// Arşiv

Liste

This tag is associated with 100 posts

Orchestra Baobab: Dakar Yapımı

 

Orchestra Baobab "Made In Dakar"
Orchestra Baobab “Made In Dakar”

Her grubun kendine has bir tarihi vardır ve albüm kapakçıklarında ufak cezp edici öykücükler olarak kaleme alınır. Söz konusu öyküler şans, kader, hüzün, mutluluk gibi unsurların ağır basmasıyla kendi aralarında ayrışır ancak her şeyin yer aldığı öyküler genellikle az rastlanır ve doğal olarak da en dikkat çekendir. İşte 1970’de kurulan hiç kuşkusuz Afrika’nın en büyük ikon grubu olan, en saf ve gerçekten ayırt edilebilecek pop ses sentezini yaratan Orchestra Baobab’ın öyküsü bu nadir örneklerden biri. Zira içinde her şey var: entrikalı bir başlangıç, sürekli gerginlik dolu düzensizlik, sürprizler ve üzüntüler.

Orchestra Baobab – Nijaay by World Circuit Records
Afro-Küba ritimlerini, Portekiz Creole melodileri ve Kongo rumba ezgileri ile birleştiren grup, kurulması ile birlikte ülkeleri Senegal’de bir müziksel Rönesans yarattı. Grup, önceden çok az duyulan Afrika’nın en batı köşesinde yer alan başkent Dakar’ı bir anda dünya müziğinin en önemli şehirlerinden biri olmasına vesile oldu. İlk defa seyirci ile Club Baobab’da buluşan grubun kadrosunda ülkenin her köşesinden gelen sanatçılar bulunuyordu, bunların arasında asker, postacı, iş adamı gibi çok farklı yaşam kollarından gelenler vardı. Neredeyse bir on senelik dönemde bu çılgın denebilecek kadar yetenekli ekip, her yıl güçlerine güç kattı ve gittikleri her yerde takip edilebilecek klasikleşmiş müziksel ayak izleri bıraktı.

Orchestra Baobab
Orchestra Baobab

Yetmişlerin başında perküsyoncu Balla Sidibe ve Rudy Gomis ülkenin 1960 yılındaki özgürlüğünden sonra ortaya çıkan en büyük müzik grubu olan “The Star Band” adlı grubun bir parçasıydı. Adeta ülkenin her yetenekli sanatçısının geçtiği bu grup, yavaş yavaş Senegal müziğini Küba ritimlerinden arındırarak Afrikalılaştırmaya başladı. Kendi dillerinde ve geleneksel enstrümanlar ile müzik yapan ekip, daha sonra Senegal’in tarihindeki en meşhur ve efsaneleşen Club Baobab’ın kurulması ile birlikte saksafoncu Baro Ndiaye ile tanıştı. Çok sıkı giyim kurallarına (takım elbise veya tamamen yerel kıyafet) sahip olan bu kulüpte gitarist Barthélemy Attisso öncülüğünde Orchestra Baobab’ın ilk temelleri atıldı, yıl: 1970.

Sıcak, katmer katmer melodiler ve müziksel zenginliği ile Orchestra Baobab her gece arka arkaya, daha önceden duyulmamış olan bu eşsiz harmanlamalarını sergilemeye başladı. Grubun yarattığı yeni akım o kadar çok beğenildi ki, bir yıl gibi kısa bir süre içerisinde, kulübün kendi müzik şirketi bünyesinde ilk albümleri “Nijaay”ı 1972 yılında müzikseverler ile buluştu. Ölümler ve ayrılmalar sonucu grubun kadrosu borsa gibi sürekli değişimlere uğramasına rağmen her zaman ana çekirdek kadro sabit kaldı. Yeni gelen müzisyenlerin getirdiği melodiler ile birlikte grup inanılmaz bir müziksel dehlize sahip oldu ve olgun, sakin adımlarla kariyerlerine devam etti.

