Shankar soyadı mutlaka size bir şey hatırlatıyordur. Anoushka Shankar (Anoşhika Şankar olarak okunuyor) efsanevi sitar çalgıcısı ve dünyanın en çok tanınan klasik Hintli sanatçısı Ravi Shankar’ın kızı. Şu an 24 yaşında olan bu genç, güzel ve yetenekli bayan müzik yaşamına dokuz yaşında babasından aldığı eğitim ile başlamış. Özellikle Kuzey Hindistan’ın geleneksel folk müziğini dünyaya tanıtan ve o müziğin nasıl sunulması gerektiğine dair devrim yaratan bir sanatçının kızı olması, Anoushka Shankar’ın müzik hayatında kolaylıklar sağlamadı . Her iki tarafı keskin bıçak olan müzik piyasasında var olmak için ünlü bir babanın yanı sıra yeteneğe ihtiyaç olduğu kesin. Ayrıca erkeğin dominant olduğu bir müzik enstrümanında kadın olarak ön plana çıkmanın zorluklarını anlatmakla bitmez. Ancak Anoushka Shankar bu zorlukları büyüleyici müziğinin sessizliği kesmesi gibi aştı.
İlk albümü “Anoushka”yı 17 yaşında yapan Anoushka Shankar’a karşı ilgi yavaş yavaş ve zamanla oluştu. Beş parçadan oluşan ve babasının 4 eserinin yer aldığı bu albüm kritiklerden tam not almasına rağmen sanatçıyı küçük bir kitleye tanıttı. 2000 yılında gelen “Anourag” albümü ise çok olumlu kritikler almasa bile Anoushka Shankar’ın müzik olarak olgunlaştığını ve sitar çalma stilinin geliştiğini gördük. 2001 yılında gelen “Live At Carnegie Hall” canlı performansı ise sanatçının müzik hayatındaki kilometre taşı oldu ve kendisinin dünya çapında tanınmasına vesile oldu. Peter Gabriel ‘in WOMAD festivalinde yer alan sanatçı, aynı zamanda İngiltere Parlamentosu tarafından sanata ve müziğe olan katkısından dolayı ilk defa bir kadına verilen onur nişanı ile ödüllendirildi. Kısa ama yoğun bir müzik macerasına sahip olan sanatçı, EMI etiketi ile Mart 2006 tarihinde çıkacak olan yeni albümü “Rise” ile karşımızda olacak.
“Rise” albümünde Anoushka Shankar bilinçli olarak tamamen Raga melodilerine sadık kalarak müziğinin yapı kurallarını genişletmiş. Hindistan’ın en iyi müzisyenleri ile çalışan sanatçı, geçmişi ve gelecekteki farklılıkları aynı çatı altında başarıyla harmanlamış. Yeni albümün en büyük özelliği, tüm performansçıların teknik detaylardan uzak, tutku dolu renkli müzik işlemelerinin hissediliyor olması. İlk defa kendi bestelerini yapan sanatçı albümdeki dokuz parçanın bestecisi, ‘Red Sun’ ve ‘Beloved’ parçalarında sitar bile kullanılmamış olsa bile. Zamanlama olarak kusursuz olan “Rise” albümü, Ravi Shankar ve Tabla virtüöz Zakir Hussain’in dünya platformuna taşıdığı Hindistan müziğine inanılmaz bir ilgi olan dönemde piyasaya çıkacak. Bu da albümün beklenenden daha fazla bir kitleye ulaşmasını sağlayacak. Umarım durum böyle olur çünkü bu albüm ilginizi hak edecek kalitede.
