// Arşiv

Rock

This tag is associated with 52 posts

Habib Koite

Şarkıcı ve gitarist Habib Koite yumuşak, melodik ve üstün ritimleri ile Mali’nin coğrafik ezgilerini uluslar arası platforma taşıyan en önemli sanatçıların arasında yer almasına rağmen ne yazık ki şu ana kadar hak ettiği konuma bir türlü gelemedi. Zira sanatçının günümüze kadar üretmiş olduğu çalışmaları konser performanslarına kıyasla hep arka planda kaldı. Bir türlü sanatçının sahnedeki enerjisi ve vokalleri albümlerine yansıtılamadı ve bundan dolayı sanatçı oldukça fazla eleştirildi. Ancak sanatçının altı yıl sonra gelen 2007 tarihli “Afriki” adlı kaliteli bir şekilde işlenmiş üçüncü çalışması bu kanıyı tamamıyla değiştirecek özelliğe sahip.

Tüm dünyada 250 bin albüm satışı, yoğun konser zinciri ve Bonnie Raitt’in 2002 tarihli “Silver Lining” albümüne katkısı ile Habib Koite ve grubu Bamada son altı yılı oldukça yoğun bir şekilde geçirdi. Çok az Afrikalı sanatçı Habib Koite kadar medya ilgisi yakalayabildi ve bundan dolayı ki Rolling Stones kendisini “Mali’nin en büyük pop yıldızı” olarak lanse etti. Yeni albümünde gitarist Mali’nin geniş farklı ritimsel yelpazesini başarıyla yansıtıyor.

Albümdeki parçalar her ne kadar Mali halkı için Bambana dilinde yazılmış olsa bile tüm dünya müziği severler bu ezgileri dinlemeye davet ediliyor.

“Africa” parçası çürük politikacılar, yıllardan beri süregelen savaşlar, fukaralık ve katliamları ile kıtaya bir eleştirisel bakışı yansıtıyor. Koite’ye göre Afrika halkı ya kendisine yardım edecek bir el bekleyecek ya da hemen kendi kendisine yardım edecek. Elbette sanatçı sadece politik şarkılar söylemiyor albümde birkaç tanede çok güzel aşk şarkısı yer alıyor. Özellikle genç bir kadının bir erkeği arzulamasının anlatıldığı ‘Fimani’ (Ufak Esmer) adlı parça çok büyüleyici.

Sesini bir iletişim aracından çok gruptaki ilave bir enstrüman olarak kullanan sanatçı böylece mesajını çok daha rahat dinleyiciye ulaştırıyor. Batının yardımı olmadan Afrika’nın her şeyin üstesinden gelebileceğine inanan sanatçı bunu ikna edici sözler ile dile getiriyor. Amacı milyonlarca kişiye milyonlarca farklı diller ulaşıp herkesi bir araya getirmek. Bundan dolayı sendikalar gibi mesajını çok açık ve direkt sunuyor.

Ekstra ritmik ve geleneksel enstrüman takviyesi ve Habib Koite’nin konser performansını albüme yansıtması “Afriki”ye farklı bir ivme kazandırmış. Geleneksel ezgilerin her parçanın temeline akıllıca işlenmesi ve Habib Koite’nin vokallerini bütünleyen kadın seslerinin takviyesi ile ortaya çok sıcak bir çalışma çıkıyor. Eskiden stüdyo teknolojisi ile keskin çıkışlı geleneksel enstrüman ritimleri “Afriki” albümünde olduğu gibi bırakılmış ve tüm hamlığı ile yansıtılmış. Ngoni, balafon ve djembe ezgilerinin kararlı ve kalıcı yapısı sanatçının repertuarındaki en önemli çalışmasını ön plana çıkartıyor. Sağlam bir akustik ses sentezine sahip olan albüm ender duyulan enstrümantasyonları Habin Koite’nin eşsiz gitarı ile

Devrimsel Mande melodisi ve melankolik sokou (geleneksel viyolin) tonu ‘Barra’ parçasını albümün en dikkat çeken çalışması arasında. Sanatçı ‘Nta Dima’ (Sana Onu Vermeyeceğim) adlı parçasında temel vurmalı ritimler ve farklı yöresel borazan enstrüman kullanımıyla geleneksel yaklaşımı bir adım ileriye taşıyor. Tüm bu yenilikler ve sanatçının eşsiz gitar hakimiyeti bir araya gelince ortaya çıkan çalışma hiç kuşkusuz ritimsel atmosferde yeşeren melodik çiçekler gibi. Bunu en güzel yansıtan parça ise ‘Massake’.