1970 – 1985 yıllar arasında kaset formatında (malum dijital devrimden önceki yıllardan bahsediyoruz) yirminin üzerinde albüm yayınlayan Orchestra Baobab, Senegal’in en meşhur müzik grubu konumuna yerleşti. Ancak daha delikanlılığını yeni yaşayan genç Youssou N’Dour tarafından geliştirilen, ülkenin diğer ucundan gelen, seksi, azgın ve yüzde yüz yerel ezgilerden oluşan mbalax tarzı sayesinde grup hiç beklemediği bir anda gündemden düştü. Zira bu genç sanatçının yarattığı tarzın dayanılmazlığı karşısında grup kendini geliştiremedi ve gelen genç dinleyici kitlesine ayak uyduramadı. Birkaç çabalamanın da sonuç vermemesi karşısında, grup tüm ihtişamlı günlerini bir yana bırakarak değişmekte olan Senegal toplumuna ayak uyduramadığından sessiz sedasız 1985 yılında dağıldı. Grubun çoğu üyesi eski işlerine geri döndü ve bu efsane grup böylece müzik ansiklopedisinde Senegal’e ayrılan bölümde ölümsüzleşti.

Mbalax tarzının en büyük takipçileri kadınlar oldu ve doğal olarak onların arkasından erkekler takip etti. Youssou N’Dour’un geliştirdiği bu tarz, bir anda tüm ülkeyi sardı ve adeta Senegal’in resmi müziği konumuna yerleşti. Youssou N’Dour ve Baba Maal gibi sanatçılar bu karizmatik müzik tarzının vermiş olduğu güven ile uluslar arası platforma kendilerini taşıdı ve böylece Orchestra Baobab’ın yapamadığını yaparak Senegal’e dünya müziği haritasında bir yer edindi.

Orchestra Baobab’ın tamamen silinmiş olduğunu düşündüğümüz bir dönemde, adeta grubun yok olmasına sebep olan Youssou N’Dour yine sahneye çıktı ancak bu defa amacı World Circuit’ın yapımcısı Nick Gold ile birlikte bu efsanevi grubu tekrar hayata getirmek ve o eşsiz repertuarını diriltmekti. Yoğun ve ısrarlı uğraşlar sonucu grubun orijinal üyelerine ulaşılabildi ve Mayıs 2001 tarihinde Londra’da düzenlenen özel bir konserle ekip tekrar ayağa kaldırıldı. Konserin başarısı o kadar büyük oldu ki, adeta tüm Batı Dünyası ekibin bu birleşmesinin devam etmesi için ağızbirliği yaptı. Zira bu eşsiz müziğin yaşamasını ve sürdürülebilirliğini sağlayacak tek ekip Orchestra Baobab’dı. Tam bu dönemde World Circuit şirketi grubun neredeyse hiç ilgi görmeyen 1982 tarihli “Ken Dou Werente” adlı albümünü “Pirates Choice” adı altında çift CD formatında tekrar bastı. Beklemedikleri bir ilgi ile karşılan ekip gelen yoğun talebe boyun eğerek tekrar ayağa kalkmaya karar verdi. Bunu yerinde duramayan bir dünya turnesi takip etti ve en sonunda yaklaşık on yedi yıl sonra ekip tekrar stüdyoya girdi.

Orchestra Baobab
Orchestra Baobab

“Specialist in All Styles” adlı yeni albümleri 2002 yılında grubun hayata geri dönüşünün kutlaması oldu. Yapımcılığını Youssou N’Dour ve Nick Gold’un üstlendiği, İbrahim Ferrer’ın desteklediği albüm, eski parçaların yeni düzenlemesi ile dünya müziği kulvarına bir bomba gibi düştü. Takip eden yıl albüm, BBC Radio 3 tarafından “Yılın Albümü” ve “En başarılı Afrika albümü” şeklinde iki ödülle onurlandırıldı. Aynı zamanda bir Grammy adaylığı kazanan albüm, grubun enerjisinden en ufak bir şey kaybetmediğinin en bariz göstergesi oldu.

