// Arşiv

mali

This tag is associated with 43 posts

Tinariwen: Sahra Çölünün Fenomeni

tinariwen09_widedesert1
Tinariwen

Hiç kimse tam olarak bedevi Tuaregler’in veya kendilerine taktıkları isim olan Kel Tamaşekler’in orijinde nereden geldiğini bilmiyor. Tarihin sayfalarından sekizinci ve on ikinci yüzyıllar arasında kuzeye göç edip Sahra çölünün geniş vadileri ve dağlık bölgelerine yerleştikleri yazılır. Yanlarında Berber kültürlerini ve kullandıkları Tamaşek (Tuareg’lere özgü bir Berber dili) yerel dillerini getirdiler. Bunun yanı sıra anaerkil toplum yapısını da aynı şekilde koruyan Tuareg’ler, günümüze kadar bu özelliklerini korumalarıyla bilinir. Tüm bu akımın, göçlerin ve kültürlerin arasında elbette müziğe ve şiire çok derin bir bağ vardır.

Tamaşek müziğini oluşturan iki önemli yerel enstrüman sırasıyla tindé davulu ve tek telli bir kemençeye benzeyen imzad. Her iki enstrüman da birebir kadınlara ait olup erkeklerin bunları çalması uygun görülmez. Öte yandan yerel müziklerde erkekler genellikle teherdent olarak bilinen yerel ud ve çoban flütü çalar, buna ilaveten şarkı söyleyip el çırparlar.

Genellikle kendi sınırları içinde kalan bu müzik tınıları Tinariwen adlı grup sayesinden uluslar arası müzik dinleyicilerine sunuldu. Mali’nin en kuzey doğu ucunda yer alan Adrar des Iforas adlı bölgeden gelen Tinariwen, 70’lerin sonunda yöresel enstrümanlarının yanı sıra gitar kullanarak müzik yapmaya başladı. Grubun kurucusu ve aynı zamanda solisti İbrahim Ag Alhabib, yerel Tamaşek müziğini bir gitar sayesinde modern rock jenerasyonuna harmanlamasıyla tanınıyor. 1979 yılında Tamanrasset’te (Tuareg’lerin en büyük şehri) temelleri atılan Tinariwen, müziklerini Albay Kaddafi tarafından genç Tamaşek’leri savaşmaya eğitmek için kurulan askeri kamplarda geliştirmeye başladı. İsyan döneminde Tinariwen bir anda isyan askerlerinin sesi oldu ve Cezayir, Libya gibi ülkelerde yaşayan tüm Tuareg’lerin kulak verdiği ve kaynaştığı bir bağ oldu.

Tinariwen’in hikâyesi; bir savaş, barış, ayrılık, zor koşullarda kendini bulma ve ufak bir bölgede var olma öyküsünün müziğe yansıması. Müziğe tutkuyla bağlı olan İbrahim Ag Alhabib bir gün gitar ile tanıştı, normal Tuareg geleneğine göre kabileye ait olmayan enstrümanları çalmak uygunsuzluk olarak görülürdü, ancak İbrahim Ag Alhabib içindeki müzik yanardağının patlamak üzere olmasından dolayı bu gelenekselliğe pek kulak asmadı ve yerel müziğine harmanlamak üzere gitara dört kolla sarıldı. Bu dönemde bir şekilde çöle ulaşan Bob Marley, Jimi Hendrix, James Brown ve John Lee Hooker gibi sanatçıların kasetlerini dinleyen İbrahim kendisi gibi düşünen Japonais, Hassan, Inteyeden, Khedou adlı genç yerel sanatçılar ile bir topluluk oluşturdu. Ağırlıkta gitar çalan sanatçıları dinleyen bu ham topluluk aynı zamanda Fas ve Cezayir’den gelen Magreb ezgilerini dinlemeye başladı. Kendi Berber ezgileri ile birlikte tüm bu dinledikleri melodileri müziksel havanında dövmeye başlayan ekip bir anda bölgelerinde hiç duyulmayan ezgiler üretmeye başladı. Yükselmekte olan bu farklı sesi algılayabilen kulaklar ise gruba yakınlaşmaya başladı. Devrimci bir yapıya sahip olan grubun ilk besteleri halkın açlık, kuraklık ve göç sorunlarına değinen filozofik şairane oluşumlardı. O anı, acıyı ve sorunları yansıtan bu müzik her ne kadar bir kültürel muhafazakârlık olarak gösterilmeye çalışılsa da halkın yüreğine dokundu, özellikle de baskı altında olanların.

