// Arşiv

Liste

This tag is associated with 100 posts

Lokua Kanza – Nkolo

Lokua Kanza - "Nkolo"
Lokua Kanza – “Nkolo”

Konuğumuz Lokua Kanza, kendisi Kongo Demokratik Cumhuriyet’inden bir sanatçı. Kanza’nın yeni çalışması geçtiğimiz günlerde çıktı ve pek çok olumlu eleştiri ile taçlandırıldı. Tıkabasamüzik.com’a göre de bu yeni çakışması “Nkolo” özellikle bir önceki albümüne kıyasla çok daha başarılı ve dinleyeni kavrayıcı özelliklere sahip.

Kendisi özellikle Rwanda’da yaşanan insanlık trajedisi döneminde pek çok yerli insanın kulağından eksik etmediği bir ses. “Nkolo” kendisinin altıncı albümü olmasına rağmen World Village sayesinde ilk uluslararası çalışması. 1993′den beri müzik yapan Lokua Kanza 52 yaşında ve özellikle çok renkli vokalleri ile tanınmakta. Beş yıl önce gelen Plus Vivant adlı tamamıyla Fransızcadan oluşan albümünün ciddi başarısızlığından sonra piyasaya çıkan “Nkolo” sanatçının tekrar başarılı olduğu kulvara dönüşünün müjdecisi.
Tek problem beş yıl sonra gelen bu albümün çok kısa olması ama ne demişler her şey mükemmel olamaz.

Elanga Ya Muinda

Dipano

Originally posted 2010-06-10 07:06:12. Republished by Blog Post Promoter

Charlie Gillett: Dünyanın Sesi

Charlie Gillett Stüdyoda

Ölüm haberleri yazmam, okumam ve paylaşmam. Özellikle söz konusu kişi şu kadar melekti, iyiydi, güzeldi gibi aslına uygun olmayan, sadece durumun gerektirdiği nezaket kuralları içerisinde yazılan ölüm haberleri ise tamamıyla insanoğlunun ne kadar ikiyüzlü olduğunun çıplak yansıması. Ancak dün bir müzik adamı göç etti evrenimizden, Charlie (Thomas) Gillett, onun için söylenecek güzel laf çok özellikle müziğe katkılarından dolayı. Dünya Müziği dinlemeye başladığımda ilk karşıma çıkan kişi Charlie olmuştu, nerde ne okusam hep o bir yerden bana göz kırpar oldu. Zamanla BBC Radyo’sunda yayınlanan programlarının müdavimi oldum, ufkumu açtı, o zaman müzik bu dediğim kavramları altüst ederek hayır müzik aslında bu bir lebi derya dedirtti bana kendisi. Teknolojinin ilerlemesiyle birlikte açılan www.soundoftheworld.com tarafımdan en çok tıklanan sayfa oldu. Onu takip ettim, müzik ırmağım genişledi, ritimlere olan önyargılarım yıkıldı ve aydınlandım. Onun sayesinde bir Dünya Müziği dinleyicisi oldum, araştırdım, okudum, yazdım ve aynen onun gibi paylaştım zira o hiçbir şeyi kendine saklamadı.

Daha sonra fark ettim ki Charlie benim gibi pek çok müzik severi kanatları altına almış, farklı dönemlerde, farklı kavramlar içersinde. Ama benim için o hep bir ilham kaynağı oldu, müziğe âşık olmanın ne olduğunu o bana gösterdi ve belki bundan bir kariyer bile yontabileceğimi. Özellikle yazdığı çok ciddi Rock’n’Roll kitabı hala başyapıtların arasında yer almakta. Zaman ilerledikçe müzik yazmaya başladıkça onu daha bir anlamaya başladım ve saygım her geçen gün arttı. Geçtiğimiz yıl cesaretimi toparlayıp kendisine bunu ifade eden uzun bir e posta yazdığımı hatırlıyorum, başlığım ise “bir şükran epostası” idi. Geri dönüşü çok çabuk oldu, samimi, öz ve tebessüm içeren bir yazı ve altında kişisel epostası.

