâkim olduğu bir bardan kopup gelen ‘Everywhere’ parçası ile dinleyeni karşılıyor. Bunu 1934 yılında Samba bestecisi Ataulpho Alves tarafından yazılan ve ilk defa Carmen Miranda tarafından seslendirilen ‘Tempo Perdido,’ parçası takip ediyor. Parçada gruba The Jefferson Lise’sinin çok sesli Gospel korosu eşlik ediyor ve ortaya çıkan oluşum aşkın sonlanmasının anlatıldığı hüzünlü ve tutkulu bir samba. Sıradaki karmaşık, romantik ‘Mar Desconocido’ parçası ile Perulu vurmalı çalgıcı Martin Zarzar görücüye çıkıyor. Albümün en orij
inal bestesi hiç kuşkusuz sevdiğinin gitarı olmak isteyen Saori Yuki’nin öyküsünü anlatan geleneksel Japon bestesi ‘Taya Tan’. Pink Martini tarafından baştan sona yeniden düzenlenen parça, tükenmiş bir aşkın hüzün dolu samba normlarına uydurulmuş öyküsü. ‘Bukra Wba’do’ (Yarın ve takip eden gün) parçası ile bir ilke imza atan grup, Arapça sözler ile aşkın tutkusunu dinleyenler ile paylaşıyor. Mısırlı Abdel Halim Hafez’in bestesini yeniden yorumlayan grup, aynı zamanda Amerikalılar tarafından Araplara gösterilen insafsız önyargıya karşı Arapça bir parça kaydederek tepkisini gösteriyor. Albüme adını veren ‘Hey Eugene!’ parçası dokuzuncu sırada yerini alıp, “Rufus (Wainwright)’ın albümüne iki defa dans edip sonra hiç aramadığın güzel kız benim” sözleri ile gerçek bir anıyı trajikomik bir şekilde sunuyor. ‘Dosvedanya, Mio Bombino’ parçası ise, Latin ezgileri ile Rus ritimlerinin evliliğinden oluşan çok renkli ve heyecan dolu bir çalışma. Kapanışı albümün en uzun çalışması olan 1925 tarihli ‘Tea for Two’ adlı parça yapıyor. Caz efsanesi Jimmy Scott’un büyüleyici sesi ile konuk olduğu parça kusursuz bir aşk ninnisi.
Pink Martini son çalışması “Hey Eugene!” ile eşsiz bir müzik harmanlamasının içerisine sokuluyor. Farklı geçmişten gelen müzisyenler, etkileyici müziksel gökkuşağı altında farklı kültürlerin melodilerini toparlayıp, hepsini dozajında bu albümde karıştırıyor. Ortaya çıkan eser ise umut, güzellik ve heyecan ile dolup taşıyor.
Grup Üyeleri:
China Forbes — vokal
Thomas M. Lauderdale — piyano
Robert Taylor — trombon
Gavin Bondy — trompet
Doug Smith — vibrafone ve perküsyon
Brian Lavern Davis — konga, davul ve perküsyon
Derek Rieth — perküsyon
Martin Zarzar — davul
Phil Baker — bas
Timothy Nishimoto — vokal ve perküsyon
Maureen Love — harp
Parça Listesi
1. Everywhere 3:10 2. Tempo Perdido 3:40 3. Mar Desconcido 3:09 4. Taya Tan 2:39 5. City of Night 4:16 6. Ojala 2:59 7. Bukra Wba’do 3:52 8. Cante E Dance 4:25 9. Hey Eugene 3:06 10. Syracuse 3:46 11. Dosvedanya Mio Bombino 4:35 12. Tea For Two 5:02
‘Sabu Yerkoy’ adlı parça “Ali and Toumani” albümden çıkan ikinci 45′lik. Karşınızda Grammy ödüllü rahmetli Ali Farka Touré ve Toumani Diabaté. Daha fazla bilgi için www.aliandtoumani.com
Dünyanın en iyi trompetçileri diyarında kendine yer edinmiş ve ölümsüzleşmiş iki elin parmağı kadar az sanatçı vardır. Çağdaş caz sektöründe bu yüce yere ulaşmak için çok çabalayan sanatçı var, ancak bu çabaların çoğu hüsranla biter. Anlaşılmayan bir önemli nokta var ki, o da bu yüce mevkiinin aslında ulaşılamayacağı. Bunun bilincinde olan sanatçılar daha samimi, kendinden emin ve saygın adımlarla ilerlemekte. 1962 Oregon-Amerika doğumlu Chris Botti’de bu tür kendini bilen cazcılar arasında.
On yaşında trompet çalmaya başlayan sanatçı lise yıllarında profesyonel olarak caz dünyasına adım attı. Amerika’nın en prestijli müzik okullarından birisi olan Indiana Üniversitesi’nde uzman hocalar denetiminde okuyan sanatçı, mezun olduktan sonra Arif Mardin gibi prodüktörlerin yönlendirmesi ile bir anda pop-caz kulvarında sık sık görmeye alıştığımız bir şahsiyet oldu. Aretha Franklin, Bob Dylan, Natalie Merchant, Joni Mitchell, Paul Simon gibi sanatçılara trompeti ile eşlik eden Chris Botti, minimalist doğaçlama yeteneği ve sahne duruşu ile sürekli Miles Davis ve Chet Baker ile kıyaslandı. Yeni bir caz kişiliği yaratma hırsında olmayan sanatçı yakaladığı formül ile caz-pop listelerinde sık sık yer almayı başardı. Özlü atmosferik ve akılcı doğaçlama yeteneği ile münferit bir orkestra olan sanatçı, alternatif ve genel akıma kendini kabul ettiren nadir kişiliklerden biri.
