22 Kasım 1997 Cumartesi günü Michael Kelland Hutchence, Sydney’de kaldığı Ritz Carlton Oteli’nin beşinci katındaki süitinde ölü bulunmuştu. Ölüm nedeni: boğazına geçirilen bir kemer ile intihar. 1977 yılında kurulan INXS, aynı yıl çıkan 11. albümleri “Elegantly Wasted” ile dalgalı müzik yaşamına o gün noktayı koymak zorunda kaldı. INXS ve hayranları için uzun ve sessiz bir gündü. Bu sessizlik 12 yıl sürdü, bu süreçte INXS müzik tarihinde sayfası sessizce tozlandı.
1987 yılında ‘Wishing Well’ parçası ile tüm pop-rock listelerini alt üst eden ve sonra ne yazık ki yok olan melez sanatçı Terence Trent D’Arby vokalleri ile INXS 1999 yılında Avustralya’daki Sydney Stadyum açılışı için kısa bir konser verdi. Liderini kaybetmiş ekip on iki yıl sonra ilk defa medya karşısına çıkmıştı. Acaba bu INXS’in geri dönüşü mü diye tüm müzik sever akıllar düşünmeye başladı. Ne de olsa INXS daha yapacağı çok şey varken kafası kesilmişti. Takip eden dört yıl içinde arada sırada kozasından nefes almaya çıkan ekip, Jon Stephens vokalleri ile birkaç konser gerçekleştirdi. Tam INXS geri dönüyor demeye heveslenirken Jon Stephens solo kariyeri için farklı bir yola saptı. INXS yine sesini kaybetmişti ancak verdikleri konserler ekibin içinde uzun zaman önce unuttukları ve hala aç oldukları müzik damarını harekete geçirmişti. 2005 yılında realite-şov dâhisi Mark Burnett ile işbirliği yapan INXS, Türkiye haricinde çoğu ülkelerde gösterilen Rock Star realite şovu ile kendisine yeni bir ses aramaya başladı.
INXS’in, Michael Hutchence’ın yerini alacak kişi için yetenek yarışması açtığı duyulunca müzik camiası şok oldu. Akla gelen ilk soru “Michael ne düşünür?” idi. Ancak bu soru çabuk yok oldu çünkü INXS’i yolun ortasında bırakıp, intihar eden kendisiydi. Rock-Star: INXS realite şovu yeni vokalist aramanın yanı sıra saman altından INXS’in unutulmaya yüz tutan adını tekrar, özellikle yeni gençlik dikkate alınarak, gündeme getirmek için bir reklam aracıydı. Rock-Star: INXS realite şovu vokalleri ve hareketleri inanılmaz Michael Hutchence’a benzeyen, Kanada’da Elvis Presley taklidi yapan J.D. Fortune adında bir gencin kazanması ile sonuçlandı. Ödül olarak J.D. Fortune INXS’in bundan sonraki yeni sesi olacaktı. Eski INXS ekibi de Michael Hutchence’a vokal ve hareket olarak çok benzeyen bu genç ile çok rahat hissediyordu.