Bu dönemlerde Mali hükümetine karşı nükseden Tuareg ayaklanmasına katılmayı bir görev bilen grup Libya’daki askeri kampa katıldı. Burada hem askeri eğitim alıp hem de müziklerini icra eden ekip bünyesine aynı yolda ilerleyen Abdallah adlı bir gitaristi dâhil etti. Böylece 1985 yılında Sahra çölünün bir köşesinde yer alan bir askeri kampta Tinariwen resmen kuruldu. Yerel dilde çölün çoğul halini ifade eden Tinariwen kelimesi grubun geniş müzikal ovasını yansıtan en doğru kelime olduğundan dolayı ekibin adı olarak seçildi.

tinariwen09_bluedesertAbdallah’ın gruba katılmasıyla kendi çapında bir efsane mertebesine ulaşan Mali’li Blues ilahı Ali Farka Touré’nin müziği ile tanıştırdı. Büyüleyici çöl blues melodilerini duyan ekip hemen bu tınıları kendi müzikleri ile birleştirme kararı aldı ve böylece asıl ses sentezi ortaya çıktı. Çok kısa bir sürede Sahra çölünde yaşayan her genç Tuareg’in dinlediği bir grup mertebesine ulaşan Tinariwen, böylece geleneksel ve modern kültürleri birleştiren bir köprü inşa etti. Beş yıl boyunca Tuareg kültürünün özünde olan göçebe yaşantısına benzer bir şekilde grup şehirden şehre gidip müziklerini saçtı. 1990’da Tuareg ayaklanmasının resmen başlaması üzerine grup çalışmalarına ara verip özgürlükleri için silahlara kuşandı. Bir omzunda tüfeği diğer omzunda gitarı ile dağlarda savaşıp, fırsat buldukça isyancılara müzik çaldı. Bu dönemde grubun tüm müzikleri yasaklandı ve bir şekilde kasetine sahip olursanız ve yakalanırsanız en düşük ceza 3 yıl hasipten başlıyordu. Birkaç yıl sonra Kuzey Mali’ye demokratik bir yönetim gelince Tuareg’lerin hepsi yurtlarına geri döndü, bu dönemde Tinariwen yine seyahatlerini sürdürdü, bazen iki kişi olarak, bazen tüm grup olarak.

1999 yılından Mali’yi ziyaret eden Fransa’dan çıkan en sofistiğe dünya müziği grubu Lo’jo bir şekilde Tinariwen ile tanışma fırsatına sahip oldu ve böylece uzun yıllar sürecek olan dostluk tohumları atıldı. Öncelikle Lo’jo bu kendi yağından kavrulmuş el değmemiş grubu Fransa’da bir festivale davet etti. Bu fırsatı kaçırmayan Tinariwen bir anda kendisini ilk defa yabancı bir topluluk önünde konser verirken buldu. Seyirciden alınan tepkiler inanılmazdı. Bu grupta bir şeyler olduğunu anlayan batılı yapımcılar hemen bir albüm yapma önerisinde bulundu, böyle bir teklif karşısında heyecanını gizleyemeyen Tuaregler hemen evet dedi. Böylece Mali’nin Kidal şehrinde yer alan Tisdas radyo istasyonuna taşınan donanımlar sayesinde bir seyyar stüdyo kuruldu ve Tinariwen’in ilk albümü “The Radio Tisdas Sessions” kaydedildi. Folklorik tutku, büyüleyici gitar ezgileri ve geniş bir ambiyansa sahip olan on parçadan oluşan albüm 2000 yılında Wayward Records tarafından piyasaya sürüldü daha sonra aynı albüm geniş kitlelere ulaştırılmak üzere World Village etiketi ile 2002’de tekrar basıldı. Her hangi bir kontak detayı olmayan grubun bu albümündeki tüm kontak detayları Lo’jo olarak verildi. Bu da Fransız grubun Tinariwen’e gösterdiği önemin altını çiziyor.

