// Arşiv

mali

This tag is associated with 43 posts

Toumani Diabaté: Geçmişin ve Geleceğin Müzik Terzisi

Toumani Diabate (photo: Youri Lenquette)

Toumani Diabate (photo: Youri Lenquette)

Dünyamızda çaldığı enstrüman ile gerçek anlamda özdeşleşen bir elin parmağı kadar az sanatçı vardır. Malili Toumani Diabaté bu sanatçılardan biri. Batı Afrika’nın 21 telli özgün kora enstrümanı ile özleşen sanatçı, son yirmi yıldan beri Kora’yı dünya müzik platformuna taşımakta. Ravi Shankar için sitar, Djivan Gasparyan için duduk, Jimi Hendrix için gitar ve Arif Sağ için saz neyse, Toumani Diabaté için kora o. Albümlerinin ülkemize sınırlı sayıda gelmesiyle pek fazla bilinmeyen veya belki kulaktan dolma bilgilerle tanıdığımız bu sanatçıyı biraz tanıyalım.

Kendi kulvarındaki en ilerici sanatçı olan, 10 Ağustos 1965 Bamako doğumlu, Toumani Diabate, griots veya jelis müzisyen soyundan intikal etmekte. Neredeyse 71 kuşaktır müzisyen olan Diabaté sülalesinin kökleri Mandé İmparatorluğuna kadar uzanmakta. Sülale geleneği olarak, zamanın kora kralı olarak bilinen babası Sidiki Diabaté dâhil olmak üzere hiçbir kimseden ders almadan kora çalmasını öğrenen Toumani Diabaté, enstrümanının sesini kendi kendine buldu.

Zamanla kendi stilini geliştiren yetenekli sanatçı, beş yaşında kora çalmayı çözdü ve ilk grubunu 13 yaşında kurdu. Delikanlı döneminde Mali’nin dünya çapındaki sanatçıları ile uluslararası konserler vermeye başlayan sanatçı, yavaş ama sağlam adımlarla gelişti ve Mali müzik platformunda kendine has özel bir yere sahip oldu. Ut ve arp arasında bir enstrüman olarak sınıflandırılan kora, böylece eşsiz ritimleri ve tınıları ile çağdaş müzik akımında alternatif bir ses yarattı. Kendisini çok yönlü bir sanatçı olarak geliştiren Toumani Diabaté, hem geleneksel Mali müziğine sadık kalıp hem de Flâmenko, blues, caz, rock ve diğer müzik stilleri ile çapraz kültürel etkileşim sağlamakta.

Yazılı kayıtlarda kora çalgı aleti ilk defa Mungo Park’ın 1799 tarihli “Travels in Interior Districts of Africa” adlı kitabında karşımıza çıkıyor. Burada Park, enstrümanı 18 telli kocaman bir arp olarak tanımlıyor. Kantar kabağının kurutulmuş bedeninin yarısının ortasından geçirilen, deri halkalarla sıkıştırılmış uzun ahşap bir saptan yapılan kora çalgı aleti, kısmen inek derisi ile kaplanır. 21 tel, ahşap sapın bünyesindeki deri halkaları kantar kabağının bedeni ile demir bir çember sayesinde birleştirir. Çalgının akordu bu deri halkaların aşağı-yukarı simültane hareketiyle sağlanır. Tel olarak çok kolay ulaşılabilecek ve gerilince kusursuz ton veren bildiğimiz balık misinası kullanılır. Arp sesine benzeyen bir ses veren kora enstrümanının karmaşık gibi görünen çalma stili ağırlıkta bir Flâmenko gitarını andırır. Kora enstrümanı çalgıcının kucağına yerleştirilerek çalınır. Her iki elin işaret ve başparmağı telleri hareket ettirirken geri kalan parmaklar enstrümanı kavrar. 21 telin on biri sol işaret ve başparmak ile çalınırken, geri kalan on tel sağ işaret ve başparmak ile çalınır. Kora enstrümanı çalgıcının farklı akort yöntemleri ile çok geniş bir gam skalasına sahiptir.

