// Arşiv

kora

This tag is associated with 16 posts

Justin Adams ve Juldeh Camara: Müziğin Ruhsal Bilimi

soul_science Batı Afrika blues müzik tarzı her zaman ayrıcalıklı bir konuma sahip olmuştur ancak bu tarzın ritimlerinin üzerine dolgun rock temaları işlemek her aklı salim kişinin harcı değil. Ya çok cesur yâda cidden deli olmak gerekir, zira bu iki tarzı organik bir yapı içinde harmanlayıp ortaya kaliteli bir çalışma çıkartmak yazıldığı kadar kolay değil. Özellikle biraz daha ileriye giderek bu harmanlamanın içerisinde yer alan müziksel köprüleri dünya ezgileri ile birleştirmek oldukça zor. Ancak Justin Adams gibi uzun müzik özgeçmişine sahip olan bir sanatçı, böyle bir hayali gerçekleştirebilir. Zira kendisi Sahra Çölü’nün blues grubu Tinariwen gibi grupların ses sentezini tamamıyla koruyup hak ettiği yere taşıyan bir müzik adamı. Hiç kuşkusuz böyle bir harmanlamayı ancak Justin Adams kotarabilir.

Justin Adams Britanya’nın en başarılı blues gitaristlerinden biri hatta sanatçıya İngiliz Ry Cooder diyenler bile var. Sanatçı aynı zamanda kültürel müzik kesişim noktalarında ortaya çıkan önemli bir yapımcı. İlk defa müzik camiası onu “Jah Wooble’s Incaders of the Heart” grubunda tanıdı. Daha sonra bu enerji taşan şahsiyet, Sinéad O’Connor ve Damien Dempsey gibi sanatçılarla çalışarak adını duyurdu. İlk defa Afrika müziğine olan tutkusunu 2001 yılında çıkan solo albümü “Desert Road” ile deklere etti. Albüm Sahra Çölü’nden gelen saf blues ezgilerinin açıklığını ilk defa görücüye çıkartmasıyla bir anda çoğu müziksever tarafından “ufak bir şaheser” olarak kabul edildi. Çöllerden gelen ezgileri araştırırken dönemimizin en başarılı Sahra Blues grubu olarak kabul edilen Tinariwen ile tanışan Justin Adams, bu vesileyle grubun ilk albümü olan “The Radio Tisdas Sessions”ın yapımcılığını üstlendi. Bu albüm sayesinde Sahra Blues tarzı müziksel haritada kendine sağlam bir yer edindi. Daha sonra 2002 yılında Robert Plant ile birlikte çalıştığı “Dreamland” albümü Grammy’ye aday gösterildi. Her ne kadar rock ve blues kulvarında kendisine sağlam bir yer edinse bile Justin Adams her zaman Afrika ile müziksel kesişimin peşinden koştu. Tinariwen’in ödüllere doymayan “Aman Iman” adlı son albümünden sonra yanına yerel sanatçıları alarak 2007’nin kuşkusuz en başarılı dünya müziği sentezini içeren albümü olan “Soul Science”ı çıkarttı.

Juldeh Camara

Picture 1 of 9

Justin Adams and Juldeh Camara

Ritti (veya yerel adıyla nyanyeru) adı verilen tek telli yerel bir keman ustası Gambiyalı bir griot (müzikçi soydan gelen bir kabile) olan Juldeh Camara, Justin Adams’ın bu projedeki suç ortağı. Rock ve Batı Afrika Blues tarzlarının birbirlerine işlemesinde bu ufak, marifetli ve heyecanlı yerel enstrüman mucizeler yaratıyor. Zaman zaman ritti ana sahneye çıkıp gitarın liderliğini elinden kapıyor zira akıcı, neredeyse coşkun ses müsameresi ile rock temaları üzerinde kusursuz bir bütünleyici unsur yaratıyor.

Justin Adams’ın örnek alınacak fakat alçakgönüllü bu yeni çalışması, fiziksel olarak o kadar gerçek ki adeta müzik setinizden çıkıp karşınızda yaşayan ve gelişen bir beden oluşturuyor. Ancak kanımca albümün başarısının asıl sırrı, normal koşullarda programlanmış bateri vuruşlarının kullanılabileceği her kısmın, zarif ve yoğun Afrika vurmalı çalgıları ile doldurulmuş olması. İnsan emeği ile vurulan tüm bu ritimler her parçada doğallığı ve dolgunluğu ön plana çıkartıyor.  Ritti’ye yol veren marş temalı vurmalı çalgıların öncülüğünde açılışı yapan ‘Yerro Mama’ geleneksel parçası aslında albümün kalitesini hemen yansıtıyor. Takip eden ‘Ya Ta Kaaya’ ve ‘Sanakubay’ parçalarında ise Juldeh Camara ve Justin Adams ikilisi sırasıyla The Clash ve Captain Beefheart’a hürmetlerini sunuyor. Ancak albüm gerçek cevherlerini ortalara doğru ‘Blue Man Returns’, insaf et anlamına gelen ‘Subuhanalaii’ ve özellikle ‘Nayo’ adlı parçalarda çıkıyor.

