// Arşiv

Müzik

This tag is associated with 398 posts

Gorillaz

Bazı sanatçılar vardır, parçası oldukları oluşumdan farklı bir şeyler yapmak isterler. Ana projelerinin çatısı altına giremeyecek deneyselliklerini ve tutkularını sunabilecekleri bir oyuncak kutusu ararlar. Bunun sonucu olarak ya yan solo projelerine soyunurlar, ya da farklı sanatçılar ile işbirliğine girerler. Amaçları zamanla alıştıkları kalıpların içinden çıkıp farklı atmosferlerde nefes alabilmektir. Ancak bazı sanatçılarda farklı bir kişiliğe bürünüp bir imaj veya bir görsellik arkasına kendisini sindirip farklı olma yollarını arar. 90′lı yılların Brit Pop tahtını tekme tokat Oasis ile paylaşan Blur ‘un beyni Damon Albarn bu tanıma tam anlamıyla birebir uyan bir kişilik. Grubun genel akışını bozmadan sık sık farklı yönlere gidebilen Damon Albarn, bir bakıyorsunuz Fas’tan Mali’ye uzanmış yerel sanatçılar ile oldukça başarılı eleştiriler toplayan bir albüm Mali Music ( Astralwerks – 2002) kaydediyor; diğer yandan Michael Nyman ile bir film müziği tamamlıyor, Ravenous: Original Motion Picture Soundtrack (Virgin Records – 1999) . Bu çok yönlülüğün vermiş olduğu rahatlık, zenginlik ve güven ile Damon Albarn çıktığı yolculukta, Dan “The Automator” Nakamura, Miho Hatori, Tina Weywmouth ve Chris Frantz gibi sanatçılar ile karşılaşıyor. Tüm yeteneklerini aynı kaba koyup karıştırmaya karar veren bu sanatçılar Jamie Hewlett ‘in (kült “Tank Girl” çizeri) çizgileri ile 2000 yılında görsel bir garabet olan Gorillaz grubunu hayata geçirdiler. Müzik tarihine ilk “sanal hip-hop” grubu olarak adını kazıtan Gorillaz grubu, 2-D (vokal/klavye – aynı zamanda Damon Albarn ), Murdoc (bas), Russel (bateri) ve Noodle (gitar) isimli dört şeytansı hilkat garibesinden oluşmakta.

İlk defa karşımıza 2000 tarihli Tomorrow Comes Today EP’si ile çıkan grup bunu takip eden bahar kendi isimlerini verdikleri ilk albümleri ile müzik yaşantılarına adım attı. Gorillaz, albümü yaratmış olduğu farklı sunum ve sağlam alt yapısı ile dünya çapında inanılmaz bir başarı kazandı, yaklaşık 6 milyon üzerinde bir satış grafiği çizdi. Belli başlı ülkelerde ödüllere boğulan grubun ünü ile etkilenmeyen Damon Albarn , Gorillaz projesine 2003 yılında Blur ‘un yedinci albümü Think Tank ‘ i kaydetmek üzere ara verdi. Ancak yoğun kişisel kamuflajın altında bireysel müsamahakârlık sağlayan Gorillaz projesinden fazla uzak duramayıp karşımıza kısa bir zaman önce Gorillaz ‘ın yeni çalışması Demon Days ile çıktı.

İlk albümde olduğu gibi Demon Days, geniş, zengin ve yaratıcı bir çalışma. Eşit oranlarda dorukları ve sakinliği başarılı bir biçimde dengeleyebilmiş bir albüm. Ancak tekrarlamaları ortadan kaldırmak için Damon Albarn bu defa ekibe Dan the Automator model ve Del tha Funkee Homosapien yerine Danger “as seen on CNN!” Mouse ve MF Doom ‘u dâhil etmiş. Her zamanki gibi mevcut ekibe çobanlık yapan sözde grubun lideri konumunda olan ise Damon Albarn .

