// Arşiv

ritim

This tag is associated with 202 posts

Marcel Khalife: Lübnan’ın Cevheri

marcel-khalife1 Hıristiyan ve Müslüman kültürlerinin yüz yıllar boyunca bir uyum ve huzur içinde yaşadığı Lübnan’dan gelen Marcel Khalife, Arap müzisyenler arasında en saygıdeğer konuma sahip. 1950 yılında Lübnan’da Maruni (Doğu Katolik) bir ailede hayata gözlerini açan sanatçı, Arap ve aynı zamanda Hıristiyan olmasından dolayı çok kültürel bir kesişim noktası. 70’lerden beri fiilen müzik yapan, yaklaşık yirmi albümü bulunan udi ve besteci, ülkemizde Equinox etiketi ile çıkan en son çalışması “Taqasim” ile tekrar müzik tutkunlarını dünyasına sokuluyor.

marcel-khalife7 Hıristiyan müziği ve yoğun Kuran okumaları içinde geçen çocukluk yıllarında Marcel Khalife, müziğe karşı yoğun bir ilgisi olduğunu fark etti. Bu iki kültürün kesiştiği noktada müziksel duyarlılığını geliştiren sanatçı, genç yaşta ud ile ilgilenmeye başladı. Zamanla bunu bir tutkuya çevirdi ve Beyrut Ulusal Konservatuarında bu enstrüman üzerine eğitim aldı. O döneme kadar geleneksel olarak katı kurallara bağlı olan bu yöresel enstrüman, Marcel Khalife tarafında sınırları zorlanarak farklı bir çalma tekniğine taşındı. Böylece yüzyıllar boyunca kısıtlı bir çerçeve içerisinde çalınan enstrüman bir anda çok geniş bir müzik skalasına ulaştı. İçindeki müzik tutkusu ile azmini birleştiren sanatçı geniş vizyonu sayesinde uda farklı ve ayrıcalıklı yeni bir hayat verdi.

Müziksel mirasını ve Arap ilahilerini ön plana çıkartmak maksadıyla, genç sanatçı 1972 yılında ilk grubunu oluşturdu. Lübnan’da peş peşe konserler vermeye başlayan grup, dört yıl gibi kısa bir süre sonra dağıldı. Marcek Khalife müzik yaşantısına adını Suriye’deki bir kasabadan alan ve aynı zamanda savaş alanı anlamına gelen Al Mayadine adlı topluluk ile devam etti. İlk grubundan elde ettiği tecrübe ile Al Mayadine’in çok kısa bir süre içerisinde sınırları aşarak tüm Arap ülkelerinde, Avrupa’da ve Amerika’da takip edilen bir konuma ulaştı. Arap müziğinin tekdüze klişe kurallarını yıkıp, bu müzik türüne yeni bir ufuk kazandıran sanatçı, istikrarlı ideolojisi sayesinde kendi toplumunun ve dünyanın Arap müziğini algılama seviyesini arttırdı. Katı kurallara sahip olan Arap toplumunda aslında sosyolojik bir devrim yarattı. Ud çalgı aletinin çalma tekniğini ve sınırlarını geliştiren sanatçı özellikle şair Mahmoud Darwish’in sözlerini kullandığı ‘Ummi’ (Annem), ‘Rita W’al-Bundaqiya’ (Rita ve Tüfek), ‘Tusbahouna ala Watan’ (Vatana gazel) ve ‘Jawal al-Safr’ (Pasaport) adlı besteleri ile tüm Arap dünyasında uzun süre dillerden düşmedi.