Apar topar stüdyoya giren yeni sürüm INXS, 2005 sonunda “Switch” adlı 12. stüdyo albümü çıkarttı. INXS’in yaklaşık 10 yıldan sonra tekrar listeler ile tanıştı ve “Switch” 17. sıradan Billboard listesinde yerini aldı. “Switch” albümü “ Kick” veya “ Listen Like Thieves,” albümlerinin başarısını ve kalitesini tekrarlayabilecek bir kalitede değil ancak bu koşullarda- on yıllık bir ara, intihar eden solistlerini başarıyla taklit eden yeni bir ses- şu an için ekibin yapabileceği en iyi çalışma. “ Switch” INXS’in meşhur olduğu pırıl pırıl, dans edilebilir, gitar ağırlıklı pop müziğin devamı niteliğinde. Albümün açılış parçası ‘ Devil’s Party ‘ i (‘Original Sin’ parçasını anımsatıyor) dinleyince grubun yeni solistlerine neden inandığını görüyorsunuz. J.D. Fortune vokalleri ve vurguları ile Michael Hutchence’ın bıraktığı yerden devam ediyor. Eğer yukarıdaki hikâyeyi bilmesek sanki Michael Hutchence bizleri ziyarete gelmiş gibi. Albümdeki müzik ve ses sentezi on yıl önce bıraktığımız INXS’in aynısı. İkinci parçası ve ilk 45′lik ‘Pretty Vegas,’ albümün genel devinirliğini sergilemekte olan, oldukça kavrayıcı bir çalışma. ‘Afterglow’ baladı albümde biraz erken sırada olmasına rağmen bu ekibin yavaş parçalarda ne kadar iddialı olduğunu gösteren bir eser. ‘Perfect Strangers,’parçası Kirk Pengilly’nin imzası olan saksafon ile tamamlanan tam bir klasik INXS parçası. Rahatlıkla “Kick” “X” veya “Welcome to Wherever You Are,” çıkabilecek kadar tanıdık ve sıcak. Albümün kapanış parçası, Michael Hutchence’a adanmış, ‘God’s Top Ten’ (Jackrabbit olarak bilinen Suzie McNeil arka vokallerde) grubun keyifli ve atmosferik özelliğini yansıtan başarılı bir oluşum.
İlk dinleyişte kafa karışıklığı yaratabilen albüm fazla bir anlam ifade etmeyebilir, ancak bir kaç dinleyişten sonra yerine oturuyor. Aynen daha önceki INXS albümleri gibi yavaş yavaş içinize işliyor. Genel olarak bir yarışmada kazanıp yanına sıkı müzisyenleri alıp albüm yapmış bir ekip izlenimi veren INXS, tam olarak olgun kişiliğini “Switch” albümüne yansıtamamış. Ekibin yeni solistleri ile daha kaynaşamadığı, aralarındaki yapışkanın daha kurumadığı albüm boyunca hissediliyor. Grubun bu noktadan sonra nasıl ilerleyeceğini gözlemlemek oldukça ilginç olacak. Realite-şovunun etkisi geçtikten ve J.D. Fortune gerçek sesini INXS’de bulduktan sonra ekibin tüm katkı maddelerinde arınmış olarak tekrar kendilerini bir grup olarak kanıtlamaları gerekecek. INXS iyi veya kötü her zaman dinamik bir grup olmuştur, bakalım bu yeni yapılanma dinamikliklerine dayanabilecek mi?
Dünya Müziği sadece kültürleri bir araya getirmek, parti yapmak veya rahatlamak değil. Dünyanın her yerinde, müzisyenler baskıya karşı kendi müzikleri ile direnip seslerini duyurmuştur. Baskı, eziyet, ayrımcılık gibi konularda sanatçılar popüler destek yakalamak için hep müziğini kullanmıştır. Ancak elbette birçok farklı müziksel asiler var. En bariz örnekler ise politik görüşlere karşı dimdik ayakta durup sanatçını icra eden Fela Kuti veya Victor Jara (ki kendisi 1973’de Şili’de bunun bedelini çok ağır ödedi) veya Grup Yorum. Güney Afrikalı Miriam Makeba ve Sami toplumunun sesi Mari Bone gibi sanatçılar kendi toplumlarının hakları için mikrofonu şenlendirirken, Ruben Blades veya Jose Luis Cortes gibi diğerleri hükümetlere karşı salsa ve timba ritimleri ile karşı durdu. Bu liste yerli ve yabancı sanatçılar bakımında oldukça uzun olup hala yazılmakta. Kimler yok ki Astor Piazzolla, Cheikha Rimitti, Ahmet Zafir, Ferhat Tunç vb.
