// Arşiv

fransız

This tag is associated with 4 posts

Lo’jo: Bohemya’nın Kristali

lojo4 Bilindiği üzere Fransa’da dillerin, kültürlerin ve enstrümanların birleşimi ile çok güzel müzik örnekleri ortaya çıkmakta. Bunun başlıca nedenlerinden birisi ülkenin zamanında tüm dünyadan çok fazla göç almış olması ve bu duyarlı ağırlığın altından barışçıl ve saygı ile kalkabilmesi. Bu tür karışımı müziğe ilk yansıtan ve sınıflandırmaya meydan okuyan ekiplerin arasında “Les Negresses Vertes” ve “Mano Negra” adlı gruplar geldi. Böylece dünyanın bu yegâne müzik harmanlamasına karşı dikkatini çekti. Ancak müzik dünyasında fazla bilinmemekle birlikte bu tarz grupların arasında en çok çalışanların başında Fransız Lo’Jo ekibi geliyor. Yirmi yıldan beri sirk akrobatlığını, Mali folkloru ve Arap enstrümantalliği ile birleştiren ekip, göz ardı edilmeyecek kadar zengin bir müzik merasimi. Sınıflandırılmaya şiddetle karşı olan grup tam anlamıyla bir dünya müziği ekibi. Fransa’nın batı bölgesi şarapları, şatoları ve göz kamaştıran doğa silueti ile ün yapmış olabilir ancak neden bölgenin müziksel zenginliği hakkında fazla bahsedilmez? Oysa bölgenin sunduğu o kadar geniş ve dibi görünmeyen müzik tarzları var ki, bunu göz ardı etmek ciddi bir hata olur. İşte burada Lo’Jo resme giriyor.

lojo1

Picture 1 of 6

Müzisyen, ressam, şair, sinemacı, akrobat, sokak ve sirk sanatçıların bir araya toplandığı, kültürel kesişimin üretim merkezi olan Lo’jo, Provans’ın Loire Vadisi’nde yer alan Angers şehrinden geliyor. Her zaman şehirlerini bir üs olarak gören grup, buradan beden ve ruha bürünerek tüm dünyaya yayılmaya karar verdi. Solist-besteci Denis Péan ve keman maestrosu Guillaume Bourreau ile birlikte grubun çekirdeğini 80’lerde Lo’Jo Triban adı altında oluşturdu. Komün hayatın ağırlıklı olduğu bu bölgede tiyatro grubu olarak kariyerlerine başlayan ekip, sokak performansından gücünü alıp, bunu mitolojik ve politik bir boyuta taşıdı. İlk performanslarını 1982 yılında bir üçlü olarak veren grup, takip eden yedi yıl boyunca değişken bir kadroyla konserler verdi. Bu süreçte sokaklardan akrobat, ressam, tiyatro sanatçıları, heykeltıraş, trapez sanatçısı, yazar, şair ve yönetmen toplayan ekip, yavaş yavaş asıl kadrosunu oluşturmaya başladı.

1988 yılında seyyar bir müzikal tiyatroya dâhil olan Lo’Jo, takip eden yıllarda Avrupa’nın büyük bir kısmını bu ekip ile turladı. 1999 yılında bu tiyatro ile yaşadıklarının bir yansıması olarak ilk albümleri ‘Depuis Très Longtemps’ (Çok Uzun Bir Zamandan Beri)’yi çıkartan grup, böylece bu tecrübelerini ölümsüzleştirdi. Nicholas ‘Kham’ Meslien’in bas ile yönlendirdiği ritimlerin öncülüğünde, Yamina ve Nadia Nid El Mourid Cezayir asıllı kız kardeşlerinin kusursuz vokalleri sayesinde Lo’jo, yaptığı müziğe Fransız şanson, caz, Afro-Beat, çingene, Hint, funk, dub, Arap, Berber ve Afrika ezgileri gibi çok geniş bir müzik sentezini aşılayarak, kendine özel bir karışım yarattı. Ortaya çıkan bu karışım ise daha önce duymadığınız mükemmel bir ses bütünlüğü ve çok uzun süre kulaklarınıza yapışan bir melodiye dönüştü.

Gelişimiyle birlikte toplumsal kültürel etkileşime giren grup, birbirine uzaktan yakından benzemeyen ruhsal melodileri, geniş bir sesliliğe taşıdı. Felsefi kafalardan, yerinde duramayan ayaklara kadar çok kapsamlı bir hayran kitlesine sahip olan grup, kısa sürede Fransız kentsel müziğin en büyük, ancak en gizli kalmış temsilcisi oldu. Kendi kendini geliştiren ekip aşırı duyarlı mizacı ile dünya müziği platformundaki en değerli cemrelerden biri oldu.