marcel-khalife1

Picture 1 of 7

Ülkelerini kaybeden Filistin mültecilerin hep yanında olan sanatçı, 1999 yılında en iyi Filistin Müzisyen ödülüne layık görüldü ve ayrıca 2005 yılında UNESCO Barış sanatçısı olarak deklere edildi. Müziği ile adeta açılan tüm yaralara merhem olduğuna inanan sanatçı, hiç çekinmeden, iç savaş demeden bombalanan Filistinlilere milliyetçilik ve devrimcilik mesajları taşıyan konserler verdi. Ancak sanatçı ne yazık ki 1995 yılında yine Mahmoud Darwish’in ‘I am Joseph, Oh Father’ adlı parçasında Kuran’dan iki cümle kullandı diye dini değerlere hakaret ettiği gerekçesiyle birçok Arap ülkesinde yasaklandı ve hatta 3 yıl hapis istemiyle yargılandı. Birçok Arap entelektüelini ayağa kaldıran bu yargı süreci yaklaşık beş yıl sürdü ve sanatçının beraatı ile sonuçlandı. İlk defa İslam dünyasında bu kadar karmaşa yaratan sanatçı, beraatı ile ifade özgürlüğünü kanıtlamış oldu.

Altmış dakikadan oluşan en son albümünde sanatçı, 20 dakikalık üç bölümden oluşan doğaçlama besteleri ile 1941 doğumlu dünya çapında tanınan Filistinli şair Mahmoud Darwish’e hürmetini sunuyor. İnce işlenmiş enfes müziksel bir epik sunan sanatçı, tek vuruşlardan sert vahşi tıngırdatmalara kadar ud çalgı aletine yeni bir boyut kazandırmış. Çift basta Peter Herbert, vurmalı çalgılarda Bachar Khalife gibi değerli ve kendisi gibi maceraperest sanatçıları yanına alan Marcel Khalife, sözsüz bir biçimde sadece müziğin hâkim olduğu bir atmosfer yaratmış. Her sanatçının ön plana çıkma fırsatına sahip olduğu bu çalışmayı dinlerken kendinizi adeta üç farklı yolun kesiştiği noktada, tüm ritimleri çok rahat algılayabildiğiniz bir noktada buluyorsunuz. Söz ve kelimelerin hâkimi olan bir şaire sözsüz, sadece müzik ile hürmet sunmak ilginç bir durum gibi gözükse bile, aslına bakarsanız bu kadar belagatli ve güzel müzik, sözlerden çok daha anlamlı. Bu albümde tam anlamıyla özgür hareket eden Marcel Khalife, tüm bilgisini ve yeteneğini hiç çekinmeden sergilemiş. Kesinlikle sanatçının şu ana kadar yapmış olduğu çalışmalar arasında ayrı bir yere sahip olan “Taqasim” bir başyapıt mertebesinde.

QPO – Marcel Khalife – Andalusian Suite from novita77 on Vimeo.

Paylaş ve Keyfine Bak:
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • Twitter
  • email

Ladytron: Sihirli Saat

Ladytron hızlı bir şekilde kendi kulvarlarını çizen bir gruba dönüşmekte ve bunu iyi yapmakta. Grubun kendine özgü bir ses sentezi var, müziklerindeki estetik ayırt edilebilir bir grupsal özellik. Oldukça modern ve elektronik olan grup, diğer electroclash gruplarının zayıf, kısa ömürlü ve salak kimyasından farklı bir yapıya sahip. Bir şekilde electroclash türünün bozuk ve tatsız unsurlarından arınmış müzik yapıyorlar; daha hayati, dengeli ve kişilikli.

ladytron-the-witching-hour1

Üç yıl sonra gelen yeni albümleri “ Withcing Hour” kendine özgü bir cesareti var. Önceki iki albümlerine kıyasla daha akıcı ve kasvetli. Adeta ekip müziksel bir büyümeye geçmiş ve güvenle yaptıkları müziğin arkasında duruyor. Hayat, enerji ve yaratıcı melodiler ile bezenmiş olan yeni albüm aslında ilk dinleyiş için oldukça mesafeli. Bu mesafe ukalalıktan dolayı değil ama yavaş yavaş hazmedilerek anlaşılmak istenmesinden dolayı. Melodik unsurların yaratıcı bir şekilde işlendiği parçalar hem geçmişe hem de geleceğe kapı açmakta. İnsan ilişkilerinin kısa süreli olmasından, yok etmeye, savaştan uzaysal seyahatlere uzanan geniş bir konu çeşnisine sahip albüm grubun şu ana kadar çıkarttığı en kaliteli sözleri içermekte.