Batılaştırılmış melodilerden uzak ham Afrika ritimlerine sahip olan “Afriki” son zamanlarda Afrika pop müziğinin geldiği noktayı en önemli göstergesi.

Yeni jenerasyona ufak bir pencere açmayı hedefleyen sanatçı eski melodileri yeni formlarda sunmayı hedefliyor.

Habib Koite müziği ile Afrika’dan kopanları bir araya getirmeyi kendine hedef bilmiş mükemmel bir performansçı. Elbette bunu tek başına yapamayacağını biliyor fakat bu onun denemesini engellemiyor.

Originally posted 2010-01-04 09:49:08. Republished by Blog Post Promoter

Tinariwen: Sahra Çölünün Fenomeni

tinariwen09_widedesert1
Tinariwen

Hiç kimse tam olarak bedevi Tuaregler’in veya kendilerine taktıkları isim olan Kel Tamaşekler’in orijinde nereden geldiğini bilmiyor. Tarihin sayfalarından sekizinci ve on ikinci yüzyıllar arasında kuzeye göç edip Sahra çölünün geniş vadileri ve dağlık bölgelerine yerleştikleri yazılır. Yanlarında Berber kültürlerini ve kullandıkları Tamaşek (Tuareg’lere özgü bir Berber dili) yerel dillerini getirdiler. Bunun yanı sıra anaerkil toplum yapısını da aynı şekilde koruyan Tuareg’ler, günümüze kadar bu özelliklerini korumalarıyla bilinir. Tüm bu akımın, göçlerin ve kültürlerin arasında elbette müziğe ve şiire çok derin bir bağ vardır.

Tamaşek müziğini oluşturan iki önemli yerel enstrüman sırasıyla tindé davulu ve tek telli bir kemençeye benzeyen imzad. Her iki enstrüman da birebir kadınlara ait olup erkeklerin bunları çalması uygun görülmez. Öte yandan yerel müziklerde erkekler genellikle teherdent olarak bilinen yerel ud ve çoban flütü çalar, buna ilaveten şarkı söyleyip el çırparlar.

Genellikle kendi sınırları içinde kalan bu müzik tınıları Tinariwen adlı grup sayesinden uluslar arası müzik dinleyicilerine sunuldu. Mali’nin en kuzey doğu ucunda yer alan Adrar des Iforas adlı bölgeden gelen Tinariwen, 70’lerin sonunda yöresel enstrümanlarının yanı sıra gitar kullanarak müzik yapmaya başladı. Grubun kurucusu ve aynı zamanda solisti İbrahim Ag Alhabib, yerel Tamaşek müziğini bir gitar sayesinde modern rock jenerasyonuna harmanlamasıyla tanınıyor. 1979 yılında Tamanrasset’te (Tuareg’lerin en büyük şehri) temelleri atılan Tinariwen, müziklerini Albay Kaddafi tarafından genç Tamaşek’leri savaşmaya eğitmek için kurulan askeri kamplarda geliştirmeye başladı. İsyan döneminde Tinariwen bir anda isyan askerlerinin sesi oldu ve Cezayir, Libya gibi ülkelerde yaşayan tüm Tuareg’lerin kulak verdiği ve kaynaştığı bir bağ oldu.

