Mercan Dede (DJ Arkın Allen) Doğu’nun Sufi müziğinin geleneksel ruhaniliği ve çağdaş müziğin tınılarını bir araya getirerek Doğu’yla Batı arasında bir köprü kuruyor…
İsmi Arkın Ilıcalı. Müzikal macerası, okul döneminde yaşadığı imkânsızlıklar sebebiyle plastik su borularından kendi yaptığı ney’lerle başladı ki bu da ona inanılmaz başarıların yolunu açtı. Bir fikriniz olması açısından işte Arkın Ilıcalı’nın birkaç başarısı: Montreal Jazz Festivali’nde 150.000 kişilik bir izleyici topluluğu önünde konser verdi, New York’un 2 gün süren Global Festivali, Montreux Jazz Festivali, Jazz a Vienne, Popdeurope, Etnosur and Rhythm Sticks gibi festivallerde seyirciyi fethetti. Amerika Birleşik Devletleri’ni turladı, Amerika’nın en çok okunan müzik dergisi olan Global Rhythm Magazine’e kapak oldu, Avrupa Dünya Müzik Listesi’ne 6 numaradan giriş yaptı, “Su” ve “Nefes” isimli albümleri yine Avrupa Dünya Müzik Listesi’nde 1 numaraya ulaştı, “800” isimli albümü Nisan 2008’de Avrupa Dünya Müzik Listesi’nde 1 numaraya ulaştı, moda devi Ralph Lauren, Mercan Dede’nin “Nefes” albümünden Napas isimli şarkıyı 2009 İlkbahar-Yaz defilesinde kullandı…
“Modern Derviş” Mercan Dede, Rumi’nin 800. doğumgünü anısına “800” isimli albümünü çıkardı. “Dünyayı kalp gözümüzden görmeyi” sağlayan bu şarkılar bize Rumi’yi ruhumuzun derinliklerinde hissettirdi. Bunu başarmak için Mercan Dede nasıl bir yol izledi?
Öncelikle beni “Modern Derviş” olarak adlandırdığınız için teşekkür ederim; bu gerçekten de sizin nezaketinizin bir göstergesi. Ancak ben kendimi sadece kendi kalbine ulaşmaya çalışmaktan başka bir şey yapmayan sıradan bir insan olarak değerlendiriyorum. Müziğim hakkındaki negatif ya da pozitif her türlü eleştiriyi kabul edebilir, hepsine saygı duyarım. Söyleyebileceğim tek şey müziğimin beni ve dünyaya bakışımı çok dürüst ve samimi bir şekilde yansıttığıdır. Bu yüzden geçtiğim yol ki bu aynı zamanda halen yürümekte olduğum yoldur, bu yolu müziğimle anlatmaya çalışıyorum. Sözler tam olarak anlatamaz, bu yoldaki duygularımı aktarabildiğim tek yol müzik.
Müzikal tarzınız kesinlikle sıradan değil. Arkasında bir hikâye olmalı…Dediğim gibi, müziğim beni yansıtır, eğer sıradan olmadığını düşünüyorsanız bu benim hayatımın da sıradan olmadığını gösterir. Bunu söylerken kendimle ilgili övgülerde bulunmuyorum ya da başkalarından üstün olduğumu söylemeye çalışmıyorum, her bir hayatın sıradışı olabilme konusunda inanılmaz bir potansiyeli vardır ve belki de ben sadece diğer insanlara göre bunun biraz daha farkındayım. Olay aşağı yukarı bundan ibaret.
Tüm işleriniz arasından tam istediğiniz gibi olmayan ya da “favoriniz” olarak nitelendirdiğiniz bir eser var mı? Diğer bir deyişle kardeşler arasında ayrımcılık yapıyor musunuz?
Çok güzel söylediniz. Çocuklarım, ağabeyler ve kardeşler arasında ayrımcılık yapamam, yapmam, hepsi benim parçam ve benim belli özelliklerimi yansıtıyorlar. Eğer doğru ya da yeterince dürüst olmayan bir iş çıkardığıma inanırsam onu yayınlamam ama silmem de. Onlar da kendi olgunlaşma zamanlarını beklerler ve eğer onlar henüz olgunlaşmamışsa bu benim de olgunlaşmadığım anlamına gelir.
Ne zaman Mercan Dede ve ne zaman DJ Arkın Allen oluyorsunuz?
Zamanlamayla alakalı bir şey değil. Doğru insanlarla doğru dili yakalamakla ilgili. Tüm bu isimler ve unvanlar sadece iletişimle alakalı bir tercih. Hem Mercan Dede hem de Arkın Allen aynı şeyi söylerler ancak dilleri farklıdır. İnsanlarla en rahat şekilde iletişim kurabileceğimi düşündüğüm dil.