Yavaş yavaş Fransa’da dikkat çekmeye başlayan grup 1992 tarihinde ilk albümleri “Fils de Zamal”ı çıkarttı. Beş yıllık konser zincirinden ve etkinliklerden sonra Lo’jo, Sinead O’Connor, Natasha Atlas, Ghostland, Jah Wobble ve Robert Plant ile çalışan İngiliz prodüktör ve gitarist Justin Adams ile tekrar stüdyoya girdi. 1997 yılında Lo’jo ikinci albümü “Mojo Radio”yu piyasaya sürdü. Bu dönemde dünya müziği öncüsü olan Peter Gabriel tarafından fark edilen ekip, WOMAD (World Of Music, Arts & Dance) bünyesinde dünya çapında konserler vermeye başladı. İngiltere’den, Avustralya’ya, İspanya’dan Güney Amerika’ya kadar çok geniş bir turneyi tamamlayan Lo’jo, tekrar Justin Adams ile stüdyoya girdi ve 2000 yılında “Bohème De Cristal” adlı albümünü çıkarttı.

Geniş ülkeler yelpazesinden dikkatlice müziksel ilham madenleri keşfedip bunları kendi müziğine işleyen Lo’Jo, dur durak bilmeden turnelere devam edip ülkemiz haricinde neredeyse konser vermediği yer bırakmadı. Lo’Jo için her zaman seyahat etmek yaratıcılık sürecinin en önemli unsurlarından biri oldu. Dünyanın dört bir köşesinde konser veren ekibin en önemli özelliği ise gittiği yerlerde kendileri gibi tanıştıkları sempatik müzisyenlerle işbirliğine girmeleri. Bu tarz bir seyahatlerinde gittikleri Mali’de oluşturdukları müziksel köprü ve etkileşim sayesinde, 2001 yılında Sahra Çölünün göbeğinde ilk defa “Festival in the Desert” (Çöldeki Festival) adlı organizasyona el attı. O zamandan beri bu festival efsanevi bir statüye ulaştı. Bu festivaldeki tek batılı grup olma özelliğine sahip olan Lo’Jo, 2002 yılında “Lune des Siens” (daha sonra “Au Cabaret Sauvage” olarak tekrar basıldı) adlı albümü çıkarttı. Albüm inanılmaz olumlu kritikler ile karşılandı ve hatta bazı basın kuruluşları tarafından “2002’nin en ve tek başarılı albümü” olarak ilan edildi. Bu değişken, dolambaçlı çok kültürel grup her çalışması ile yön değiştirtmeye başladı. 2003 yılında “Festival in the Desert”ın üçüncü halkası için tekrar Mali’ye giden grup, tekrar müzikleri ile kıtaları nasıl birleştirebildiğini tüm müzikseverlere kanıtladı. Aynı yıl içerisinde grup ilk konser albümü olan “Ce Soir là”ı çıkarttı. Her performansı bir konserden öte, artistik bir sanatsal gösteri olan grup, yine 2004 ve 2005 yıllarını yoğun konserler ile geçirdi. Son olarak 2006 yılının başında en son albümleri ”Bazar Savant”ı çıkartan grup, bu albümleri ile şu ana kadar yaptıkları müziğin doruğuna ulaştı. Bu albümde hiç olmadıkları kadar melodik bir yapıya bürünen ekip, özellikle Arjantinli tangocu César Stroscio, İsrailli ud ustası Yair Dalal ve Jamaikalı solist Bunny Dudley’in müziksel katkılarıyla çok renkli bir çalışma üretti.

N’goni’den akordeona, Kora’dan kemençeye oldukça zengin enstrümanlara hâkim olan grup çok cesur bir biçimde alakasız melodileri harmanlayıp her zaman teatral ve sürrealist bir oluşum elde etti. Tutkulu, damardan titreşimler, viyolinleri sarmalayan ince akordeon melodileri, el çırpmalar, çok dilsellik, Berber kökenli Nadin ve Yasmina Nid El Mourid’in eşsiz vokalleri, Tom Waits havasındaki Péan’ın sözleri, hepsi Lo’jo havuzunda birleşip toplumsal, kolektif çok etnik bir müzik şöleni yaratıyor. Kendinizi en kısa zamandan Lo’Jo’nun müzikal evreninin yerçekimine bırakmanızı tavsiye ederim. Ne de olsa grup resmen dünyamızın müzik haritası.