Burada kendimizde Dünya Müziği platformunda gelmiş geçmiş en aykırı, asi sanatçıları toparlayıp sizler ile paylaşmak istedik. Liste en az 20 sanatçı/grup yer alacak ancak şimdilik birinci bölüm adı altında ilk beşi ele alalım. Diğerleri zamanla ekranlarımızı doldurmak üzere…
Fela Kuti
Afro-beat tarzının yaratıcısı ve tam bir müzik adamı. Yaşadığı dönemde Nijerya hükümetinin tüm ayrımcılığına, haksızlığına, bakısına karşı hep dik durdu ve müziği ile buna savaş açtı. Hatta dönemim resmi rejimine karşıt olarak kendi cumhuriyetini bile ilan etti. Buna karşılık olarak sürekli taciz edildi, dövüldü, hapis edildi ve işkence gördü. Ancak ölümünden geçen on yılın üzerindeki süreç sonucu Dünya platformuna Afrika’dan ayak basmış en yaratıcı ve kalıcı sanatçı olarak hala anılmakta ve kabul görmekte. Adeta elinde sadece kendisine ait olan bir anahtar ile bize gürleyen Afro-beat ritimleri ile tanıştırdı ve bunu takip eden kuşak için miras bıraktı. Onun yaptığı müziği sadece yüreği ve ruhundan gelmedi ayrıca işin içinde ciğeri vardı hem de fazlasıyla.
Şiddetle tavsiye edilen albümü: Kalakuta Show
Miriam Makeba
Günümüzde “Mama Afria” olarak tanınan sanatçı aslında 1963 yılında Birleşik Milletler önünde dikilerek ırkçılığın kötülüklerini deklere etmesiyle tanınıyor. Bunun sonucu olarak uzun yıllar sürgün de bir hayat onu bekledi. Güney Afrika rejiminin sanatçıya tepkisi her zamanki gibi çok klişe bir şekilde albümlerine yasak getirmekten öteye gitmedi. Güney Afrika’da sanatçının her eseri yasaklandı ve vatandaşlıktan atıldı. Oysa tek söylediği gerçeklerdi, ırkçılık vardı ve sonuçları önlenemez boyuttaydı. Yakınları öteki dünyaya göç ettiklerinde bile kısa bir süreliğine ülkeye girmesine izin verilmedi. Sanatçının yüzü ancak 1990’da gülebildi.
Şiddetle tavsiye edilen albümü: Best Of The Early Years
Victor Jara
1970’de Şili’de Victor Jara omuz omuza, dünyanın ilk demokratik seçimle başa gelen sosyalist politikacısı Salvador Allende’nin yanında dimdik durdu. Sanatçı besteleri ile Allende’nin vizyonuna destek çıktı ancak bunun sonucu pek hayırlı olmadı zira 3 yıl kadar kısa bir süre sonra hem Jara hem de Allende Pinochet’in askerleri tarafından adeta kurşuna dizildi.
Bir köylünün çocuğu olan Jara, folk müziğini annesi vasıtasıyla merak saldı. Yeteneği ve karizması ona tiyatronun kapılarını araladı ancak onun hayatı her zaman şarkı söylemek oldu. Onun güzel, heyecan dozajı yüksek parçaları günlük yaşamı dinleyicilerin kulaklarına taşıdı ve benimsenmesine neden oldu. Maalesef 1973 yılında yazdığı en son parçası ‘Manifesto’ onun sonunu öngören bir parça oldu.
Şiddetle tavsiye edilen albümü: Victor Jara: Coleccion
Fairuz
Fairuz Dünya Müziği camisasında var olmuş en önemli sanatçılardan biri. Dinleyicileriğnin kendisine karşı göstermiş olduğu sevgi pek çok sanatçının hayatında tahammul edemeyeceği boyutlardaydı. 1975-1990 yılları arasında ülkesini bölen savaş süresince Beyrut’tan ayrılmamakta ısrarcı olan Fairuz bir anda tüm halkın ikonu haline geliverdi. Adeta biz aziz konumuna yerleştirilen sanatçı cesareti ile yere göğe sığdırılamaz oldu. 1934’de Nuhad Haddad olarak bir Hristiyan aileye doğan sanatçı, daha sonra tarih sayfalarına Ümmü Gülsüm’ün (Oum Kalthoum) olabilecek tek rakibi olarak geçti. Gerçek bir yaratıcı olan sanatçı eşi Asi Rahbani ve kardeşi Mansour sayesinde Arap dünyasına hala eline su dökülemeyecek kadar kaliteli ve kalıcı besteler miras bıraktı. Gelenekselliğin dışına çıkıp Arap müziğine çağdaş bir açılım sunan sanatçı Lübnan müziğini inanılmaz bir boyutta şahlandırdı.
