// Arşiv

Zekeriya S. Şen

This tag is associated with 33 posts

Debashish Bhattarcharya: Bir Yatay Gitar Seyyahı

Debashish Bhattarcharya
Debashish Bhattarcharya

Kolkata, Batı Bengal eyaletinin merkezi, Hindistan’ın eski başkenti (1772–1912) ve yaklaşık 4,5 milyon Hintlinin yaşadığı bir kent. Önemli bir eğitim ve kültür merkezi olan Kolkata, birçok edebiyatçı, ihtilalci ve sanatçının kenti. Bengalce, İngilizce, Hintçe ve Urdu dili konuşan kozmopolit bir nüfusa öğrenim olanağı sağlayan kent aynı zamanda Hint geleneksel müziğinin çağdaş yorumcusu ve hiç şüphesiz en yetenekli sanatçılarından biri olan Pandit Debashish Bhattacharya’nın yurdu.

Müziğin her zaman gündemde olduğu bir ailede dünyaya gelen Debashish, genç yaşta ebeveynlerine tambura, gitar ve tabla gibi enstrümanlarla eşlik etmeye başladı. Bu kültürel atmosfer her orta direk Bengal ailesinde aşina olunan bir sahne elbette. Gün müzik ile başlar ve müzik ile biter. 1929 yılında efsanevi Havaili sanatçı Tao Moe Kolkata’yı ziyaret etti ve yanında Havaiye özgü çelik bir gitar getirdi. Hintliler arasında bir kült olan bu gitar, kısa bir süre sonra müzik ile uğraşan her evde kendine bir yer edindi. Bhattacharya ailesinin evine de giren bu enstrüman genç Debashish’in anında ilgi alanına girdi, farklı stiller ve tekniklerde geleneksel müziğini çalmaya başlayan sanatçı belirli bir zaman sonra bu enstrümanın yetersiz kaldığını fark etti. Bunun üzerine almakta olduğu müziksel eğitim ile birlikte raga müziğinin çalabilecek şekilde kendi enstrümanı – farklı tel sayısına sahip yatay gitar- tasarlamaya karar verdi. Sonrası ise tarih, zira Debashish çok hızlı bir şekilde kendisini geliştirdi ve daha yirmi yaşında Cumhurbaşkanı nişanı ile onurlandırıldı. Otuzlarında Afrika’dan Asya’ya, Avrupa’dan Amerika’ya çok geniş bir coğrafya üzerinde tanınan önemli bir müzisyen oldu. John McLaughlin, Bob Brozman, Martin Simpson, Liu Fang ve Takashi Hirayasu gibi sanatçılarla çalışarak müziksel perspektifini tüm dünyaya yaydı. 2003 yılında kırk yaşına geldiğinde Hindistan hükümeti tarafından Pandit (müzik üstadı) unvanı ile onurlandırıldı.

Pandit Debashish Bhattacharya’yı olağanüstü bir sanatçı olarak tanımlamak çok kuru kaçıyor ancak açıkçası onun engin müzik yeteneğini hakkıyla ifade edecek pek fazla kelime Türkçede yok. Kelimeler ile bu kadar derin bir sanatçıyı vurgulamak abartı sınırlarına sokulan gereksiz tamlamalardan ileri gidemez bundan dolayı biraz detaylı açıklama yapmakta fayda var. Resmen bir müzik üstadı olan sanatçı öncelikle yaratmış olduğu üçüz gitar üretimleri ile dünya müzik platformunda bir ayrıcalık. Kendine özgü bir gitar üçlemesine sahip olan sanatçının yarattığı 22 telli ‘Chaturangi’ adlı gitar viyolin, sitar, sarod ve veena gibi enstrümanların ses skalasına karşılık veren müzik aleti. ‘Ghandarvi’ ise 14 selli bir gitar olup veena, sarangi, saz hatta Flâmenko gitarın ses düzeyinde buluştuğu nokta. Üçüzün son halkası olan 4 telli ‘Anandi’ ise kaba tanımı ile yatay bir ukulele. Bunun haricinde sanatçının kendine özgü üç parmakla çalma stili kendisini yine diğer emektaşlarına kıyasla hız ve hüner bakımından ayrı bir konuma yerleştiriyor. Bu da yetmiyormuş gibi Pandit Debashish Bhattacharya Kolkata’da 2003 yılında birde müzik okulu açtı. Tek kelime ile müziğini ve sanatını tüm varlığı ile kucaklayan bir üstat.