Bir füzyon labirentinden öte “Soul Science” saf müzik tarzlarının birbirlerine sert çarpıştırılması ile ortaya çıkan, kulaklarınızda kıvamında bir müzik şöleni bırakan ekonomik kısa parçalardan oluşan geçtiğimiz yılın en iyi düet albümlerinden biri. Bir blues/rock albümünden çok öte olan “Soul Science”, bu tarzların dünya müziği serpiştirilmesi ile ne boyutlara taşınabileceğiniz kusursuz bir örneği..

    Ballaké Sissoko ve Vincent Segal: Chamber Music

    ballakc-sissoko-vincent-segal-chamber-music Her hangi bir müzisyen için ikili çalışma ortamı her zaman heyecan dozajı yüksek bir atmosfere haiz olmuştur. Bu tür çalışmaların yeri mutlak olarak ayrıdır. Birebir müziksel birlikteliğinin, ortak kavramsal vizyon içerisindeki baş mimar, geleneksel enstrümanları sınırları elverdiği sürece ritimsel haritadaki bir ucu diğer uca kaynaştırıyor. Bu tür bir çalışma için geniş bir söylevin yanı sıra ayrıcalıklı bir ritimsel algılama kapasitesine ihtiyaç var. Bir sanatçı söz konusu olunca öncelikle gelen enstrüman her zaman çaldığından öte dinlemek için kullandığı kulağıdır. Tüm ritimleri karşılayan bu kapı özellikle açık olmalıdır.

    Algılama ve iletişim üzerine kurulu olan konuşma sanatı, bir sanatçının diğerini karşıladığı ilk iletişim ve açık kapısıdır. Yazımızda konu ettiğimiz albümün bir ucunda kora virtüözü Ballaké Sissoko dururken diğer ucunda çellocu Vincent Segal yer alıyor. Her ikisi de eksizliğin doruklarında süzülen birer müzik terzisi. “Chamber Music” farklı kültürel müziklerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan belgesel tadında bir çalışma. Aynı müzik şirketine bağlı olan bu iki sanatçı, dostluklarına yatırım yaparken, her gün beslendikleri müziği de ihmal etmedi ve birlikteliklerine dâhil etti. Birikimlerini ortak bir platforma işleme düşüncesi birkaç senelik bir öykü aslında. Bumcello’nun diğer yarısı olan Vincent Segal ile bir caz festivalinde tanışıp bu ekip ile çalma imkânı yakalayan Ballaké Sissoko aslında bu fikrin baş mimarı. Hemen kolları sıvamaktansa öncelikle birbirini tanımayı öngören sanatçılar, müziksel olarak alışveriş yapmaya başladı. Her imkân yakaladıklarında birlikte çalan bu müzik yoldaşları, yapacakları müziğin karmaşasını yavaş yavaş hazmederek geliştirdi. Birbirlerine bir kelam söylemeden bir sonraki aşamayı anlayabilecek noktaya gelindiğinde “Chamber Music” için kollar sıvandı.

    Ortaya çıkan eser her iki sanatçının da yirmi yıllık müzik kariyerinin tüm birikiminin aktığı bir fanus. Bu zaman zarfında Sissoko’nun yolları Taj Mahal, Toumani Diabaté ve piyanist Ludovic Einaudi ile kesişirken; aranjör, müzisyen ve yapımcı Vincent Segal’ın yolu Cesaria Evora, -M-, Blackalicious, Piers Faccini, Sting ve Marianne Faithfull gibi değerli müzisyenler ile kesişti. Her kesişimden bir tecrübe kazanan, her tecrübeyi ise geliştiren ikili, bunu ilk meyveleri için besledi ve belirli bir noktaya getirdi. Farklı müziksel köklerden gelen bu iki müzik dolu ruh daha sonra bu tecrübelerini karşılıklı ve detaylı bir biçimde harmanlamaya başladı.

    ballake-sissoko En sonunda Mayıs 2009’da Bamako’da stüdyoya girmeye karar veren ikili, bu süreç zarfında öğrendikleri, geliştirdikleri birikimleri fiilen uygulamaya başladı. Ortak etik noktalar üzerine yoğunlaşıp müzikleri ile karanlık noktaları aydınlatan ikili, sadece kültürlerinin değil ama tüm birikimlerinin kesişim noktasına uzanmayı hedefledi.