Charlie Arşivinin Bir Kısmı İleCharlie mükemmel bir müzik kulağı olan eşsiz bir gazeteciydi. Radyo programlarında hep genel akıma zıt giden kendine özgü bir duruşu oldu ama paylaştığı bilgiler her dinleyeni kavradı. İlginç perspektifi ve “oradaki” müziğe olan aşkı hep hissedildi, önemli olan da buydu zaten. Yaptığı işe sonsuz saygı gösterdi ve dinleyicileri de bu saygıyı yansıttı. Özellikle, programlarında konuk ettiği dünyanın bilumum köşelerinden gelen sanatçıların canlı performansları hala kulağımda çınlamakta. Kırk yıl boyunca dinleyicilerin kulağını açan nadir insanlardan biriydi. O dışarıdaki müziği insanlara sevdirdi ve en önemlisi fark etmelerini sağladı.

1970’lerdeki “Honky Tonk” programından BBC World Service’deki en son programına kadar radyo Charlie’nin ulaşım aracı oldu. Bu programlarda dinleyicilerini besledi ve aralarında sarsılmayacak bir bağ oluşmasını sağladı. Hiçbir zaman havalı bir DJ olmadı, içini profesyonellik çevresinde amatörce gerçekleştirdi. Ama bizlere tanıştırdığı müzisyenler inanılmaz büyüleyiciydi. Her yıl çıkarttığı toplama dünya müziği albümleri ise her müzik severin arşivinde mutlaklık kazandı.

Sonra öğrendim ki kendisi çok hasta, gerçekten çok hasta, bir ara hastalığı yener gibi oldu ama meret onun yakasının bırakmadı. Son birkaç haftadan beri kalp ameliyatı için beklemekteydi. O halde bile sayfasını güncellemeyi ihmal etmedi, dinlediklerini paylaştı, yazdı ve sesini sanalda olsa bizlerden esirgemedi. Bu kadar erken aramızdan ayrılacağını pek çoğumuz gibi zannedersem o da düşünmemişti. Her sabah olduğu gibi google reader’ı açıp dünyadan haber alırken Charlie’nin ölüm haberi bir karabasan gibi indi üstüme. Üzüldüm…

Charles Thomas Gillett

Radyocu, yazar ve müzik adamı

20 Şubat 1942 – 17 Mart 2010

Originally posted 2010-03-18 08:14:57. Republished by Blog Post Promoter

Ne Zaman Ritüel ve Dinsel Müzik Çizgiyi Geçip Performans Sınırlarına Girer?

Dünyanın belirli köşelerinde, belirli dönemlerde müzik festivalleri gerçekleşmektedir. Her festival kendi bünyesinde farklı kitlelere, amaçlara ve müzik türlerine hitap etmektedir. Ancak son zamanlarda dinsel müzik ağırlıklı festivaller ortaya çıkmaya başladı. Dinsel müziğin olduğu gibi mistik veya etnik yöresel melodiler ile karışımı olarak sunulan eserler gün geçtikçe müzik avcılarının daha yoğun ilgisini çekmeye başladı. Bu, aynı zamanda söz konusu ülkenin, müziği vasıtasıyla farklı bir yönden ulaşılmamış bir kitleye ulaşması anlamına geliyor.