Albümün açılış parçası ‘Prayer in Passing’ çok keyifli ve basit bir melodi sentezine sahip. Parça Anoushka Shankar’ın sitarının öncülüğünde ilerleyen Flamenko piyanosu, mohan veena (yatay gitar), tabla, bansuri ve Orta Doğu düdüğü ile süslenen altı dakikalık bir müzik ziyafeti. Müziğin ve ruhun bütünleştiği geleneksel Hindistan melodileri albümün en doruk noktasında varlığını gösteriyor. Parmaklar ve insan sesi ile yapılan müzik adeta Tanrı’ya sunulan bir adak . ‘Red Sun,’ parçasında konnokol olarak bilinen meşhur Hindistan vokal perküsyon tekniği kullanılmış. İnsan vokallerinin teknolojiyi alt ettiği eşsiz bir örnek. ‘Mahadeva’ parçası felsefeyi müziğe dönüştüren bir araç. Siva’ya (Kuzey Asya mitolojisindeki Brahma tanrısının yaratıcı/yok edici görüntüsü) adanmış bir bhakti (tutku) bestesi. “Rise” albümünün bir diğer özelliği ise yoğun bilgisayar programcılığından arınmış olması. Bilgisayarlar sadece geleneksel enstrümanların melodilerini yakalayıp işlemekte kullanılmış. Bu da albüme doğal bir kişilik kazandırmakta. ‘Solea,’ parçasında Hint ve Flâmenko müzikleri birleşip iki uçta yer alan çingene ruhunu canlandırıyor. Albümün kapanış parçası ‘Ancient Love’ teknolojik ve klasik yapıların birleştiği kusursuz bir organizma. Yaklaşık 11 dakikanın üstünde olan parça solist Tanmoy Bose’nin gazel havasında acı inlemeleri ile açılıyor ve sürekli yüce bir oluşumun varlığını sorguluyor. İnsanların gittikçe şizofrenleştiği günümüz dünyasında, bu tür müzikler ruhların kendilerini kaybetmemesi için bir ışık niteliğinde. “Müzik ile tedavi” daha ne denebilir ki?
“Rise” aynı tutkudan doğan müziği ve felsefeyi birleştiren bir albüm. Ravi Shankar’ın olgun çalışmalarına kıyaslandığında albümde elbette eksik noktalar var ancak çok ilerici ve ufuk açıcı. Özellikle 24 yaşındaki bir sanatçının emeği ile ortaya çıkmış olması ise ayrı bir olay. Ana konsepti huzur ve müzik ile meditasyon olan albüm , modern yaşamın ezici yükünü biraz olsun katlanabilir hale getiren bir oluşum. Bazılarımız için güneşi doğuran , diğerlerimiz için batıran bir albüm olacağı kesin.
Originally posted 2009-12-22 08:29:11. Republished by Blog Post Promoter
Dokuz Kat Müzik: Niyaz Oradaki müzik olarak tanımlayabileceğimiz Dünya Müziğine olan ilgi gün geçtikçe artıyor. Özellikle bu tarzın içersinde ülkenizden gelen geleneksel ezgiler yer alıyor ise bu ilgi bir kat daha artıyor. Böyle bir sürpriz İran/Amerikalı grup Niyaz en son albümlerinde gerçekleştiriyor.
Çok uzun bir yolu çok kısa bir sürede kat eden Niyaz, 2005 tarihli kendi adlarını taşıyan ilk albümlerinden sonra yeniden karşımızda. Mistik ritimleri, büyüleyici elektronik müzik ile harmanlayan üçlü kalabalık dünya müziği kulvarında sivrilerek kendine haklı bir yer edindi. Azam Ali tarafından kurulan ekip ismini hem Farsça hem de Urducu yakarış anlamına gelen Niyaz kelimesinde alıyor. Uzun bir dünya turnesinden ve Azam Ali’nin solo albümünden sonra grup şimdi “Nine Heavens” (Dokuz Cennet) aldı ikinci albümünü geçtiğimiz günlerde çıkarttı. Equinox Müzik tarafından ülkemize getirilen albüm sadece kültürel veya üslûpçu sınırları geçmekle kalmıyor yüzyıllar arasında gidip geliyor.
Ortaçağ Pers şiirselliği ile İran geleneksel müziğini birleştiren üçlü hiç şüphesiz günümüz dünya müziğinde evrensel trans geleneğinin en başarılı temsilcisi. Azam Ali, dört yaşında İran’ın içinde olduğu siyasi karmaşa dolayısıyla önce Hindistan’a daha sonra da Amerika’ya göç etti, bu süreçte geçtiği her coğrafyadan aldığı müziksel kırıntıları içerisinde yoğuran sanatçı bu gelişimi ilk olarak 1996 Vas adlı grup ile müzik dünyasına sundu. Vas ile oldukça sadık bir hayran kitlesi yakalayan Azam Ali daha sonra Dredg, Buckethead, Mercan Dede gibi isimler ile çalışarak kendisine önemli bir yer edindi. Bunu takip eden süreçte Niyaz ekibini kuran sanatçı, 2005′den beri bir üçlü olarak sanat hayatını sürdürüyor.