Genç nesilleri desteklediğinizi biliyoruz. Mercan Dede bilgisini paylaşmaktan çekinmiyor, üstelik rehberlik de ediyor. Tüm bunların karşılığında sizin de ruhunuz mu besleniyor yoksa bu sadece sektöre yeni yetenekler kazandırmak adına yapılan bir çalışma mı?
Evde, okulda ve hayatta yetiştirilme şeklimiz hep alma yönündedir, kimse bize vermenin anlamını öğretmez. Belki de bu yüzden daha fazlasına sahip oldukça daha fakirleşiyoruz, daha fazlasına sahip oldukça daha mutsuzlaşıyoruz. Ben bunun tersini yapmaya çalışıyorum, insanlara verecek özel bir şeyim olduğundan değil, ben sadece elimdekini paylaşıyorum. Bunun tek bir insana bile bir faydası dokunsa, ben hayata bana böyle bir deneyim yaşattığı için o kadar minnetar olurum. Bence vermek hayata karşı minnettarlığımızı göstermenin en basit yolu.
Katkıda bulunduğunuz 20 albüm ve 8 şahsi albümünüz var. Seyahatname ve Nar albümleri Amerika’da hazırlandı ve piyasaya sunuldu. Nasıl bir tepki aldınız?
Şaşırtıcı bir şekilde olmlu ve nazik. Dünya çapında tanınmama duyduğum minnettarlık tüm bu albümleri yapmamı sağladı. Son 3 albümümün dünya müzik listelerinde 1 numaraya çıkması beni muhteşem bir şekilde şaşırttı. Bu listelerde benim çok hayran olduğum sanatçıla var ve onlarla aynı listede yer almak bile benim için inanılmaz bir onur. Bana kalırsa bu başarı ve tanınırlığın insan olarak benimle pek de bir alakası yok, bence basit bir hizmetkar olarak ben de payıma düşeni yapıyorum ve yaşamın cömert kaynağı bana insanların “başarı” olarak adlandırdığı bir değerle bunun değerini anlamamı sağlıyor.
Biz ve tüm dünya sizi müziğinizle tanıdı. Şimdi ise resim çalışmalarınızla karşı karşıyayız. Üstelik amatörce çalışmalar olduklarını söylemek imkânsız. Başından beri bu tür çalışmalarınız vardı da biz mi yeni duyuyoruz yoksa gizli kalmış arzularınızın bir ürünü mü?
Aslında tıpkı müziğim gibi onlar da oldukça amatör çalışmalar. Ben görsel sanatlar eğitimi aldım (hayatım boyunca hiç müzik eğitimi almadım). Güzel sanatlar diplomamı Saskatchewan Üninersitesi’nden aldım, bu konudaki master diplomamı ise Kanada’da Concordia Üniversitesi’nden. Orada olağanüstü profesörler/sanatçılarla çalıştım. Kendim de Concordia Üniversitesi’nde 2 yıl boyunca görsel sanatlar eğitimi verdim. Sanırım bu hissiyatla ilgili bir şey, resim yapmak için doğru zaman olduğunu düşündüm ve geçen yıl yeniden resim yapmaya başladım. Ben ne bir müzisyen ne de bir ressamım. Ben hayatta gördüklerini müzik yoluyla anlatmaya alışmış bir insanım, şimdi de duyduklarımı renklerle anlatmaya çalışmak istiyorum.
Aynı zamanda bir de kitap yazıyorsunuz. Doğrusunu söylemek gerekirse aynı anda iki kitap. Bunun artistik bir birikim olduğunu söylemek doğru olur mu?
Sanırım olur… Ben bir yazar değilim, yazmaya başlayınca da ne kadar berbat bir yazar olduğumu anladım (özellikle İhsan Oktay Anar’ın “Suskunlar”ı ve Elif Şafak’ın “Aşk”ını okuyunca). Sonra fark ettim ki aslında tam da bu yüzden yazmalıyım, herhangi bir şey yapmak için herhangi bir özelliğe sahip olmanız gerekmiyor. Kalbinizi dinlemeniz ve onun yolunu takip etmeniz yeterli. Bana kalırsa iş bir müzisyen, ressam ya da yazar olmakla alakalı değil; basit ve sıradan olmakla, bir şeyler öğrenmenizi sağlayacak şeyler yapmanızla ilgili. Bu şekilde olduktan sonra hiç birşeyden endişelenmenize gerek yok. Ben kimsenin benden özel bir şey dinleyeceğini ya da nefeslerini kesecek bir resim göreceklerini, hayatlarını değiştirecek bir şey okumalarını beklemiyorum. Belki, sadece eserlerim insanların kendi hayatlarını sorgulamalarını sağlar ve böylelikle “Eğer hiçbir yeteneği ya da finansal kaynağı olmayan bir insan bunu yapıyorsa ben daha iyisini yapabilirim” derler, onları mutlu ve hayata daha bağlı kılan şeyi yapmaya başlarlar.
www.mercandede.com
Yazı: Nejla Nurnazoğlu Turner / Yazı Kasım 2009′da The Gate Dergisi’nde Yayınlanmıştır
AŞK
Açlığa sabredersin adı “oruç” olur.