Müziği için yaşayan Pandit Debashish Bhattacharya’nın ilk dikkat çeken çalışması 1993 tarihli “Guitar: Raga Ahir Bhairav” oldu bunu daha sonra “Call Of The Desert (with Brij Bhushan Kabra)” ve elbette 2000 tarihli efsanevi “Hindustani Slide Guitar” takip etti.  Sayısız kez John McLauglin’in grubu Shakti ile turneye katılan ve birçok kaydında fiilen yer alan sanatçı 2003 yılında  her zaman her yerde olan tam bir dünya müzisyeni Bob Brozman ile “Mahima” adlı füzyon bir projeye imza attı. Hint ve Hawaii ezgilerinin harmanlandığı bu çalışmada kendisine kız kardeşi Sutapa vokalleri ve erkek kardesi Subhashis tablada katkıda bulundu. Sondan bir önceki çalışması “3:Calcutta Slide Guitar” sanatçının gitar üçlemesinin yarattığı ses dünyasını üç raga formatı üzerine yapılandırılmasını yansıtan enfes bir çalışma olarak tarihe geçti. Maalesef ülkemizde bu sıraladığımız albümlerden bir tanesi bile bulunmuyor bu da farklı müziğe olan duyularımızın ne kadar kapalı olduğunun abartılı olmasa da minik bir göstergesi.

Debashish Bhattarcharya
Debashish Bhattarcharya

Böyle bir geçmişe sahip olan sanatçı, antik Hint ezgileri, Sufizm kırıntıları, Roman ritimleri ile tüm seyahatlerini ve yıllardan beri çalıştığı her türlü uluslar arası sanatçıdan aldığı ilhamları bir araya getirip karşımıza en son ve kişisel eseri “Calcutta Chronicles: Indian Slide-Guitar Odyssey” ile çıkıyor.

Sanatçının çocukluğundan olgunluk evresine kadar geçen süreci müziksel olarak yansıtan “Calcutta Chronicles: Indian Slide-Guitar Odyssey” mecazi bir çalışma. Hayatı boyunca yaşadığı ruhani ilhamı, kendi yaratıcı vizyonu ile ürettiği Chaturangui, Gandharvi ve Anandi adlı gitarlar sayesinde, Hindistan raga müziği dilinde bizlere sunuyor. Bir sitar çalgıcısı gibi albüm boyunca tabla ve atmosferik tambura enstrümanları sanatçıya eşlik ediyor. Yedi dakikayı biraz geçen Sufi ve Bakti (Hindistan’a özgü adak müziği) ezgileri ile işlenen açılış parçası ‘Sufi Bhakti’, Debashish tarafından yaratılan Anandi enstrümanının müziksel bir serüveni. İslami ezgilerden, Hindistan kültürü ile tıka basa donatılmış Bengal ritimlerine sokulan beste, ektara adlı tek telli antik enstrümanı konuk etmesi ile oldukça önemli. Takip eden ‘Amrit Anand’ (Sonsuz Mutluluk) adlı parça, damlayan melodisi ile raga ezgilerini birleştiren, her sabahın vaat ettiği yeni umudu konu alan etkileyici bir harmanlama. ‘Nivedan’ (Aşığın Çığlığı) ve ‘Ganga Kinare’ (Zamanın Ötesine bir Yolculuk)  adlı bestelerde Debashish’in sanatçı ruhuna müziğinin refakatiyle sokuluyoruz. ‘Gypsy Anandi’ (Bir Yatay Gitarın Serüveni) adlı bestede Debashish bizlere bir enstrümanın sahibi ile birlikte olgunlaşmasını dinletiyor. Albüm boyunca bir labirentten diğerine sokulurken hiç kaybolmuyorsunuz zira Debashish her zaman yanınızda, elinizden tutarak size eşlik ediyor. Labirentin çıkışında bizleri bekleyen kapanış parçası ‘Maya’, derin bir Hint felsefesine inanan üstat Debasish’in var olmanın anlamını sorduğu bir müziksel şölen.

