1635 yılında Batı Afrika’dan yola çıkan tıka basa kölelerle doldurulmuş olan iki İspanyol gemisi, Karayip Adalarının St. Vincent adacığının açıklarında sulara gömüldü. Batıktan kurtulanlar kıyıya çıktığında, yerli Karayiplilere karışarak yeni bir kültür ve dil oluşturdu. Daha sonra gelen sömürücü, esaret zihniyetli İngiliz kolonilerine direnince, bu kabile Orta Amerika’ya sürüldü, yıl 1797. Bu kabilenin günümüz uzantısına Garifuna adı veriliyor. Bu insan topluluğu Honduras, Nikaragua, Guatemala ve Beliz ülkelerine yayılmış durumda.
Garifuna kabilesinin müziğini dünyada önemli yer yere taşıyan Andy Palacio’nun 19 Ocak 2008 tarihinde aramızdan ayrılması sonucu bu kulvardan uzun süre ses çıkmayacağı düşünülüyordu. Ancak bu uğurda ter döken yapımcı Ivan Duran’ın farklı düşünceleri vardı zira bu ileri görüşlü müzik adamı, Andy Palacio’nun açtığı patikayı daha ileriye götürmeye kararlıydı. Ivan Duran, salsa ve merengues gibi tarzlardan uzak olan ve her şeye rağmen otantikliğini koruyan Garifuna müziğini kabilenin kadın sanatçılarından oluşan bir grup kurarak devam ettirmeye karar verdi. Honduras, Guatemala ve Beliz’de yaşayan Garifuna kabilelerinden toparladığı kadın sanatçılar ile stüdyoya giren yapımcı, kısa bir süre ve yoğun bir emekten sonra karşımıza “Umalali: The Garifuna Women’s Project” adı altında heyecan verici bir müziksel şölen ile çıktı.
Keskin bir dokunaklığa sahip olan albüm, Garifuna kabilesi içerisinde kadınların sosyal, kültürel ve ruhsal yaşamlarını müziksel olarak ele alıyor. Yakalayıcı ritimler ve sözler sayesinde üç kuşaktan gelen bu kadınların kabile içerisindeki konumları ve günlük yaşamları ele alınıyor. Ivan Duran için Garifuna müziği var olmaya çalışan egzotik bir kültürden öte dünyamız ile birebir örtüşen, yaşayan bir gelenek. Bu da albümün ilk parçasından itibaren kendini gösteriyor ve dinleyeni dünyasına çekiyor. Garifuna kabilesinin etnik ve antropolojik yansımasını müziksel olarak ele alan albüm, geleneksel ezgilere çağdaş bir düzenleme vererek Garifuna kültürünün korunmasını bir yana bırakarak bu kültürü dünyaya tanıtmaya doğru ilerliyor. “Umalali” günümüz Garifuna kabilesinin gerçeklerini yansıtan bir çalışma.
Andy Palacio’nun mirasını sürdürmekte kararlı olan “Umalali”, kadınların etkin vurgulu vokallerini akustik düzenlemelerle ön plana çıkarıyor. Sanatçı kadınlar tarafından bestelenen on iki parça, iki yüz farklı bölgeden gelen kayıtlar ve yedi yıllık bir emeğin meyvesi. Çoğu parçalar tarlalarda, mutfaklarda ve oturma odalarında kaydedilmiş. Kısacası Garifuna kabilesinin kültürünü yaşatan kadınların yaşama alanlarından kopuk gelen ezgiler Duran’ın bakış açısıyla yakalanmış. Parçaların ana teması baskıcı aile ortamları, günlük hayatın karmaşası ve beklenmedik ölümler.
Daha önceden hiçbir stüdyoya adım atmamış, hatta profesyonel olarak bir sahneye bile çıkmamış kadın sanatçılar ile çalışan Ivan Duran, hiç zorlanmadan doğal samimiyeti yakalayıp, Garifuna kültürünün asıl taşıyıcıları olan bu kadınları bir araya getirmiş. “Umalali” birbiri ile etkileşim içerisinde olan parçalardan oluşan, Any Palacio’nun “Watina” ile yükselttiği çıtayı daha bir üst seviyeye taşımaya aday olan bir çalışma.
