// Arşiv

Mbira

This tag is associated with 2 posts

Mbira

Mbira Mbira Zimbabwe’nin Ulusal müzik enstrümanı. Mbira batın tanımlarına göre lamellophone ailesine ait ve ugwarina veya ses-ahşabı adı verilen ufak bir ahşap parçası üzerine yerleştirilen metalik dillerden oluşmakta. Bu metalik diller enstrümanın tuşları olarak kullanılmakta ve parmak vuruşları veya çekmeleri ile hem ritim hem de melodi çalınmakta. Mbira genellikle boş bir davul olarak tanımlayabileceğimiz ve adına deze denilen rezonatör (yansıtıcı) içerisinde çalınır. Deze normalde deniz kabukları veya ziller ile süslenir ve bir amfi olarak işlev görür.

Mbrira müziği Zimbabwe’de yaşayan Şona topluluğu için kutsal sayılmaktadır.

Originally posted 2010-01-12 07:47:38. Republished by Blog Post Promoter

Karanlık Kıta Afrika

 

Müzik Kıtası Afrika
Müzik Kıtası Afrika

Her ne kadar Afrika “Karanlık Kıta” olarak uzun yıllar boyunca lanse edilmiş olsa bile, son dönemlerde bu ön yargıyı değiştirecek pek çok gelişme oldu; özellikle müzik kulvarında. Afrika’dan ve Batı’dan gelen müzisyenler, müzikologlar ve araştırmacılar müziğin kırsal ve kentsel yansımalarını detaylı bir şekilde inceleyip Afrika kıtasının derin ve zengin müziğine ışık tutmakta. Zira bu kıtada yer alan müziğin ağırlığı kültürel dokular üzerine yapılandırılmakta ve birbirinde ayırt edilemeyecek kadar iç içe. Son dönemlerde ise bu kavramın bilincinde olan pek çok Afrikalı sanatçı kendi kültürleri ile harmanlanan müziklerini tüm dünyaya tanıtma misyonunu omuzlamış durumda.  Bunların arasında Afrika ritimselliğini batı melodileri ile harmanlayan Salif Keita, Fela Kuti, Mory Kante, Youssou N’dour ve Toumani Diabeté gibi isimler uluslar arası yıldız statüsüne erişmiş durumda. Öte yandan bu yerel ritimleri Batı’ya taşıyan popüler akımın içerisinde yer alan sanatçılarda var ki bunlar arasında ilk dikkati çeken Paul Simon, zira kendisinin 1986 çıkışlı “Graceland” adlı albümü Batı ile Afrika arasında gerçek anlamda müziksel köprüyü oluşturan ilk çalışmadır. Bu albümde müziksel katkıda bulunan Afrikalı sanatçıların listesi ise kulakların açılmasına vesile olacak kadar kabarık ve dolgun. Sadece birkaçından bahsetmek gerekirse; Hugh Masekela, Miriam Makeba, Youssou N’dour ve Ladysmith Black Mambazo. İşte bu albüm sayesinde pek çok müziksever Afrika müziği ile tanışma imkânı yakaladı.

Sahra çölünün güneyi Siyah Afrika olarak bilinir ve burası oldu olası, özellikle Arapların ağırlıkta yaşadığı Kuzey bölgeleri düşünürsek, Afrika’nın en kültürel, derin ve sanatsal bölgesi olmuştur. Siyah Afrika’nın ağırlıkta göz alabildiğince çöl olduğunu, ulaşımın ve iletişimin zor olduğunu göz önünde bulundurursak buradan gelen müziğin değeri bir kat daha artıyor. Orta Sahra Afrika’da binin üzerinde konuşulan dil ve diyalekt olduğu bilinmekte ve bunun uzantısı olarak da bir o kadar müzik dili mevcut. Tüm bunlar ise kültürel sınırları çizen önemli faktör.  Bu aşamada Sahra Afrika müziğini genellemek büyük bir yanlış olur, zira her tarz birbiri ile entegre halinde ve bir bütün olarak bölgenin kültürünü yansıtmakta. Bu kültürün en önemli mihenk taşları ise hiç şüphesiz müzik ile dil ve yerel müzik enstrümanları arasındaki uzun yüzyıllara dayanan ilişki.