Aşina olduğumuz grup kurallarından çok farklı bir yapıya sahip olan Tinariwen’ın en büyük özelliği gel-git bir yapıya sahip olması. Tüm üyelerin aynı anda bir yerde olmaları oldukça imkânsız olduğundan parçaları çalabilecek yeterli sayısına ulaşılır ulaşılmaz gerekli kayıtlar yapılır. Örnek vermek gerekirse grubun ilk başlarda kadın vokallerden oluşan bir arka korosu vardı, sonra bu kadınlar bir anda yok oldu ve yerine bir baterist geldi, daha sonra grup karşımıza 6 kişilik bir ekip olarak çıktı. Adeta her konserlerine grup farklı bir oluşum içinde çıktı ancak icra edilen müzik her zaman aynı lezzette oldu. Bu gel-gitin en büyük nedenlerinden birisi ise grubun vahşi Tuareg ruha sahip olması. Sürekli seyir halinde ve göçebe yaşantısına alışkın olan grup üyeleri dönemsel olarak kendi yolculuklarına çıktı. Bu tür kayıtlardaki en önemli kurallardan birisi ise parçanın bestecisinin her zaman lider gitar çalması. Yani aslında grupta ana gitarcı diye bir mevhum yok, kimin bestelediği parça çalınacaksa söz konusu sanatçı baş gitar konumunu alıyor. Ayrıca grup çok nadir perküsyon kullanıyor hatta ilk albümlerinde bu enstrümana yer bile vermemiş çünkü onlara göre asıl ritim beyinlerde, parmaklarda değil.

2001 yılında Lo’jo öncülüğünde organize edilen ‘Festival In The Desert’ (Çöldeki Festival) sayesinde artık Tinariwen dünyanın dört bir köşesine çöl onurunu taşıyan mesajlarını ve ham işlenmemiş tınılarını ulaştırabilir oldu. Sürekli Avrupa’da ufak-tefek festivallere davet edilen ekip böylece zamanla büyüyen sadık bir hayran kitlesine ulaştı. Üç yıl sonra grup “Gezgin” anlamına gelen ikinci albümleri “Amassakoul”u Bamako’da kaydetti. Bu albüme daha geniş bir müzik skalası ekleyen grup uzman oldukları gitar çöl meleodilerine, farklı vokal teknikleri ve enstrümanlar ekleyerek daha orijinal ve organik bir ses sentezine ulaştı. Albümde yer alan ‘Amassakoul ’N’ Ténéré (Çöldeki Gezgin)’, ‘Oualahila Ar Tesninam (Aman Tanrım, Sen Mutsuzsun)’ ve ‘Ténéré Daféo Nikchan’ adlı parçalar özellikle her dinleyenin dikkatini çekebilecek kuvvete sahip.

Dünya müzik platformunda resmen bir fenomen statüsüne ulaşan Tinariwen yoğun konserler zincirinden sonra 2006 başlarında, bu defa kadrosunu beş erkek ve bir bayandan oluşacak şekilde sabitleyen ekip daha bilinçli ve programlı stüdyoya girdi. Yine Justin Adams yönetiminde kaydedilen albüm Şubat 2007’de “Aman Iman: Water Is Life (Su Hayattır)” adı altında piyasaya sürüldü. Albüm ilk dinleyişte size hemen farklılığını hissettiriyor. Tinariwen hiç olmadığı kadar bir grup havasında ve bunun istikrarı müziğe olumlu bir biçimde yansımış. Albümde epik bir ağırlık ve bütünlük var, müziklerin Sahra çölünün genişliğini yansıtmasının yanı sıra kati ve keskin ritimler dinleyeni bu coğrafyaya odaklıyor. Bu albümde belirgin bir şekilde ortaya çıkan kadın vokaller ise müziği kucaklayan bir bütünlük yaratmış. Yavaş, iç yakan ‘Ahimana’ (Oh Benim Ruhum), Tuaregler’in sürgünü ele alan ‘Cler Achel’ (Günü Harcadım), 1995’te uçak kazasında hayata gözlerini yuman Tuaregler’in özgürlüğü için savaşan Nijeryalı Mano Dayak’a adanan ‘Mano Dayak’ ve çölün güzelliğini, gizemini müziksel olarak yansıtan ‘Izarharh Tenere’ (Ben Çölde Yaşadım) ilk dikkat çeken parçalar arasında. Albümdeki diğer bir güzellik ise dünyadaki en eski alfabelerden biri olan ve halen kullanılan Tifinar dilinin kullanılması. Dijital dünyaya taşınması için uğraşılan bu dil albümün görselliğine ayrı bir gizemli havası getiriyor.