    Albümdeki müziğin tatmini, iki dostun birlikte gerçekleştirdiği bir zaman tünelinin yoğunlaşmış müziksel hali. Salif Keita’nın Bamako’daki Moffou stüdyosunda teknolojiden ırak, boş bir oda, sadece iki müzisyen ve yürekten bağlı oldukları enstrümanları; albümün ana çekirdeği. Bu elit özel zamanda, dış dünyanın tüm ses kirliliğinden arınmış bu ikili, ruhlarının beslendiği gıdayı aşama aşama kaydetmeye başladı. Tarzların, ritimlerin, dillerin, kültürlerin ve dinlerin birbirine entegre olduğu o mutlak an. Kora ve çello gibi iki farklı diyardan gelen enstrümanın kompleks ilişkisi bu müzisyenler tarafından tek bir sese büründürüldü. Tek bir varlık, tek bir dünya ve sadece müzik. Dinleyenlerin “Chamber Music”de duydukları ritimler hem nadir hem de değerli: iki duyarlılığın, doğal akışın kendiliğinden aynı ses skalasında birleşimi.

    Albüm boyunca uyumun, akışın, sürekliliğin ve bütünselliğin aynı duygusallığı hâkim her iki sanatçıda. Burada sanatçılar kapılarından çok yüreklerini dinleyene açıyor, aynen ‘Regret’ parçasında şarkıcı Awa Sangho’nun Kader Barry’yi andığı gibi; sükûnet dolu bir ağıt. ‘Houdesti’ adlı parça ise albümün tüm sakinliğinin bir araya geldiği odak noktası, müzisyenlerin beste kabiliyetinin en kuvvetli yansıması. Kora ve çellonun tek başlarına olmadıklarını hissettiren ngoni ve balafon dönem dönem dinleyene kulak kırpıyor. Karşınızda toprak anadan kopup gelen, markalaşmadan ve modadan uzak bir ses harmanlaması var.

    Albümün genel havası sonsuz bir nezaket çevresinde dönüyor; yumuşaklığı yönlendirmekten çok kabul etmenizi sağlıyor; ifade gücünün yoğunluğu mutlak olarak her an hâkim. Burada dinleyeceğiniz oluşum müziğin büyüleyici gerçeğinden başka bir şey değil.

      3 MA: Driss El Maloumi/Ragery/Ballake Sissoko

      Ballaki Sissoko, Driss El Maloumi, Rajery: 3MA

      Ballaki Sissoko, Driss El Maloumi, Rajery: 3MA

      Bu haftaki yazımın konusu üç sanatçı, üç farklı ülke ve üç farklı kültürün bir araya geldiği bir proje. Bu projede Madagaskar, Mali ve Fas’tan gelen üç sanatçı bir araya gelip duyulmamış enstrümantel ses sentezlerine dinleyeni sürüklüyor. Mali’den Ballake Sissoko 21-telli yöresel Kora, Madagaskarlı Ragery 20 telli valiha enstrümanlarını, Faslı Driss El Maloumi ud ile birleştirerek ortaya perküsyonsuz bir yaylılar oluşumu çıkartıyor. Sadece yaylıların çıkartmış olduğu ritmik ses dalgaları ile birbirine bağlı olan sanatçılar bir ahenk içerisinde bütünlük yakalıyor. Bu bütünlük sayesinde sanatçılar görünmez dinleyenlerini etkilemekten öte onlarla bir bağ kuruyor ve bunu yaparken kendi aralarında kurdukları bağdan güç alıyor.

      Malum perküsyonsuz bir müziksel oluşum yaratmak oldukça zor zira vurmalı çalğılar ritmik öncülüğü sağlayan, müziğin sınırlarını belirleyen keskin bir ses sentezi. Bunu başaran üçlü sayısı diğer oluşumlara kıyasla nispeten daha az. Ancak dünyamızın üç farklı köşesinden gelen farklı yaylı çalğıları çalan bu üç sanatçı, son zamanlarda üretilen en heyecan verici yaylı enstrümantel albüme imza atmış. Kültürleri koruyan ve kulaktan kulağa farklı dinleyicilere müzik ile harmanlanmış kültürü aktaran bu üç sanatçı, birbirleri arasındaki ahengin kusursuz ritimler ile yakalayarak “3MA” adlı albüme yansıtmış. Ritmik, melodik, nefes alan ve geniş bir yelpazeye hitap eden proje, müziğe tutku ile bağlı olan her müzikseverin dikkatini çekebilecek kalitede.