Tinariwen’in hikâyesi; bir savaş, barış, ayrılık, zor koşullarda kendini bulma ve ufak bir bölgede var olma öyküsünün müziğe yansıması. Müziğe tutkuyla bağlı olan İbrahim Ag Alhabib bir gün gitar ile tanıştı, normal Tuareg geleneğine göre kabileye ait olmayan enstrümanları çalmak uygunsuzluk olarak görülürdü, ancak İbrahim Ag Alhabib içindeki müzik yanardağının patlamak üzere olmasından dolayı bu gelenekselliğe pek kulak asmadı ve yerel müziğine harmanlamak üzere gitara dört kolla sarıldı. Bu dönemde bir şekilde çöle ulaşan Bob Marley, Jimi Hendrix, James Brown ve John Lee Hooker gibi sanatçıların kasetlerini dinleyen İbrahim kendisi gibi düşünen Japonais, Hassan, Inteyeden, Khedou adlı genç yerel sanatçılar ile bir topluluk oluşturdu. Ağırlıkta gitar çalan sanatçıları dinleyen bu ham topluluk aynı zamanda Fas ve Cezayir’den gelen Magreb ezgilerini dinlemeye başladı. Kendi Berber ezgileri ile birlikte tüm bu dinledikleri melodileri müziksel havanında dövmeye başlayan ekip bir anda bölgelerinde hiç duyulmayan ezgiler üretmeye başladı. Yükselmekte olan bu farklı sesi algılayabilen kulaklar ise gruba yakınlaşmaya başladı. Devrimci bir yapıya sahip olan grubun ilk besteleri halkın açlık, kuraklık ve göç sorunlarına değinen filozofik şairane oluşumlardı. O anı, acıyı ve sorunları yansıtan bu müzik her ne kadar bir kültürel muhafazakârlık olarak gösterilmeye çalışılsa da halkın yüreğine dokundu, özellikle de baskı altında olanların.

Bu dönemlerde Mali hükümetine karşı nükseden Tuareg ayaklanmasına katılmayı bir görev bilen grup Libya’daki askeri kampa katıldı. Burada hem askeri eğitim alıp hem de müziklerini icra eden ekip bünyesine aynı yolda ilerleyen Abdallah adlı bir gitaristi dâhil etti. Böylece 1985 yılında Sahra çölünün bir köşesinde yer alan bir askeri kampta Tinariwen resmen kuruldu. Yerel dilde çölün çoğul halini ifade eden Tinariwen kelimesi grubun geniş müzikal ovasını yansıtan en doğru kelime olduğundan dolayı ekibin adı olarak seçildi.

tinariwen09_bluedesertAbdallah’ın gruba katılmasıyla kendi çapında bir efsane mertebesine ulaşan Mali’li Blues ilahı Ali Farka Touré’nin müziği ile tanıştırdı. Büyüleyici çöl blues melodilerini duyan ekip hemen bu tınıları kendi müzikleri ile birleştirme kararı aldı ve böylece asıl ses sentezi ortaya çıktı. Çok kısa bir sürede Sahra çölünde yaşayan her genç Tuareg’in dinlediği bir grup mertebesine ulaşan Tinariwen, böylece geleneksel ve modern kültürleri birleştiren bir köprü inşa etti. Beş yıl boyunca Tuareg kültürünün özünde olan göçebe yaşantısına benzer bir şekilde grup şehirden şehre gidip müziklerini saçtı. 1990’da Tuareg ayaklanmasının resmen başlaması üzerine grup çalışmalarına ara verip özgürlükleri için silahlara kuşandı. Bir omzunda tüfeği diğer omzunda gitarı ile dağlarda savaşıp, fırsat buldukça isyancılara müzik çaldı. Bu dönemde grubun tüm müzikleri yasaklandı ve bir şekilde kasetine sahip olursanız ve yakalanırsanız en düşük ceza 3 yıl hasipten başlıyordu. Birkaç yıl sonra Kuzey Mali’ye demokratik bir yönetim gelince Tuareg’lerin hepsi yurtlarına geri döndü, bu dönemde Tinariwen yine seyahatlerini sürdürdü, bazen iki kişi olarak, bazen tüm grup olarak.

1999 yılından Mali’yi ziyaret eden Fransa’dan çıkan en sofistiğe dünya müziği grubu Lo’jo bir şekilde Tinariwen ile tanışma fırsatına sahip oldu ve böylece uzun yıllar sürecek olan dostluk tohumları atıldı. Öncelikle Lo’jo bu kendi yağından kavrulmuş el değmemiş grubu Fransa’da bir festivale davet etti. Bu fırsatı kaçırmayan Tinariwen bir anda kendisini ilk defa yabancı bir topluluk önünde konser verirken buldu. Seyirciden alınan tepkiler inanılmazdı. Bu grupta bir şeyler olduğunu anlayan batılı yapımcılar hemen bir albüm yapma önerisinde bulundu, böyle bir teklif karşısında heyecanını gizleyemeyen Tuaregler hemen evet dedi. Böylece Mali’nin Kidal şehrinde yer alan Tisdas radyo istasyonuna taşınan donanımlar sayesinde bir seyyar stüdyo kuruldu ve Tinariwen’in ilk albümü “The Radio Tisdas Sessions” kaydedildi. Folklorik tutku, büyüleyici gitar ezgileri ve geniş bir ambiyansa sahip olan on parçadan oluşan albüm 2000 yılında Wayward Records tarafından piyasaya sürüldü daha sonra aynı albüm geniş kitlelere ulaştırılmak üzere World Village etiketi ile 2002’de tekrar basıldı. Her hangi bir kontak detayı olmayan grubun bu albümündeki tüm kontak detayları Lo’jo olarak verildi. Bu da Fransız grubun Tinariwen’e gösterdiği önemin altını çiziyor.