Yavaş yavaş eski şaşalı dönemine tırmanan ekip arka arka çıktıkları dünya turnesinden sonra tekrar stüdyoya kapandı ve bu defa tamamen özgün ve yeni parçalardan oluşan “Made in Dakar” adlı 2007 tarihli albümünü kaydetti. Günümüzde satın alabileceğiniz en kusursuz Afrikalı albüm olarak gündemde kendine yer edinen “Made in Dakar”, on yedi yıllık bir yok oluşun tekrar nefes aldığı anı müzikle yaşatan bir tablo niteliğinde. Fransız nezaketi, Küba cazibesi, Afrika kökleri ve Senegal mizahı ile bir araya getirilen albüm, kentsel sofistikeliğin, ulusal gururun ve yerel üretimin birebir yansıması.

“Made in Dakar” adeta Baobab’ın hazinesine sondaj yapan derin bir kuyu. Batı ile ilk defa, Senegal hayranları ile tekrar tanışan Baobab, ne kadar büyük bir grup olduğunu yeni ve geleneksel ritimler ile oynaması ile kanıtlıyor. On kişilik ekip, altı solisti ile geçmiş tüm çalışmalarını gölgede bırakıyor, zira Orchestra Baobab bu albümünde hiç olmadığı kadar canlı. Albümde yer alan efsanevi parça ‘Neejay’ın yeni yorumu, rumba ritimleri ile büyüleyici ‘Aline’ ve her yeri çaçaça kokan ‘Jirim’ en dikkat çekenler arasında. Albümü dinlerken Orchestra Baobab’ın gerçek anlamda eğlendiğine tanık oluyorsunuz bu da zaten kaliteli müzik yapmanın en önemli unsuru.

Buena Vista Social Club’ın tekrar bir araya gelmesi kadar ses getirmese bile, Orchestra Baobab’ın on yedi yılsonunda yeniden hayata dönmesi göz ardı edilmeyecek kadar nefes kesiyor. Müzik şirketleri World Circuit’ın basın duyurusunda da açıkladığı gibi Orchestra Baobab “Afrika’nın kusursuz pop grubu”…

 

Originally posted 2010-05-28 08:49:52. Republished by Blog Post Promoter

Nitin Sawhney: Global Müzik Geni

Nitin Sawhney
Nitin Sawhney

Britanya, sadece indie, britpop ve alternatif müzik konusunda söz sahibi olmadığını aynı zamanda Nitin Sawhney gibi cevherleri sayesinde elektronik, füzyon, etnik müzik konusunda da söz sahibi olduğunu vurguluyor. Aktör, yazar, senarist, müzisyen, yapımcı gibi sıfatlara sahip olan Nitin Sawhney, elektronika stilindeki melodileri, pırıl pırıl Asya esintileri ile trip-hop ve caz sitilleriyle birleştiriyor. Sawhney’in yaratıcı içgüdüsü ile kıtalar arası müzik ortak noktada sorunsuz kaynaşıyor, birbirleri arasından akışkanlık sağlıyor ve böylece global müzik geni ortaya çıkıyor.

Nitin Sawhney – Breathing Light (Edit) by Odious
Karanlık, ırkçı organizasyonların kol gezdiği Britanya’nın Kent bölgesinde eğitim gören Nitin Sawhney, günlük yaşantısında karşılaştığı ırkçı tepkilerden dolayı kendisini müziğe verdi. Böylece, müziği kullanarak hükmedici ve rahatsız edici ırkçı sınırları biraz olsun aşmak niyetindeydi. Bu yolda ilk başarısı Sanjeev Bhaskar ile birlikte Secret Asians adında yaptığı radyo programı oldu. Söz konusu radyo programı zamanla o kadar başarılı oldu ki, ana teması üzerine bir TV dizisi bile çekildi. Bu dönemde kendini televizyona adayan Nitin Sawhney arka planda müzik hayalini canlı tutmaya çalıştı. Bunun sonucu olarak ilk müzik tecrübesini James Taylor’un grubu Taylor’s Quartet ile yaşadı. Müziğe âşık olan bir ruh olarak yaşadığı heyecan verici tecrübeler ile bunun ardından The Jazztones adını verdiği kendi

