Libya’da sürgünde, Sahra Çölü’nün derinlerinde yer alan isyancı kamplarında kurulan Tinariwen halkının dünyadaki sesi oldu. Bu onurlu görevi Tuareg’lerin kültürü ve müziği ile nakış gibi işleyen ekip, özgürlüğün ve uzlaşmanın birbiri ile el sıkışmasına vesile oldu. Mali, Batı Afrika, Berber Kültürü ve Arap ritimlerinin müzik ile dövülmesi Tinariwen’in dinleyicilere sunduğu büyüleyici melodileri tarif etmekte zayıf kalır. Onlar kendi kültürlerinin asileri oldu ve ellerinde tuttukları tek silahları müzik.
2009’da çıkarttıkları “Imidwan” albümleri ile pek çok ödüle layık gösterilen ekip, Uncut dergisi tarafından aynı yıl “son on iki ayın en zengin ve derin albümü” ödülü ile taçlandırıldı. Bu Tinariwen için tüm emeklerinin en büyük ödülü oldu. Şimdi iki yıl sonra yüreği ateş püsküren ekip, beşinci meyvesini vermeye hazırlanıyor. Bu defa bu meyvenin adı “Tassili”. Albümden bizlere uzanacak olan ilk parça ise ‘Tenere Taqqim Tossam’. Aşağıdaki videodan da izleyeceğiniz üzere Tinariwen’in bu defa konukları var. Brooklynli ekip TV On The Radio’dan Kyp Malone ve Tunde Adebimpe bu bas ve gitar ritimleri ile süslenen parçadaki diğer emekçiler. Normalde yabancıların zorluklar içinde gittiği bu bölgeye müzik aşkı ile seyahat eden TVOTR üyelerine de ayrıca şapka çıkartmak gerek.
Tinariwen farklı sulara yelken açmıyor, TV On The Radio ile birliktelik mevcut olan ritmik suları daha bir derinleştirmek maksadıyla hayata geçirilmiş. Bozulan, düzenlenen veya yeniden yapılandırılan bir durum söz konusu değil. Yine ham, paslı gitar ritimleri, politik, sert, asi ve yine oldukça kuvvetli; kısaca Tinariwen…
‘Tenere Taqqim Tossam’ bugün görücüye çıkıyor ve melodik zincirin gerisi 29 Ağustos tarihinde kulaklarımıza dökülecek. Yeni albüm hakkında kısa bir sunum ve parça için tanıtıcı film aşağıda huzurlarınızda… Bu arada diğer bir güzel haber, Tinariwen’i hep birlikte 23 ve 24 Eylül tarihlerinde Babylon sahnesinde izleme imkânı yakalayacak olmamız. Benden söylemesi şimdiden yer ayırttın.
Originally posted 2011-07-07 09:28:13. Republished by Blog Post Promoter
Bilindiği üzere Fransa’da dillerin, kültürlerin ve enstrümanların birleşimi ile çok güzel müzik örnekleri ortaya çıkmakta. Bunun başlıca nedenlerinden birisi ülkenin zamanında tüm dünyadan çok fazla göç almış olması ve bu duyarlı ağırlığın altından barışçıl ve saygı ile kalkabilmesi. Bu tür karışımı müziğe ilk yansıtan ve sınıflandırmaya meydan okuyan ekiplerin arasında “Les Negresses Vertes” ve “Mano Negra” adlı gruplar geldi. Böylece dünyanın bu yegâne müzik harmanlamasına karşı dikkatini çekti. Ancak müzik dünyasında fazla bilinmemekle birlikte bu tarz grupların arasında en çok çalışanların başında Fransız Lo’Jo ekibi geliyor. Yirmi yıldan beri sirk akrobatlığını, Mali folkloru ve Arap enstrümantalliği ile birleştiren ekip, göz ardı edilmeyecek kadar zengin bir müzik merasimi. Sınıflandırılmaya şiddetle karşı olan grup tam anlamıyla bir dünya müziği ekibi. Fransa’nın batı bölgesi şarapları, şatoları ve göz kamaştıran doğa silueti ile ün yapmış olabilir ancak neden bölgenin müziksel zenginliği hakkında fazla bahsedilmez? Oysa bölgenin sunduğu o kadar geniş ve dibi görünmeyen müzik tarzları var ki, bunu göz ardı etmek ciddi bir hata olur. İşte burada Lo’Jo resme giriyor.