Afrika ritimleri, korosal, büyüleyici vokaller, melankolik ritimler ile “Umalali” dinleyeni farklı bir algılama boyutuna taşıyabilen bir yapıya sahip. Sofia Blanco tarafından seslendirilen açılış parçası ‘Nibari’ (Benim Torunum), dinleyeni kendinden geçen bir müziksel şölene sürüklüyor. Epik periyodik ritimleri, duygusal müziksel öyküleri, çok yönlü melodiler bu albümün en önemli unsuru. İlk dinleyişte “Umalili” büyüleyici bir Afrika müzik şöleni izlenimi veriyor ancak albümü dinledikçe toplumsal Afrika otantikliği, derin bir sürgün üzüntüsü ön plana çıkıyor. Albümde yer alan her parça bir cevher niteliğinde, özellikle sanatçıların, kayıt mekanlarının, şarkı sözlerinin İngilizce tercümelerinin, Garifuna Kabilesi’nin göç haritasının yer aldığı 36 sayfalık kitapçık eşsiz bir ansiklopedi. Şatafatlı, keyifli duygusallığa sahip olan ‘Hattie’, ‘Afayahadina’ adlı parçalar albümün en dikkat çekenleri arasında. Bir kralın trajedisinin anlatıldığı ‘Uruwei’, yaşlılığı ormanlarda karşılamanın hüznünü ele alan blues menşeli ‘Lirun Biganute’ diğer önemli parçalar arasında.
Andy Placio’nun ölümü hiç beklenmedik bir anda geldi ve onun bıraktığı boşluğun muazzamlığını fark etmemiz daha çok zaman alacak ancak ne mutlu ki “Umalali” bu boşluğu biraz olsun dolduruyor. Öte yandan daha bu kulvarda ne tür cevherlerin olduğunun bir yansımasını sunuyor… Hiç kuşkusuz “Umalali” kadınların Garifuna kültürünün yaşamasında sarf ettikleri emeklerin bir araya toparlandığı göz ardı edilemeyecek kadar önemli bir müziksel şölen.
İnsanların gün geçtikçe kendi gölgelerinden bile korktukları bir dünyada Prince tek kelime ile ayrıcalıklı. Adam her istediğini, istediği gibi yapıyor. Örnek vermek gerekirse:
İlk beş albümündeki tüm parçaları yazdı, besteleri ve yapımcılığını üstlendi.
Daha insanlar uykularındayken, Prince, 1980′lerde kırmızı bikini ile sahnelere çıktı, gitarını yedi ve sahnedeki yatağı ile sevişti. Ve buna rağmen konserdeki tüm kadınların “ah bu herif benim olsa” şeklinde hayallere sürükledi. • Purple Rain filmini dışarıdan hiçbir etki/yardım olmadan kendisi çekti. Stüdyo filmin piyasaya sürülecek kadar iyi olduğunun bile farkında değildi ve onun için rafa kaldırdı. Ancak bir gün San Diego’da bir ön gösterim sırasında filmi gören birisi stüdyoyu arayıp “altına tosladınız” diyene kadar.
Prince tam bir stüdyo virtüözü. Söylentilere göre şu an 800 tane albüm kaydı tamamlanmış ve kataloglanmış. Sadece gün ışığını görecekleri anı bekliyorlar.
Müzik piyasasının nasıl işlediğini fark edince, yanağına “Köle” yazarak sahneye çıktı, adını meşhur “sembol”e değiştirdi ve direkt internete yüklendi. Herhangi bir büyük baş müzik şirketi arkasında olmadan yine tonlarca albüm sattı.
Görüşünü yaptıktan sonra Prince adını geri aldı, Rock’n'Roll’un Hall Of Fame listesine girdi, “good-bye” adında bir geri dönüş turnesine çıktı ve satılan her bilet ile yeni albümünü hediye etti. Böylece yeni şirketi ile çıkarttığı “Musicology” yeni albümü haftalarca ilk on sırasına demir attı.
Söz konusu albüm adını Fiona Apple’nin ‘Spin’ dergisinde onu olumsuz bir şekilde eleştiren bir makalenin ardından gelen okuyucu mektuplarından esinlenerek yazdığı bir şiirden oluşuyor. Albüm adının inanılmaz uzunluğuyla, bekleneceği üzere Guiness Rekorlar Kitabına girmiştir. Huzurlarınızda söz konusu albümün adı:
When the Pawn Hits the Conflicts He Thinks like a King What He Knows Throws the Blows When He Goes to the Fight and He’ll Win the Whole Thing Fore He Enters the Ring There’s No Body to Batter When Your Mind Is Your Might So When You Go Solo. You Hold Your Own Hand and Remember That Depth Is the Greatest of Heights and If You Know Where You Stand. Then You’ll Know Where to Land and If You Fall It Won’t Matter, Cuz You Know That You’re Right.