Nitin Sawhney
Nitin Sawhney

grubunu kuran Nitin Sawhney, dünya müzik konsepti üzerine uzman Dj olarak kabul edilen Gilles Peterson öncülüğünde peş peşe konserler verdi. O dönemde paralel kulvarlarda ilerleyen Talvin Singh ile yolları Tihai Trio projesinde kesişti ve burada aldığı müziksel akım sayesinde artık kendi ayakları üzerinde durmaya karar verdi. 1993 yılında kendi adı altında ilk albümü Spirit Dance’ı çıkarttı. Albümün uyandırdığı gözler sayesinde Nitin Sawhney dönemin en alternatif trip-hop, etnik-elektronik müzik şirketi Outcaste Records ile anlaşma yaptı. Bu anlaşmanın ilk meyvesi 1995 yılında ayakta alkışlanan Migration adlı çalışması ile geldi. Bunu hemen bir yıl sonra Displacing the Priest albümü takip etti, Nitin Sawhney ardı arkası kesilmeyen yaratıcı, alternatif müzik pınarını olduğu gibi eserlerine akıtıyordu. Üç yıllık üretken bir aradan sonra 1999 yılında heyecanla beklenen dördüncü albümü Beyond Skin çıktı. Bu albümde yer alan eşsiz müzik karışımları sayesinde Nitin Sawhney bir anda dünya müzik platformuna taşındı. Sting’in alt sanatçısı olarak çıktığı uzun turneler sayesinde, ulaşamadığı tüm köşelere uzanmaya çalıştı ve müziğine olan hayranlığı kat kat arttırdı. Müziğinde işlediği ırkçı karşıtı, politik, sert dilli, eleştirel konsepti Avrupa’daki ezilmiş etnik azınlık kitle tarafından coşku ile kucaklandı. Adeta Nitin Sawhney onların haykırışı olmuştu. Başarılı konserler zinciri arasında 25 ve 26 Kasım 1999 geceleri İstanbul’da konser veren sanatçı, algılama kapıları açık olan Türk dinleyicisinin anında ilgisini çekti. 2001 yılında gelen Prophesy albümü, dünya müzik medyasından hiç olmadığı kadar olumlu eleştiri aldı. Böylece sanatçı kendi adına, trip-hop, drum‘n’bass, etnik, elektronik müzik kulvarlarının buluştuğu bir kavşak yarattı. Üretmeye biraz olsun ara vermeyen sanatçı 2003 yılında karşımıza Human albümü ile çıktı. Bu albümde saf güzellik anlarını yakalayıp, tutku ve ısrarcılığın getirdiği ender nabız atışlarıyla müziğine işleyen Nitin Sawhney, ırkçılığa, haksızlığa ve eşitsizliğe olan militanlığını katlayarak devam ettirdi.
03 – Nitin Sawhney – Hope by drdavide12
Sihirli iksir ve/veya iyileşme anlamına gelen 2005 tarihli Philtre, yedinci albüm olarak Nitin Sawhney arşivimizde yerini aldı. Eylül ayında Topkapı Müzik etiketi ile çıkan yeni albüm, müziksel melezleşmenin güzelliklerini bir bir sıralayan bir vasiyet özelliğine sahip. Nitin Sawhney bu defa çingene müziği, Flamenko, caz, Bengali folklor müziği, drum’n’bass, trip-hop ve elektronik ile birleşen global müzik genini yaratmış. Bu defa çekiç özellikli sözlerden uzak duran Nitin Sawhney eski albümlerine kıyasla daha yumuşak bir dille, barışçıl bir ortam