Bu ikinci üretiminde Niyaz elektronik ve akustik olarak bir önceki çalışmalarına kıyasla daha spesifik bir oluşum içerisinde. ‘Beni Beni’ adlı Türkçe halk türküsünün yeni ve heyecan verici düzenlemesiyle başlayan albüm, 18. yüzyıl Türk Sufi şiirini geleneksel Türk müziği ile sentezliyor. Elektronik unsurların bilgisayar programları ile harmanlandığı parça bir tür modern Sufi müziği. Türkiye ve İran arasında hâlihazırda var olan kültürel bağın müziksel olarak en son köprüsü. Grup bir önceki albümlerinde yaptıkları gibi bu çalışmasında İran ve Hindistan arasındaki müziksel yansımalara dikkat çekmeye devam ediyor. Nusrat Fateh Ali Khan tarafında üne kavuşturulan Qawalli müziğini yaratan, 13. yüzyıla ait mistik Pers şairi Amir Khosrau Dehlavi’nin albümde iki şiirine yer verilmiş. ‘Molk-e-Divan’ ve ‘Sabrang’ adlı özgün aşk içerikli parçalar Amir Khosrau Dehlavi’nin eşsiz şiiri üzerine yapılandırılmış ve albümün en dikkat çekenleri arasında yer alıyor. Her parça Azam Ali ve Loga Ramin Torkian tarafından bir araya getirildikten sonra Coldplay ile yaptığı çalışmalardan tanıdığımız Carmen Rizzo sayesinden modern bir formata sokulmuş. ‘Molk-e-Divan’ ve ‘Sabrang’ ve ‘Beni Beni’ haricinde tüm parçaların özgün olduğu albüm, aynı zamanda üçlünün yaratıcı yönünü yansıtıyor.
Bir diğer dikkat çeken parça ‘Tamana’, özellikle 18. yüzyıl Urdu şiirinin mükemmel bir biçimde elektronik ve akustik formlara yerleştirilmiş olması nefes kesici. Loga ve Azam’ın çocukları için yazdıkları ninni formatında olan ‘Iman’ adlı parça ise bir ritimsel cümbüş. Beşli ritimler içeren ‘Feraghi’, sürgünde yaşayan İranlıların çilesini ve bulundukları toplum tarafından kabul edilmelerinin zorluklarını ele alıyor. Özellikle 11 Eylül’den sonra yükselmekte olan korku ve dışlanmaya karşılık mağdur olan tarafından yazılmış bir ağıt.
Niyaz ikinci albümü “Nine Heavens” ile geleneksel ve modern dünya müziği arasındaki boşluğu doldurmaya devam ediyor. Söz konusu çift CD’lik çalışma (ilk CD’de parçaların elektronik versiyonları yer alırken, ikinci CD’de akustik versiyonlarına yer verilmiş) uyumlu ancak bir o kadar da karmaşık bir çalışma ortaya çıkarıyor. Özellikle müzikseverler için bir sürpriz faktörü taşıyan ikinci (akustik) CD grubun müziğini Carmen Rizzo müdahale etmeden önceki saf halini içeriyor. Ekip bu akustik versiyonları mutlak suretle dinleyicileri ile paylaşmak istemiş zira bu CD stüdyo aşamasını akustiklikten elektroniğe geçişin en güzel kanıtı. İlk CD kadar çağdaş olmasa bile ikinci CD yapılan müziğe farklı bir perspektiften bakıyor.
“Nine Heavens” çarpıcı bir formatta ustalıkla geleneksel folk parçalarının İran’dan gelen mistik Sufi şiirleri ile harmanlıyor ve bunu ister dans ister trans formatında sunuyor. Müziğin artık birebir oturulup dinlenen bir şey olmadığını, maalesef yan unsurlarla ancak dinlenildiği bir dönemdeyiz. Böyle bir ortamda ise müziğin farklı içeriklerle ön plana çıkması gerekiyor. İşte Nizam’ın Orta Doğu Müziği’ni şahlandıran “Nine Heavens” da ki en büyük özellik bu…
Originally posted 2010-01-21 08:47:42. Republished by Blog Post Promoter