Arka planda yeni bir müziksel atmosfer oluşturmayı başaran ekip açıldıkları bu ufuk ile zamanla farklı diyarlardan bize müzik yollayabilecek şekilde. Albümün iddialı açılış parçası ‘ High Rise’ altmışlı yıllara has klavye melodilerine uzanan melodik bir çalışma. Soğuk, yoğun ve taze bir atmosfer içinde olan parça biyonik ses sentezi ile dinledikçe çiçek gibi karşınızda açıyor. Hafif Gotik sınırlarına sürten ‘ Destroy Everything You Touch’ ve ‘International Dateline’ parçaları grubun hala çok duygu yüklü sağlam ayrılık parçaları yazdığının en büyük kanıtı. “Eğer sana şeker verirsem bana akla gelmez ve geçici bir şey verir misin?” nakaratları ile dönen ‘Sugar’ parçası mekanik ritimleri ve hızlı gitar tınıları ile kalabalık bir pop ses sentezi. Albümde yer alan ‘ Cmyk’ ve ‘Beauty’ sözsüz parçaları ile eşsiz bir mola alma aralığı sağlıyor. Ladytron’un şu ana kadar yaptığı en güzel enstrümantal parçalar diyebiliriz.

Ancak nedense heybetle karşılandığımız ilk beş parçadan sonra 13 parçalık albüm biraz raydan çıkıyor. İlk parçaların görkemi o kadar yüksek ki, beklentimizi arttırıtor ancak albümün üçte birinden sonra tempo yavaş yavaş düşüyor. Albüm otobandaki hızını kaybedip seyir haline geçiyor. Yavaş, melankolik ve daha deneysel parçalara uzanan grup adeta biraz yörüngesinden çıkıyor. Helen Marnie ve Mira Aroyo ‘nun hayaletsel vokalleri ne yazık ki bu düşüşü engelliyemiyor. Mızmızlanmayı geri bırakırsak, “ Withcing Hour” heybetli girişine ve sonraki düşüşüne rağmen grubun şu ana kadar çıkarttığı en kaliteli çalışma. Ladytron’un kapasitesini gösteren karanlık, büyülü ve yakanızdan yakalayabilecek kapasitede bir çalışma. Grubun şu ana kadar ki en detaylı ve sofistike çalışması.

Ladytron from arabella on Vimeo.

Paylaş ve Keyfine Bak:
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • Twitter
  • email

Kongo Bize Sesleniyor

congo-gold Bir albümde Kongo’nun eşsiz zengin Rumba ritimlerini toparlamak hiçte kolay bir şey değil ancak “The Rough Guide to Congo Gold” adlı toplama albüm başlığının hakkını veriyor. Vaat ettiği altın ritimleri hakkıyla veren bu albüm, eskiden bir ülkenin yerel müziğine ulaşmanın ne kadar zor olduğunu anımsamamızı sağlıyor. Günümüzde bu müziklere ulaşmak nispeten çok kolay hatta daha ileriye gidip tarzlar içerisinde ayrışımlara bile uzanabiliyoruz.

Dünya Müziği’nin son zamanlarda ön plana çıkması arz talep meselesini ve maalesef çoğul tüketime ortam sağlıyor. Talep arttıkça ortama isteksiz ve kalitesiz çalışmalar mecburen doğuyor. Bunlarda olabilecek kaliteli çalışmaların önünü nispeten engelliyor. Ancak bu konuda hiçbir şekilde kalitesinden taviz vermeyen World Music Network adlı Dünya Müziği öncüsü firma eğitimsel, müziğe aydınlanma ideolojisini sonuna kadar koruyor. Bu hedefe kilitlenen şirket ortaya hiç kuşkusuz günümüzün en başarılı Dünya Müziği toplama çalışmalarını sunuyor.