Nitin Sawhney
Nitin Sawhney

da ırkçılığı eleştiriyor, sanatçı böylece herkesin dinleyip bir şeyler çıkartabileceği bir manifesto yaratmış. Bekli de albümünü adadığı kırk yaşında ölen en yakın arkadaşı Andrew Gartland-Jones’a olan ağıtını burada dile getiriyor. On bir yılda yedi albüm üretensanatçı Philtre’de müziğin çok yönlülüğünü işlemiş. Bunun için ise Vikter Duplaix, İspanyol Ojos de Brujo grubu, Bollywood yıldızı Reena Bhardwaj, Ninja Tune’dan Fink, Avustralyalı yaylı sanatçısı David McEwan, müzik kutusu olan Jason Singh, Tina Grace, Jayanta Bose, Taio ve Sharon Duncan gibi tanıdık isimlerle ve sayısız Hintli sanatçıyla işbirliğine girmiş. Philtre’nin özüne inince Nitin Sawhney yönetiminde bir ordu dünya sanatçısı ile karşılaşıyorsunuz. Albümün bekli de en sıcak noktası Ragdoll parçasında Nitin Sawhney’in annesinin Ganges Nehri boyunca yürümek üzerine yazılan bir orijinal Hint şiirini seslendirmesi. Albümü dinlerken Flâmenko ritimlerinden sert drum‘n’bass vuruşlarına, yoğun bas tonlarından geleneksel Bengali seslerine, ruhani melodilerden dans pistine doğru savruluyorsunuz. Pozitifliğin aşılandığı Philtre albümünü dinlerken farkında olmadan mutluluğun sizi sardığını hissedeceksiniz, adı üstüne bir iyileşme sürecinden geçiyorsunuz. Bu tür müziği popülerliğe taşımaya çalışan sığ MC’lerin karşısında Philtre, deha oluşumu ile bir duvar gibi dikilmekte. Verimli, çok dilli ve politik Nitin Sawhney modern müziğin akıl sağlığını korumasını sağlayan bir savaşçı. Bu kadar geniş bir yelpazenin sesi olan, kendi içinde mahremiyetini sağlayan Philtre’de her türlü insanı yakalayacak bir unsur olduğu kesin.

Sanatçının Resmi Web Sayfası

Originally posted 2010-06-16 08:23:29. Republished by Blog Post Promoter

Mercan Dede Röportajı

Mercan Dede (Fotoğrafçı : Yağmur Kızılok)

Mercan Dede (Fotoğrafçı : Yağmur Kızılok)

Mercan Dede (DJ Arkın Allen) Doğu’nun Sufi müziğinin geleneksel ruhaniliği ve çağdaş müziğin tınılarını bir araya getirerek Doğu’yla Batı arasında bir köprü kuruyor…

İsmi Arkın Ilıcalı. Müzikal macerası, okul döneminde yaşadığı imkânsızlıklar sebebiyle plastik su borularından kendi yaptığı ney’lerle başladı ki bu da ona inanılmaz başarıların yolunu açtı. Bir fikriniz olması açısından işte Arkın Ilıcalı’nın birkaç başarısı: Montreal Jazz Festivali’nde 150.000 kişilik bir izleyici topluluğu önünde konser verdi, New York’un 2 gün süren Global Festivali, Montreux Jazz Festivali, Jazz a Vienne, Popdeurope, Etnosur and Rhythm Sticks gibi festivallerde seyirciyi fethetti. Amerika Birleşik Devletleri’ni turladı, Amerika’nın en çok okunan müzik dergisi olan Global Rhythm Magazine’e kapak oldu, Avrupa Dünya Müzik Listesi’ne 6 numaradan giriş yaptı, “Su” ve “Nefes” isimli albümleri yine Avrupa Dünya Müzik Listesi’nde 1 numaraya ulaştı, “800” isimli albümü Nisan 2008’de Avrupa Dünya Müzik Listesi’nde 1 numaraya ulaştı, moda devi Ralph Lauren, Mercan Dede’nin “Nefes” albümünden Napas isimli şarkıyı 2009 İlkbahar-Yaz defilesinde kullandı…

“Modern Derviş” Mercan Dede, Rumi’nin 800. doğumgünü anısına “800” isimli albümünü çıkardı. “Dünyayı kalp gözümüzden görmeyi” sağlayan bu şarkılar bize Rumi’yi ruhumuzun derinliklerinde hissettirdi. Bunu başarmak için Mercan Dede nasıl bir yol izledi?

Öncelikle beni “Modern Derviş” olarak adlandırdığınız için teşekkür ederim; bu gerçekten de sizin nezaketinizin bir göstergesi. Ancak ben kendimi sadece kendi kalbine ulaşmaya çalışmaktan başka bir şey yapmayan sıradan bir insan olarak değerlendiriyorum. Müziğim hakkındaki negatif ya da pozitif her türlü eleştiriyi kabul edebilir, hepsine saygı duyarım. Söyleyebileceğim tek şey müziğimin beni ve dünyaya bakışımı çok dürüst ve samimi bir şekilde yansıttığıdır. Bu yüzden geçtiğim yol ki bu aynı zamanda halen yürümekte olduğum yoldur, bu yolu müziğimle anlatmaya çalışıyorum. Sözler tam olarak anlatamaz, bu yoldaki duygularımı aktarabildiğim tek yol müzik.