Müzisyen, ressam, şair, sinemacı, akrobat, sokak ve sirk sanatçıların bir araya toplandığı, kültürel kesişimin üretim merkezi olan Lo’jo, Provans’ın Loire Vadisi’nde yer alan Angers şehrinden geliyor. Her zaman şehirlerini bir üs olarak gören grup, buradan beden ve ruha bürünerek tüm dünyaya yayılmaya karar verdi. Solist-besteci Denis Péan ve keman maestrosu Guillaume Bourreau ile birlikte grubun çekirdeğini 80’lerde Lo’Jo Triban adı altında oluşturdu. Komün hayatın ağırlıklı olduğu bu bölgede tiyatro grubu olarak kariyerlerine başlayan ekip, sokak performansından gücünü alıp, bunu mitolojik ve politik bir boyuta taşıdı. İlk performanslarını 1982 yılında bir üçlü olarak veren grup, takip eden yedi yıl boyunca değişken bir kadroyla konserler verdi. Bu süreçte sokaklardan akrobat, ressam, tiyatro sanatçıları, heykeltıraş, trapez sanatçısı, yazar, şair ve yönetmen toplayan ekip, yavaş yavaş asıl kadrosunu oluşturmaya başladı.
1988 yılında seyyar bir müzikal tiyatroya dâhil olan Lo’Jo, takip eden yıllarda Avrupa’nın büyük bir kısmını bu ekip ile turladı. 1999 yılında bu tiyatro ile yaşadıklarının bir yansıması olarak ilk albümleri ‘Depuis Très Longtemps’ (Çok Uzun Bir Zamandan Beri)’yi çıkartan grup, böylece bu tecrübelerini ölümsüzleştirdi. Nicholas ‘Kham’ Meslien’in bas ile yönlendirdiği ritimlerin öncülüğünde, Yamina ve Nadia Nid El Mourid Cezayir asıllı kız kardeşlerinin kusursuz vokalleri sayesinde Lo’jo, yaptığı müziğe Fransız şanson, caz, Afro-Beat, çingene, Hint, funk, dub, Arap, Berber ve Afrika ezgileri gibi çok geniş bir müzik sentezini aşılayarak, kendine özel bir karışım yarattı. Ortaya çıkan bu karışım ise daha önce duymadığınız mükemmel bir ses bütünlüğü ve çok uzun süre kulaklarınıza yapışan bir melodiye dönüştü.
Gelişimiyle birlikte toplumsal kültürel etkileşime giren grup, birbirine uzaktan yakından benzemeyen ruhsal melodileri, geniş bir sesliliğe taşıdı. Felsefi kafalardan, yerinde duramayan ayaklara kadar çok kapsamlı bir hayran kitlesine sahip olan grup, kısa sürede Fransız kentsel müziğin en büyük, ancak en gizli kalmış temsilcisi oldu. Kendi kendini geliştiren ekip aşırı duyarlı mizacı ile dünya müziği platformundaki en değerli cemrelerden biri oldu.
Yavaş yavaş Fransa’da dikkat çekmeye başlayan grup 1992 tarihinde ilk albümleri “Fils de Zamal”ı çıkarttı. Beş yıllık konser zincirinden ve etkinliklerden sonra Lo’jo, Sinead O’Connor, Natasha Atlas, Ghostland, Jah Wobble ve Robert Plant ile çalışan İngiliz prodüktör ve gitarist Justin Adams ile tekrar stüdyoya girdi. 1997 yılında Lo’jo ikinci albümü “Mojo Radio”yu piyasaya sürdü. Bu dönemde dünya müziği öncüsü olan Peter Gabriel tarafından fark edilen ekip, WOMAD (World Of Music, Arts & Dance) bünyesinde dünya çapında konserler vermeye başladı. İngiltere’den, Avustralya’ya, İspanya’dan Güney Amerika’ya kadar çok geniş bir turneyi tamamlayan Lo’jo, tekrar Justin Adams ile stüdyoya girdi ve 2000 yılında “Bohème De Cristal” adlı albümünü çıkarttı.
