// Arşiv

ritim

This tag is associated with 219 posts

Yair Dalal

yair-dalal1

Yair Dalal

“Ud, Orta Doğunun en güzel ve önemli müzik aletidir. Araplar ve Yahudiler tarafından çok sevilen ve her iki kültürde de ortak olan bir çalgıdır. Ud taksiminde, zaman çölde olduğu gibi, kendi eşsiz ve sınırsız formunda tınlar. Barış da istediği kadar vakit geçirir”.  Yair Dalal

1955 yılında doğan Yair Dalal; besteci, kemancı, udi ve şarkıcıdır. Belki de en üretken İsrailli etnik müzisyen olan Dalal, dünya müziğinin genel sahnesini şekillendirmede önemli bir rol oynamaktadır. Geçtiğimiz on yılda, çok sayıda ve farklı kültürleri kapsayan, otantik bir şekilde İsrail’in kültürlerini temsil eden ve bu kültürleri müzik sayesinde bir bütün halinde birleştiren 11 albüm meydana getirmiştir.

Dalal’ın eserlerinin çoğu, onun klasik ve Arap müziğinin her ikisinde de derin müzik becerilerini ve aynı zamanda çöl ve çöl sakinlerine olan güçlü eğilimini yansıtır. Dalal’ın ailesi İsrail’e Bağdat’tan gelmiş olup, müzik eserlerinde onun Iraklı kökleri saklıdır. İster kendi başına çalışıyor olsun, ister kendi topluluğu Alol ile olsun, Dalal, Irak ve Yahudi Arap müziğini, Balkanlardan Hindistan’a kadar uzanan farklı kültürel ortamlardan kaynaklanan bir dizi etkilenimle birlikte örerek yeni bir Orta Doğu müziği meydana getirir. Çağrıştırıcı nitelikteki besteleri eşsiz ve canlı seslerden oluşurlar.

yair-dalal4

Yair Dalal Konserde

Dalal, müzikle uğraşmanın dışında, zamanını bazı müzik geleneklerini – Babil müzik geleneği ve Bedevi (Sinai çölü göçerleri) müziğini koruyarak kaybolmalarını önlemeye ayırmaktadır.

Geçtiğimiz yıllarda dünya çapında konserlerde çalmış, dünyanın çeşitli yerlerinden gelen değişik disiplinlerdeki üst düzey müzisyenler ile birlikte çalışmıştır. Bunların arasında, ünlü batı klasik müzik şefi Zubin Mehta, Jordi Savall ve Hesperion XXI, L. Shankar, Hamza El Din, Ömer Faruk Tekbilek, Michel Bismuth, Ken Zuckerman, Alam Khan, Jim Santi, Armand Aamar, Shlomo Mintz, Maurice El Medioni, Mustafa Raza, Cihat Aşkın, Necati Çelik, Ensemble Kaboul, Adel Salameh, Morwan Abado, Oslo Filarmoni Orkestrası, Kamerata Jerusalem Orchestra, Melmo senfoni orkestrası ve bunlar gibi daha birçokları yer almaktadır.

Dalal, İsrail’de ve diğer ülkelerde, çeşitli müzik eğitim enstitülerine iştirak etmekte ve dersler vermektedir, örneğin “Keshet Eilon”-Keman atölyeleri, ISME-Müzik Eğitimi, Geleneksel Müzik ve Dans Avrupa Ağı, Mendecino Orta Doğu Müzik Kampı (ABD). Dalal, ayrıca İsrail’de Akdeniz Müzik Diyalogunu başlatan kimsedir.

Müzik konusundaki çabalarının yanında, Dalal, aynı zamanda, zamanının ve enerjisinin çoğunu farklı kültürler, özellikle de Yahudiler ve Araplar arasındaki ideolojik engelleri kaldırma konusuna adayan bir barış eylemcisidir de. Dalal, 1994 senesinde Nobel Barış Ödülü gala konserinde, İsrail Başbakanı İzak Rabin, Dışişleri Bakanı Şimon Perez ve Filistin lideri Yaser Arafat’ın şerefine bir performans sunmuştur.

yair-dalal2Dalal, müziğini ve İsrail müziğine olan katkısını onaylayan çeşitli İsrail ödülleri almış ve ayrıca 2000 senesinde Jordi Savall’in topluluğunun bir elemanı olarak Grammy ödülüne aday gösterilmiştir. BBC 2003 dünya müziği ödülleri tarafından da, müzikteki başarılarından dolayı orta doğudan en iyi müzisyen olarak aday gösterilmiştir.