Wenso Kolosoy’un 1949 tarihli ‘Marie Louise’ adlı parçası ile dinleyeni karşılayan albüm, Kongo rumbasının takip eden yıllardaki sıcak ve samimi ilerlemesini başarıyla belgeliyor. Kongo müziğine önemli katkıda bulunmuş olan, temel taş diyebileceğimiz Tabu Ley, Sam Mangwana, Franco, Mbilia Bel, Madilu System, Dr. Nico, Papa Noel gibi sanatçıların eserlerinin yer aldığı albüm seyyar stüdyolarda kaydedilen akustik ritimlerden günümüz modern soukous ritimlerine kadar geniş bir yelpaze içeriyor. Daimi gitar ritimleri ve dalgalanan melodilerin oturaklığı ile 73 dakikalık bir sürdürülür akıcılığa sahip olan albüm ilk dinleyenler için Kongo Rumba’sına güzel bir giriş yapıyor. “The Rough Guide to West African Gold” adlı albümü toparlayan Martin Sinnock imzalı olan bu çalışma yine prodüktörün hassasiyetini yansıtıyor.

“The Rough Guide to Congo Gold” altın parçaların haricinde Kongo rumba tarzının altın dönemini olan 1961-1984 arasındaki müziksel gelişimi kronolojik olarak ele alıyor. Klasik rumba tanıma uyan en önemli unsurları – eşsiz tatlı armoniler, birbirine kenetlenen gitar ritimleri, savrulan borazanlar ve bulaşıcı ritimler – içeren albüm bir müzikolojik tez niteliğinde. Ritimlerin arasında kitapçıkta yer alan eşsiz bilgileri okuyunca her şey aklınıza daha bir işleniyor. Bu uzak diyarlardan gelen farklı ritimleri daha bir sahipleniyorsunuz.

1973 yılında Franco and OK Jazz ekibinin kaydettiği ‘Azda’ adlı parça kalitesi ile ön plana çıkıyor. Ekibin albümde yer alan bir diğer parçası ‘Mujinga’ Franco’nun gelmiş geçmiş en başarılı gitar figürü ile nefes kesiyor. 1961 tarihli ‘Adios Tete’ adlı parçada Tabu Ley Rochereau’nun neden Kongo’nun en başarılı şarkıcısı olarak ilan edildiğini fark ediyoruz. Bu eşsiz vokal albümün birkaç parçasında daha karşımıza çıkıyor. Dokuz dakikalık bir köpüren coşku olan ve dinleyen herkesin mutlak dikkatine çeken ‘Eswi Yo Wapi’ adlı parça da ise Mbilia Bel’in nasıl ustası Tabu Ley Rochereau’nun ününü elden aldığına şahit oluyoruz.

Malum Dünya Müziği kulvarı çok geniş ve bir yerden başlamakta fayda var zira adı üzerine bu yaşadığımız kürenin sesi, hepimizin ahengi, insanın ritmi. Bu tür çalışmalar ise en iyi başlama noktası. Her ülkenin genel bir müziksel atmosferini dinleyene sunan bu çalışmalar bir kapı, beğeninize göre içeri girip devam etmek sizin elinizde…

Congo Square Premiere from Amina Addy on Vimeo.

Paylaş ve Keyfine Bak:
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • Twitter
  • email

Arşiv

Slideshow

Get the Flash Player to see the slideshow.

Zekeriya S. Şen Foto

    http://zekeriyassen.tumblr.com/post/879736728http://zekeriyassen.tumblr.com/post/875433366http://zekeriyassen.tumblr.com/post/861167031http://zekeriyassen.tumblr.com/post/844720913

Better Tag Cloud