Amerikalı çok enstrümantalist Bob Brozman uzun yıllardan beri Dünya Müziğini yeniden tanımlıyor. Bunu medyanın gözüne sokup, ön kulvarlarda görünerek değil aksine sakin ve sessiz, sağlam adımlarla gerçekleştiriyor. Aynı zamanda bir etno-müzikolog ve eğitimci olan sanatçı özellikle 1920’ler ve 1930’lar klasik blues müziği üzerine oldukça söz sahibi bir müzisyen. Sanat kariyerinin son dönemlerinde ise Bob Brozman adalara merak saldı zira ona göre gerçek dünya müziği laboratuarı adalar. Bundan dolayı son on yıldan beri sanatçı bir adadan diğerine zıplıyor, Hawaii’den, Okinawa’ya La Reunion’dan Papua Yeni Gine’ye kadar birçok adanın etniksel müziğini arşınlıyor.
1954 yılında New York’ta dünyaya gelen sanatçı, beş yaşına bastığında gitar ile tanıştı ve genç yaşta dinlediği müziği kolayca tekrarlama yeteneğini sergilemeye başladı. On iki yaşında blues müziğine ilgi göstermeye başlayan Brozman, bu tarzın vazgeçilmez enstrümanı olan gitarın nelere kadir olabileceğine şahit oldu ve bu enstrümanı daha detaylı bir biçimde keşfetmeye karar verdi. Gitar üzerine yapılandırılan, gitarın en ufacık katkısı olabilecek ritimleri vazgeçilmez bir tutku ile araştırdı ve inceledi. Bu süreçte caz ve en önemlisi Hawaii Müziği ile yolları kesişti. Özellikle Ulusal Gitarlara (bir topluma veya kültüre ait geleneksel özgün gitarlar) ilgi göstermeye başlayan Brozman, her gittiği yerden bu gitarları toparlamaya başladı. Böylece eşsiz gitar koleksiyonunun ilk temelini atmış oldu. Daha sonraki yıllarda verdiği bir röportajda müziksel vahinin kendisine bu enstrümanlar sayesinde geldiğini açıklayan sanatçı, Washington Üniversitesi’nde etnik-müzikoloji okumaya başladı.
Sanatçının ilk arşınladığı tarz Delta Blues’un kökleri oldu ve bu ilgisi onu özellikle yatay gitar üzerine yaptığı araştırmalar sayesinde ilk defa Hawaii müziği ile buluşturdu. 1926 (elektronik kayıtların başlama yılı) – 1934 (ticari kayıtların psikolojik olarak başladığı yıl) arasında kaydedilen 78’likler sayesinde Bob Brozman, bu tarzı daha bir inceleme imkânı yakaladı. Bu araştırmalarını daha sonra arka arkaya çıkarttığı kendi yorumları ile düzenlenen geleneksel Hawaii ezgileri içeren beş albüm ile tüm dünya ile paylaştı. Özellikle 1915-1935 arasında ilk varlığını gösteren Hawaii ritimlerini yeniden keşfeden sanatçı, altmış yıldan beri aynı tarzı sadece gitarın gücü ile tüm dünyaya tanıtmaya kendini adayan Tau Moe’un dikkatini çekti ve böylece birçok uluslar arası sanatçı ile bağlantısı böylece başlamış oldu.
Özellikle Brozman’ın Hawaii ezgilerine göstermiş olduğu öneme teşekkürler eden Moe, 1920’lerin sonuna doğru kaydettiği parçaların bu yeni formasyonunu çok beğendi. Oluşan samimiyet sonucu Brozman’ı Hawaai’de her yıl gerçekleşen çelik gitar festivaline davet eden Moe, böylece bir müziksel işbirliğinin temelini de atmış oldu. Adeta kendisinin başlatmış olduğu misyonu Brozman’a devreden Moe, bunun önemini ölümsüzleştirmek üzere birlikte “Remembering The Songs Of Our Youth” adlı çalışmayı kaydetti. Bu albüm birçok müzik kritiği tarafından yılın dünya müziği albümü gösterilmesinin yanı sıra hem Tau Moe’yu tekrar dünya platformuna taşıdı hem de Bob Brozman’ın ideolojisini resmileştirdi. Böylece adalardan gelen müziklerin önemini vurgulayan Bob Brozman araştırmalarını Karayiplere, Japonya’ya ve Afrika’ya doğru genişletti. Her araştırdığı adada öncelikle gitar ezgilerine yoğunlaşan sanatçı daha sonra kayıt yapmak üzere ritimsel veriler toparlamaya başladı.
Bu süreçte Hawaii’nin Ledward Kaapana, Cyril Pahinui ve George Kahumohu Jr. Gibi diğer efsanevi müzisyenleri ile çalışan Brozman, kendisine bu tarzda önemli bir konum elde etti. 1999 yılında Japonya’nın Okinawa Adası’na özgü Sanshiri (3 telli bağlama benzeri enstrüman) üzerine üstat olan Takashi Hirayasu ile tanışan Brozman, bu tanışmanın sonucu olarak “Jin Jin” (Ateşböceği) adlı albümü yayımladı. Söz konusu albüm gitaristin dünya müziği tarzındaki açık uyarlama politikasına karşı büyüyen algılama ve dikkatinin en güzel örneklerinden biri olarak arşivinde yer aldı.