Aşina olduğumuz grup kurallarından çok farklı bir yapıya sahip olan Tinariwen’ın en büyük özelliği gel-git bir yapıya sahip olması. Tüm üyelerin aynı anda bir yerde olmaları oldukça imkânsız olduğundan parçaları çalabilecek yeterli sayısına ulaşılır ulaşılmaz gerekli kayıtlar yapılır. Örnek vermek gerekirse grubun ilk başlarda kadın vokallerden oluşan bir arka korosu vardı, sonra bu kadınlar bir anda yok oldu ve yerine bir baterist geldi, daha sonra grup karşımıza 6 kişilik bir ekip olarak çıktı. Adeta her konserlerine grup farklı bir oluşum içinde çıktı ancak icra edilen müzik her zaman aynı lezzette oldu. Bu gel-gitin en büyük nedenlerinden birisi ise grubun vahşi Tuareg ruha sahip olması. Sürekli seyir halinde ve göçebe yaşantısına alışkın olan grup üyeleri dönemsel olarak kendi yolculuklarına çıktı. Bu tür kayıtlardaki en önemli kurallardan birisi ise parçanın bestecisinin her zaman lider gitar çalması. Yani aslında grupta ana gitarcı diye bir mevhum yok, kimin bestelediği parça çalınacaksa söz konusu sanatçı baş gitar konumunu alıyor. Ayrıca grup çok nadir perküsyon kullanıyor hatta ilk albümlerinde bu enstrümana yer bile vermemiş çünkü onlara göre asıl ritim beyinlerde, parmaklarda değil.

2001 yılında Lo’jo öncülüğünde organize edilen ‘Festival In The Desert’ (Çöldeki Festival) sayesinde artık Tinariwen dünyanın dört bir köşesine çöl onurunu taşıyan mesajlarını ve ham işlenmemiş tınılarını ulaştırabilir oldu. Sürekli Avrupa’da ufak-tefek festivallere davet edilen ekip böylece zamanla büyüyen sadık bir hayran kitlesine ulaştı. Üç yıl sonra grup “Gezgin” anlamına gelen ikinci albümleri “Amassakoul”u Bamako’da kaydetti. Bu albüme daha geniş bir müzik skalası ekleyen grup uzman oldukları gitar çöl meleodilerine, farklı vokal teknikleri ve enstrümanlar ekleyerek daha orijinal ve organik bir ses sentezine ulaştı. Albümde yer alan ‘Amassakoul ’N’ Ténéré (Çöldeki Gezgin)’, ‘Oualahila Ar Tesninam (Aman Tanrım, Sen Mutsuzsun)’ ve ‘Ténéré Daféo Nikchan’ adlı parçalar özellikle her dinleyenin dikkatini çekebilecek kuvvete sahip.