Şiddetle tavsiye edilen albümü: The Lady And The Legend
Bob Marley
70’lerden önce Reggae Karayiplerin asil müziği olup ağırlıkta dazlaklar tarafından dinlenen bir tarzdı. Bu durum Bob Marley ve ekibi The Wailers geldiğinde tamamen tepetaklak oldu. Bob Marley bir anda Kingston varoşlarından gelip, gelişmekte olan bir ülkenin tüm dünyaya ikram ettiği ilk süper yıldız oldu. Her ne kadar pek çok kitap, yazar onu çekinmeden rock’n’roll efsanesi olarak gösterse bile aslında Bob Marley hiçbir zaman köklerinden kopmadı. Her zaman ruhu ile adaletsizliğe karşı oldu ve hep barışı savundu. Kendisi zamanla tüm dünyada baskı görenlerin ikonu, ruhani öncüsü oldu. Bu süreçte elbette reggae tarzını dünyanın en kolay ulaşılabilir ve herkes tarafından benimsenen müziği olmasına vesile oldu. Müziğinde özgürlük, barış ve eşitlik hep ön planda oldu ta ki 1981’de hayata gözleri yumana kadar.
Şiddetle tavsiye edilen albümü: Catch A Fire Deluxe Edition
Sanatçı Vincent Valdez tarafında 45'lik için çizilen özel resim
Amerika Birleşik Devletleri’nde son dönemde nükseden göçmen savaşına istinaden 6 defa Grammy ödülü ile taçlandırılan müzik seyyahı Ry Cooder “Quicksand,” adında bir 45′lik piyasaya sürecek. Sadece itunes’da satışa çıkacak olan 45′lik ağır bir rock parçası olup Meksika’dan Arizona sınırına giden altı olası göçmenin hikayesini anlatmakta.
29 Haziran’da itunes’da müzikseverlerin zevkine sunulacak olan parçada Ry Cooper’ın oğlu Joachim bateride, vokallerde ise Lucina Rodgriguez ve Meksikalı grup Los Cenzontles’den tanıdığımız Fabiola Trujillo yer almakta. Parçayı dinlemek için buraya basmanız yeterli.
Quicksand
i left my home in Tamaulipas in Sonoyta i came across there was but 6 of us when we started walking behind the coyote boss
(man’s name was Javier, he didn’t look right to me. said ‘keep on walking get your coke jug’)
an old man said please let me go along with you yes i’m old but i’m mighty tough i know the road and maybe i can help you i got good shoes i won’t hold you up
1st night we stopped and rested next morning our guide was gone the Sinaloa boy was for retreating the old man said, the mountain’s on the right we can’t go wrong
but somewhere up on Tenahas Altas, he stumbled and then he fell he begged and he pleaded but we had to leave him lyin on Camino Diablo trail
quicksand i think we lost direction quicksand now we’re losin ground quicksand nobody round to help us i think we’re sinking down
thought we was getting close to Yuma i heard it’s an unfriendly town we just need a cool drink of water even Yuma can’t turn a poor boy down then a Dodge Ram truck drove right down on us sayin I’m your vigilante man and i’m here to say your ass just got deported i’m taking you out just as fast as i can he said you might be an old typhoid carrier might be a new drug cartel suppose you been sent by al kayeda sure would like to get our hands on Al
well mister it’s 120 degrees back out there it’s just me and the boy, the rest are gone i think you’d take more pity on rescue pit bull dogs calll us Charles and Bronson from now on