Originally posted 2010-03-26 08:14:19. Republished by Blog Post Promoter

Manic Street Preachers: Vaazı Hiç Sıkmayan Grup

manics Doksanların başında Britanya’nın dünya müzik piyasasına sunduğu yeni bir terim ortaya çıktı, “Brit-pop”. Bu terminolojinin ana teması semi-melodileri, rock sertliği ile yumuşatıp üzerine İngiliz aksanı ile sözler serpiştirmekti. Evet, farklıydı ve bu aykırılık yeni bir akım oluşturup peşinden binlerce müzik tutkununu sürükledi. Britanya müzik anlamında tam bir kültürel evrim geçirdi. Bir yanda Gallagher kardeşler Oasis’in sesini körükledi, diğer tarafta Blur cilveli sosyal açıklamalar yaptı ve bunların peşinden bir düzine alt türev gruplar takip etti. Hali hazırda var olan diğer gruplar da bu akımı bekliyorlarmış gibi kendilerini Brit-pop’laştırmak için ellerinden geleni yaptı. Herkes bir anda bir çoban önderliğindeki koyun sürüsü gibi aynı yöne yöneldi ve yapılan müziğin kalitesi dramatik olarak düştü. Tam bu dönemde Galler’den gelen dörtlü bir ekip Brit-pop ile zehirlenmeye başlayan müzikseverlere panzehir oldu. Tarih: 1991 ve söz konusu grubun adı Manic Street Preachers’dı. 16 yıldan beri bu özelliğini koruyan ve bu yıl Rock’n’Coke festivalinde izleme şerefine nail olacağımız grup, karşımıza üç yıl aradan sonra SONY/BMG etiketi altında sekizinci albümleri “Send Away The Tigers” ile tekrar çıkıyor.

Manic Street Preachers her zaman ne yapacaklarını nefesimizi tutup beklediğimiz bir grup oldu çünkü dinleyicilerine her olasılıkta farklı yaklaşmayı başardı. Kültürel pop melodileri ile oluşturulmuş, tatlı nakaratlarla süslenmiş Brit-pop’un hâkimiyetindeki bir dönemde parçalarında vurguladıkları soykırım, komünizm, faşizm, ölüm cezası, intihar, ikiyüzlülük ve kandaki oksijen azlığı gibi çok geniş ve aykırı konular sayesinde ekip kendisine ayrı bir yol çizmeyi başardı. Onlar için temsil ettikleri kuşağın dinleyeceği her albümün illaki bir Hollywood senaryosu veya sonu olması gerekmiyordu.

mancis İlk başlarda James Dean Bradfield (Vokal+Gitar), Richey Edwards (Gitar), Nicky Wire (Bas) ve Sean Moore (Bateri) olarak yolan çıkan ekip, 1995’de parçaların yüzde seksenini yazan, Richey Edwards’ın gizemli bir şekilde ortadan kaybolması ile üçlü olarak yoluna devam etti. Bu döneme kadar grup sırasıyla “Generation Terrorists” (1991), “Gold Againts The Soul” (1993) ve “The Holy Bible” (1994) albümlerini çıkarttı. Bir üçlü olarak yola devam etmeye kadar verdiklerinde ise peş peşe “Everything Must Go” (1996), “This is My Truth Tell Me Yours” (1998), “Know Your Enemy” (2001) ve “Lifeblood” (2004) albümlerini çıkarttı.

Yeni albümlerinde üçlü 2004 tarihli elektro-pop/rock kategorisine giren “Lifeblood” albümlerinin nispeten zayıf çizgisinden sıyrılıp tekrar hâkim oldukları modern sert rock sınırlarına sokuluyor. Her ne kadar albüm on parça ve yaklaşık otuz sekiz dakika sürse bile, müziksel ve tematik olarak grubun uzun zamandan beri en bütün ve tutarlı çalışması. Daha önemlisi son çalışmalarından aşina olduğumuz sitar, nefesliler, yaylılar gibi süslemelerden arınmış olan albüm, rock’un hakkını sonuna kadar veren bir çalışma. 2006’da James Dean Bradfield’in “The Great Western” ve Nicky Wire’ın “I Killed The Zeitgeist” solo çalışmalarında tüm farklılık kurtlarını dökmeleri, ekibin yeni çalışmasına kesinlikle olumlu yönde yansımış. Daha yoğunlaştırılmış ve yolunu bile bir çalışma olan “Send Away The Tigers” Manic’lerin 94’den beri özlemle beklenen çalışması.

