Şarkıcı ve gitarist Habib Koite yumuşak, melodik ve üstün ritimleri ile Mali’nin coğrafik ezgilerini uluslar arası platforma taşıyan en önemli sanatçıların arasında yer almasına rağmen ne yazık ki şu ana kadar hak ettiği konuma bir türlü gelemedi. Zira sanatçının günümüze kadar üretmiş olduğu çalışmaları konser performanslarına kıyasla hep arka planda kaldı. Bir türlü sanatçının sahnedeki enerjisi ve vokalleri albümlerine yansıtılamadı ve bundan dolayı sanatçı oldukça fazla eleştirildi. Ancak sanatçının altı yıl sonra gelen 2007 tarihli “Afriki” adlı kaliteli bir şekilde işlenmiş üçüncü çalışması bu kanıyı tamamıyla değiştirecek özelliğe sahip.
Tüm dünyada 250 bin albüm satışı, yoğun konser zinciri ve Bonnie Raitt’in 2002 tarihli “Silver Lining” albümüne katkısı ile Habib Koite ve grubu Bamada son altı yılı oldukça yoğun bir şekilde geçirdi. Çok az Afrikalı sanatçı Habib Koite kadar medya ilgisi yakalayabildi ve bundan dolayı ki Rolling Stones kendisini “Mali’nin en büyük pop yıldızı” olarak lanse etti. Yeni albümünde gitarist Mali’nin geniş farklı ritimsel yelpazesini başarıyla yansıtıyor.
Albümdeki parçalar her ne kadar Mali halkı için Bambana dilinde yazılmış olsa bile tüm dünya müziği severler bu ezgileri dinlemeye davet ediliyor.
“Africa” parçası çürük politikacılar, yıllardan beri süregelen savaşlar, fukaralık ve katliamları ile kıtaya bir eleştirisel bakışı yansıtıyor. Koite’ye göre Afrika halkı ya kendisine yardım edecek bir el bekleyecek ya da hemen kendi kendisine yardım edecek. Elbette sanatçı sadece politik şarkılar söylemiyor albümde birkaç tanede çok güzel aşk şarkısı yer alıyor. Özellikle genç bir kadının bir erkeği arzulamasının anlatıldığı ‘Fimani’ (Ufak Esmer) adlı parça çok büyüleyici.
Sesini bir iletişim aracından çok gruptaki ilave bir enstrüman olarak kullanan sanatçı böylece mesajını çok daha rahat dinleyiciye ulaştırıyor. Batının yardımı olmadan Afrika’nın her şeyin üstesinden gelebileceğine inanan sanatçı bunu ikna edici sözler ile dile getiriyor. Amacı milyonlarca kişiye milyonlarca farklı diller ulaşıp herkesi bir araya getirmek. Bundan dolayı sendikalar gibi mesajını çok açık ve direkt sunuyor.
Ekstra ritmik ve geleneksel enstrüman takviyesi ve Habib Koite’nin konser performansını albüme yansıtması “Afriki”ye farklı bir ivme kazandırmış. Geleneksel ezgilerin her parçanın temeline akıllıca işlenmesi ve Habib Koite’nin vokallerini bütünleyen kadın seslerinin takviyesi ile ortaya çok sıcak bir çalışma çıkıyor. Eskiden stüdyo teknolojisi ile keskin çıkışlı geleneksel enstrüman ritimleri “Afriki” albümünde olduğu gibi bırakılmış ve tüm hamlığı ile yansıtılmış. Ngoni, balafon ve djembe ezgilerinin kararlı ve kalıcı yapısı sanatçının repertuarındaki en önemli çalışmasını ön plana çıkartıyor. Sağlam bir akustik ses sentezine sahip olan albüm ender duyulan enstrümantasyonları Habin Koite’nin eşsiz gitarı ile
Devrimsel Mande melodisi ve melankolik sokou (geleneksel viyolin) tonu ‘Barra’ parçasını albümün en dikkat çeken çalışması arasında. Sanatçı ‘Nta Dima’ (Sana Onu Vermeyeceğim) adlı parçasında temel vurmalı ritimler ve farklı yöresel borazan enstrüman kullanımıyla geleneksel yaklaşımı bir adım ileriye taşıyor. Tüm bu yenilikler ve sanatçının eşsiz gitar hakimiyeti bir araya gelince ortaya çıkan çalışma hiç kuşkusuz ritimsel atmosferde yeşeren melodik çiçekler gibi. Bunu en güzel yansıtan parça ise ‘Massake’.