Originally posted 2010-01-21 08:20:45. Republished by Blog Post Promoter

Asilah

Alman, Fransız ve Fas Dünya Müziği sanatçıları arasında bir etkileşim…

Carole Hog, Dominique Daumann ve Abdelouahed El Alaoui üç isim, üç bireysel artistik serüven, bir grup – ve şimdiden bir ilk albüm: “Asilah”

İlk başta Strazburg ve Kehl’den iki sanatçı olan Kehl, Carole Hog ve Dominique Daumann bir araya geldi ve 1988 yılından itibaren ‘Résonance’ adlı grup adıyla 2 albüm ve iki 45’lik çıkarttı. Pop ve şanson ezgileri üzerine yapılandırılan ekip beklenmedik akustik yorumları ile dikkat çekti.

Bazen Almanya bazen de Fransızca olarak seslendirilen müzikleri kusursuz bir şekilde zengin ve kişisel melodiler ile süslendi. Bu süreç zarfında ekip Almanya ve Fransa’da sayısız konserler verdi.

2004 yılında Hog ve Daumann Faslı besteci, düzenlemeci ve yapımcı olan Abdelouahad El Alaoui ile tanıştı. Böylece müzik kariyerleri beklemedikleri bir pozitiflikle gelişti ve değişti. Aralarında gelişen yoğun müziksel bağ ve dostluk sayesinde “Asilah” adlı albüm ortaya çıktı. Albümün en büyük özelliği müziksel bariyerlerin yıkıldığı tam bir etkileşime geçildiği organik bir çalışma olması. Avrupa’nın Orta Doğu ile müziksel evliliği gerekli sanatsal estetik ile bir araya getirilmiş. Bir çok enstrüman (Arap sazı, viyolin, ud, banço vb) çalabilen Abdelouahad El Alaoui, hiç kuşkusuz Carole Hog ve Dominique Daumann tarafından bestelenen parçaları sadece müziksel olarak değil, yeni bir bakış açısı ile zenginleştiriyor.

“Asilah” bu üç sanatçı arasındaki üretken etkileşimin sonucu. Üç farklı kişilik, birbirine işleyen iki farklı müziksel kültür ve müziksel estetikliğin içerisinde bu üç sanatçının içerisinde yeşeren tek bir his.

Klasik Fas orkestralarında kullanılan enstrümanları (solo viyolin, ud, ney, vurmalı çalgı), elektrogitar, bas, çello ve piyano ile birleştiren canlı performanslar. Carole Hog ve Dominique Daumann Fransızca şarkı söylüyor ve alternatif olarak Faslı şarkıcı Rafia Guilane Arapça katkıda bulunuyor.

“Asilah” Arapça alacakaranlık anlamına geliyor ve aynı zamanda Fas’ta bir deniz kenarı şehrinin adı.

  1. Asilah – 3.32
  2. La Grande Ourse – 4.29
  3. Les Voix du Present – 5.45
  4. Lettre A - 3.33
  5. Nour – 3.45
  6. Orme (instrumental) – 3.57
  7. Sans Issue – 3.37
  8. Marchand d’Espoir – 5.27
  9. Chemin Nocturne – 3.22

www.asilah-music.com

Müziklerini dinlemek için

Originally posted 2009-12-22 08:34:05. Republished by Blog Post Promoter

Ballaké Sissoko ve Vincent Segal: Chamber Music

ballakc-sissoko-vincent-segal-chamber-music Her hangi bir müzisyen için ikili çalışma ortamı her zaman heyecan dozajı yüksek bir atmosfere haiz olmuştur. Bu tür çalışmaların yeri mutlak olarak ayrıdır. Birebir müziksel birlikteliğinin, ortak kavramsal vizyon içerisindeki baş mimar, geleneksel enstrümanları sınırları elverdiği sürece ritimsel haritadaki bir ucu diğer uca kaynaştırıyor. Bu tür bir çalışma için geniş bir söylevin yanı sıra ayrıcalıklı bir ritimsel algılama kapasitesine ihtiyaç var. Bir sanatçı söz konusu olunca öncelikle gelen enstrüman her zaman çaldığından öte dinlemek için kullandığı kulağıdır. Tüm ritimleri karşılayan bu kapı özellikle açık olmalıdır.