Sahra çölünde grup temasını yaratan en mücbir geçmişe sahip olan Tinariwen, müziğini kuşanmış sağlam adımlarla kendi güzergâhında ilerliyor. Samimiyeti, içtenliği, ticari kaygısızlığı, teknolojiden ırak yapısı ile dünya müziğinde ayrıcalıklı bir dünyaya sahip. Yazımı Tuareg bir şairin kısa bir şiiri ile noktalıyorum, bence bu dört nakarat Tinariwen’in müziğini mükemmel ifade ediyor…

Ben anaç toprağın oğluyum
Ben ebedi acının çocuğuyum
Ben çölün efendisi değilim
Fakat çıplak ufukların kölesiyim
‘Pas de Nom’ (‘İsimsiz’) / Issa Rhossey (Tuareg şairi)

Originally posted 2011-06-27 10:13:19. Republished by Blog Post Promoter

3 MA: Driss El Maloumi/Ragery/Ballake Sissoko

Ballaki Sissoko, Driss El Maloumi, Rajery: 3MA

Ballaki Sissoko, Driss El Maloumi, Rajery: 3MA

Bu haftaki yazımın konusu üç sanatçı, üç farklı ülke ve üç farklı kültürün bir araya geldiği bir proje. Bu projede Madagaskar, Mali ve Fas’tan gelen üç sanatçı bir araya gelip duyulmamış enstrümantel ses sentezlerine dinleyeni sürüklüyor. Mali’den Ballake Sissoko 21-telli yöresel Kora, Madagaskarlı Ragery 20 telli valiha enstrümanlarını, Faslı Driss El Maloumi ud ile birleştirerek ortaya perküsyonsuz bir yaylılar oluşumu çıkartıyor. Sadece yaylıların çıkartmış olduğu ritmik ses dalgaları ile birbirine bağlı olan sanatçılar bir ahenk içerisinde bütünlük yakalıyor. Bu bütünlük sayesinde sanatçılar görünmez dinleyenlerini etkilemekten öte onlarla bir bağ kuruyor ve bunu yaparken kendi aralarında kurdukları bağdan güç alıyor.

Malum perküsyonsuz bir müziksel oluşum yaratmak oldukça zor zira vurmalı çalğılar ritmik öncülüğü sağlayan, müziğin sınırlarını belirleyen keskin bir ses sentezi. Bunu başaran üçlü sayısı diğer oluşumlara kıyasla nispeten daha az. Ancak dünyamızın üç farklı köşesinden gelen farklı yaylı çalğıları çalan bu üç sanatçı, son zamanlarda üretilen en heyecan verici yaylı enstrümantel albüme imza atmış. Kültürleri koruyan ve kulaktan kulağa farklı dinleyicilere müzik ile harmanlanmış kültürü aktaran bu üç sanatçı, birbirleri arasındaki ahengin kusursuz ritimler ile yakalayarak “3MA” adlı albüme yansıtmış. Ritmik, melodik, nefes alan ve geniş bir yelpazeye hitap eden proje, müziğe tutku ile bağlı olan her müzikseverin dikkatini çekebilecek kalitede.

Görsel olarak bakıldığında aslında üç enstrüman arasında pek bir fark gözükmüyor. Valiha uzun bir bambu kütüğünden yapılan 21 telli bir enstrüman ve ustası Rajery’nin parmaklarında enfes melodilere kadir. Her ne kadar Rajery tek kollu olsa bile bu enstrümanın hiç şüphesiz dünyadaki en önemli söz sahiplerinden biri. Sanatçı şu ana kadar valihanın geniş ritimsel skalasını yansıtan eşsiz solo albümler üretti. Kora ise Mali’nin en meşhur geleneksel enstrümanı. Bu 21 telli enstrüman valiha kadar uzun boylu olmasa bile Ballake Sissoko gibi bir ustanın parmaklarında çok daha derin ve ritmik melodilere haiz. Albümün bize en tanıdık enstrümanı ise 11 telli ud, zenaatkarlığı ile diğer enstrümanlara kıyasla görsel bir cazibe sunan bu enstrüman, albümde bütünleyici bir katalizör özelliğine sahip. Nispeten diğer iki sanatçıya kıyasla uluslararası platforma daha az bilinen Faslı Driss El Maloumi albümün derinliklerine indikçe bu enstrümanın ustası olduğunu kanıtlıyor.