 

Afrika Haritası
Afrika Haritası

Afrika’nın geleneksel müziği insanların sosyal ve ruhsal hayatları ile çok yakın ilişkilidir. Diğer ülkelerde olduğu üzere, müzik topluma eğlence ve istihdam sağlamakta. Bunun yanı sıra ritüel ayinlerde ve doğum, evlilik ve cenaze gibi sosyal oluşumlarda önemli rol oynamakta. Afrika’nın bazı kesimlerinde ise davulcular tahmin edilemeyecek kadar önemli bir konuma sahiptir zira özellikle ruhsal seremonilerde Tanrı’nın bu sanatçıların bedenine girdiği kabul edilir. Özen teknikler kullanılarak yapılan ayinlerde Tanrı müzik ile topluma konuşur, birlikte büyülenmiş bir şekilde dans edilir, yaratan ile yaratılan bir bütün olur. Bu özellikle kabile ortamlarında günlük yaşantının çok önemli bir parçasıdır.

Afrika müziğindeki en temel unsurlardan biri polyrhythm yapısına sahip olması. Hemen sizleri yabancı bir terimin esiri yapmak istemiyorum ancak ne yazık ki polyrhythm’in Türkçe sözlüğünde tek bir kelime ile karşılığı yok. Polyrhythm, özünde çok ritim demek, ancak gerçek anlamına inersek eşzamanlı iki veya daha fazla farklı ritmin birbirine eşlik etmesi olarak tanımlayabiliriz. İşte bu tanım ve uygulama sayesinde Afrika müziği dünyadaki diğer tüm müziklere kıyasla bir ayrıcalığa sahip. Her polyrhythm kendi değişkenliği içerisinde gerginliğe neden olmaksızın bir akıcılığa sahip. Diğer bir özelliği ise Afrika müziğini mutlaka dans ile örtüştürmesi, malum danssız bir Afrika geleneksel ritmini idrak etmek oldukça zor, işte buradaki bağlantıyı kuran polyrhythm. Müzisyenler ve dansçılar arasındaki organik bağı sağlayan polyrhythm aslında Afrika müziğindeki referans noktası. Bu noktadan yola çıkan her dinleyici bu lebiderya müzik havzasını daha bir kolay algılayabilir. Bu algılama yabancılar tarafından öğrenilmesi gerekirken, Afrikalılar bunu bilinçaltında idrak edip, bir gelişme içerisinde kültürleriyle birlikte öğreniyor.

polyrhythm by barisyarali

Batılılar için her zaman Afrika bir  keşif diyarı oldu. Burada yer alan müziksel ölçü batıda yer alan değerler ile zıt olması her zaman cazibeyi arttırdı. Pek çok Batı müziğinde ritimler kapalı yapılandırmaların aksine açık ve belirgin olarak icra edilmekte. Oysa Afrika müziğinde çelişen ritimler birbiri ile işlenerek, aralarda sağlıklı geçiş yapan karışık bir ağ oluşmakta. Bu özellik bilhassa Batı Afrika’dan gelen 3-5 üyeli vurmalı çalgılardan oluşan ekiplerde ortaya çıkıyor. Baş davulcu, mozaik yapının içerisinde en ortada durarak müziğin ve dansı akışını yönlendirirken,  zil çalgıcısı aynı düzeni tekrar tekrar çalar ve diğer davulcular ise kendi ritmik çizgileri doğrultusunda hareket ederek ortaya katmer bir yapı çıkartır. Her ne kadar ortada ciddi bir doğaçlama izlenimi olsa bile aslında gerçek doğaçlama her zaman baş davulcuya ait olmakta. Diğer vurmalı çalgıcılar baş davulcunun çizdiği doğaçlama patikayı izler.

Melodi üzerine yoğunlaşan müzik tarzları, daha bir özgürlük sergiler. Bunun sonucu olarak, birkaç özgün melodik parçanın eş zamanlı birleşimi yani çok seslilik (polyphony); tek bir temada çalınan eş zamanlı benzer düzenlemelerden yani tek sesliliğe (heterophony) kıyasla daha çok tercih edilir. Bazı durumlarda, örneğin Kongo yağmur ormanlarındaki geleneksel müziklerde, çok seslilik öyle yüksek karmaşıklık içerisine yerleştirilir ki bunu idare ve kontrol etmek ancak müzik ile bütünleşen sanatçılar sayesinde olur. Yoksa bu çaba tamamıyla bir kayboluşluğa neden olur.