1987 yılında yirmi bir yaşında ilk albümü “Kaira”yı çıkartan Toumani Diabate böylece babasının 1970 yılında sadece kora enstrümanı melodileri içeren ve Mali’nin ulusal sembolü kabul edilen “Ancient Strings” albümünün mirasını sürdürdü. Yüksek kalitede kişisel stil ile desteklenen nefes kesen doğaçlama kora melodileri ile dolu olan albüm, bir anda sanatçıyı ülkesinde yıldız yaptı. 1989 yılında sanatçı çapraz kültürel müzik etkileşimine soyundu ve İspanyol yeni akım Flâmenko grubu olarak bilinen Ketama ile “Songhai I” adlı albümü kaydetti. Albüm geleneksel Griot melodilerini yanıp tutuşan Flâmenko ezgileri ile birleştirerek yeni müziksel sınırlara süzüldü. Bu albümün devamı olarak kabul edilen “Songhai II” ise 1992 yılında geldi. Toumani Diabaté böylece namını dünya platformuna taşıdı. Aynı yıl Toumani Diabaté, The Symmetric Orchestra adında bir ekip oluşturarak sadece Japonya ve Mali’de piyasaya sürülen “Shake the Whole World” adlı çalışmasını çıkarttı. Kültürler arası müziksel deney yapmaya devam eden sanatçı kora virtüözlüğünü döktürmeye başladı ve bu enstrümanın ne kadar evrensel olduğunu kanıtladı.

Takip eden üç yıl boyunca dünyanın belli başlı şehirlerinde konserler veren sanatçı sadece Mali müziğini tanıtmakla kalmayıp müzikseverlerin kora enstrümanına olan ilgisini arttırdı. Sanatçı 1995 yılında yine ortak bir çalışma olan kızının adını verdiği “Djelika” adlı albümü kaydetti. Bu albümde yanına, balafon (ksilofon benzeri bir çalgı cihazı) üstadı Keletigui Diabaté ve ngoni (minyatür gitar benzeri bir enstrüman; daha çok avcının arpı olarak biliniyor) üstadı olan Basekou Kouyate’yi aldı. Bu dönemde Mali’de sintisayzır ve gitar yaygınken Toumani Diabaté albümünde yerel, sakin ve akustik enstrümanları kullanarak daha modern bir müzik üretti. Daha sonra 1998 yılında kuzeni Ballake Sissoko ile birlikte “New Ancient Strings” adlı albüme imza attı. Böylece babasının mirasını bir üst boyuta taşıdı. Bu dönemlerde özellikle çalışmalarında vokal kullanmaması, albümlerinin daha geniş kitlelere ulaşmasına imkan verdi. Takip eden yıl sanatçı Amerikalı blues adamı Taj Mahal ve hepsi Batı Afrikalı sanatçılardan oluşan bir grup ile müzik işbirliğine girerek çok ses getirecek olan “Kulanjan” adlı albümü kaydetti. Bu albüm sayesinde Toumani Diabaté Mali ve Amerika arasında notasal köprü kurdu.

Toumani Diabaté

Toumani Diabaté

Sanatçı takip eden senelerde sırasıyla, 2001 yılında “Jarabi” adında bir toplama albüm çıkarttı, sonra yine Amerikalı bir sanatçı ile işbirliğine girdi ve caz tromboncusu Roswell Rudd ile bekli de kariyerinin en sofistike albümü “Malicool”u çıkarttı. Bu karizmatik çalışmada sanatçı kora enstrümanı klişe sınırlarını zorladı. Uzun bir süre konserler veren sanatçı, tüm dünyayı birkaç defa turladı ve şu ana kadar 2000’in üstünde konser verip yaklaşık 180 tane festivalde yer aldı. Yorucu bir canlı performans zincirlemesinden sonra 2005 yılında, geçen sene kaybettiğimiz Ali Farka Touré ile “In The Heart of the Moon” adlı albümü çıkarttı. Bu albüm ile “En İyi Dünya Geleneksel Albümü” kategorisinde Grammy ödülünü evine götürdü. Sonra 25 Temmuz 2006 tarihinde Symmetric Orchestra ile ikinci çalışması olan en son albümü “Boulevard de L’independance” çıkarttı. Bu albüm sanatçının şu ana kadar çıkan çalışmalarının doruğu oldu. Sanatçının çalıştığı diğer önemli müzisyenler arasında Peter Gabriel, Salif Keita, Kasse Mady Diabate ve Damon Albarn yer alıyor.