Karmaşıklıktan tamamıyla sıyrılmış olan “3MA” tam bir demokratik yapıya sahip. Her enstrüman için eşit bir görev dağılımı yapılmış. İki enstrüman arka planda dalgalanan bir bas temalı ritmik atmosfer yaratırken üçüncü enstrüman bir ton üstlerinde doğaçlama yapıyor. Parçadan parçaya bu görevlendirme sıralaması değişiyor ve her enstrümana hakkıyla ön plana çıkma imkanı veriliyor. ‘Anfass’ adlı parça ile açılışı yapan albüm kora ve ud öncülüğündeki ritimler ile dinleyeni hüzün dolu sade sözler ve sakin ritimler içeren ‘Awal’ adlı parçaya taşıyor. Aralarında o kadar büyük coğrafi farklılıklar olmasına rağmen söz konusu üç enstrümanın yansıttığı benzerlikler ve bütünlük inanılmaz. Udun zengin yankısal tınısından, koranın sihirsel çevreleyici gücüne ve valihanın narin, ince ritimlerine kadar elbette her üç enstrümanın albümde vasıfsal farklılıklarına şahit oluyorsunuz. ‘Mainte’ adlı parçada Rajery valihanın katmer katmer müziksel işlenişini yansıtıyor ve dinleyenleri yakaladığı gibi farklı bir diyara sürüklüyor.

Albümün asıl yüreği ise dördüncü parça ‘Kouroukanfouga’ ile sekizinci parça ‘Toufoula’ arasında. Bu beş parça tam olarak sanatçıların ne yapmak ve paylaşmak istedikleriyle örtüşen bir yapboz niteliğinde; yanardöner ritimsel işlemeler atmosferik bir arka planda birebir ilgi beklercesine birbirlerini takip ediyor. Ülkemizde satışa çıkıp çıkmayacağı kesin olmayan “3MA” yoğun bir ritimsel çeşniliğin içerisinde ön plana çıkan virtüözlükleri sergileyen, müziksel eşitliğin mükemmel ilişkilendirilmesi.

Parça Listesi

01. Anfass
02. Awal
03. 3MA
04. Kouroukanfouga
05. Rania
06. Vero
07. Mainte
08. Toufoula
09. Kadiatou
10. Morengy
11. Taxi Brousse
12. Bonus

Originally posted 2010-08-28 19:05:13. Republished by Blog Post Promoter

Keşfetmenin Heyecanını Duyumsayın

Son dönemlerde, sessizce dikkat çekmeye başlayan en eski, bazılarımız için ise daha yeni olan “Dünya Müziği” türü gündemde. Adı üstüne “Dünya Müziği”; isimlerini belki ilk defa duyduğumuz ülkelerdeki sanatçıların konuşmaya çalıştığı aynı müzik türünün genel sınıflandırması. Farklı dil, ırk, din ve ülkeden gelen bu sanatçıların ortak amacı tüm dünya insanlarının anlaştığı ve kültürlerini paylaştığı bir evrensel müzik yaratmak. Çoğu ülkede arka plana itilen yöresel ve yok olma tehlikesinde olan özgün müzik çeşniliğini ön plana çıkartan en temel müzik türü. Klasikleşmiş müzik türlerinden uzak, sonsuz bir melodi oluşumuna sahip, sığ sularda yüzmeye alışkın müzik endüstrisinde görülmemiş yeni bir akım. Bu türün en önemli unsuru müziğe olan aşk ile ruhani bedenin kesişim noktası olması. Adeta dünyanın kalbine doğan ve hiç batmayan bir Güneş gibi…