Albüm adını Amerika tarafından insafsızca parçalanmakta olan Bağdat’ta yer alan hayvanat bahçesindeki kaplanlardan alıyor. Masum insanları bombalayıp öldürmeden önce onları yolla anlamını barındıran başlık, grubun hala politik duyarlılığa sahip olduğunun kanıtı. Albümün ana teması gençlik ve geçmişte yapılan işlere bir bakış. “Send Away The Tigers” sade rock temaları barındıran aynı adlı parça ile açılışı yapıyor. Albüm çıkmadan önce yasal olarak bedava internetten indirilen ‘Underdogs’ parçası sert punk endeksli yapısı ile ikinci sırada yerini alıyor. Albümün ilk 45’liği ve The Cardigans’dan tanıdığımız Nina Persson ile yapılan sade blues-rock düeti, ‘Your Love Alone Is Not Enough’ dillere dolaşan nakaratı ile unutulmazlar arasında. ‘Autumnsong’ ilk anda adeta Guns N’ Roses’ın efsanevi parçası ‘Sweet Child O’ Mine’ ile paralellik gösterse bile Queen benzeri teatral rock köprüsü ile hemen yolunu ayrıştırıyor ve albümün göz bebeği olmayı başarıyor. ‘Imperial Bodybags’ parçası ise yine savaş karşıtı duruşu ile evine ceset torbalarında veya tabutlarda geri dönen askerlerin bir politik mandal yerine birer insan olduğunun altını çiziyor. Albümün kapanış parçası ‘Winterlovers’ dinamik senfonik yapısı ile “Everything Must Go” albümüne göz kırpıyor.

Albümün kimyası 1994 tarihli “The Holy Bible” albümü ile zaman zaman örtüşüyor olsa bile kısa, odaklanmış, politik kızgınlık ile dolup taşmasıyla daha olgun bir çalışma “Send Away The Tigers” kendilerini kabul eden ve buna istinaden müziklerinden keyif alan bir ekibin samimi, coşkun üretimi. Herhangi bir plan programdan uzak olan albüm, tam bir ruh haletini yansıtıyor ve Manic’lerin yok olduğuna inanılan özelliklerini taşıyor. Aslına bakarsanız albümün kitapçığında yer alan Percy Wyndam Lewis’e ait olan “Bir adam gençken bir şekilde devrimcidir. Böylece işte burada ben devrimimi konuşuyorum” cümlesi her şeyi özetliyor. Kuvvetli melodileri, yoğun ritimleri ve stadyum doldurabilecek nakaratları ile “Send Away The Tigers” bu yılın sürprizleri arasında…

Manic Street Preachers – Send Away The Tigers – Sony BMG


Manic Street Preachers – Motorcycle Emptiness
Yükleyen Mplay. – Video klipler, sanatçı röportajları, konserler ve çok daha fazlası.