1995 yılında ilk solo albümü “First Wish”i kaydeden sanatçı, çağdaş pop-caz ile sanatsal rock temalarını harmanlayıp trompet liderliğindeki caz müziğini daha geniş platforma taşıdı. Yakaladığı ilgi sonucunda 1996 yılında “Caught” filminin müziğini yapması önerilen sanatçı, ürettiği eserler ile filmden daha çok kredi almasını başardı. 1997 yılında gelen “Midnight With You” ve 1999 tarihli “Slowing Down The World” çalışmalarından sonra, Sting’in “Brand New Day” dünya turnesine dışarıdan bir sanatçı olarak eşlik eden Chris Botti, bu turne boyunca keşfettiği eski müzik tutkuları sayesinde yenilerini yarattı. Böylece daha bir pop-füzyon ve caz sintisayzır içerikli olan 2001 tarihli “Night Sessions” albümünü kaydetti. Bu albümünde giriştiği geleneksel orkestra caz müziğini 2003 tarihli “Thousand Kisses Deep” çalışmasında devam ettiren sanatçı, 2004 tarihinde “When I Fall In Love” albümü ile kaliteli müzik standardını eksiltmeden sürdürdü.
Ülkemizde daha yeni çıkan Aralık 2005 tarihli en son çalışması “To Love Again: The Duets” tam bir yıldızlar geçidi. Sting, Gladys Knight, Paula Cole, Jill Scott, Rossa Passos, Michael Buble, Renee Olstead ve Steven Tyler gibi sanatçılar vokalleri ile 13 parçalık albümün 9 parçasında Chris Botti’nin yumuşak trompetine eşlik ediyor. Jeremy Lubbock, Billy Childs ve Gil Goldstein yönetiminde Londra Oda orkestrasının eşlik ettiği “To Love Again: The Duets” çalışması bir önceki seneki romantik standart koleksiyonunun devamı niteliğinde. Bir George Gershwin bestesi ‘Embracable You’ ile açılan albüm, Chris Botti’nin ağlayan trompet katkısı ile hem romantik hem de melankolik bir atmosfer yaratıyor. Her zaman caz müziğine yakın olan Sting, vokalleri ile belki de Bergmans ve Michel Legrand’ın en iyi bestelerinden biri olan ‘What Are You Doing The Rest Of Your Life?’ parçasını sanatsal bir doruğa çıkartıyor. 1998 tarihinde en iyi yeni sanatçı Grammy ödülünü alan Paula Cole’un seslendirdiği ‘My Love And Only Love’ dinleyenin anında ilgisini çekiyor. Duygusallık enjekte edilmiş parça kusursuz vokaller ile sahne ışıklarını çalıyor. Michael Buble’ın söylediği bir Elvis Presley ile özleşen ‘Let There Be Love’ ve Renee Olstead’in söylediği ‘Pennies From Heaven’ özellikle albümden en dikkat çeken parçalar. Her iki parçanın da düzenlemeleri pozitif bir şekilde parlıyor. Chris Botti trompeti ile rahat ve süzülürcesine bu huzur veren vokallere eşlik ediyor. Özellikle Olstead’ın vokalleri oldukça etkileyici, kendi solo caz albümündeki beri sesinin ciddi anlamda olgunlaştığına şahit oluyorsunuz. Yeni albümde yer alan her düet, vokal ve trompet arasındaki al-ver ilişkisinin kusursuz örneği. Her iki unsur/da asla birbirinin çizgisini aşmıyor ve mükemmel bir uyum içinde etkileşiyor ki bu/da dinleme keyfine zevk katıyor. Albümün kapanış parçası ise Aerosmith’in koca ağızlı solisti Steven Tyler’dan geliyor. Bir Charlie Chaplin yorumu seslendiren sanatçı ‘Smile’ parçası ile mükemmel bir nokta koyuyor.
Hiç olmadığı kadar klasik üsluba sarılan Chris Botti, bu albümü ile zamanımızın ikon statüsüne ulaşmış birkaç caz çalışmasını anımsatıyor. Klasik ton üzerine yapılandırılan “To Love Again: The Duets” pop dünyasından gelen vokaller ile çağdaş bir etkileşim oluşturuyor. Billy Childs (piyano), Robert Hurst (bas), Billy Kilson (bateri), ve gitarist Anthony Wilson gibi olağanüstü cazcıları da arkasına alan Chris Botti, albümün kalitesini garantiliyor. Hiçbir şeyin şansa bırakılmadığı bu çalışma, uzun zamandan beri dinleyebileceğiniz en karizmatik, romantik bir caz koleksiyonu.
Chris Botti /“To Love Again: The Duets” / SONY BMG