Müzikal tarzınız kesinlikle sıradan değil. Arkasında bir hikâye olmalı…Dediğim gibi, müziğim beni yansıtır, eğer sıradan olmadığını düşünüyorsanız bu benim hayatımın da sıradan olmadığını gösterir. Bunu söylerken kendimle ilgili övgülerde bulunmuyorum ya da başkalarından üstün olduğumu söylemeye çalışmıyorum, her bir hayatın sıradışı olabilme konusunda inanılmaz bir potansiyeli vardır ve belki de ben sadece diğer insanlara göre bunun biraz daha farkındayım. Olay aşağı yukarı bundan ibaret.

Mercan Dede (Fotoğrafçı : Yağmur Kızılok)
Mercan Dede (Fotoğrafçı : Yağmur Kızılok)

Tüm işleriniz arasından tam istediğiniz gibi olmayan ya da “favoriniz” olarak nitelendirdiğiniz bir eser var mı? Diğer bir deyişle kardeşler arasında ayrımcılık yapıyor musunuz?

Çok güzel söylediniz. Çocuklarım, ağabeyler ve kardeşler arasında ayrımcılık yapamam, yapmam, hepsi benim parçam ve benim belli özelliklerimi yansıtıyorlar. Eğer doğru ya da yeterince dürüst olmayan bir iş çıkardığıma inanırsam onu yayınlamam ama silmem de. Onlar da kendi olgunlaşma zamanlarını beklerler ve eğer onlar henüz olgunlaşmamışsa bu benim de olgunlaşmadığım anlamına gelir.

Ne zaman Mercan Dede ve ne zaman DJ Arkın Allen oluyorsunuz?

Zamanlamayla alakalı bir şey değil. Doğru insanlarla doğru dili yakalamakla ilgili. Tüm bu isimler ve unvanlar sadece iletişimle alakalı bir tercih. Hem Mercan Dede hem de Arkın Allen aynı şeyi söylerler ancak dilleri farklıdır. İnsanlarla en rahat şekilde iletişim kurabileceğimi düşündüğüm dil.

Genç nesilleri desteklediğinizi biliyoruz. Mercan Dede bilgisini paylaşmaktan çekinmiyor, üstelik rehberlik de ediyor. Tüm bunların karşılığında sizin de ruhunuz mu besleniyor yoksa bu sadece sektöre yeni yetenekler kazandırmak adına yapılan bir çalışma mı?

Evde, okulda ve hayatta yetiştirilme şeklimiz hep alma yönündedir, kimse bize vermenin anlamını öğretmez. Belki de bu yüzden daha fazlasına sahip oldukça daha fakirleşiyoruz, daha fazlasına sahip oldukça daha mutsuzlaşıyoruz. Ben bunun tersini yapmaya çalışıyorum, insanlara verecek özel bir şeyim olduğundan değil, ben sadece elimdekini paylaşıyorum. Bunun tek bir insana bile bir faydası dokunsa, ben hayata bana böyle bir deneyim yaşattığı için o kadar minnetar olurum. Bence vermek hayata karşı minnettarlığımızı göstermenin en basit yolu.

Katkıda bulunduğunuz 20 albüm ve 8 şahsi albümünüz var. Seyahatname ve Nar albümleri Amerika’da hazırlandı ve piyasaya sunuldu. Nasıl bir tepki aldınız?

Şaşırtıcı bir şekilde olmlu ve nazik. Dünya çapında tanınmama duyduğum minnettarlık tüm bu albümleri yapmamı sağladı. Son 3 albümümün dünya müzik listelerinde 1 numaraya çıkması beni muhteşem bir şekilde şaşırttı. Bu listelerde benim çok hayran olduğum sanatçıla var ve onlarla aynı listede yer almak bile benim için inanılmaz bir onur. Bana kalırsa bu başarı ve tanınırlığın insan olarak benimle pek de bir alakası yok, bence basit bir hizmetkar olarak ben de payıma düşeni yapıyorum ve yaşamın cömert kaynağı bana insanların “başarı” olarak adlandırdığı bir değerle bunun değerini anlamamı sağlıyor.