Algılama ve iletişim üzerine kurulu olan konuşma sanatı, bir sanatçının diğerini karşıladığı ilk iletişim ve açık kapısıdır. Yazımızda konu ettiğimiz albümün bir ucunda kora virtüözü Ballaké Sissoko dururken diğer ucunda çellocu Vincent Segal yer alıyor. Her ikisi de eksizliğin doruklarında süzülen birer müzik terzisi. “Chamber Music” farklı kültürel müziklerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan belgesel tadında bir çalışma. Aynı müzik şirketine bağlı olan bu iki sanatçı, dostluklarına yatırım yaparken, her gün beslendikleri müziği de ihmal etmedi ve birlikteliklerine dâhil etti. Birikimlerini ortak bir platforma işleme düşüncesi birkaç senelik bir öykü aslında. Bumcello’nun diğer yarısı olan Vincent Segal ile bir caz festivalinde tanışıp bu ekip ile çalma imkânı yakalayan Ballaké Sissoko aslında bu fikrin baş mimarı. Hemen kolları sıvamaktansa öncelikle birbirini tanımayı öngören sanatçılar, müziksel olarak alışveriş yapmaya başladı. Her imkân yakaladıklarında birlikte çalan bu müzik yoldaşları, yapacakları müziğin karmaşasını yavaş yavaş hazmederek geliştirdi. Birbirlerine bir kelam söylemeden bir sonraki aşamayı anlayabilecek noktaya gelindiğinde “Chamber Music” için kollar sıvandı.

Ortaya çıkan eser her iki sanatçının da yirmi yıllık müzik kariyerinin tüm birikiminin aktığı bir fanus. Bu zaman zarfında Sissoko’nun yolları Taj Mahal, Toumani Diabaté ve piyanist Ludovic Einaudi ile kesişirken; aranjör, müzisyen ve yapımcı Vincent Segal’ın yolu Cesaria Evora, -M-, Blackalicious, Piers Faccini, Sting ve Marianne Faithfull gibi değerli müzisyenler ile kesişti. Her kesişimden bir tecrübe kazanan, her tecrübeyi ise geliştiren ikili, bunu ilk meyveleri için besledi ve belirli bir noktaya getirdi. Farklı müziksel köklerden gelen bu iki müzik dolu ruh daha sonra bu tecrübelerini karşılıklı ve detaylı bir biçimde harmanlamaya başladı.

ballake-sissoko En sonunda Mayıs 2009’da Bamako’da stüdyoya girmeye karar veren ikili, bu süreç zarfında öğrendikleri, geliştirdikleri birikimleri fiilen uygulamaya başladı. Ortak etik noktalar üzerine yoğunlaşıp müzikleri ile karanlık noktaları aydınlatan ikili, sadece kültürlerinin değil ama tüm birikimlerinin kesişim noktasına uzanmayı hedefledi.

Albümdeki müziğin tatmini, iki dostun birlikte gerçekleştirdiği bir zaman tünelinin yoğunlaşmış müziksel hali. Salif Keita’nın Bamako’daki Moffou stüdyosunda teknolojiden ırak, boş bir oda, sadece iki müzisyen ve yürekten bağlı oldukları enstrümanları; albümün ana çekirdeği. Bu elit özel zamanda, dış dünyanın tüm ses kirliliğinden arınmış bu ikili, ruhlarının beslendiği gıdayı aşama aşama kaydetmeye başladı. Tarzların, ritimlerin, dillerin, kültürlerin ve dinlerin birbirine entegre olduğu o mutlak an. Kora ve çello gibi iki farklı diyardan gelen enstrümanın kompleks ilişkisi bu müzisyenler tarafından tek bir sese büründürüldü. Tek bir varlık, tek bir dünya ve sadece müzik. Dinleyenlerin “Chamber Music”de duydukları ritimler hem nadir hem de değerli: iki duyarlılığın, doğal akışın kendiliğinden aynı ses skalasında birleşimi.

Albüm boyunca uyumun, akışın, sürekliliğin ve bütünselliğin aynı duygusallığı hâkim her iki sanatçıda. Burada sanatçılar kapılarından çok yüreklerini dinleyene açıyor, aynen ‘Regret’ parçasında şarkıcı Awa Sangho’nun Kader Barry’yi andığı gibi; sükûnet dolu bir ağıt. ‘Houdesti’ adlı parça ise albümün tüm sakinliğinin bir araya geldiği odak noktası, müzisyenlerin beste kabiliyetinin en kuvvetli yansıması. Kora ve çellonun tek başlarına olmadıklarını hissettiren ngoni ve balafon dönem dönem dinleyene kulak kırpıyor. Karşınızda toprak anadan kopup gelen, markalaşmadan ve modadan uzak bir ses harmanlaması var.

Albümün genel havası sonsuz bir nezaket çevresinde dönüyor; yumuşaklığı yönlendirmekten çok kabul etmenizi sağlıyor; ifade gücünün yoğunluğu mutlak olarak her an hâkim. Burada dinleyeceğiniz oluşum müziğin büyüleyici gerçeğinden başka bir şey değil.

Originally posted 2010-02-02 09:07:50. Republished by Blog Post Promoter

Photos on flickr

Tikabasamuzik Tumblr

    http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17109213760http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17087773585http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/16923390130http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/16857634203

Better Tag Cloud