“In the Heart of the Moon” malili efsanevi gitarcı ve Nehrin Blues adamı lakaplı Ali Farka Toure ve Mandé sülalesinden gelen kora virtüözü Toumani Diabate’nin birlikte kaydettiği bir düet albümü. Katkıda bulunan diğer sanatçılar arasında müzik seyyahı Ry Cooder’da yer almakta. Üç aşamada Mande Otelinin konferans salonuna kurulan seyyar stüdyoda kaydedilen albümdeki müziklere ısrarcı, kavrayıcı ancak hiçbir biçimde gürültülü ve rahatsız edici değil. Dünyanın en fakir coğrafyasından gelen nezaket temaları ile bezenmiş ritimlerde oluşan çalışmada sanatçıların yoğunlukları olduğu gibi kaydedilmiş.
Batı Afrika’da yer alan iki ana müzik damarını birleştiren bir köprü “In The Heart Of The moon”. Bir yanda Ali Farka Touré’nin enfes vuruşları ile akan çöl blues ritimleri, diğer yanda ise kuzeyde var olan Mandé kültürünü korası ile hayata geçiriyor. Adeta karşımızda yıllardan beri birlikte çalan, her aşamada birlikte ter dökün cennete kadar devam edecek bir müzik birlikteliği var. İste hünerlilikle yapılandırılmış ortak virtüözlük bu olsa gerek.
05 Ali Farka Toure And Toumani Diabate – Kaira by llimllib
World Circuit müzik firmasının beyni Nick Gold tarafından bir araya getirilen bu iki üstat, arka arkaya 3 gün provasız kaydettikleri parçalardan oluşmakta “In the Heart of the Moon”. 50’li ve 60’lı yıllara uzanan ritimlere tekrar can veren ikili sadeliği asla elden bırakmıyor. Albümde yer alan son üç parça ise Ali Farka Touré’nin eski katalogunda yer alan parçaların ikili ile tekrar yorumlanışı.
Karşımızda kelimenin sonuna kadar hakkını veren iki sanatçı bol üretkenliğin aksine nadir ama kaliteli üretim felsefesi üzerine beslenmekte. Özellikle Ali farka Touré’nin artık aramızda olmadığını düşünürsek bu albüm daha fazla yüreğe basılacak türden.
“In the Heart of the Moon” dünya müziği severler için bir efsane albüm olarak raflarda yerini kururken, ilk defa bu tarzı keşfedecekler için ise çok güzel bir başlangıç.
Parça Listesi
Kötü bir gün mü geçiriyorsunuz ve müzik dinleyerek tüm negatifliğinizi pozitifliğe değiştirmek istiyor musunuz? O halde Hindistan’dan gelen folk dolu pop ritimleri ile bezenmiş Raghu Dixit’in albümüne kulak verebilirsiniz. Bereketli bir coşkusu olan sanatçı modern Hindistan ritimlerini albümünde müzikleri ile birlikte özetlemekte. Albümünün kitapçığında da açıkladığı üzere ciddi bir Mikrobiyolog (Master derecesi var) olan sanatçı aynı zamanda klasik Hint danslarında üzerine uzman. Bu unvanlarının arasında bir de güven dolu ilk albümünü üretmek için zaman yaratmış.
Hey Bhagwan – Video from Gaurav Vaz on Vimeo.
Karnataka bölgesinin Maysor (Mysore) kentinden sesini yükselten sanatçı, sekiz yıldan beri grubu Antaragni ile birlikte çalışarak bu albüme ulaşmış. Reggae, folk, rock ve pop ezgilerini sert gitar ritimleri ile harmanlayan sanatçı dönem dönem genç Khaled’i hatta Haluk Levent’i bile anımsatmakta. Elektrogitarcı Bruce Lee Mani, Mark Knopfler kadar olmasa bile Manoj George’un violinine eşlik edebilecek oldukça hoş ve kavrayıcı atmosferik ritimler üretiyor. Ortaya çıkan karışım kavrayıcı özelliklere sahip.