Debashish Bhattarcharya Calcuta Slide Gitar
Debashish Bhattarcharya “Calcuta Slide Gitar” Albüm kapağı

Debashish Bhattacharya gibi müziğinde özel bir stile sahip dünyamızda maalesef pek fazla sanatçı yok. Bhattacharya sadece bir besteci ve virtüöz olmanın yanı sıra, Hint müziğinin karmaşıklığının altından kalkabilecek özelliklere sahip, Hint tinselliğine sonsuz bağlı olan kendi slide (yatay) gitarlarını yaratacak kadar da devrimci.

Originally posted 2009-12-27 15:18:33. Republished by Blog Post Promoter

Ölümüm müzikten olsun

Stone The Crows

Stone The Crows

1972 yılında Londra’da bir konser sırasında Stone The Crows üyesi Leslie Harvey sahnede elektrik çarpması sonucu hayata gözlerini yumdu.

1976 yılında The Yardbirds’de çalan Keith Relf, bodrum katında gitarını çalarken elektrik kaçağı sonucu hayata gözlerini yumdu. Dünyanın en ufak mızıkasını çalmakla ünlenen Meksikalı sanatçı Ramon Barrero, 1994 yılında bir konser sırasında mızıkayı kazara içine çekere sahnede boğularak öldü.

Originally posted 2010-12-22 09:22:36. Republished by Blog Post Promoter

Carly Simon: Kült Bir Sanatçının Cover Bakışı

60′lar hepimizi ağzı açık hikâyelerini dinlediğimiz bir özgürlük, kendini savunma, barış ve mücadele efsanesi. Hem ülkemizde olsun hem dünyada bu döneme şahit olan genç ruhların hepsinde ayrı bir lezzet, eşsiz bir olgunluk var. Üniversitelerde patlayan insan hakları hareketleri, bir oluk gibi sağduyulu olan tüm özgür ruhları sürüklemiştir. Zencisi, beyazı, Çinlisi, Kızılderilisi hepsi yan yana aynı sosyal haklar için şarkılar eşliğinde savaş vermekteydi. İşte böyle bir atmosfer içinde folk ve protest müzikleri mantar gibi üremeye başladı. Bunlarda ilk başı çeken elbette popüler müziğin akışına sert bir şekilde çarpıp yönünü değiştiren Bob Dylan olmuştu. Sonra Joni Mitchell ve benzerleri bu akımı takip ettiler. Geçen yıllar ile gençlik sakinleşti, çekirdekleri soğudu ve farklı akımlara doğru akmaya başladı. Bunu fark eden protest folk sanatçıları da ister istemez bu akıma ayak uydurmak zorunda kaldılar. Bu dönemde müzik sertleşti, Beatles, Rolling Stones, The Doors gibi genel müzik akışını ebediyen etkileyecek gruplar türedi. Ancak eskilerden çabuk kopamayan bir kesim ise folk müziğini kucakladı. İşte böyle bir dönemde Lucy (daha sonra The Secret Garden Broadway oyununun müziğini yazdı) ve Carly Simon kız kardeşlerden oluşan The Simon Sisters ortaya çıktı. Nisan 1964′de gelen Winkin’ Blinkin’ ve Nod parçaları, ilk defa kız kardeşleri müzik listeleri ile tanıştırdı. Ancak bu beraberlik uzun sürmedi.

1971 yılında yollarını ayıran kız kardeşlerden Carly Simon, birebir müzik piyasasında kalmaya karar verdi. Bu kararının sonucu olarak kendi adı altında ilk solo çalışmasını gerçekleştirdi. Evlilik karşıtı That’s the Way I’ve Always Heard It Should Be , parçası ile ilk on listesinde uzun bir süre dalgalanan sanatçı, bir anda o dönemde ortaya çıkan en popüler itirafçı sarkıcı/söz yazarlarından biri olarak değerlendirilmeye başladı. Böylece, tüm müzik listelerinin başına kurulacak olan 25 Ocak 1945 doğumlu Carly Simon müzik dünyası ile tanışmış oldu. Bu ilgi ona 1971′in En İyi Yeni Sanatçı Grammy ödülünü getirdi. 1980 yılına kadar sayısız işbirliğine ( en önemlisi Mick Jagger’ın vokal katkısı olan You’re So Vain parçası) giren sanatçı, bu süre zarfında on tane albüm çıkarttı. Özellikle 1972 tarihli No Secrets, 1974 tarihli Hotcakes, ve 1978 tarihli Boys in the Trees albümleri sanatçıya sağlam bir hayran kitlesi oluşturdu. Özellikle 1977 yılındaki The Spy Who Loved Me James Bond filmindeki , Nobody Does It Better tema şarkısı ile unutulmazları arasına girdi.1980 yılında yorgunluktan dolayı bir konser sırasında yere yıkılan sanatçı o günden beri canlı performanslarını minimuma indirdi. Yaklaşık 40 yıl boyunca hem geri adım atmadığı itirafçı kişiliği , hem de erkeğin dominant olduğu kesimdeki varlığından dolayı sanatçı saygıyla alkışlanmalı. Despot iktidarlara rağmen her zaman listelerde kendi bağımsız iktidarını sağlayan Carly Simon halen var olan bir mücadelenin sesi aslında. Olması gerektiği gibi hala o heyecanı yaşayan ve durdurulamayan bir üretim makinesi.