Demon Days sinematik ve öyküsel bir yapı üzerine yerleştirilmiş. Damon Albarn ‘ın Blur ile yaptığı The Great Escape albümünde beri yakalayamadığı bir biçimde bütün ve maksatlı. Kısa, gergin ve merak uyandıran bir girişten (intro) sonra albüm kötülük habercisi ve somurtkan Last Living Souls parçası ile perdelerini açıyor. Damon Albarn kuşkucu ancak huzur veren sesiyle “en son yaşayan ruhlar bizler miyiz?” sorusunu kaotik bir melodi ile söylüyor. Açılış parçası ile birlikte albüm ani virajlar ve sert esen rüzgârla dolup taşan geniş vadilere, dolambaçlı karanlık dar arka sokaklara doğru yol alıyor. Arada yanıp sönen sokak lambaları ve duvardaki Jamie Hewlett çizimleri ile albümün derinliklerine ilerliyorsunuz. Albümdeki ilk altı parça, tek bir bas hattı ile başlayan, ahenksiz yaylılar, klavye, synth ve her müzik türünden zarif bir kesit alınıp ustalıkla işlenmiş keyif verici çalışmalar. Her parça kendi içerisindeki doruğuna ulaşırken albüm de yavaş yavaş bir bütün halinde kendi doruğu olan ilk 45′lik Feel Good Inc. parçasına ilerliyor. Think Tank ‘te sesini müziğin içine gömen Damon Albarn bu özelliğini Demon Days ‘de de devam ettiriyor. Albümdeki farklı sesler o kadar başarılı birbirine işlenmiş ki, hiçbir ses çerçevenin dışına taşmıyor. Albümün diğer bir özelliği ise müzik dünyasında bir türlü ele alınmayan 21.yüzyılda yaşamanın ürkütücü kaygısını gündeme getirmesi. Lafın kısası her şey lay lay lom değil.

Demon Days ön plana çıkan güzel anlarla dolu. Her an, 2004 yılında Beatles ve Jay-Z’yi remiksleyip çok ses getiren Grey Album ‘un yaratıcısı Danger Mouse ‘un büyüleyici dokunuşlarını hissedebiliyorsunuz. Özellikle White Light parçası punk rock bas ve gitarlarının, hip-hop baterisi ile dâhice bir karışımı. Ayaklarınızı yerden kesebilecek düzeyde. MF Doom , November Has Come parçasında yine yeteneğini döktürüyor. Happy Mondays ‘den bildiğimiz Manchester’li ikon Shaun Ryder ‘ın seslendirdiği, zıp zıp yerinde duramayan Dare parçası şimdiden kulüplerde hit olmaya aday. Albümdeki en ilginç ve şaşırtıcı katkı ise 69 yaşındaki aktör Dennis Hooper ‘ın Fire Coming Out of the Monkey’s Head parçasındaki konuşma biçimindeki anlatımı. Feel Good Inc. parçası albümün en öne çıkan parçası ancak nakarat kısmının U2′nun Staring At The Sun parçasına ne kadar benzediğini göz ardı etmenize imkan yok.

İlk albümde olduğu kadar olmasa bile bu albümde de zayıf halkalar mevcut ancak bütün oluşum içerisinde fazla göze batmıyor. Ancak şu bir gerçek ki Gorillaz tüm kaotik oluşumu içerisinde ilerliyor. Bu albüm ile Damon Albarn çıtayı ve beklentilerimizi bir kademe daha yükseltiyor.