Geniş ülkeler yelpazesinden dikkatlice müziksel ilham madenleri keşfedip bunları kendi müziğine işleyen Lo’Jo, dur durak bilmeden turnelere devam edip ülkemiz haricinde neredeyse konser vermediği yer bırakmadı. Lo’Jo için her zaman seyahat etmek yaratıcılık sürecinin en önemli unsurlarından biri oldu. Dünyanın dört bir köşesinde konser veren ekibin en önemli özelliği ise gittiği yerlerde kendileri gibi tanıştıkları sempatik müzisyenlerle işbirliğine girmeleri. Bu tarz bir seyahatlerinde gittikleri Mali’de oluşturdukları müziksel köprü ve etkileşim sayesinde, 2001 yılında Sahra Çölünün göbeğinde ilk defa “Festival in the Desert” (Çöldeki Festival) adlı organizasyona el attı. O zamandan beri bu festival efsanevi bir statüye ulaştı. Bu festivaldeki tek batılı grup olma özelliğine sahip olan Lo’Jo, 2002 yılında “Lune des Siens” (daha sonra “Au Cabaret Sauvage” olarak tekrar basıldı) adlı albümü çıkarttı. Albüm inanılmaz olumlu kritikler ile karşılandı ve hatta bazı basın kuruluşları tarafından “2002’nin en ve tek başarılı albümü” olarak ilan edildi. Bu değişken, dolambaçlı çok kültürel grup her çalışması ile yön değiştirtmeye başladı. 2003 yılında “Festival in the Desert”ın üçüncü halkası için tekrar Mali’ye giden grup, tekrar müzikleri ile kıtaları nasıl birleştirebildiğini tüm müzikseverlere kanıtladı. Aynı yıl içerisinde grup ilk konser albümü olan “Ce Soir là”ı çıkarttı. Her performansı bir konserden öte, artistik bir sanatsal gösteri olan grup, yine 2004 ve 2005 yıllarını yoğun konserler ile geçirdi. Son olarak 2006 yılının başında en son albümleri ”Bazar Savant”ı çıkartan grup, bu albümleri ile şu ana kadar yaptıkları müziğin doruğuna ulaştı. Bu albümde hiç olmadıkları kadar melodik bir yapıya bürünen ekip, özellikle Arjantinli tangocu César Stroscio, İsrailli ud ustası Yair Dalal ve Jamaikalı solist Bunny Dudley’in müziksel katkılarıyla çok renkli bir çalışma üretti.
N’goni’den akordeona, Kora’dan kemençeye oldukça zengin enstrümanlara hâkim olan grup çok cesur bir biçimde alakasız melodileri harmanlayıp her zaman teatral ve sürrealist bir oluşum elde etti. Tutkulu, damardan titreşimler, viyolinleri sarmalayan ince akordeon melodileri, el çırpmalar, çok dilsellik, Berber kökenli Nadin ve Yasmina Nid El Mourid’in eşsiz vokalleri, Tom Waits havasındaki Péan’ın sözleri, hepsi Lo’jo havuzunda birleşip toplumsal, kolektif çok etnik bir müzik şöleni yaratıyor. Kendinizi en kısa zamandan Lo’Jo’nun müzikal evreninin yerçekimine bırakmanızı tavsiye ederim. Ne de olsa grup resmen dünyamızın müzik haritası.