      Görsel olarak bakıldığında aslında üç enstrüman arasında pek bir fark gözükmüyor. Valiha uzun bir bambu kütüğünden yapılan 21 telli bir enstrüman ve ustası Rajery’nin parmaklarında enfes melodilere kadir. Her ne kadar Rajery tek kollu olsa bile bu enstrümanın hiç şüphesiz dünyadaki en önemli söz sahiplerinden biri. Sanatçı şu ana kadar valihanın geniş ritimsel skalasını yansıtan eşsiz solo albümler üretti. Kora ise Mali’nin en meşhur geleneksel enstrümanı. Bu 21 telli enstrüman valiha kadar uzun boylu olmasa bile Ballake Sissoko gibi bir ustanın parmaklarında çok daha derin ve ritmik melodilere haiz. Albümün bize en tanıdık enstrümanı ise 11 telli ud, zenaatkarlığı ile diğer enstrümanlara kıyasla görsel bir cazibe sunan bu enstrüman, albümde bütünleyici bir katalizör özelliğine sahip. Nispeten diğer iki sanatçıya kıyasla uluslararası platforma daha az bilinen Faslı Driss El Maloumi albümün derinliklerine indikçe bu enstrümanın ustası olduğunu kanıtlıyor.

      Karmaşıklıktan tamamıyla sıyrılmış olan “3MA” tam bir demokratik yapıya sahip. Her enstrüman için eşit bir görev dağılımı yapılmış. İki enstrüman arka planda dalgalanan bir bas temalı ritmik atmosfer yaratırken üçüncü enstrüman bir ton üstlerinde doğaçlama yapıyor. Parçadan parçaya bu görevlendirme sıralaması değişiyor ve her enstrümana hakkıyla ön plana çıkma imkanı veriliyor. ‘Anfass’ adlı parça ile açılışı yapan albüm kora ve ud öncülüğündeki ritimler ile dinleyeni hüzün dolu sade sözler ve sakin ritimler içeren ‘Awal’ adlı parçaya taşıyor. Aralarında o kadar büyük coğrafi farklılıklar olmasına rağmen söz konusu üç enstrümanın yansıttığı benzerlikler ve bütünlük inanılmaz. Udun zengin yankısal tınısından, koranın sihirsel çevreleyici gücüne ve valihanın narin, ince ritimlerine kadar elbette her üç enstrümanın albümde vasıfsal farklılıklarına şahit oluyorsunuz. ‘Mainte’ adlı parçada Rajery valihanın katmer katmer müziksel işlenişini yansıtıyor ve dinleyenleri yakaladığı gibi farklı bir diyara sürüklüyor.

      Albümün asıl yüreği ise dördüncü parça ‘Kouroukanfouga’ ile sekizinci parça ‘Toufoula’ arasında. Bu beş parça tam olarak sanatçıların ne yapmak ve paylaşmak istedikleriyle örtüşen bir yapboz niteliğinde; yanardöner ritimsel işlemeler atmosferik bir arka planda birebir ilgi beklercesine birbirlerini takip ediyor. Ülkemizde satışa çıkıp çıkmayacağı kesin olmayan “3MA” yoğun bir ritimsel çeşniliğin içerisinde ön plana çıkan virtüözlükleri sergileyen, müziksel eşitliğin mükemmel ilişkilendirilmesi.

      Parça Listesi

      01. Anfass
      02. Awal
      03. 3MA
      04. Kouroukanfouga
      05. Rania
      06. Vero
      07. Mainte
      08. Toufoula
      09. Kadiatou
      10. Morengy
      11. Taxi Brousse
      12. Bonus

        Photos on flickr

        Tikabasamuzik Tumblr

          http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/23117026674http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/23030093435http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/22981069805http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/22771137786

        Rastgele

        the_concert-tablosu
        Aniello Falcone ve The Concert Tablosu
        May 14, 2012
        By Zekeriya S. Şen
        Lale Plak
        276. Dünyayı Dinliyorum
        May 13, 2012
        By Zekeriya S. Şen
        100 TL banknotların arkasında yer alan Itri potresi
        Buhurizade Mustafa Itri
        May 9, 2012
        By Zekeriya S. Şen
        Better Tag Cloud