“Jin Jin” den iki yıl sonra Bob Brozman bir başka adaya yelken açıp burada kendisini bile zorlayabilecek ritimsel yapılar ile karşılaştı. Açık uyarlamalara tam bir meydan okuyan La Reunion adası, Brozman için önemli bir müziksel adım oldu zira ada ciddi karma müziksel gelenekler sunuyordu. Mauritius ve Madagaskar arasında yer alan bu adada müziksel araştırmalarının sonucu olarak Boz Brozman yerel sanatçı akordeonist ve gitarist Rene Lacaille ile birlikte 2002 tarihli “Digdig” adlı albümü kaydetti. Albümde bir araya gelen Hawaii ezgileri ile Le Reunion’a özel Maloya ve Sega geleneksel ritimleri daha önce dinlenmemiş bir harmanlamayı kulaklar önüne serdi.
Batının (özellikle Amerika’nın) var olan diğer dünya müziğine karşı ön yargısını kırmayı başaran Bob Brozman, 2000 yılından beri on beşin üzerinde solo ve ortak çalışmadan oluşan çalışmaya imza attı. Bunların arasında en dikkat çekenleri Bob’un Papua Yeni Gine’ye 2003 ve 2004’de yaptığı iki seyahati müziksel olarak yansıtan 2005 tarihli “Songs of The Volcano”. Kolkata yatay gitarının dünyamızdaki tek söz sahibi Debashish Bhattacharya ile kaydettiği 2003 tarihli “Mahima” ve elbette 2007 tarihinde yılın en başarılı akustik albümü ile onurlandırılan en son çalışması “Lumiere”.
1981 tarihli ilk solo çalışmasından beri Bob Brozman dünya üzerindeki göçünü takip ettiği gitarını taşınabilir bir kültürel çevirmen olarak kullanıyor. Sınırsız bir yaratıcı gücün, müziğin, kültürün ve dilin duygudaş doğasını birleştiren sanatçı, saygı ve müzik temellerine oturtulan köprüler kuruyor. Bu öncü yapılandırmaları sayesinde sanatçı özellikle üçüncü dünya ülkelerinden gelen sanatçıların kendilerini duyurmaları için bir imkân yaratıyor. Her şey sanatçının geniş, doğurgan müziksel çeşitliliğine dayanıyor.
Sanatçı yaptığı dünya müziği insanların kendilerini değerlendirmeleri, algılamaları, farkına varmaları ve en önemlisi saygı göstermelerini vurgulayan önemli bir faktör. Zira farklı kültürlerden alınıp bir araya getirilen ses sentezleri heyecan verici bir ahenk ve barışçıl bir atmosfer sağlıyor. Bu da günümüz dünyasının ihtiyacı olan en önemli unsur. Bunu gerçekleştiren Bob Brozman ise kanımca “bir kültürü uzaktan gözlemle” genel kanısına tek kelimeyle zıt düşerek, hiç sınır tanımayan dipsiz bir müziksel empatiye sahip eşsiz ve nefaset barındıran bir öncü…
Peter Gabriel’ın Tom Waits’in ‘In The Neighborhood’ adlı parçasını yayınladığı videoyu izlemektesiniz. Tüm amaç ve gelir Orta Doğu Afrika’daki savaştan dolayı parçalanan toplumlara, ailelere karşı dikkat çekmek.
Mohsen Namjoo Meşhed’de Doğdu. Edebiyat ve müziğe olan ilgisi daha çocuk yaşlarında başladı. Ailesinin karşı çıkmasına rağmen profesyonel olarak müzik yapmaya karar verdi ve müzik eğitimine Tahran Üniversitesi’nde devam etmek için Tahran’a taşındı.
Klasik, geleneksel İran müziği ile yakından ilgilendikten sonra denemelere başladı ve bu geleneksel müziği modern yöntemlerle birleştirip sentez yaptı. Bu çalışmaları bazı kesimler tarafından kabul görmedi ve çok sık zorluklarla ve engellemelerle karşı karşıya kaldı.
İran müziğini alışılmamış bir şekilde uygulaması ve şarkılarının değişik tarzı nedeni ile, üçüncü yılında üniversiteden atıldı. 2000 yılından bu yana rock müzik ve caz onun için önemli hale geldi. Bu iki müzik türünü geleneksel İran müziği ile birleştirdi. Bu denemeler çok kötü bir teknik ile kayda alındı. Bu kayıtların bir kısmı kopyalandı ve tüm İran’da, bir çok insan tarafından sevilerek dinlendi. 2006 yılında özel konserler vermeye başladı ve aynı yıl Uluslararası Rotterdam Film Festivali’nde “Hotspot Teheran” konulu etkinlikte sahneye çıktı. Çok başarılı olan bu konser sonrası Hollanda radyosunda onunla bir söyleşi yapıldı ve konserden bazı eserler çalındı. İran sınırları dışında Mohsen Namjoo özellikle “Sound of Silence” isimli belgeselle tanındı. Bu belgeselde Amir Hamz ve Mark Lazarz, Namjoo ile birlikte, İran’ın diğer öncü müzisyenleri O-Hum, Hich-Kas ve Emad Bonakdar’ı da göstererek, Tahran’daki underground müziği anlatıyorlardı.
Temmuz 2009 tarihinde Kuran’ı karalama suçlaması ile beş yıl hapse mahküm oldu.