Kısa bir süre önce SONY/BMG etiketi ile ülkemizde de çıkan en son albümü Moonlight Serenade, sanatçının kariyerindeki dördüncü “ cover ” (başka sanatçıların eserlerinin seslendirilmesi) albümü. Bir öncekilere kıyasla daha derinlere uzanan bir çalışma. Bunun nedeni, belki şu sıralar kalitesiz “ cover ” albüm konusunda müzik piyasasının bir dolgunluk yaşaması –Rod Steward peş peşe 3 tane yayınladı – veya belki Carly Simon’un kaliteli geçmişi ve karizması. Kendinden emin yorumlar ve saygın sunumun yanı sıra Moonlight Serenade aslında doğallık ve mutluluk, Carly Simon’u n (out) en keyif veren anında yakalayan bir ruh hali. Bu ruh hali 70′lerde müzikseverleri yakasından yakalayan 13 klasik parçayı huzurlu balad ve yumuşak rock parçalarına dönüştürüyor. Moonlight Serenade ‘in diğer bir özelliği ise Carly Simon’un You’re So Vain ve Haven’t Got Time For The Pain gibi şaheserlerinden tanıdığımız eski dostu, prodüktör Richard Perry (lakabı hit prodüktörü) ile tekrar çalışmış olması. Görünen o ki, ikilinin hala standartları yüksek.

Bundan önceki cover albümlerinde daha çok pop ve güncel parçalara yer veren sanatçı bu defa Cole Porter’dan, Glenn Miller’a, George ve Ira Gershwin’den Viktor Young’a, Jerome Kern’den Sammy Cahn’a, Lorenz Hart’dan Mack Gordon’a kadar çok geniş bir yelpaze içerisinde, Amerika’nın en saygın şarkı yazarlarının eserlerine el atmış. Bu da doğal olarak albümün kalitesini arttırmakta. Üstüne bir de Carly Simon’un dumanlı sesi eklenince, elinizde tuttuğunuz disk değerli bir cevhere dönüşüyor. Albüm de yok yok ve her eser birbirinden kaliteli, kısacası tek bir parça bile kötü değil. I’ve Got You Under My Skin, I Only Have Eyes For You, In the Still of the Night, My One and Only Love, The More I See you, Let It Snow, My Foolish Heart ve How Long Has This Been Going On gibi ölümsüzleşmiş eserleri başarıyla yorumlayan sanatçı samimiyeti ile dinleyeni kucaklıyor. Kendine has bir yorumlama stili olan sanatçı, ilk dinleyişte alışkın oldukları kalıpların dışına çıkacakları için bazılarını rahatsız edebilir, ancak mecburen albüm tekrar tekrar dinleneceği için bu düşünce kalıcı olmayacak. Her şeye rağmen yine de bu albüm herkes için değil, onu baştan belirtmek gerekir. Bu eserleri sayısız defa yorumlayan eşsiz sanatçıların yanında elbette Carly Simon’ın yorumları bir ayrıcalık kazanmıyor ama şuna emin olabilirsiniz ki, uzun zamandan beri böyle standardı yüksek, keyifli bir yorum albüm dinlememişsinizdir.

Yılbaşı geldi, sıcak evimizde, elimizde içkilerimiz ve müzik setinizde sizi hayali bir balo salonunun bir ucundan diğerine eşinizle savuracak, Moonlight Serenade. ..

Originally posted 2009-12-24 17:28:54. Republished by Blog Post Promoter

Photos on flickr

Tikabasamuzik Tumblr

    http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17109213760http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17087773585http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/16923390130http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/16857634203

Better Tag Cloud