    Gwen Stefani: Çılgın Diva

    1995 yılında No Doubt karşımıza Tragic Kingdom ile çıktığında enerjisi ve alternatif rock melodileri ile birçok olumlu eleştiri almıştı. Her ne kadar VH1′ın, “bir albümlük grup”, listesine aday olabilecek izlenimi vermiş olsalar bile Gwen Stefani’nin becerisi ve kendine özgü ünü ile bu izlenimi ortadan kaldırmışlardı. Her konuda ön planda olan bu hoş, eğlenceli ve çılgın ska-rock vokalist adeta “Don’t Speak” videolarındaki olayı birebir yaşıyordu. Gwen Stefani’nin Diva’lığa yükselişinin getirdiği ün No Doubt ‘ı sollamıştı. Stefani’nin gruba olan sadakati ve özverisinden dolayı No Doubt bu günlere kadar gelebildi.

    Tragic Kingdom ‘dan sonra heyecanla beklenen yeni albümleri Return Of Saturn , 5 yıllık bir aradan sonra geldi. Bu beş yıl içinde grup yakalamış oldukları ünü sonuna kadar sömürdü ve bunun sonucu olarak Return Of Saturn beklenen ilgiyi göremedi. Olumlu eleştiri almasına rağmen albüm bir kıvılcım yaratamadı ve bir süre radyolarda süzüldükten sonra rafa kaldırıldı. No Doubt artık yok olma noktasına gelmişti. Tam bu dönemde Gwen’in Eve ile duet yaptığı Dr. Dre prodüktörlüğündeki “Let Me Blow Ya Mind” parçası piyasaya çıkmıştı. Bu melodik ve Gwen tarafından seslendirilen akıllara kazınan nakarata sahip parça, Billboard listelerinde iki numaraya kadar yükseldi. Bu parça haklı olarakta Grammy ödülüne sahip oldu ve bu süreç içerisinde Gwen Stefan’ni imajını yenileme fırsatını buldu. Bu süreç Gwen Stefani’yi ska-punk haylaz kızdan, seksi, ihtişamlı bir Diva’ya dönüştürmüştü. No Doubt’un 2001 yılında gelen yeni albümü Rock Steady , Gwen Stefani’nin bu dönüşümünden sonuna kadar faydalandı ve albüm hak ettiğinden daha fazla bir ilgi ile karşılandı.

    Üçüncü şahıslara hep grubun yüzü, vokalisti, söz yazarı ve seks sembolü olarak lanse edilen Gwen Stefani bu ünü doğru yerde ve zamanda kullanmak için kolları sıvadı. Tüm bu avantajları akıllıca kullanarak 2004 yılında No Doubt ‘tan bağlarını kesip kendi ayakları üstünde duran Gwen Stefani , bir yıllık özenli çalışma sonucunda karşımıza Love.Angel.Music.Baby (LAMB) albümü ile çıktı. Albümü ilk dinlediğimizde No Doubt ‘tan ne kadar uzak olduğunu ve bunu grup ile kesinlikle yapamayacağını hemen fark edebiliyoruz. Albüm “club” merkezi, moda ile süslenmiş ve bilinçli olarak garip seslerle çevrelenmiş bir özgürlük haykırışı. Ünün vermiş olduğu anahtar ile tüm kapıları rahatlıkla açan Gwen Stefani bu imkanını sonuna kadar kullanmış. LAMB’in oluşumunda Dr. Dre, The Neptunes, Linda Perry, Dallas Austin, Andre 3000, Nellee Hooper, Jimmy Jam & Terry Lewis, ve eski sevgili, No Doubt ‘un basçısı Tony Kanal gibi kişilerden sonsuz destek almış. Bunun sonucu olarak karşımıza çıkan albüm neon-renkli, cicili-bicili ve iştah kabartıcı No Doubt ‘tan çok uzaklarda bir çalışma olmuş.