Batılaştırılmış melodilerden uzak ham Afrika ritimlerine sahip olan “Afriki” son zamanlarda Afrika pop müziğinin geldiği noktayı en önemli göstergesi.
Yeni jenerasyona ufak bir pencere açmayı hedefleyen sanatçı eski melodileri yeni formlarda sunmayı hedefliyor.
Habib Koite müziği ile Afrika’dan kopanları bir araya getirmeyi kendine hedef bilmiş mükemmel bir performansçı. Elbette bunu tek başına yapamayacağını biliyor fakat bu onun denemesini engellemiyor.
“Dünyanızı Dinlemeyi Unutmayın” sloganıyla her pazar günü saat 12.00-13.00 arasında 94.9 Açık Radyo’da “Dünyayı Dinliyorum” adlı bir program hazırlayıp sunuyorum. Bu programda dünyanın farklı köşelerinden, farklı kültürlerden, dinlerden müzik örnekleri çalıyorum. Popüler akımlardan uzak, müziğin müzik olduğu, saf bir iletişim kabul edildiği diyarlardan ezgiler programda yer alıyor.
94.9 Açık Radyo aynı zamanda www.acikradyo.com.tr sitesinden canlı olarak dinlenmekte. “Dünyayı Dinliyorum” programında çalınan parçaların listesi aşağıdaki tarihlere göre verilmiştir.
Program ile ilgili eleştiri, öneri, istek ve sorularınız için muzik@tikabasamuzik.com adresine, e-mesaj yollayabilirsiniz.
Nijer batı Afrika’nın en fakir ülkesinden biri olmasına rağmen en zengin kültürel mirasa sahip olanı. Zira ülkede kuzeyden gelen Arap ile güney Afrika kültürleri birbirlerine işlemiş durumda. Nijer’de resmi kayıtlara göre on bir farklı etnik grup yaşıyor ve her birinin kendine özgü yerel dili mevcut. Bu grupların arasında ön plana çıkanlar Nomad etnik kökeninden gelen Tuareg’ler ve Wodaabe’ler. Bu çok kültürselliğin harmanlaması ise doğal olarak ülkenin müziğine birebir yansıyor. Özellikle Malili Tinariwen, Tartit ve Toumast gibi Sahra Çölü gruplarının dünya müziği platformunda ön plana çıkmaları, Nijer’den buna karşılık bir sesin yükselmesine neden oldu. 2004 yılında gerçekleşen efsanevi Mali Çöl festivalinde aynı sahneyi bir zamanlama hatasından dolayı paylaşma zorunda kalan Tuaregler’den oluşan Etran N’Guefan (Kumulların Yıldızları) ve Wodaabe’lerden oluşan Finatawa, verdikleri konserin doğallığından sonra güçlerini birleştirmeye karar verdi. Ortaya çıkan karizmatik grubun adı ise Etran Finatawa (Geleneği Yıldızları) oldu.
Kültürlerin müziksel karışımı her zaman iyi sonuç vermiyor ancak Etran Finatawa’nın yaratmış olduğu harmanlama, doğallığı ve ilham vericiliği ile heyecan yaratan bir yenilik. Zira enstrüman yerine sadece seslerini kullanan Wodaabe’ler ile müziklerinde her zaman enstrüman ön planda olan Tuareg’lerin bir araya gelmesi hiç kimsenin beklemediği bir kimya ortaya çıkarttı. Açlık ve kuraklıktan dolayı birçok Nomad grubunun yerleşmek zorunda kaldığı başkent Niamey’den gelen Etran Finatawa, yarattığı bu yeni akımı, Sahra Blues yerine Nomad Blues olarak tanımlıyor. Bu sihirsel kimya ilk defa 2006 yılında “Introducing Etran Finatawa” adlı albümde tüm dünya önünde görücüye çıktı. On kişiden oluşan ekibin yaptığı müzik, bir anda deprem etkisi yarattı zira hiç kimse böyle bir birleşimin sonucundan bu kadar doğal bir melodik yapının çıkacağına inanmıyordu. İki zengin kültürü birleştiren grup, albümlerinde Tuareg’lerin dili olan Tamaşek’i ve Wodaabe’lerin dili olan Fulfulde’yi kullanarak çok geniş bir kitleye ulaşma imkânı yakaladı.