Toumani Diabaté organik müziksel yapılandırmaları ve notasal zekâsıyla Keith Jarett’ın piyanoda yaptığını korada yapıyor. Belki bu bilincin ışığında Batı Afrika kora sanatçıları arasında Toumani Diabaté bir kora öncüsü olarak görülmekte ve buna istinaden de kendisine “kora’nın prensi” lakabı verilmiş durumda. Gelişen, zengin duygusal melodi sentezleriyle dinleyenin kulağına sımsıkı asılan Toumani Diabaté, her zaman akıcı, bütünsel çalışmaları ile kalitesini koruyor. Toumani Diabaté bu, geçmişi ve geleceği mükemmel zamansız müzik ile bir araya getiren bir müzik terzisi…

Diabaté Diskografi:

  • 1988 – Kaira
  • 1988 – Songhai (Ketama ve Danny Thompson ile birlikte)
  • 1994 – Songhai 2 (Ketama ve Danny Thompson ile birlikte)
  • 1995 – Djelika
  • 1999 – New Ancient Strings (Ballake Sissoko ile birlikte)
  • 1999 – Kulanjan (Taj Mahal ile birlikte)
  • 2001 – Jarabi: the Best of Toumani Diabate
  • 2005 – In the Heart of the Moon (Ali Farka Touré ile birlikte)
  • 2006 – Boulevard de l’Independance
  • 2008 – The Mandé Variations
  • 2010 – Ali and Toumani – (World Circuit/Nonesuch Records) (Ali Farka Touré ile birlikte)

Originally posted 2010-05-08 08:01:00. Republished by Blog Post Promoter

Tinariwen Esti…

Said Ag Ayad

Said Ag Ayad

Dün gece İstanbul’da, çok uzun zamandan beri izlemek istediğim, etnik müzik kulvarında kıvılcımı düşen her yeri yakan Tinariwen’i seyretme imkanı yakaladım. Onların müziği ile tanışmam en az on yıl önce oldu, bir rastlantı ve bu raslantının dipsiz derinlikleri. İki saate yakın süren keyifli bir müzik buluşması yaşadım dün gece, Babylon İstanbul’un geliştirdiği Midnight Express kavramı altında. Bu kavramın son halkası olarak.

Said Ag Ayad ve Djembe

Said Ag Ayad ve Djembe

Tinariwen’in performansı kıyafetleri kadar renkli ve samimi idi. Sahnedeki peçeli yüzlerin örtemediği neşeli gözler, Tinariwen’in açılış parçası ‘Mano Dayak’ ile tüm dinleyenlere yansıdı. On yıl öncesine kadar bu grup hakkında yazdığım için dalga geçildiğim bir kentte salonun dolu olması birşeyleri doğru gözlemlemiş olmanın da keyfini yaşattı. Bir Tuareg özgürlük savaşçısının naralarıyla açılan konser, tüm gece politik, devrimsel, hüzünsel, ve sosyal içerikli parçalar ile sürdü. Her ne kadar müziklerin sözleri ana dilleri Tamaşek ile süslenmiş olsa bile, Tinariwen, meselesini büyüleyici müziği, ritimleri ve Afrika Blues’un etkin kucaklayıcı sıcaklığı ile biz seyirciye aktara bildi. Her zaman dediğim üzere önemli olan söz değil müzik idi ve Tinariwen kanımca bunun fazlasıyla hakkını verdi.

Grubun ortak lideri ve gitaristi Hassan Ag Toughami, ilk dört parça boyunca sevimli ve karizmatik duruşu ile Tinariwen müziğine yabancı veya aşina olanlara sıcak bir merhaba dedi. Sürekli tekrarladığı “marhaba” kelimesi her ne kadar arkamdaki çılgın eğlenen iki erkek seyirci tarafından “esselamüaleyküm” olarak cevaplanmış olsa bile, uzatılan el yürek ısıtan türdeydi. Bir ara grubun kıvırcık saçlı, ağır solisti İbrahim Ag Alhabib yok mu dediğim sorular aklımda oluşurken, Ag Toughami geri çekilip Tinariwen’in beynine yol verdi. İbrahim Ag Alhabib nispeten asık yüzlülüğü ile, ağır adımlarla sahneye geldi ve ilk parçalardaki yokluğunu ‘Assouf Ag Assouf’ parçası ile anında unutturdu. Hiç şüphesiz varlığını anında hissettirdi. Bu an itibarıyla Ag Toughami, gitarını bırakarak sağdaki mikrofona geçip seyirci ile dans etmeye başladı. Yavaş yavaş ise peçeler düşmeye başladı.

İbrahim Ag Alhabib

İbrahim Ag Alhabib

Ag Alhabib’in ağırbaşlı sakinliğine rağmen, etrafından yaydığı enerji bir anda grubun enerjisini bir çentik attırdı. Müzik bir anda ritmik bir zincirlemeye sürüklendi. Aynen aşina olduğumuz paslı, ham ve etkin Tinariwen ritimleri gibi.