    İnsanların ona adapte olmasından daha çok kendisi insanlara adapte olan Gwen Stefani bu rahatlığı sonucunda geniş bir müzik yelpazesine uzanabiliyor. “Hollaback Girl” parçasındaki minimal tempolardan, “Cool” parçasında yer alan new wave melodilerine, “Bubble Pop Electric,” seks parçasındaki elektro punk rock & roll vuruşlarından, “What You Waiting For” parçasındaki siber-pop temalarına uzanan albüm tam bir sınıf içine yerleştirilemiyor. Aktrist ve stil ikonu Gwen Stefani sanki ilk solo albümü ile No Doubt ‘tan uzak her tarza el atmaya çalışmış ve günün sonunda bunu hakkıyla başarmış. Gwen Stefani yapmış olduğu müzik ile bu piyasada kalıcı olmak istediğini vurgulamaya çalışmış olsa bile, Madonna kadar belirgin bir akım yakalayamamış. Ancak kuşkusuz doğru yolda ilerlemektedir. Bu emeğin karşılığı olarak da LAMB hiç şüphesiz geride bıraktığımız yılın en başarılı ve renkli pop albümlerinden biridir.

      Mulatu Astatke – Mulatu Steps Ahead

      Mulatu Astatke – Mulatu Steps Ahead

      Mulatu Astatke – Mulatu Steps Ahead

      Etiyopya popüler müziğinden gelen en önemli sanatçılardan biri Mulatu Astatke. Kendisi aynı zamanda Berklee College of Music’de (dünyanın en önemli müzik okulu) okuyan ilk Afrikalı öğrenci idi. Mezun olduktan sonra Duke Ellington gibi bir efsane ile 1970’lerde çalıştığını da özgeçmişine eklememiz gerek. Bu en son çalışması “Mulatu Steps Ahead” Doğu Afrika ve Amerika’nın Doğu sahilleri bir araya gelmekte. Geçen sene Britanyalı Heliocentrics ile birlikte kaydettiği ve ödüllere doymayan “Inspiration Information” albümüne kıyasla daha az deneysel olan çalışma ağırlıkta Boston’da yerel cazcılar ile birlikte kaydedilmiş. Son rötuşlar ise Londra ve Addis Ababa’da yapılmış. Albümde yer alan dokuz parça Astatke’nin eski ve yeni besteleri arasında bir harmanlama içeriyor. Albümde dinleyeni ilk karşılayan ‘Radcliffe’ sanatçının Havard Üniversitesinde konuk öğretmen olarak öğrencilere katkıda bulunduğu dönemi ele alıyor. Alice Coltrane benzeri ritim atmosferi kulaktan kaçmayacak şekilde dominant. Sonlara doğru yer alan ‘Boogaloo’ ise tamamıyla açılış parçası ile ayrı bir kulvarda, eski bestenin özenli elden geçirilmiş bu yeni versiyonu salsa ritimleri ile sanatçının geniş müziksel penceresini açıyor. Albüm aslında Astatke’nin müzik açılımının sunan dengeli bir potpurisi, ilk defa sanatçıyı tanıyacaklar için güzel bir tanışma; eskiler için ise yeni bir yansıma.
      Mulatu Astatke- Mulatu Steps Ahead by naoalinhados2
      Batı nefeslilerin Afrika enstrümanları (masenqo ve kora gibi) ile karmaşası, Amerikan caz normlarının Etiyopya modeli ve skalası ile harmanlanması, hepsi basklarnet ile birbirine dikiliyor. Zengin, ritmik, uyarıcı ve melodik bir lokum “Mulatu Steps Ahead”. Astatke ise dünyadaki “Ethio Jazz” tanımının tek karşılığı ve adresi…

      Mulatu Astatke from Takis Peppas on Vimeo.

        Photos on flickr

        Tikabasamuzik Tumblr

          http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/23117026674http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/23030093435http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/22981069805http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/22771137786

        Rastgele

        the_concert-tablosu
        Aniello Falcone ve The Concert Tablosu
        May 14, 2012
        By Zekeriya S. Şen
        Lale Plak
        276. Dünyayı Dinliyorum
        May 13, 2012
        By Zekeriya S. Şen
        100 TL banknotların arkasında yer alan Itri potresi
        Buhurizade Mustafa Itri
        May 9, 2012
        By Zekeriya S. Şen
        Better Tag Cloud