Ellerindeki tek silah müzikleri olan ekip, takip eden iki yıl boyunca Fas’tan Mali’ye, Fransa’dan Yeni Zelanda’ya kadar çok geniş bir dünya turnesine çıktı. Farkı kültürlerden gelen bu iki kabilenin birleşimi ile ortaya çıkan müziksel harmanlamayı dinleyen herkes ister istemez hayranlığını gizleyemedi. İnsan ilişkilerinin kargaşaya sürüklendiği günümüz dünyasında böyle farklılıkların bir çatı altında buluşmaları elbette bu hayranlığın en büyük nedeni.
Grubun başarısından yararlanmak isteyen World Music Network şirketi, hemen ekip ile ikinci albüm için bir anlaşma imzaladı. İçlerinden kopup gelen duyguların müziksel yansımalarının beğenilmesinin vermiş olduğu haklı gurur ile Etran Finatawa, 2007’nin ortalarında Londra’daki Livingstone stüdyosuna kapandı. Bu defa kaydedecekleri albüm için eski gelenekleri ve toplumlarında hızla gelişen kırılma ve değişimi konu alacak bir kavram belirleyen ekip, bunu müziğine yansıtmaya karar verdi.
Mory kanté ve Abdel Gadir Salim gibi sanatçılar ile çalışan Paul Borg yönetiminde dört gün gibi rekor bir sürede kaydedilen ikinci albüm “Etran Finatawa”, Şubat 2008’de raflarda yerini aldı. On altı parçadan oluşan albüm ilk dinleyişte bir önceki çalışmaya kıyasla daha etkili ve dinamik müziksel oluşuma sahip olduğunu hemen hissettiriyor. Günümüzde maalesef birçok kayıt, stüdyodaki gerçek performansın ve deneyimin işitsel şipşak bir yansıması. Her ne kadar asıl performansın ruhu ve enerjisi hakkında bir hisse kapılsak bile, ne yazık ki bu tür çalışmalarda birebir müziğin dinamiğini, varlığını ve kararlılığını yaşayamıyoruz. Ancak “Etran Finatawa” albümünde durum tam tersi ve olması gerektiği gibi. Tüm kayıt süresinde yaşanan doğallık, heyecan ve dinamiklik aynen albüme kaydedilmiş. Adeta albümü dinlerken kendinizi stüdyoda buluyorsunuz. Albümde dikkat çeken parçalar sırasıyla: yerel bir diyalogla açılan ve daha sonra kendini seken gitar ritimlerine bırakan, ‘Annene Saygı Göster’ olarak çevirebileceğimiz ‘Saghmar N Nanna’; kuru su kabağından yapılan Cabalash geleneksel enstrümanının yıldızlaştığı, gitar ritimlerinin dolambaçlı dalgalı bir nehri anımsattığı Iguefan (Kumul); elektrik gitarın geleneksel enstrümanlar ile birbirine dolaştığı Jama’aare; tek kişilik bir nakarattan tüm grubun katıldığı bir coşkuyu yansıtan, Teneré Çölü’nün güzelliklerinin anlatıldığı ‘Tekana’ ve dayanışmanın ne kadar önemli bir kavram olduğunun işlendiği sosyal içerikli ‘Asistan’ (Soru).
“Etran Finatawa” nispeten hayat olmadığına inanılan çöllerden kopup gelen, fazlasıyla yaşam dolup taşan müziksel bir deneyim. Hiç şüphesiz bu Nomad sanatçıları gelecek vaat eden bir vizyonla olgunlaşıyor.