Hindi, arada sırada İngilizce ve yerel dil olan Kannada sözlerine haiz olan albüm başlangıcı reggae ritimleri ile bezenmiş ‘Hey Bhagwan’ ile yapıyor. Bunu Dixit’in albümdeki en beğendiği parça olan ‘Mysore Se Ayi’ takip ediyor. Daha sonra kanada dilinde ilk parçamız olan ‘Gudugudiya Sedi Nodo’ ile albüm dinleyenleri içine çekiyor. Çalışmanın ilk yarısı oldukça hareketli ancak ne yazık ki yedi dakikalık ‘Ambar’ adlı aşk baladı ile başlayan diğer yarısı aynı özelliklere sahip değil.
Mariem Hassan son sekiz yıldan beri arka arkaya albüm üretiyor olsa bile 2010 tarihli “Shouka” (Diken) şu ana kadar ki en dikkat çeken çalışması. Zira sanatçı prodüksiyon tekniklerinden de yararlanarak ilk defa vokalleri ile müziğini dört dörtlük bir formatta bir araya getirebilmiş. Yanına aldığı ufak elektrogitar ordusu ile yaratılan ham gitar ritimleri arasında Hassan dinleyenlere adaletsizlik ve kadınların dertlerini aktarıyor. Her Sahra Çölü’nden gelen müzik kitlesi gibi “Shouka”da fazla işlenmemiş ezgileri ile dikkat çekiyor ancak şunu ifade etmekte fayda var karşımızdaki müziklere hiçbir Sahra Çölü müzik elçisi (Tinariwen, Etran Finatawa ve Terakaft) sunamadığı kadar samimi ve doğal.
İspanya Batı Sahra’dan çekilirken Fas’ın boşluğu değerlendirip bölgeyi istila almasının sonucu sığınma kamplarında yaşamaya mahkûm olan ailelerden birisinin ferdi olan Hassan bu kamplardaki zorlukları dile getiriyor birkaç parçasında. Görülen o ki bu sığınma kamplarında da adaletsizlik diz boyu. Öte yandan bu tür kamplarda Mariem Hassan gibi kadınların eğitim gördüklerinin, eşit hak talep edebildiklerinin ve gerekirse eşlerinden boşanabildiklerinin altını kalın çizgi ile çizmekte fayda var. Nitekim sanatçı eşi ona şarkı söylemeyi yasakladı diye kendisini boşayabilenlerden. Ne de olsa Sahra kültürü, Anadolu’da olduğu üzere kadın dominantlığının ciddi var olduğu ama gölgede kaldığı kavram.
Ve işte bu kadının müziğini cezp edici yapan unsurlar tüm bu karmaşanın bir araya gelmiş olması. ‘Azzagafa’ hemen sizleri kavrayıp albüme güzel ve rahat bir giriş yapıyor. ‘Ala Ahd Shaid’ adlı parçada adeta iki gitarın birbiri ile romantik atışmasına kulak misafiri oluyorsunuz. Karşımızda yavaş parçalardan oluşan bir albüm var, Sahra kumulları kadar sakin süzülen ritimler. Diğer prodüksiyon makyajları içerisinde yok olan vokallerin aksine Hassan’ın sesi çok temiz, anlaşılır. Müziğin altında ezilmeyip müzik ile akıyor. Büyüsünü hiçbir aşamada kaybetmeyen bu ritimler dinleyeni akustik ve elektrogitar arasında savuruyor. Arka planda tekrarlanan bir gitar zincirlemesi üzerine öykülerini döktüren Hassan’a arada sırada nefeslilerde eşlik ediyor. Gergin vokallere haiz ‘Eid Arbain,’dan tek bir gitar ritmi ile flört eden ‘Baba Salama,’ parçasına kadar geçen süre bir saatin üzerinde. Bilmediğiniz bir dil ama anlatılan konular aynı, dertler benzer ve umutlar ise örtüşen. “Shouka” kadınları mücadelesi, haklarına sahip çıkması ve gerekirse bir diken gibi sokmayı bilmenin öyküsü…