Originally posted 2009-03-24 08:34:35. Republished by Blog Post Promoter

Charlie Gillett: Dünyanın Sesi

Charlie Gillett Stüdyoda

Ölüm haberleri yazmam, okumam ve paylaşmam. Özellikle söz konusu kişi şu kadar melekti, iyiydi, güzeldi gibi aslına uygun olmayan, sadece durumun gerektirdiği nezaket kuralları içerisinde yazılan ölüm haberleri ise tamamıyla insanoğlunun ne kadar ikiyüzlü olduğunun çıplak yansıması. Ancak dün bir müzik adamı göç etti evrenimizden, Charlie (Thomas) Gillett, onun için söylenecek güzel laf çok özellikle müziğe katkılarından dolayı. Dünya Müziği dinlemeye başladığımda ilk karşıma çıkan kişi Charlie olmuştu, nerde ne okusam hep o bir yerden bana göz kırpar oldu. Zamanla BBC Radyo’sunda yayınlanan programlarının müdavimi oldum, ufkumu açtı, o zaman müzik bu dediğim kavramları altüst ederek hayır müzik aslında bu bir lebi derya dedirtti bana kendisi. Teknolojinin ilerlemesiyle birlikte açılan www.soundoftheworld.com tarafımdan en çok tıklanan sayfa oldu. Onu takip ettim, müzik ırmağım genişledi, ritimlere olan önyargılarım yıkıldı ve aydınlandım. Onun sayesinde bir Dünya Müziği dinleyicisi oldum, araştırdım, okudum, yazdım ve aynen onun gibi paylaştım zira o hiçbir şeyi kendine saklamadı.

Daha sonra fark ettim ki Charlie benim gibi pek çok müzik severi kanatları altına almış, farklı dönemlerde, farklı kavramlar içersinde. Ama benim için o hep bir ilham kaynağı oldu, müziğe âşık olmanın ne olduğunu o bana gösterdi ve belki bundan bir kariyer bile yontabileceğimi. Özellikle yazdığı çok ciddi Rock’n’Roll kitabı hala başyapıtların arasında yer almakta. Zaman ilerledikçe müzik yazmaya başladıkça onu daha bir anlamaya başladım ve saygım her geçen gün arttı. Geçtiğimiz yıl cesaretimi toparlayıp kendisine bunu ifade eden uzun bir e posta yazdığımı hatırlıyorum, başlığım ise “bir şükran epostası” idi. Geri dönüşü çok çabuk oldu, samimi, öz ve tebessüm içeren bir yazı ve altında kişisel epostası.

Charlie Arşivinin Bir Kısmı İleCharlie mükemmel bir müzik kulağı olan eşsiz bir gazeteciydi. Radyo programlarında hep genel akıma zıt giden kendine özgü bir duruşu oldu ama paylaştığı bilgiler her dinleyeni kavradı. İlginç perspektifi ve “oradaki” müziğe olan aşkı hep hissedildi, önemli olan da buydu zaten. Yaptığı işe sonsuz saygı gösterdi ve dinleyicileri de bu saygıyı yansıttı. Özellikle, programlarında konuk ettiği dünyanın bilumum köşelerinden gelen sanatçıların canlı performansları hala kulağımda çınlamakta. Kırk yıl boyunca dinleyicilerin kulağını açan nadir insanlardan biriydi. O dışarıdaki müziği insanlara sevdirdi ve en önemlisi fark etmelerini sağladı.

1970’lerdeki “Honky Tonk” programından BBC World Service’deki en son programına kadar radyo Charlie’nin ulaşım aracı oldu. Bu programlarda dinleyicilerini besledi ve aralarında sarsılmayacak bir bağ oluşmasını sağladı. Hiçbir zaman havalı bir DJ olmadı, içini profesyonellik çevresinde amatörce gerçekleştirdi. Ama bizlere tanıştırdığı müzisyenler inanılmaz büyüleyiciydi. Her yıl çıkarttığı toplama dünya müziği albümleri ise her müzik severin arşivinde mutlaklık kazandı.

Sonra öğrendim ki kendisi çok hasta, gerçekten çok hasta, bir ara hastalığı yener gibi oldu ama meret onun yakasının bırakmadı. Son birkaç haftadan beri kalp ameliyatı için beklemekteydi. O halde bile sayfasını güncellemeyi ihmal etmedi, dinlediklerini paylaştı, yazdı ve sesini sanalda olsa bizlerden esirgemedi. Bu kadar erken aramızdan ayrılacağını pek çoğumuz gibi zannedersem o da düşünmemişti. Her sabah olduğu gibi google reader’ı açıp dünyadan haber alırken Charlie’nin ölüm haberi bir karabasan gibi indi üstüme. Üzüldüm…

Charles Thomas Gillett

Radyocu, yazar ve müzik adamı

20 Şubat 1942 – 17 Mart 2010

Originally posted 2010-03-18 08:14:57. Republished by Blog Post Promoter

Photos on flickr

Tikabasamuzik Tumblr

    http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17109213760http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17087773585http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/16923390130http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/16857634203

Better Tag Cloud