Ag Alhabib’in kırmızı elektro ve akustik gitarı ile tutturduğu ritimler, ekibinin daha bir müziklerinin içinde kaybolmaya sürükledi. Her Tinariwen albümüne hatim indirmiş bir kişi olarak ekibin canlı performansının yazıldığı kadar etkili olduğuna şahit olmanın heyecanı ile kendimi müziğin dalgalarına bıraktım. Seyircilerin hepsi kendi güvenli alanları içerisinde belki de ilk defa duydukları bu ritimlere teslim olup bir ileri bir geri süzülmeye başladı. Bunu gören Tinariwen daha bir keyiflendi, hala sessiz konser izleme terbiyesine erişmemiş olan bazı seyircilerin sesleri ise djembe vurmalı çalgısını döktüren Said Ag Ayad sayesinde bastırıldı. Üstünlüğünü adeta kutlamak maksadıyla arada sırada şahlanan seyircinin belki de gözbebeği oldu. Tinariwen hem müziği hem de sahnedeki ağır dansları ile kanımca geceyi paylaştığı seyircilerin hepsinin mutlu etmeyi başardı. Bunun en bariz kanıtı ise, pek fazla gülmeyen Ag Alhabib’in arada sırada gülümsemesi ve teşekkür etmesi oldu.

Tinariwen Babylon İstanbul'da

Tinariwen Babylon İstanbul'da

Grubun soluklandığı sırada Tuareg geleneksel kıyafetine bürünmüş bir yedinci kişi sahneye çıkıp seyirci ile Türkçe konuşması gecenin sürprizlerinden biri oldu. Türk ve mali dostluğu osmanlı ile bağlandı, yine arkamdaki iki by “esselamüaleyküm” diyerek keyiflendi. Herkes mutlu, ne güzel.

Tinariwen'in En Sessiz İki Üyesi

Tinariwen'in En Sessiz İki Üyesi

Eksik olan grubun nadir ortaya çıkan kadın üyesi ise daha sonra kendini seyirciler arasında dans ederek ben de buradayım dedi ama sahneye adım atmadı. Bis olup olmadığı pek anlaşılmadı ama grup bol bol geri döndü ve son noktayı 2009 tarihli albümleri “Imidiwan”da yer alan ‘Inidiwan Afrik Tendam’ parçası ile koydu. Konser sonrası aklıma gelen tek ifade “Ne geceydi ama!” …


Originally posted 2011-09-24 23:04:11. Republished by Blog Post Promoter

Müziksel Sinerji: Amadou ve Mariam

Amadou Bagayoko ve Mariam Doumbia olağandışı bir biçimde müzik yönünden bereketli olan Mali’nin en meşhur sanatçıları arasında yer alıyor. Otuz yıldan beri evli olan bu iki sanatçı müziksel sinerjilerinin yanı sıra ülkelerinin ilk ve tek uluslar arası çapta üne ulaşan ikilisi. Adları uluslar arası platforma duyulmadan önce kısaca Mali’den gelen bu kör ikili sadece sanatçı olarak bilinirdi oysa şimdi kültürler arası birer elçi.

1974 yılında Mali’nin başkenti Bamako’da bir körler enstitüsünde tanışan ikili, o dönemde dinledikleri İngiliz müziği sayesinde birbirleri ile ilgilenmeye başladı. Özellikle Pink Floyd, Led Zeppelin ve AC/DC gibi grupların kasetlerini tekrar tekrar dinleyen Amadou ve Mariam bu çalışmalardan kendilerine yakın olan ilhamları ayrıştırarak müzik yapmaya koyuldu. İkili bu sanatsal birlikteliği, 1980 yılında karşılıklı imza atarak evlilik ile bağladı.

Çift daha sonra Mali’de stüdyoların yetersiz olmasından dolayı prodüktörlerin, müzik dükkânlarının bol ve müziğin sık sık radyolarda çalındığı Batı Afrika’daki Fildişi Sahillerine taşındı. Burada ağırlıkta Afrika blues üzerine yapılandırılmış arka arkaya dört kaset çıkartan ikili, önemli birkaç prodüktörün dikkatini çekti. Zamanla koşulların geliştiği Mali’de bir kaset daha çıkartan ikili, müzik kariyerini kapsamlı bir biçimde sürdürebilecekleri Fransa’ya yerleşti. Burada Marc-Antoine yönetiminde üç albüm daha kaydeden Amadou ve Mariam yavaş yavaş kendilerine önemli bir dinleyici kitlesi sağladı. Özellikle hayranlarının arasında Mano Negra’nın kurucu üyesi, Avrupa’yı müzikleri ile kasıp kavuran Mano Chao’un olması ikilinin hayatında önemli bir dönüm noktası oldu. Amadou ve Mariam’ın bir parçasını radyoda dinleyen Mano Chao, yerel bir gazeteye verdiği röportajda bundan bahsetmesi üzerine Marc-Antoine sayesinde ikili ile tanıştı. Daha sonra sık sık görüşen üçlü bu süreçte stüdyoda bol zaman geçirmeye başladı. Chao ve Bagayoko’nun gitarlar ile şakalaşması ve üzerine Mariam’ın eşsiz vokallerinin yerleştirilmesi sonucu ekip bu doğal etkileşimin büyüsünde bir arada albüm kaydetmeye karar verdi.