Biz ve tüm dünya sizi müziğinizle tanıdı. Şimdi ise resim çalışmalarınızla karşı karşıyayız. Üstelik amatörce çalışmalar olduklarını söylemek imkânsız. Başından beri bu tür çalışmalarınız vardı da biz mi yeni duyuyoruz yoksa gizli kalmış arzularınızın bir ürünü mü?

Aslında tıpkı müziğim gibi onlar da oldukça amatör çalışmalar. Ben görsel sanatlar eğitimi aldım (hayatım boyunca hiç müzik eğitimi almadım). Güzel sanatlar diplomamı Saskatchewan Üninersitesi’nden aldım, bu konudaki master diplomamı ise Kanada’da Concordia Üniversitesi’nden. Orada olağanüstü profesörler/sanatçılarla çalıştım. Kendim de Concordia Üniversitesi’nde 2 yıl boyunca görsel sanatlar eğitimi verdim. Sanırım bu hissiyatla ilgili bir şey, resim yapmak için doğru zaman olduğunu düşündüm ve geçen yıl yeniden resim yapmaya başladım. Ben ne bir müzisyen ne de bir ressamım. Ben hayatta gördüklerini müzik yoluyla anlatmaya alışmış bir insanım, şimdi de duyduklarımı renklerle anlatmaya çalışmak istiyorum.

Aynı zamanda bir de kitap yazıyorsunuz. Doğrusunu söylemek gerekirse aynı anda iki kitap. Bunun artistik bir birikim olduğunu söylemek doğru olur mu?

Sanırım olur… Ben bir yazar değilim, yazmaya başlayınca da ne kadar berbat bir yazar olduğumu anladım (özellikle İhsan Oktay Anar’ın “Suskunlar”ı ve Elif Şafak’ın “Aşk”ını okuyunca). Sonra fark ettim ki aslında tam da bu yüzden yazmalıyım, herhangi bir şey yapmak için herhangi bir özelliğe sahip olmanız gerekmiyor. Kalbinizi dinlemeniz ve onun yolunu takip etmeniz yeterli. Bana kalırsa iş bir müzisyen, ressam ya da yazar olmakla alakalı değil; basit ve sıradan olmakla, bir şeyler öğrenmenizi sağlayacak şeyler yapmanızla ilgili. Bu şekilde olduktan sonra hiç birşeyden endişelenmenize gerek yok. Ben kimsenin benden özel bir şey dinleyeceğini ya da nefeslerini kesecek bir resim göreceklerini, hayatlarını değiştirecek bir şey okumalarını beklemiyorum. Belki, sadece eserlerim insanların kendi hayatlarını sorgulamalarını sağlar ve böylelikle “Eğer hiçbir yeteneği ya da finansal kaynağı olmayan bir insan bunu yapıyorsa ben daha iyisini yapabilirim” derler, onları mutlu ve hayata daha bağlı kılan şeyi yapmaya başlarlar.
www.mercandede.com

Yazı: Nejla Nurnazoğlu Turner / Yazı Kasım 2009′da The Gate Dergisi’nde Yayınlanmıştır

AŞK

Açlığa sabredersin adı “oruç” olur.

Acıya sabredersin adı “metanet” olur.

İnsanlara sabredersin adı …”hoşgörü” olur.

Dileğe sabredersin adı “dua”olur.

Duygulara sabredersin adı “gözyaşı” olur.

Özleme sabredersin adı”hasret” olur.

Sevgiye sabredersin adı “AŞK” olur..

Mercan Dede – 800 from Ceyhun DINC on Vimeo.

Originally posted 2010-04-06 16:33:16. Republished by Blog Post Promoter

Photos on flickr

Tikabasamuzik Tumblr

    http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17109213760http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17087773585http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/16923390130http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/16857634203

Better Tag Cloud