Dönem dönem ülkemizde “Dünya Müziği” kavramını ön plana çıkartan birkaç başarılı konser düzenlendi ve hatta bu konuda birkaç toplama albüm bile piyasaya sürüldü. Ayrıca en son olarak, Cem Boyner’in bir araya getirdiği, Ertan Çelikler’in derlediği “Uzaktaki Yakın (Vol. 1)” Universal/DMC etiketi ile piyasaya çıktı. Tüm bu uğraşlar nedense bu tür müziği yeterince tanıtmak ve temsil etmek için yeterli sürekliliği ve istikrarı sağlayamadı. Bunun en büyük nedeni algılama duyularımızı yeniliklere kapatmış olmamız. Her şeyde olduğu gibi farklılıklara bir ön yargı ve korku ile yaklaşılıyoruz. Ancak yakın gelecekte “Dünya Müziği”, müzik piyasasına ciddi bir damga vuracak, bunu göz ardı etmemek lazım.

1999 yılında kurulan Shaman World Music Production “Dünya Müziği” nin önemini fark eden ülkemizdeki ilk kuruluş. Bu tarz müziğe gönül vermiş ve ülkemizde bir “dünya müziği platformu” yaratmak için yola çıkan oluşum, “Dünya Müziği” adına yapılmış ve yapılmakta olan her şeye, her boyutuyla ulaşılabilmeyi sağlayan zemini oluşturmakta. Bunun ilk meyvesi olarak, 11 Mart 2006 Cumartesi günü Darphane-i Amire Binaları’nda Dünya Müziği Festivalinin ilki gerçekleşecek. 1250 müzik sever ile sınırlı kalınacak olan ve diğer festivallerin aksine sadece bir gün sürecek bu etkinlik, Senegal Fahri Konsolosluğu tarafından destekleniyor. Seminer (17.00–18.30) / Ana Performans (23.00–00.30) / DJ Set (00.30–02.30) şeklinde üç ana bölümden oluşacak olan festivalin biletleri Ticcketturk’te satışa çıktı (kişi başı 38,5 YTL). Bir ilk için oldukça detaylı olan festivalin, en karma kültürlerin kesiştiği İstanbul gibi kozmopolit bir şehirde gerçekleştiriliyor olması “Dünya Müziği” kavramına ayrı bir bütünlük kazandırıyor.

11 Mart’ta gerçekleşecek olan ilk Dünya Müziği Festival’imize, Mbalax olarak bilinen karmaşık Senegal dans müziğinin dünyadaki tek uluslar arası temsilcisi olan Cheikh N’Digel Lô (kısaca Cheikh Lô ) konuk ediliyor. Salsa, rumba, folk ve caz unsurlarını Mbalax ile harmanlayan sanatçı, bulaşıcı bir etnik-popüler müzik akımı yarattı. Cheikh Lô akustik gitarı, tama (halk dilinde “konuşan davul” olarak biliniyor) ritimleri, sınır tanımayan bas tınıları ve olgun vokalleri ile bu asi müziği sakinleştirip batılı kulaklarının algılayabileceği yumuşaklığa getirdi. Sanatçının 2006 tarihli ve Türkiye’ye Topkapı Müzik tarafından getirilen son albümü “Lamp Fall” dâhil olmak üzere toplam beş tane albümü var. Sırasıyla: “Doxandeme” (Göçmenler), “Ne La Thiass” (Hızla Gitmek), “Bambay Gueej” (Bamba, huzur okyanusu) ve “Ne La Thiass” (Hızla Gitmek).

Üst üste gelen konserler, festivaller ve ödüller sayesinde dünya ritim sihirbazı, Cheikh Lô adını mümkün olan her yere yazdırmayı başardı. Dinleyeni Senegal’in göbeğine oradan da Küba ve Brezilya’ya sürükleyebilen sanatçı, tam bir dünya müzik viyadükü. “Dünya Müziği” türünde ön planda olan sanatçıların başında yer alan Cheikh Lô , ülkemize yeni bir müziksel kapı açmaya geliyor. Bu her zaman farklı olanı algılamak için tetikte olan müzik severlerin kaçırılmaması gereken bir fırsat. Keşfetmenin heyecanını duyumsayın…

Originally posted 2009-12-27 15:38:30. Republished by Blog Post Promoter

Photos on flickr

Tikabasamuzik Tumblr

    http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17200717431http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17109213760http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17087773585http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/16923390130

Better Tag Cloud