“Dimanche a Bamako” adlı çalışma 2005 tarihinde raflarda yerini aldı. Bu çalışmada Chao ikilinin mayasının daha bir yoğunlaşmasını öte yandan ikili de Chao’un garip şeyleri harmanlama dürtüsünü besledi. Albüm 500 bin üzerinde bir satış grafiği yakaladı ve ikiliyi bir anda farklı bir lige taşıdı. Bu aynı zamanda hayatlarını ve yaşama biçimlerini de değiştirdi. İkili sık sık festivallere davet edilip, yoğun bir biçimde dünyayı gezmeye başladı. Yakaladıkları bu ilgi sayesinde sosyal sorumluluğu da elden bırakmayan Amadou ve Mariam müzisyen kişiliklerinin yanı sıra Sightsavers International adlı STK’nın temsilcileri olup dünya çapındaki körlerin sesi oldu.

Amerika dâhil olmak üzere birçok ülkede müzikseverin ilgisini Mali’ye çekmeyi başaran ikili geçtiğimiz günlerde, uzun zamandan beri beklenen “Welcome To Mali” adlı yeni çalışmasını zevkimize sundu. Bu defa Mano Chao’dan yoksun olan albüm bunun aksine birçok ünlü isim içeriyor. Bunlar arasında Damon Albarn (Blur, Gorillaz), Etiyopyalı rapçi K’Naan, kora virtüözü Toumani Diabate ve Keziah Jones gibi isimler yer alıyor. Bamako, Dakar, Paris ve Londra’da on iki aylık bir süreçte kaydedilen albüm, ikilinin müziksel paletini daha geniş bir yelpazeye taşıyor. Nefeslilerden, Afrobeat’e kadar zengin müzik tarzlarını içeren “Welcome To Mali” cümbüş dolu enerjik bir yapıya sahip. Afrika müziğinin renklerini yansıtan çalışma, kırsal ritimlerin dünyaya açılmasını kutlayan bir şölen. Amadou ve Mariam tarafından getirilen yerel ezgiler uluslar arası platforma ad yapmış olan sanatçıların himayesinde çok farklı boyutlara sokuluyor. İkili Fransızca ve Bambara dillerinde şarkı söyleme özelliğini sürdürürken K’Naan ve Keziah Jones araya İngilizce sözler serpiştiriyor böylece daha çok dinleyiciye ulaşmanın önemi vurgulanıyor. Tek kelimeyle doğu ve batı harmanlaması olan çalışmada Amadou’nun gitarları bir önceki albüme kıyasla nispeten daha az çıkıntılı. Ritimsel olarak Afrobeat kontrolünde raggae ve hip hop sınırlarına sokulan çalışma ikilinin birazcık daha batıya yakınlaşması olarak algılanabilir. Damon Albarn’ın yer aldığı ve albümün açılışını yapan ‘Sabari’ adlı parça bunun en güzel kanıtı.

Afrika’da bir sanatçının sırtında tüm tarımsal yük olmasına rağmen yoldaşsız, kayıtsız kendi başına müziğini yapıp daha sonra şehre gelip bunun radyoda çalınması inanılmaz bir an. İşte 20 yıllık Amadou ve Mariam’ın öyküsü de böyle bir mucize. Bu tür örnekler kentsel bağlamda tam bir güç göstergesi. Son zamanlarda Afrika’dan benzer üretimler oldukça fazla çıkmakta ancak hiç kuşkusuz Amadou ve Mariam bu akımın başını çekmekte.

Originally posted 2009-12-22 07:50:32. Republished by Blog Post Promoter

Photos on flickr

Tikabasamuzik Tumblr

    http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17200717431http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17109213760http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17087773585http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/16923390130

Better Tag Cloud