Dinsel, ruhani müzikle bekli de ilk dikkatleri üstüne çeken kişi Pakistan’lı üstat Nusrat Fateh Ali Khan olmuştur. 1948 – 1997 yılları arasında aramızda olan bu büyük müzik üstadı hiç kuşkusuz Qawwali * müziğinin öncüsüdür ve müzik dünyasına dinsel içerikli melodileri tanıtan sanatçıların başını çekmektedir. Qawwali ‘nin geleneksel yapısını modern enstrümanlar ve elektronik müzik katkısı ile ritüellikten performans niteliğine cesurca taşıyan üstat Nusrat Fateh Ali Khan, kapılar arkasında, dinsel mekânlarda icra edilen bu gizli müziği dünya platformuna hakkı ile taşımasını bilmiştir. Böylece farklı dinlerin inançları gereği üretilen müzikli ibadet biçimleri, dış dünyaya kapalı olan mekanlardan, cesur sanatçılar tarafından sahneye konulmuştur. Doğal olarak aşırı uç kesim tarafından ibadetin belirli dönemlerde parçası olan bu müziğin bir şekilde performansa (insanları eğlendirmeye) dönüşmesi tepki almıştır. Ancak göz ardı edilen çok önemli bir unsur vardır ki, gizli kalmış bu müziğin dünyaya sergilenmesi tüm dinleyenleri birbirine yakınlaştırmış, zamanında açılmış olan çatlakları bir şekilde sıvalamıştır. Müzik vasıtasıyla insanlar başka bir kültürü öğrenmeye başlamıştır.

Yine de söz konusu müziğin hak ettiği kadar ilgi çekmediğini belirtmek gerekir. İnsanların hala bu tür müziklere bir öcü gibi baktığı maalesef aşikardır. Sunulan müziğin güzellikleri, kültürü ve eskilere kadar uzanan tarihi ne yazıkki dar görüşler tarafından algılanmamakta ve korku ile beslenen çekimserlikle dışlanmaktadır. Elbette herkes böyle davranmayıp, müziğin derinliklerinde neler yattığını algılayabilecek cesarettedir. Nitekim, bu tür müzik adamlarının varlığı sonucu uzun yıllardan beri dinsel, etnik müzik üzerine festivaller düzenlenmektedir. Bunların arasında belki de en bilineni ve zengin olanı her yıl Haziran ayında Fas’ın Fes kentinde gerçekleştirilen Fes Festivali ( www.fesfestival.com ). 3 – 11 Haziran 2005 tarihinde onbirincisi gerçekleştirilen festivalin katılımcıları ise dünyanın her köşesinden… İspanyol Flamenko’sundan, Mısır Medih müziğine, Fas Sufi müziğinden, Hindistan Kathak danslarına, Amerikan Gospel korolarından, Fransız Barok müziğine, İtalyan Paskalya danslarından, Türk Sema gösterisine, Irak mistik şiirlerinden, Kolombiya töresel kızılderili müziğine ve daha nice müzik türevlerinin dokunduğu bir çalışma alanı. Bu tür festivaller ruhsal diyaloğun, global mistizmin enerjisi ile dolan tam pozitiflik ile yüklü bir barış karargahı oluyor. Ruhsal coşkunun, barışın ve global ritmin attığı yegane paylaşım noktası.

Bu oluşum içinde olan festivaller normalde mekan olarak da ayrıcalıklılar. Müziğin büyüleyici atmosferinden dolayı konser mekanı çok önem kazanıyor. Örneğin Fes Festiva’li 14. yüz yıldan kalma bir kalede ve bir kaç otantik tarihi evde gerçekleştirilmiş. Böylece müzik ve mekanın bütünselliği ile keyifler doruklara çıkıyor. Bu tür festivaller sadece müzik içerikli olmayıp her gün belirli konular üzerine toplantılar ve sunumlar gerçekleşmektedir. Genelde sosyal-politik içerikli, ekonomik ve kültürel başlıklı konular üzerine yapılan toplantılar farklı kültürlerin birbirine kaynaşması için en uygun ortamları sağlamaktadırlar.