Bu karmaşıklık özellikle sorumlu Afrika müziğinde ön plandadır yani bu müzik bazı eleştirmenlerin tanımladığı üzere sadece vurmalı çalgılar ve vokallerden oluşmamaktadır. Her bölgede yapılan müzik coğrafik, botanik ve iklimsel unsurlardan etkilenmektedir. Zira bu unsurlar o bölgede kullanılan, doğanın bahşettiği, enstrümanları birebir etkiler. Örneğin, batı Afrika’nın ormanlık bölgelerinde davul kullanımı daha geniş ve belirgindir. Zira bu bölgede farklı hayvan (davul derileri için) ve bol ağaç çeşidi (davul bedeni için) mevcuttur. Bu durum kurak olan bölgelerde ise farklıdır.

African Drums by alexsclass

Afrika müziğindeki ritmin önemi, vurmalı çağlıların yaygınlığı ile yaşamakta. Bol sayıda kendi titreşimiyle ses veren, örneğin zil, çıngırak vb yan enstrümanların da bölgelerde var olduğunu belirtmekte fayda var.  Onun haricinde melodik perküsyon enstrümanları, buna ksilofon benzeri enstrümanlarda dahil, Afrika müziğinde önemli rol oynamakta. Bu enstrümanlarda bazıları mbira, sanza, likembe veya kalimba gibi yerel enstrümanlar olabilir. Ve, elbette, sayısız farklı türlü davul. Bunların bir kısmı çıplak el ile çalınırken bir kısmı ise çubuk, baget ve benzeri yardımcı araç ile çalınmakta. Özellikle bu konuda djembe (cembe olarak okunuyor) batı Afrika’da hem en çok bilinen hem de en yaygın kullanımı olan vurmalı çalgıdır.

Mbira by ayumionda
Sanza by toutoumusic
Djembe by unoperunouno
Likembe by jtolbert2000

Flüt, düdük, trompet ve kaval (tek ve çift uçlu) gibi nefesli enstrümanlarda bol miktarda bölgelere göre bulunmakta. Düdükler genellikle tek veya çift perdeli ritimlerde kullanılırken, Uganda gibi ülkelerde bu enstrüman çoklu bir orkestra şeklinde kullanılır. Her çalgıcı kendi özgün ritmini düdüğü ile sağlayıp toplu müzik birlikteliğine ulaşır. Bu ritmik motifler yine bölgeden bölgeye değişiklikler göstermektedir. Bu motifler tekil ritimlerden çoklu ritimlere ulaşarak kendi içerisinde orkestra benzeri bir yapı sergileyebilir.

Vurmalı ve nefesli enstrümanların haricinde son ve belki de en önemli enstrüman kategorisi yaylılar. Bu kulvarda Afrika yine çok zengin zira tek telli bir yaydan tutun 21 telden oluşan koraya kadar geniş bir yelpazeye haiz. Kora elbette Batı Afrika’nın en bilindik yaylı enstrümanı. Orta Afrika’dan gelen mvet gibi kanun benzeri enstrümanlarda müziğin ritimsel yapısına ayrı bir zenginlik katmakta.

Evet, görüldüğü üzere Afrika tam bir müzik kıtası. Her bölgesinde farklı bir ritim, farklı enstrüman ve farklı bir kültür barındırmakta. Bunların hepsi aynı çatı altında toplanıp ayrı ayrı huniler içerisinde özümsenerek farklı ve zengin ritimlere dönüştürülmekte. Kolaylıkla şunu ifade edebiliriz ki Dünyamızın en müzik dolu, her köşesinden, yaşadığı her anda ritim fışkıran kıtası, Afrika.

Originally posted 2011-06-16 09:10:09. Republished by Blog Post Promoter

Photos on flickr

Tikabasamuzik Tumblr

    http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17200717431http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17109213760http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17087773585http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/16923390130

Better Tag Cloud