Acıya sabredersin adı “metanet” olur.
İnsanlara sabredersin adı …”hoşgörü” olur.
Dileğe sabredersin adı “dua”olur.
Duygulara sabredersin adı “gözyaşı” olur.
Özleme sabredersin adı”hasret” olur.
Sevgiye sabredersin adı “AŞK” olur..
Mercan Dede – 800 from Ceyhun DINC on Vimeo.
Originally posted 2010-04-06 16:33:16. Republished by Blog Post Promoter
Günümüz Müzik Dünyasında artık normal CD ve Plak satışları ciddi boyutta azaldı. Artık dijital müzik zamanı ve devri. 2009 yılında, tüm dünyada, ilk kez, plak şirketi gelirlerinin dörtte birinden fazlası dijital kanallardan elde edilmiş olması bunun en büyük göstergesi. IFPI Yönetim ve İcra Kurulu Başkanı John Kennedy tarafından hazırlanan “IFPI Dijital Müzik Raporu 2010 – Müzik nasıl, ne zaman, nerede istersen” incelemek için linkteki dosyaya bakmanızı öneririm.
IFPI Dijital Müzik Raporu 2010
Originally posted 2010-04-11 08:38:00. Republished by Blog Post Promoter
Bir dua ile açılıyor İsrail asıllı ancak plakası Amerika olan qawwali şarkıcısının yeni albüm kitapçığı. Duasında tanrı’ya ilhamları harmanlama gücü verdiği için şükranını sunuyor. Haksız da değil zira elimizde tuttuğumuz “Shoshan” (Hintçe Gül anlamına geliyor) tam bir harmanlama dehlizi. Karşınızda sufi, qawwali, klasik Hint, elektronik, nefesliler, Flamenko ve İsrail yaylılarından oluşan bir geniş havan var. Her tarz ve stil yerinde yapılan katkısı ile bir bütünün temel parçası. Her şey yerli yerinde, ne fazla ne de az, aşırılıktan uzak, dengeli.
Shye Ben-Tzur son on yıldan beri Hindistan’da yaşıyor ve orada kült bir hayran kitlesine sahip müzik yapıyor. İsrail plakasını büründüğün de ise işler tamamen değişiyor zira kendisi ana memleketinde bir müzik devrimcisi olarak kabul görüyor, farklı müzik tarzlarına yaptığı kaliteli püsküllü sokulmalardan dolayı. Dünya Müziği sever olarak yabancı olmadığımız harmanlama kavramanı hakkıyla altından kalkan sanatçı herkes tarafından önyargısız, kucak açılan bir müzisyen.
“Shoshan” adının hakkını vererek bir gül gibi katmer katmer yapraklı, her katmer ise bir müzik stilini temsil ediyor. Racastan vurmalı çalgı ritimlerinin her parçanın temeline serildiği albüm on iki yapraktan oluşuyor. Potpuri kelimesinin hakkını veren “Shoshan”, “yüreğimin gülü yaprak açtı sana ve dolayısıyla bende sana şarkı söyleyeceğim” sözleri ile bezenmiş ilk parçası ile dinleyene sıcak bir merhaba ikram ediyor. ‘Dil Ke Baha’ canlılığı ve başrollerde olan geleneksel flüt ritimleri, harmonium ve sitar ile gülün en güzel yaprağı. Her parça da mutlak bir Bollywood teması yer alıyor ama kulağınıza sokulmuyor, denge asla kırılmıyor. Benzer çalışmalar da olduğu üzere üretimde ter döken pek çok geleneksel enstrüman (sitar, tabla, sarangi, sarod, dholak vb) dikkatimizi çekiyor. Hindistan cevizi kabuğunun keçi derisi ile sarmalanmasıyla yapılan bhapang ise hepsinin arasından sıyrılıp ayrı bir ilgi çekiyor.
Shoshan by EarthSync
“Shoshan” sanatçının kendisinin ürettiği ilk çalışması “Heeyam”ı takip ediyor. Nusrat Fateh Ali Khan’ın ağırlığına fazla sokulmadan, ama ana hamurunu ondan alıp daha bir algılanabilir dalgada süzülen çalışma ulaşılabilir, pozitif ve kesinlikle kavrayıcı. Mevcut olan her kültür seyrelttirilmeden, yeniden ve eşit tartı ile aksettirilmekte. Dinlemekten keyif alacağınız, keyfinizle birlikte gülümseyeceğiniz bir albüm huzurlarınızda.
Parça Listesi:
Originally posted 2010-06-02 08:21:06. Republished by Blog Post Promoter
© 2000-2011 TIKABASA MÜZİK. Tüm Hakları Saklı /All Rights Reserved.
Bana yazmak isterseniz: muzik@tikabasamuzik.com