Bu tür festivaller tüm dünya sofistike müzik severlerin dikkatini çekmekte. Farklı dillerde iletişim halinde olan dinleyiciler, festivallere ayrı bir özellik katmakta. Müzik severlerin kuşkusuz en fazla dikatini çeken konserler ise dinsel ağırlıklı, mistik, etnik ve ibadet vari müzikler. Özellikle Sufi nağmelerin olduğu konserler daha yoğun geçmekte. Müziğin kişilerin ruhuna ve zihnine nufüs etmesi en büyüleyici tecrübelerden biri. Dinleyenin fiziksel ve zihinsel şuurunu dış dünyaya kapatıp bir başka meditasyon boyutuna taşıyabilen etnik müzik, kişinin merkezi ile iletişimi sağlamaktadır. Dinsel/etnik müziğin var olduğu festivallerin bu kadar ilgi uyandırıyor olmasının en önemli nedeni ise, normal koşullarda seyirciler önünde icraa edilmeyen müziklerin özel konserler ile müzik takipçilerine sunulması. Bu ender ve zor yakalanan bir ayrıcalık.

Bu tür festivallerde dinleyebileceğiniz bazı eşsiz müzik türleri şöyle: Zimbabwe’de Shona Mbira Müziği (Shona halkının Zezuru kabilesinin temel geleneksel müzik enstrümanı. Yaklaşık 1000 yıldan beri ritüellerde kullanılmakta); Haiti’den Rara (Rara müziğinin temel enstrümanı keçi derisinden yapılmış ; genellikle hareket halinde ziller eşliğinde çalınan bir davul); Pakistan’dan Qawwali ; Küba’dan Santeria; Türkiye’den Sufi ve İtalya’dan Tarantella. Bu liste uzayıp gidiyor… Müziklerin alışkın oldukları mekanlardan çıkıp uluslararası bir dinleyici önünde uygulanması ve izleyenlerin mükemmel katılımı sonucu bu müzikler ritüel kişiliklerinden çıkıp performans sanatına soyunuyor. Bu belki ilk başta yadırganabilir ancak mükemmel bir uyumun olduğu bir ortamda, saygı ve hoşgörü içeirisinde neden olmasın ki? Bu, söz konusu ortamda bulunan herkese farklı bir kapı açacak kadar kuvvetli bir iletişim kaynağıdır.

Bir sanatçının ve/veya müzisyenin temel rolü seyirciyi eğlendirmektir. Bu tür bir beklenti standart festivallerin hepsinde seyircilerin çoğunluğunda vardır, ancak büyüleyici bir atmosferde gerçekleşen kutsal-etnik bir festivalde seyircilerin böyle bir beklentisi yoktur. Çoğu sözlerin kutsal metinlerden uyarlandığı müzikleri dinleyen farklı dinlerden müzikseverler, o an kendilerini bir bütün olarak hisseder. Bu tarz ortamlarda ne bir ayrım, ne bir çelişki, ne de bir ihtilaf yaşanmaz. Sonuçta karşılarına çıkan gruplar sundukları müziği bir eğlence olarak değil bir tören olarak sunmaktadır. Önceleri sadece sadık müzik dinleyicilerinin rağbet ettiği bu festivaller son yıllarda dünya basınının da ilgisini çekmeye başladı ve bunun getirdiği globalleşme sonucunda ritüel ve performans arasındaki çizginin gün geçtikçe azaldığı çok rahat gözlemlenmektedir. Ancak sadece barış ve iç huzuru önemseyen bu tarz festivallerde, günümüz dünyasının kaosunda globalleşmesi korkunç olmasa gerek. Zaten müziğin ana teması bir birliktelik, iletişim, kültür alışverişi değil mi?

* Qawwali: Qawwali müziği İslamiyet’teki Sufi müziğine oldukça yakın bir müzik türüdür. Ana teması Tanrı’ya yakınlaşmaktır. Kökü İran’a kadar uzanan genel tanıma göre bir sufi müziğidir. Ancak Qawwali kelime anlamı olarak “kelime” anlamına gelmektedir. Daha net olmak gerekirse “yüce sesi temsil eden kelime” anlamına gelmektedir. Müziğin ana teması dinlemek, ses ve kelimeler üzerine kurulmuştur.

Originally posted 2009-12-27 15:25:47. Republished by Blog Post Promoter

Photos on flickr

Tikabasamuzik Tumblr

    http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17200717431http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17109213760http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17087773585http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/16923390130

Better Tag Cloud