Dünya müzik platformunda resmen bir fenomen statüsüne ulaşan Tinariwen yoğun konserler zincirinden sonra 2006 başlarında, bu defa kadrosunu beş erkek ve bir bayandan oluşacak şekilde sabitleyen ekip daha bilinçli ve programlı stüdyoya girdi. Yine Justin Adams yönetiminde kaydedilen albüm Şubat 2007’de “Aman Iman: Water Is Life (Su Hayattır)” adı altında piyasaya sürüldü. Albüm ilk dinleyişte size hemen farklılığını hissettiriyor. Tinariwen hiç olmadığı kadar bir grup havasında ve bunun istikrarı müziğe olumlu bir biçimde yansımış. Albümde epik bir ağırlık ve bütünlük var, müziklerin Sahra çölünün genişliğini yansıtmasının yanı sıra kati ve keskin ritimler dinleyeni bu coğrafyaya odaklıyor. Bu albümde belirgin bir şekilde ortaya çıkan kadın vokaller ise müziği kucaklayan bir bütünlük yaratmış. Yavaş, iç yakan ‘Ahimana’ (Oh Benim Ruhum), Tuaregler’in sürgünü ele alan ‘Cler Achel’ (Günü Harcadım), 1995’te uçak kazasında hayata gözlerini yuman Tuaregler’in özgürlüğü için savaşan Nijeryalı Mano Dayak’a adanan ‘Mano Dayak’ ve çölün güzelliğini, gizemini müziksel olarak yansıtan ‘Izarharh Tenere’ (Ben Çölde Yaşadım) ilk dikkat çeken parçalar arasında. Albümdeki diğer bir güzellik ise dünyadaki en eski alfabelerden biri olan ve halen kullanılan Tifinar dilinin kullanılması. Dijital dünyaya taşınması için uğraşılan bu dil albümün görselliğine ayrı bir gizemli havası getiriyor.

Sahra çölünde grup temasını yaratan en mücbir geçmişe sahip olan Tinariwen, müziğini kuşanmış sağlam adımlarla kendi güzergâhında ilerliyor. Samimiyeti, içtenliği, ticari kaygısızlığı, teknolojiden ırak yapısı ile dünya müziğinde ayrıcalıklı bir dünyaya sahip. Yazımı Tuareg bir şairin kısa bir şiiri ile noktalıyorum, bence bu dört nakarat Tinariwen’in müziğini mükemmel ifade ediyor…

Ben anaç toprağın oğluyum
Ben ebedi acının çocuğuyum
Ben çölün efendisi değilim
Fakat çıplak ufukların kölesiyim
‘Pas de Nom’ (‘İsimsiz’) / Issa Rhossey (Tuareg şairi)

Originally posted 2011-06-27 10:13:19. Republished by Blog Post Promoter

FELA! Onbir Tony Ödülüne Aday…

FELA!

FELA!

2010 Tony Ödülleri deklere edildi ve Afrobeat tarzının efsane ismi Fela Kuti’nin müziğini ve hayatını konu alan Fela! adlı müzikal tam on bir dalda aday gösterildi. 2009′da ilk defa Broadway’da seyirci önüne çıkan oyun o günden beri neredeyse kapalı gişe satıyor ve izleyen herkesi büyülemekten geri kalmıyor.

FELA! Efsanevi koreografçı Bill T. Jones’un bir eseri. Doğal olarak müzikal ağırlıkta dans içermekte. Geleneksel ve modern Afrika dansları modern koreografi ile harmanlanarak oldukça etkili bir karışım ortaya sunulmakta. Müzik elbette Kuti’nin kendi bestelerinden oluşmakta ancak yine de Aaron Johnson ve Jordan McLean tarafından bestelenen birkaç eserde müzikalde yer almakta. Oyunun müziği New York meşeli Afrobeat ekibi Antibalas, tarafından icra edilmekte. Ekibin müzikal boyunca canlı performansı ise oyunun başarısının temel mimarlarından biri.

FELA! Oyuncuları:

Sahr Ngaujah: Fela Anikulapo-Kuti
Lillias White: Funmilayo Ransome-Kuti
Saycon Sengbloh: Sandra IsadoreFELA! Müzikali’nin Aday Olduğu kategoriler:

  • En İyi Musical
  • En İyi Müzikal Kitap: Jim Lewis ve Bill T. Jones
  • En İyi  aktör: Sahr Ngaujah
  • En İyi Aktrist: Lillias White
  • En İyi Yönetmen: Bill T. Jones
  • En İyi Keroegraf: Bill T. Jones
  • En İyi Orkestrasyon: Aaron Johnson
  • En İyi Tasarım: Marina Draghici
  • En İyi  Kostüm: Marina Draghici
  • En İyi Işık Düzeni: Robert Wierzel
  • En İyi Ses Tasarımı: Robert Kaplowitz

FELA! A New Musical from Fela Musical on Vimeo.

Originally posted 2010-05-10 08:22:41. Republished by Blog Post Promoter

Photos on flickr

Tikabasamuzik Tumblr

    http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17109213760http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17087773585http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/16923390130http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/16857634203

Better Tag Cloud