Originally posted 2010-01-21 08:20:45. Republished by Blog Post Promoter
Ufacık bir enstrüman olan ngon*i’den nasıl olurda bu kadar farklı ritimsel açılımlar ortaya çıkabiliyor insan hayrete düşüyor. Ancak marifet enstrümandan çok onu çalan ustasında. Alt tarafı bir Afrika bançosu olan enstrüman Bassekou Kouyaté’nin parmakları arasında değişkenliğini ve dinamizmini çekinmeden sergiliyor ve sahneyi başkasına bırakmıyor. Çok müzik dinlemenin en büyük sıkıntısı artık sürpriz olgusunun çok kolay tetiklenmiyor olması. Ngoni ile ilk ciddi tanışmamız 2007 yılında “Segu Blue” albümü ile olmuştu, bu ufacık enstrümanın marifetlerini kulak zarımızdan uzun süre silmemiz mümkün olmadı. Bu beklenmedik sürprizin sürdürülebilir olmasına temkinli ve şüpheli baktık zira daha farklı ne sunulabilirdi. Ritimleri kulağımızda kalan ngoni “I Speak Fula” albümünde tek albümlük bir enstrüman olmadığını ve daha nelere kadir olabileceğini bizlere unutmamak üzere gösterdi.
Hiç şüphesiz Bassekou Kouyaté’nin özellikle Britanya alternatif camiasında sık sık ortaya çıkması içindeki sert rock damarlarını kabartmış durumda. Bu albümünde sanatçı grubu Ngoni ba ile enerji pınarlarına dalıp çıkıyor. ‘Tireni’ gibi dokunsallığın yüceltildiği parçalar, keskin bir dönemeç ile rock’n’roll sınırlarına ‘Ladon’ ile sokuluyor bu albümde. Sürpriz faktörü etkisini asla kaybetmiyor ve varlığı her tele vuruşta saklı.
Geleneksel yapıya aşina olan ngoni, gerçek bir yenilikçi olan ustası Bassekou Kouyaté’nin, ilave ettiği ekstra telleri ile armonik esnekliğe ulaşıyor. Ritimler arasında sakin ve beklenmedik kaymaları ile her dönülen köşede dinleyeni bir ses patlaması karşılıyor. İlki gibi bu ikinci albümde Dünya Müziğinin nabzını elinde tutan Lucy Duran öncülüğünde kaydedilmiş, açıkçası Lucy Duran burada ilk albümdeki birkaç açmazını da kapatmış durumda. Kendinden daha emin bir yapıya haiz olan albüm, büyüleyici bir inanca sahip olan müzisyenler sayesinde eşsiz bir yaklaşımla karşımızda dikiliyor ama bir an olsunda gelenekselliğinden ödün vermiyor. Müzik işbirliğini her zaman destekleyen, asla kıskançlık gütmeyen her Afrikalı sanatçıda olduğu üzere bu albümde de Bassekou Kouyaté’nin yanında yoldaşları bulunuyor. Bunların başında Vieux Farka Touré, Toumani Diabaté ve albümün adından da belli olduğu üzere içerdiği tüm parçalar Batı Afrika’nın en bilindik kabile dili olan Fula dilinde seslendiren Kouyaté’nin eşi Amy Sacko yer alıyor.
“I speak Fula” açıklığın, açılımların ve müsamahakârlığın bir yansıması. Müzisyen soyu olarak kabul edilen Griot’ların amacı ise her zaman insanlar arasında köprü kurmak olmuştur. “I speak Fula” ise Bamana topluluğu ile Fula topluluğu arasındaki bağı yeniliyor ve sağlamlaştırıyor.
2009’un tarihe gömülmesine 3 ay kala raflarda yerini alan “I Speak Fula” hiç şüphesiz yılsonu belirlenen listelerde birilerinin ayağını kaydıracak…
Parça Listesi
1. I Speak Fula
2. Jamana Be Diya
3. Musow – For Our Women
4. Torin Torin
5. Bambugu Blues
6. Amy
7. Saro
8. Ladon
9. Tineni
10. Falani
11. Moustapha
12. Senufo Hunter
* Hayvan derisi ile sarılmış ahşap bir vücuda sahip olan bir enstrüman. Gitarın farklı bir versiyonu. Şekil olarak ufak bir kanoyu andırıyor. Genellikle 3 telden oluşan enstrüman bazı ülkelerde 5 telli kullanılıyor.
Originally posted 2010-12-24 07:49:33. Republished by Blog Post Promoter